Bu haber kez okundu.

Ünlü Oyuncu: Çocuklarımı Türkiye\'de büyütmem !

 

Siyasi gerilimlerden bunalan, öfkeli seslerden kaçmak isteyen herkesin dilinde aynı cümle : "Yurt dışına mı yerleşsek?" Masum kız rolleriyle tanıdığımız oyuncu Su Kutlu da ileride Türkiye'den ayrılmayı düşünüyor. Henüz 23 yaşında olmasına rağmen şimdiden üç yılını yurt dışında gezmeye ayıran Kutlu, gelecek hayellerin, yaşadıklarını, yeni dizisini Tempo Dergisi’ne anlattı.

 

Oyunculuğa nasıl adım attınız? 

Aslında tesadüfi oldu. Reklam filmi ile başladı. 2012’de Maximus reklamında oynadıktan hemen sonra dizi teklifi geldi. ‘Hayatımın Rolü’ne başladım. Benim için büyük bir şanstı. Güzel bir ekibimiz vardı ve çok eğitici bir setti. Sonrasında da çok şanslıydım. Hiç boşta kalmadım. ‘Ali Ayşe’yi Seviyor’, ‘Çalıkuşu’, şimdi de ‘Güzel Köylü’deyim. 

 

Oyunculuk eğitimi aldınız mı? 

İlk dizimde oyuncu koçlarım oldu. Eğitim almadım. Koçlarla ileride de çalışmayı düşünüyorum. Onu bırakın, üniversiteyi bile hâlâ okumadım. Ama tabii ki okuyacağım. Psikoloji okumak istiyorum, ama acelem yok. Açıkçası 40 yaşımda bile gidebilirim.

 

Psikoloji merakı nereden geliyor? 

Liseden beri psikoloji okumak istiyorum. Çünkü lisede mükemmel bir psikoloji hocam vardı. Tabii “Bunun için ne yaptın?” diye sorsanız, hiçbir şey yapmadım, sadece karar verdim. İleride okuyacağım. 

 

Yakın gelecek gibi mi görünüyor? 

Benim acelem yok ki. Herkes gibi, liseyi bitirdi, üniversiteyi kazandı, iş hayatına atıldı, sabah dokuz, akşam beş işe gitti, sonra evlendi, çocuk yaptı, arabasını, evini aldı gibi bir hayatım olsun istemiyorum. Bunlar benim tarzım değil. Kimseye de bir şey kanıtlamak zorunda olmadığımı düşünüyorum. Bu nedenle okurum, okumam. Psikolojiyi okuyacağım, ama psikoloji adına bir iş yapacak mıyım? Hayır. Sadece merak ettiğim, ilgim olduğu ve kendimi geliştirmek için...

Okula gitmemeniz sisteme bir başkaldırı mı? 

Olabilir, herkes farklıdır. Bana küçükken de “Çok asi” derlerdi. Hep hocalarla papaz olurdum. Beni kollayan çok az hoca ya da müdür vardı. Genellikle bana sinir olurlardı. Herkes gibi değildim, olmak da istemiyordum. Onlara göre bu çok yanlıştı, işin düzeni oydu ve herkesin öyle olması gerekiyordu. Fakat her insan özgür yaşamayı hak eder. 

 

Türkiye’nin eğitim sisteminde bu özgürlük yok mu? 

Mesela İskandinav ülkelerindeki sistemde, herkes kendi yeteneği doğrultusunda okuyor. Kendi istediği, okumaktan keyif aldığı dersleri seçiyor. Bizde öyle bir şey yok ki. Herkese aynı şeyler dayatılıyor. Bunu mantıklı bulmuyorum. Nice sanatçı kişilik -ben sanatçı değilim- matematik çalışmak zorunda olduğundan hayatı mahvoluyor. Örneğin bir arkadaşım çok güzel resim yapardı, eğitim sistemi yüzünden ressam olamadı. Bu tamamen Türkiye’de yaşamasıyla bağlantılı.

Okulla dizi arasındaki zamanı nasıl değerlendirdiniz? 

Gezerek (gülüyor). 18 yaşımda mezun oldum. Hiçbir zaman ders çalışabilen biri olmadım. Üniversite olayını hep erteledim. En sonunda reklam çektiğim sene dershaneye yazıldım. Reklamın üzerine dizi gelince dershaneye bile gidemedim. Sınava girmedim. Aradaki üç yıl boyunca çeşitli ülkelere gittim. 

 

 

Enteresan bir olay yaşadınız mı? 

O kadar değişik tiplerle karşılaşıyorsunuz ki, ağzınız açık kalır. Mesela İspanya’da gezerken, sokakta yatan bir adama rastladım. Elimdeki bira ile ona şerefe yaptım. O da İspanyolca “Oturmaz mısın?” dedi. Ben de İspanyolca bilmediğimi -kalıp olarak ezberlemiştim- söyledim. Mükemmel bir aksanla “O zaman İngilizce konuşuruz” dedi, kabul edip yanına oturdum. Adam bana Türkiye’nin politik durumundan girdi, tarih dersi verdi, sonra “Seninle konuşmak çok güzeldi” deyip, tatilim için öneriler verdi. Şaşkınlıklar içinde oradan ayrıldım. Bu tarz şeyler çok oluyor. Yeter ki insanlarla iletişim halinde olun. Onu kurabildikten sonra hiç beklemediğiniz kişilerden enteresan diyaloglar çıkıyor.

 
Yeni diziniz nasıl gidiyor? 
Set ekibimiz ve hocalarımız şahane. En büyük ablamı Simge Selçuk oynuyor. Onunla gerçekten abla-kardeş ilişkimiz var. Karakterim asosyal, zor bir kişilik. Köye gelince; köy hayatı ile birlikte hayata başka bir şekilde bakmaya başlayan bir karakter. Hayvanlarla dost oldum, Tarzan gibiyim. 
 
‘Genç kız’ rollerinden sıkılmadınız mı? 
Birazcık büyüsem fena olmaz (gülüyor). Çocuk gibi davranmak da keyifli. Mesela ‘Çalıkuşu’ dizisindeki ‘Michel’ karakterini oynarken müthiş keyif aldım. ‘Hayatımın Rolü’nde asabi bir genç kızdım, burada da biraz asosyalim. Fakat ‘Michel’ karakteri her zaman bana iyi geldi, sevimliliğini, saflığını, sıcaklığını sevdim.
 
 
Peki, bu kadar ülke gezdiniz, yerleşmeyi düşündüğünüz bir yer var mı, yoksa İstanbul’dan memnun musunuz? 
Onu hâlâ bulamadım. Ama bu benim için çok önemli bir şey, çünkü onu keşfettiğim zaman oraya yerleşeceğim. Şu ara İtalya sempatik geliyor, ama daha önce hiç gitmedim. Orada sanki bir şeyler olacak gibi görünüyor. 
 
Hayatınıza burada devam etmeyi düşünmüyor musunuz? 
Kesinlikle düşünmüyorum. 35’imden sonra kendimi yurt dışında görüyorum. Daha medeni bir yerde yaşamayı tercih ederim. Ben çocuğu çok severim, o yaşa geldiğimde de boy boy çocuklarım olsun isterim. Onları Türkiye’de mi büyüteceğim? 
 
Serli Kibar'ın röportajının tamamını, Emre Yunusoğlu'nun özel fotoğraflarıyla Tempo Dergisi'nin Eylül sayısında okuyabilirsiniz. 
 
Radikal
BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber