Bu haber kez okundu.

DEVRİLEN BİR ÇINAR: CENGİZ AYTMATOV

 

 

İthaf ve Giriş

 

Son birkaç yılda kayan yıldızları düşündüm de yüreğim titredi: Cengiz Aytmatov, İlhan Berk, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Bahtiyar Vahapzâde, Prof. Dr. Reha Oğuz Türkkan, Prof. Dr. Doğan Aksan, Dilaver Cebeci, Ziya Bakırcıoğlu, Alev Surûrî, Nezihe Araz, Yücel Çakmaklı, Gazanfer Özcan, Kemal Çapraz, Fethi Naci, Suna Pekuysal, Metin Serezli, Metin Kaçan, Tekin Akmansoy, İsmet Kür, Ahmet Mete Işıkara, Toktamış Ateş, Cemil Özeren, Burhan Doğançay, Erol Günaydın, Baykal Kent, Neşet Ertaş, Erdoğan Tuncel, Meral Menderes, Hulki Aktunç, Ali Cağaloğlu, Müşfik Kenter, Ülkü Adatepe, Ayten Alpman, Mustafa Şerif Onaran, Turgut Özakman…

 

Gözümüzden kaçanlarla belki sayı 50’ yi geçer. Hepsiyle ilgili yazmamız mümkün değil. Kendi alanım ve büyük bir şahsiyet olması itibarıyla dilimiz döndüğünce Cengiz Aytmatov’ u anlatmaya çalışacağız. Kulak verelim altı sene önce bugünlerde uçmağa varan, bozkırdan haykıran Manas’ a…

 

Bozkırda Yeşeren Çiçek 

 

’’Benim babam devrim düşmanıydı, cezası verildi. Ondan nefret ediyorum!’’ diyerek büyütüldü Stalin okullarında. Her akşam eve geldiğinde bunları söylediği için ağlıyordu. Aytmatov’ u anlamak istiyorsak yetiştirildiği ortamı iyi bilmemiz gerekiyor. Aytmatov’ un çocukluk ve gençlik dönemleri Türkistan İsyanı, Bolşevik Devrimi ve II. Dünya Savaşı’ na denk gelir. Kırgızistan’ da yokluk hayatla atbaşı gider. Bir de Rus baskısı eklenirse Aytmatov kimliğini oluşturan şartları daha iyi anlayabiliriz. 9 yaşında babasını kaybetti. Törekul Aytmatov, Kırgız aydınıydı; Stalin, Kırgız kimliğini silmek için tüm Kırgız aydınlarını ya işkenceyle öldürtüyor ya da Sibirya’ ya sürüyordu. Babası götürülmeden ailesine Talas’ a gitmelerini istedi. Çünkü Ruslar kamplara topladıkları kadınlara tecavüz ediyor, gençleri ve aydın Kırgızları yargılıyor, kurşuna diziyor, hunharca öldürüyorlardı. Baba hasreti, vatan sevgisi ve Kırgız milliyeti yüreğinde böyle yer etti.

 

İlkgençlik yıllarında patlak veren II. Dünya Savaşı sebebiyle yakınında yöresinde kim varsa cepheye götürüldü, köyde savaş mektuplarını okumak genç Aytmatov’ a düşüyordu. Sıla hasreti, sevgiliye özlem, savaş ve Kırgız Türklüğünün acısı yüreğine bu mektuplarla yerleşti.

 

Moskova’ ya okumaya gittiğinde Türk olduğu için Rusların aşağılamalarına maruz kaldı. Ruslar; Türkleri kaba, köylü, cahil insanlar olarak görüyordu. Evrensel insan sevgisini böyle geliştirdi.

 

Gorki Edebiyat Enstitüsü’ nde iki yıl yazarlık eğitimi aldı. Sovyet Yazarlar Birliği’ ne kabûl edildi ama Kırgız Yazarlar Birliği Aytmatov’ u edebiyatın dışında biri olarak değerlendirdiği için birliğe kabûl etmedi. Yılmadan mücadele etmeyi öğrendi.

 

Yerelden Evrensele

 

Yahu nasıl oluyor da bir Kırgız dünya çapında roman yazabiliyor, demeyin! Yokluk, sefâlet, acı, mücadele içinde büyüdüğü şartlar; Aytmatov’ u yarattı. Her zaman Kırgız Türk’ ünün acılarını yazdı. Onun bütün romanları, Kırgız milletinin kaderinden kotarılmış metinlerdir. Aytmatov’ un diğer, en büyük kaynağı 500.000’ i aşkın beyitten oluşan, 12 yılda derlenebilen Manas Destanı’ dır. Ben yerelden evrensele bu kadar başarıyla ulaşmış başka Türk yazar tanımıyorum. Aytmatov’ dan hâricinde bu ölçüde büyük romancımız maalesef ki yok. Dünya edebiyatında da Aytmatov’ la aynı zorlukları yaşamış başka romancı yetişmemiş. 17 Nisan’ da kaybettiğimiz Gabriel Garcia Marqeuz, belki bu yönüyle Aytmatov’ a benzer. Aslen gazeteci olan Marquez de romanlarını yerel çevreden derlediği olaylara dayandırır. Hatta o kadar ki nenesinin anlattığı hikâyeleri bile romanlaştırmıştır. (Ör: Aşk ve Öbür Cinler) Yerelden evrensele ulaşmış başka bir sanatçıya örnek verecek olursak o da hiç kuşkusuz Vincent van Gogh olmalıdır. Komşusunun buğday tarlasını, gökyüzünü, kasabasını çizerek yerel değerlerini evrensele ulaştırabilmeyi başarmıştır. Görüldüğü gibi yerel ve millî olmayan hiçbir değer evrensel olmaya aday olamaz. Bizde maalesef bunun bilinci halen oluşmadı. Türk romanı yıllarca İstanbul’ a sıkıştı kaldı hatta Türk şiiri bile. Tüm divan ozanları saray ve çevresinde yaşanan hayatı anlattılar. Romanda da durum farklı değil: Hüseyin Rahmi’ ye kadar İstanbul’ un varoşlarını yazamadık. Belki yarım asır, Boğaz ve çevresinde yaşayan beyaz Türkleri hikâye ettik. Aşkımemnû gibi çarpık hayatları okuduk ve izledik. O yüzden ben Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı ve sonrasını çok önemsiyorum. Edebiyatımızı İstanbul’ dan çıkarıp milletle buluşturdular. Zeyyat Selimoğlu ile Karadeniz’ e, Yaşar Kemal ve Orhan Kemal’ le Çukurova’ ya, Tarık Buğra’ yla Akşehir’ e, Samim Kocagöz ile Ege’ ye, Ömer Polat ve Mehmet Uzun ile Doğu/Güneydoğu Anadolu’ ya, Fakir Baykurt ile benim de doğduğum Teke Havalisi’ ne yani Akdeniz’ e taşındı. Aytmatov’ un Kırgız bozkırlarında 50-60 sene önce tek başına keşfedip başardığını biz yeni yeni anlıyoruz. Bu açıdan bakılırsa Kırgız edebiyatı ve roman dünyası açısından Aytmatov’ un ne denli büyük bir kalem olduğunu anlayabiliriz.

 

Selvi Boylum Al Yazmalım

 

Ali Özgentürk’ ün uyarlaması, Cahit Berkay’ ın muhteşem müziği, Kadir İnanır-Ahmet Mekin-Türkan Şoray’ ın harikûlâde oyunculukları ve Atıf Yılmaz’ ın muhteşem yönetimi… Hanginiz izlemedi, diye sormuyorum. Kaç defa izlediniz, diye soruyorum. Ben şahsen hatırlamıyorum, muhtemelen 20’ yi geçmiştir, her karesi ezberimde bitmemiş türkünün…

 

Aytmatov’ un birçok romanı sinemaya uyarlandı. Şöhretinin hızlı yayılmasında bunun da büyük etkisi oldu. Kırgızlar o dönemde destan devrini yaşıyorlardı. Manas dışında Kırgız edebiyatına dâhil edebileceğimiz neredeyse hiçbir eser yoktu. Aytmatov, Kırgız dilini evrensel edebiyat dilleri arasına soktu. Kaç sene öteye taşıdı, diye soracak olursak Orhan Pamuk’ la yetişemeyeceğimiz kadar ileriye taşıdı.

 

Dünyanın En Güzel Aşk Hikâyesi

 

’’Evet, bence bu, dünyanın en güzel aşk hikâyesidir. Villon’ un, Hugo’ nun, Baudelaire’ in, kralların ve devrimlerin Paris’ inde, ressamların yüzyıllık Paris olmakla övünen her taşı ya bir tarihi ya da bir efsaneyi hatırlatan şu Paris’ te, bir şarkıda dendiği gibi öyle çok âşık yaşamış ki hangisini alacağımı bilemiyorum. Her şeyi görmüş, geçirmiş, okumuş şu Paris’ te Werther, Berenice, Antonie ve Kleopatra, Manon, Lescaut, Education, Sentimantale, Dominique hepsi birdenbire gözümden düşüverdi. Romeo-Juliette’ in de artık anlamı yok; Paola ve Francesca’ nın da Hernani ve Dona Sol’ un da… Çünkü ben Cemile’ yi okudum.’’

 

1959’ da yazdığı ’’Dünyanın En Güzel Aşk Hikâyesi’’ başlıklı makalesinde Louis Aragon, Cemile’ ye böyle övgüler yağdırıyordu. Aytmatov henüz 30 yaşındaydı. Şu an elimde Aytmatov’ un Aragon’ un ’’Dünyanın en güzel aşk hikâyesi…’’ olarak nitelendirdiği eseri, Cemile var. Cemile’ ye diğer eserlerinden daha fazla yakınlık duyuyorum. Orijinal konusu ve olay örgüsü bakımından tek kelimeyle onun ihtişamını anlatan muhteşem bir başyapıt…

 

Eleştiri Etiği

 

Adını hatırlayamadığım Batılı yazarlardan biri, galiba Fransız’ dı, verdiği röportajda ’’Tanrı, Rusça’ yı roman yazılsın diye yarattı.’’ itirafında bulunur. Özellikle Rus edebiyatı birbirine el veren yazarlar silsilesinden oluşur ve hepsi birbirini yüceltmekten geri durmamıştır. Örneğin Dostoyevski “ Puşkin, bizim peygamberimizdir.”; Gogol, “Puşkin, olağanüstü bir olaydır.” der. Bizde yıkıcı eleştiri kültürü, övmenin çok çok önündedir. Cengiz Aytmatov gibi bir değer için emin olun bu raddeye varacak tek bir övme sözü hatırlamıyorum. Belki Türkmen şair Oraz Yağmur’ un ’’Türk edebiyatının iki yıldızı var: Biri Mevlana, diğer Aytmatov.’’ sözü Cengiz Aytmatov’ u diğerlerinden biraz daha öne çıkarıyor. Kazak aydın Muhtar Avezov da Aytmatov’ u asrın en büyük sanatkârı olarak nitelendirir. Aytmatov’ un mücadelesi gençlik yıllarında bitmiyor. Eserleri 100’ ün üzerinde dile çevrildi ama Nobel verilmedi. Dünya çapında yazar olduktan sonra bile kendini kabûl ettirme mücadelesine devam ediyor.

 

Aytmatov’ a Vefâ ve Vedâ

 

Dünya, Aytmatov’ a büyük bir özür borçlu: UNESCO, 2008’ den beri herhangi bir yılı, ’’Aytmatov Yılı’’ ilan etmedi. Sadece Kırgızistan 2008’ i ’’Aytmatov Yılı’’ ilan etti. Türkiye de aynı vefasızlığı gösterdi. Elazığ’ da bir parka adı verildi, diye hatırlıyorum.

 

Aytmatov 10 Haziran 2008’ de uçmağa vardı. Stalin’ in öldürttüğü babasının ve 132 Kırgız aydınının yattığı Bişkek’ teki Anıt Mezar’ a defnedildi. Komünizmin her zaman karşısında yer aldı ama Stalin’ e bile düşmanlık beslemedi; asırları aşacak engin hoşgörüye sahipti. Evrensel yazar olmasını bence bu da sağladı. Türk dünyasının Homeros sesli, çağdaş Yunus Emre’ si, Nasrettin Hoca’ sı, Dedem Korkut’ uydu. Çıngız Ata’ ya selam olsun…

 

 

Yücel ÖNDER

Türk Eğitim-Sen

 

Esenler İlçe Başkanı

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber