Bu haber kez okundu.

Her sabah sizi ayağa kaldıran şey nedir?

Düşünen canlı olarak insan, duygusal bir varlıktır. Beyin yapısı da onu diğer canlılardan farklı kılmaktadır ve gelişmiş bir insan beyninde 100 milyarın üzerinde nöron bulunur. Bu nöronlar ve sahip olduğu sinir sistemi aracılığıyla insan, tüm aktivitelerini gerçekleştirir. Onu üstün kılan en önemli aktivite ise düşünme becerisidir. Beyin yapısı insanın sahip olduğu bir lütuftur. Peki, herkes bu lütfun farkında mıdır?


Ekosistem içerisinde var olan canlıların tümü yaşamsal döngüye katkı sağlayarak bu zincirin bir halkası olmaktadır. İnsan da bu zincirin ucundaki kolye gibidir ve çoğu zaman kendisini zincirden ayrı hisseder, ayrı bir havası vardır, farklıdır o! Şımarık bir çocuk gibidir. Dünya onun için vardır ve var olacaktır! Tüm kaynakları tüketme ve her alana yayılma hakkına sahiptir. Kendini, Dünyanın sahibi olarak görmektedir ve buna direnecek başka bir canlı türü de yoktur.


Ee kolay değil 100 milyar nöron olunca hakkını da vermek gerekir. Hayır, say desen sayamaz da ama varlığı onu rahatlatır ve bu rehavet içerisinde yaşantısına devam eder.


100 milyar nöron… Dile kolay!


“Kısıtlı nöronlarıyla” tüm canlılar mütevazı ve yaşamsal bir saygınlık içinde hayatlarını sürdürürken, insanın Dünyayı yok edecek işler yapıyor olması, diğer canlıları hiçe sayması ise beynini ne kadar ve ne amaçla kullandığını da göstermektedir. O halde fazla nöron zararlıdır ya da insanlar bunu hazmedecek olgunlukta değiller diyebiliriz. Asla yetinmeyi bilmeyen, doyumsuz bir canlı olan insan, sürekli sahip olmadıklarının peşinde koşarak hayatını sürdürür. Bu son derece isterik bir duygudur ve bu dürtü ile sabah kalkarak akşamı eder. Elbette bu durum ihtiyaçlara göre şekillenir, yani öncelikler ve eğer yaşamsal ihtiyaçlar varsa önce bunlar giderilir, bunlar tamamsa diğer isteklere geçilir. Yani durum asla değişmez mutlak bir sahip olma isteği vardır. Çoğu insan tüm ömrünü bu şekilde geçirir ve sürekli kendini ikna edecek bir fikir yapısına sahip olur.


Basit bir yaşam sürdüren diğer canlılar, bunu, biyolojik yapıları daha fazlasına el vermediği için zorunlu olarak yaşamaktadırlar. Daha gelişmiş bir canlı olan insan ise bu gelişmişliğini çoğu zaman yönetememekte, basit ihtiyaçlar için bile karmaşık bir zihin yapısına bürünerek birçok konudan, ana temadan ve özden uzaklaşmaktadır. Tüm bu karmaşık yapı içinde ise ömrünün sonuna doğru sorgulamalara başlar. Asıl, nöronlar ona şimdi lazımdır ama şimdi de sağlığı, birçok şeyi yapmasına izin vermemektedir. Bu da onun için son derece ironik bir durumdur ama iş işten geçmiştir artık. O da deneyimlerini diğer insanlara aktarmak için çaba sarf eder ama nafile! Kulaklar onun sözlerine kapalıdır ve o, kendi gençliğini düşünür. Çünkü o da geçmişte kulaklarını bu tür sözlere kapatmıştır.

Amerikalılar yaşamak için çalıştıklarını, Japonlar ise çalışmak için yaşadıklarını söyleseler de İnsan günlük yaşantısı içinde çoğunlukla rutin bir hayat sürer. Coğrafyalar bu rutinin şekillenmesinde önem taşır. Örneğin; Akdeniz ülkelerinde yaşayanlar daha rahat, kuzey ülkeleri ise daha disiplinli bir yaklaşım içindedir. Ancak iklim ve coğrafya dışında insan toplulukları kültür yapıları bakımından da farklılıklar gösterir.


İster yerleşik olsun ister göçebe, tüm insanların sabah kalkmak için bir nedenleri vardır. İşte bu neden insan hayatı için son derece önemlidir.


Saat çaldığı için zorunluluklarla kalkarak güne başlayan ve bunu sürekli yapan bir kişinin enerjisinin ne olacağını hepimiz biliriz. Çoğu zaman ne yaptığının bile farkına varmadan günü tamamlar. Gün tamamlanmış, akşam olmuş ve günün yorgunluğu tüm bedeni ve beyni sarmıştır. Ertesi gün ve diğer günler de aynı rutinle geçer ve bu sıradanlık tüm yaşam boyu da devam edebilir.


Bu mudur? Böyle mi olmalıdır? Hayır, hayatın anlamı bu olmamalıdır… Bunun için dünyaya gelmiş olunamaz! Olumlu bir enerji ile güne başlamak ve yaşama değer katmak gerekir.


 İnsan hayatının içinde ve / veya sonunda, ürettiğini ve hayata kazandırdıklarını sorgular, yanıtlar arar. Tüm hayatını sadece para kazanmak, mal mülk edinmek için geçiren kişiler yaşlanınca kazandıklarını da bu sefer kaybettikleri sağlıkları için harcarlar. Herkes için böyle olmasa bile durum genel olarak bu çerçevede gelişir. Gerçi para kazanmak için sabah kalkmakta, insan için bir motivasyondur ancak belirtmeye çalıştığım bu değildir. Yani insan, aklını ve becerilerini sonradan vazgeçeceği bir şey için neden harcasın. Bu hiç mantıklı değil.


Antik Yunan filozofu Aristotales’e göre “Arzu öyle bir şeydir ki, hiç doymak bilmez; birçok insanın hayatı, arzuları doyurma yollarını aramakla geçer.”


Başka bir şeyler gerekiyor… Hayatı anlamlı kılmak, yaratıcı olmak,  üretmek, geleceğe olumlu izler bırakmak ve karşılıksız paylaşabilmek. İşte, belki de en önemlisi, en büyük yürek isteyen kısmı da bu. Üreterek, bunu çıkar beklemeden başkalarına sunabilmek. Bu zihin yapısına sahip olan insan, sabah olmasını iple çeker. Gün onun için yeni umutlar ve yeniliklerle doludur. Öğrenme, düşünme, yaratma ve üretme isteği onu ayağa kaldırır. İçi içine sığmaz. Koşarak güne başlar, diğer insanların varlığı, söylemleri, hırsları onun için doğadaki diğer canlıların vızıltıları gibidir. Ne söylenirse söylensin o, sadece amacına odaklanmıştır. Bunu gerçekleştirmek için de tüm nöronlarını kullanır. Onun için başarı, üretmek ve paylaşmaktır. Gününü ve gecesini, bu ideal için geçirir ve beklediği karşılık ise sadece, paylaştıklarının bir değer olması ve işe yaramasından başka bir şey değildir. 


Fransız yazar ve Varoluşçu düşünür, Jean Paul Sartre, 1964 Yılında kendisine verilmek istenen Nobel Ödülünü geri çevirmiştir. Sanırım birçok insana göre bu tavır, anlamlı değildir. Belki de son derece züppe ve kendini beğenmiş bir yaklaşım olarak değerlendirilmiştir ve değerlendirilebilir. Ama bence daha ince düşünmek ve daha derinlere inerek bakmak gerekir ve bakan kişi ile bakış açısına göre de her şey değişecektir.


Olabildiğince az çöp çıkartan, temiz enerji kullanan, çevresini kirletmeyen, tüm canlıların yaşam haklarına saygı gösteren, okuyan, okuduğunu anlayan, üreten, açık fikirli, ahlâklı ve emeğe saygı gösteren bir insansa bakan kişi, o derine de inmeden her şeyi görecektir. Sadece tüketen, başkalarının emeğini hiçe sayan ve onlarla beslenen, sadece eleştiren, okumayan, okuduğundan da bir şey anlamayan aslında kısacası sadece fotosentez yapan biri ise durum elbette değişecektir. İşte o ne kadar bakarsa baksın tavukkarası ve bir perde iner gözüne, göremez ve görmek de istemez. Bu zihin yapısındaki bir insan 100 yıl sadece bu idealler için yaşasa ve ona 100 yıl daha yaşama şansı verilse ne değişir ve neyi değiştirir ki?


Ziyan olan nöronlar!


Her canlı hayatta bir iz bırakır. Ne tür bir iz bırakacağınız ise size bağlıdır. Karar sizin!

 

 .egitimajansi.com


BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber