Bu haber kez okundu.

Finli Öğretmenleri Bu Kadar Özel Kılan Nedir?

Yeğenim Finlandiya’daki okulunu bitirirken, en çok istediği şey bir ilkokul öğretmeni olmaktı. Öğretmenliğe ve öğretmeye duyduğu büyük ilgiye rağmen Helsinki Üniversitesi’ndeki bir öğretmenlik eğitimi programına katılmayı başaramadı. Çok zeki ve parlak biriydi, ama yeterince nitelikli sayılmadı.

Bu alışılmadık bir durum değil. Finlandiya’daki üniversiteler, tıpkı yeğenime yaptıkları gibi, tekrar denemeleri ya da başka bir şey okumaları için başvuranları düzenli olarak geri çeviriyorlar. Daha gelişmiş ve araştırma-tabanlı bir derece sağlayan Finlandiya ilkokul öğretmenliği eğitim programları, genç Finliler arasında o kadar popüler ki her yıl başvuranların sadece 10′da 1′i bu programa kabul ediliyor. Bu şanslı öğrenciler, kendi sınıflarında ders verme yetkisine kavuşmadan önce 5 ila 6 yıl boyunca okumak zorunda.

Finlandiya’da öğretmen olmak için verilen bu zorlu yarışın, iyi öğretmenliğin ve dolayısıyla öğrenci başarısını geliştirmenin anahtarı olduğunu düşünenler var. Katı kabul sisteminden, başvuranların sadece yüzde 10′u geçtiği için, diye devam ediyor hikaye, işin sırrı yeni öğretmenleri mevcut aday üst diliminden seçmek. Bu, pek çok hükümetin ve organizasyonun, en iyi ve en parlak yetenekleri öğretmenlik mesleğine almak için yeni yollar bulmalarına sebep oldu.

Zeki ve genç üniversite mezunlarını birkaç yıllığına öğretmenlik yapmaları için “tuzağına düşüren” hızlandırılmış öğretmenliğe hazırlık girişimleri hızla yayılmaya başladı. Zeki insanlardan daha iyi öğretmen olur… Olur mu gerçekten?

Peki, Finlandiya’da ilkokul öğretmeni olmak için seçilen ve yeğenimin önüne geçen bu insanlar kimdi? Helsinki Üniversitesi’ne seçilen birinci sınıf öğrenci topluluğunun akademik profiline daha yakından bakalım isterseniz. Giriş testinin iki aşaması bulunuyor. Bütün öğrenciler ilk olarak ulusal bir yazılı teste giriyor. Buradaki en iyi performansı gösterenler, üniversitenin spesifik yetenek testine girmek üzere ikinci aşamaya davet ediliyorlar. Helsinki Üniversitesi’nde, kabul edilen 120 öğrencinin yüzde 60′ı, giriş testindeki puanlarının ve lise eğitimlerini bitirmek için verdikleri konu sınavlarından aldıkları notların bir kombinasyonuna göre seçildi. Öğrencilerin yüzde 40′ı ise sadece giriş testinden aldıkları puana göre eğitim hakkı ile ödüllendirildi.

Geçtiğimiz ilkbaharda 1,650 öğrenci, Helsinki Üniversitesi’ndeki bu 120 kişilik kontenjan için yarışmak amacıyla ulusal yazılı teste girdi. Başvuranlar, lise mezuniyet diplomalarını almak için girdikleri konu sınavları için bir ile 100 arası değişen notlar aldılar. Kabul edilen öğrencilerin 4′te 1′i, akademik beceride en üstteki yüzde 20′nin içinde olanlardan geliyor. Bir diğer çeyrek ise alt yarıdakiler arasından geliyor. Bu, öğrencilerin yarısının 51 ile 80 not aralığında ölçülen akademik beceriye sahip oldukları anlamına geliyor. Yani onlara akademik olarak ortalama diyebilirsiniz. Yani Finlandiya’nın akademik olarak “en iyi ve en parlak” öğrencileri öğretmen olmak için aldığı fikri sadece bir mitten ibaret. Gerçek şu ki, bu öğrenci topluluğu çok çeşitli bir akademik başarı yelpazesini temsil ediyor ve bu bilerek böyle seçiliyor.

Eğer Finli öğretmen eğitimcileri, öğretmenlik kalitesinin akademik beceriyle ilişkili olduğunu düşünüyor olsalardı, benim yeğenimi ve onun gibi üstün okul performansı olan pek çok akranını kabul ederlerdi. Aslında Helsinki Üniversitesi, kolayca en iyi ve en parlak olanları seçebilirdi ve tüm yeni öğrencilerinin hayranlık uyandıran notları olan öğrenciler olmalarını sağlayabilirdi.

Ama bunu yapmıyorlar. Çünkü öğretme potansiyelinin çok farklı insanlar arasında gizli olduğunu biliyorlar. Örneğin genç sporcular, müzisyenler ve gençlik liderleri, genellikle en iyi akademik performanslara sahip olmadan da harika öğretmenlerin karakter özelliklerini gösterirler. Finlandiya’nın bize anlattığı şey şu aslında: Öğretmenlik mesleğine “en iyi ve en parlak” olanı almak yerine, temel öğretmenlik eğitimini, öğretmeye doğal bir tutku duyan genç insanların içindeki en iyiyi ortaya çıkaracak şekilde tasarla.

Öğretmenlik mesleği, dünyadaki eğitim reformcuları arasında çok moda olan bir konuya dönüştü. İngiltere’de David Cameron’dan en aşağıya kadar bütün politikacılar, eğitimi geliştirmenin yolunun daha zeki insanları öğretmen olma konusunda cezbetmekten geçtiğini tartıştı. OECD ve McKinsey & Company, Pearson’dan Michael Barber ve bugün Rupert Murdoch’un dev medya şirketi News Corporation’da çalışan eski New York eğitim müdürü Joel Klein, bir eğitim sisteminin kalitesinin, öğretmenlerinin kalitesinin ötesine geçemeyeceğini iddia etti. Oysa bunların hepsi birer mittir. Kanıta ve bilgiye dayalı eğitim politikalarından ve reformlarından uzak tutulmalıdır.

İleriye doğru atılacak en iyi adım, akademik olarak en iyi olan öğrencilerin mutlaka en iyi öğretmenler olamayacağını kabul etmektir. Başarılı eğitim sistemleri, yaşam boyu öğretmenlik yapacak en doğru insanları bulmakla daha fazla ilgilenirler. Peki, yeğenime ne oldu dersiniz? Tekrar başvurdu ve bu kez başardı. Yakın bir zaman önce mezun oldu ve şimdi hayat boyu öğretmenlik yapacak. Tıpkı üniversitedeki diğer sınıf arkadaşları gibi.

Bu yazı LİKYA DANIŞMANLIK tarafından desteklenmektedir.

logo

 

 

 

Kaynak: http://www.theguardian.com/education/2015/mar/31/finnish-teachers-special-train-teach

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber