Bu haber kez okundu.

Yurtlarındaki çocuklar okulda ayrımcılık yaşıyor
 Umay Aktaş Salman
"14 yıl yuva ve yetiştirme yurdunda kaldım. Okula, 'Resmi Hizmete Mahsustur' yazılı bir servis ile gidiyor ve okuldaki tüm çocukların bakışları ile otobüsten iniyorduk. Bize acıyarak bakıyorlardı. Yurtta herkesin çamaşırı birlikte yıkanırdı. Kıyafetler birbirine karışırdı. Orta birinci sınıfa başladığımda bana büyük gelen bir üniformayı giydim. Pantolonumun belinde ip, lekeli bir kravat, büyük bir ceket vardı üzerimde. Yurtta hepimizin saçlarını kısacık traş ettikleri için saçım kısacık, ayakkabılarım top oynamaktan delikti. Sınıfta kimse beni yanına oturtmadı. Bana bir tabure verildi. Sınıfın karşısında bir köşeye oturdum. Türkçe öğretmeni geldi. 'Nedir bu halin senin, senin annen baban yok mu?' dedi. Hıçkırarak ağlamaya başladım. Tüm sınıf 'O yurtlu' dedi. Artık kimliğimi saklamaya, kirli-ütüsüz eşyalarım var ise o gün okula gitmemeye başladım."

Bugün 36 yaşında olan Orhan Yağcı'nın anlattıkları, yetiştirme yurtlarında kalan çocukların okul hayatında yaşadıkları ön yargı ve ayrımcılık örneklerinden sadece biri. Bu sebep, pek çoğunun başarısını düşürüyor, eğitimden soğumasına yol açıyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın 2014 verilerine göre koruma altındaki 14 bin 800 çocuk ve gencin yüzde 17'si eğitim sistemi dışında. İşe yerleştirme istatistikleri de, yetiştirme yurtlarından ayrılan gençlerin eğitim durumunun ilkokul ve ortaokul ile sınırlı olduğunu gösteriyor. Genç Dönüşüm Derneği Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'ndan yurttaki gençlerin işe yerleştirilme istatistiklerini talep etti. Bakanlığın cevabındaki verilere göre, 2014 ve 2015'te korunmaya muhtaç çocukların işe yerleştirilmesine ilişkin 3413 sayılı yasayla atanan 4 bin 178 gencin yüzde 72'si devlete yardımcı hizmetli olarak alındı. Yani temizlik görevlisi, çaycılık gibi işlerde çalışıyor. Sadece yüzde 28'i genel idari hizmet sınıfında, masa başında çalışıyor.

Yağcı'nın hikayesi çok şey anlatıyor

Hayatının 14 yılını yuva ve yetiştirme yurdunda geçiren Orhan Yağcı, 18 yıl önce yetiştirme yurdundan ayrıldıktan sonra temizlik görevlisi olarak çalışmaya başlayanlardan biriydi. Yağcı, temizlikçi olarak başlayan meslek hayatında açıktan liseyi ve üniversiteyi bitirerek memurluğa kadar yükseldi. Bursa Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü'nde çalışıyor şimdi. Onun hikayesi, eğitimle yetiştirme yurtlarındaki gençlerin hayatının nasıl değiştiğinin kanıtı. Yaşadığı ötekileştirme onun azmini artırdı. Ancak ona göre, kişisel başarı örneklerinden öte koruma altındaki çocukların eğitimi için yapılması gerekenler var.

"18'imde elimde paspas ile utanırdım"

Yağcı, yuva ve yetiştirme yurtlarında kalan çocukların eğitim hayatlarında yaşadığı sorunların, eğitime devam ve nitelikli işlere yerleştirilmeleri konusunda engel olduğunu anlatıyor. Yağcı, kendi gibi yurtta yetişmiş arkadaşları ile iki yıl önce Bursa'da Genç Dönüşüm Derneği'ni kurdu. Yetiştirme yurtlarından ayrılanlar ve halen yurtlarda koruma altında bulunan gençlerle ilgili çeşitli çalışmalar yapıyorlar. Gençlerin sadece hizmetli olarak çalışmamaları ve görevde yükselebilmeleri için onların devlet atama tercihlerine yardımcı oluyorlar. Yağcı, "Temizlikçilik mecburi kariyer olmasın" diyerek eğitimdeki sorunları şöyle anlatıyor:

"Yuva ve yurtlar, çalışanların yüzde 75'inin eğitimci olduğu yerler. Buna karşın burada kalan çocukların ortaöğretim ve üniversiteyi tamamlama oranları çok düşük. Yurttan ayrılan bir genç, 18-19 yaşında yardımcı hizmetler kadrosuna atanıyor. 19 yaşındaki bir çocuk eline süpürge, paspas verildiğinde utanıyor. İşten ayrılanlar, görevine gitmeyenler ya da görevini geç yapanlar oluyor. Ben de 18'imde bir okulda temizlikçiydim. Herkes okuldan çıktıktan sonra temizlik yapardım. Utanırdım çünkü, yaşları bana yakındı çocukların. Temizlik yaparken bir gözüm hep kapıdaydı, biri gelip de beni görecek mi diye. Yuva ve yurtlardaki çocukların eğitimde başarısız olmasının en büyük sebeplerinden biri ayrımcılığa uğruyor olmaları, aidiyet duygularının olmaması ve kendilerini birine karşı sorumlu hissetmemeleri. Çocuklar 'Benim dersim, okuyor olmam kimin umurunda?' diye düşünüyor. Önemsenmediklerini hissediyorlar. Okullarda öğretmenlerin kendilerince iyi niyetle yaptıkları söylemler ayrımcılığa neden oluyor. Para toplanırken, 'Yurtlular getirmesin' deniyor mesela. Törenlerde 'Yurtlular gelsin' diye anons yapıldığı bile olurdu. En kötü tarafı, 'Yurtlular şunu yapmasın, bunu yapmasın' derken hazırcılığa alıştırılıyorsunuz. Ben para ödemiyorum, bana acıyorlar. Sen de ajitasyona alışıyorsun. Çocuğun özgüveni ortadan kalkıyor. Yurtlarda öğretmenlerin 08.00 -17.00 mantığından çıkması lazım."

Yüzde 68'i "etiketlemeye maruz" kaldık diyor

Yuva ve yetiştirme yurtlarında kalan çocukların eğitimde yaşadığı sıkıntıları Etiketsiz Eğitim Projesi de gözler önüne seriyor. Yetiştirme yurtlarında büyüyen bir grup genç tarafından kurulan Hayat Sende Gençlik Akademisi Derneği bir çalışma yaptı. Önce devlet korumasında yetişenler, koruyucu aileler ve evlat edinenler, alanda çalışan uzmanlar ve öğretmenlerden oluşan 123 kişi ile görüşüldü.

Çalışmaya göre, devlet korumasında yetişmiş erişkinlerin yüzde 68'i okul hayatında etiketlemeye maruz kaldığını söylüyor. "Okullarla ilgili endişelendiğinizde, üzüldüğünüzde arayıp ulaşmaya çalıştığınız kişiler var mıydı?" sorusuna yüzde 64'ü "Hayır" diyor. Yüzde 27'si okulu terk ettiğini söylüyor. Yüzde 45 ise okul değiştirdiğini anlatıyor.

"Beslemeler prensesi, yetim fare..."

Yüzde 45'i "Etiketleme geleceğimin şekillenmesinde etkili oldu" diyor. Yüzde 45 ise okul değiştirdiğini söylüyor. Çalışmada çocukların okullarda karşılaştığı ayrımcı söylem örneklerine de yer veriliyor: "Yurtlular, yuva çocuğu, besleme, kimsesiz, yetim fare, bakımsız, beslemeler prensesi..."

Hayat Sende Gençlik Akademisi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Abdullah Oskay, gençlerin eğitimindeki sorunların çözülmesi için veli toplantılarının önemli olduğunu anlatıyor ve sorunları azaltmak için diğer önerilerini şöyle sıralıyor:

"Öğrencilerin veli toplantılarına birçok durumda kurumdaki personel tarafından katılım sağlanmıyor. Veli toplantıları çok önemli bir koruyucu faktör. Etkili bir kurum personeli - okul öğretmeni diyaloğu kurulmuyor. Rize Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü tarafından, gönüllülerle başlatılan Veli Edindirme Programı, önemli bir proje. Bu projeyle, koruma altındaki çocukların okul başarıları ve okuldaki uyum sorunlarıyla ilgili her çocuğa gönüllü bir veli atanıyor. Veli, çocuğun eğitim ortamındaki tüm sorunlarıyla ilgileniyor. Bu projenin ülke çapına yaygınlaştırılması gerekli. Geçtiğimiz yıl yürütülen ve koruma altındaki çocukların sorunlarının üstesinden gelinmesini amaçlayan Etiketsiz Eğitim projesi kapsamında, Öğretmen Akademisi Vakfı (ÖRAV) tarafından yüzlerce öğretmene eğitim verildi. Bu eğitim modülünün tüm öğretmenlere ve öğretmen adaylarına yaygınlaştırılması sağlanmalı. Korumada yetişen gençlerin, okudukları üniversite bölümlerine ilişkin pozisyonlara atanabilmeleri için mevzuatsal düzenlemeler yapılabilmeli."

Oskay, korumada yetişen gençlerin işe yerleşince, şehit ve gazi yakınları gibi görevde yükselmelerinin kolaylaştırılması gerektiğini söylüyor.

Kaynak: Al Jazeera
www.memurlar.net
BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber