Bu haber kez okundu.

BİR İDEAL ÖĞRETMEN HAKKINDA…

Profesör Raçinski, öğrencileri tarafından çok sevilen bir kişidir. Onun dersleri birtakım kuru ve cansız sözlerden ibaret değildir. Raçinski’nin ruhu canlı, ders anlatması canlıydı Diğer bir deyimle, öğretmenlik işinde Raçinski, gerçekten bir sanatkardı. Öğrenciler, yalnız onun öğrettiği bilgilerden yararlanmakla kalmaz, büyük üstadın aklının ve muhakemesinin berraklığından, fikirlerinin derinliğinden, ispatlarının kuvvetlerinden de ayrıca zevk duyarlardı.

Raçinski’nin, profesör olarak atandığı Moskova Üniversitesinde geçen on yılda, üç öğrencisi profesör adayı olur ve hatta bunlar, kendi üstatlarını geçmek yeteneğini gösterirler. Demek ki Raçinski, derin incelemeleri ve geniş bilgisi ile birlikte, adam yetiştirmesini de bilmektedir.

İşte, Moskova Üniversitesinin kendisiyle övündüğü, birçok Avrupa Matematikçisinin kendisinden önemli buluşlar beklediği bu genç profesör,  o herkesin imrenerek baktığı konumundan istifa etme kararı aldı birgün. Hem de doğduğu Tatevo Köyüne gidip öğretmenlik yapmak için. Kimseler anlamaz onu, anlam veremez kararına. Prof. Dr. S. A. Raçinski ise kararlıdır kendini anlatmaya, halkın içinde keşfedilmemiş hazineleri bulup çıkarıp parlatmaya….

Rusya Milli Eğitim Bakanı Kont Deliyanof , Raçinski’nin köy öğretmenliğine atanması için vermiş olduğu dilekçeyi gördüğü zaman şöyle bağırır:

-“Ne? … Raçinski köy öğretmeni mi olmak istiyor? Bu adam deli mi oldu? … Eğer ben onu çocukluğundan beri tanımamış olsaydım, bu adam milleti hükümete karşı ayaklandırmak istiyor, derdim. Bu zavallı, köylerdeki sarhoş köylülerin arasında ne iş görebilir? … Rus köylüsüne profesörler değil, eli kamçılı jandarmalar lazımdır. Millet, fesada doğru gidiyor. Raçinski zavallısı ise, köyde öğretmenlik yapmak istiyor. Ne yapalım? … Bir defa tecrübe etsin! … Bir yıla varmaz, gene kendiliğinden Moskova’ya döner, ”

Raçinskinin üniversitedeki görevinden ayrılıp, Tatevo köyüne öğretmen olarak atanma isteğini duyan Moskova Üniversitesi rektörü, öfkesinden köpürerek:

-“Yahu, sen ne yapıyorsun? Issız bir adaya düşen çocuk gibi, Robinson rolünü mü oynamak istiyorsun? Şimdiye kadar elde ettiğin güzel mevkii, inşa ettiğin sağlam binayı kendi elinle yıkıyorsun! …”

Raçinski’nin dostları da, onu ayıplarlar ve demediklerini bırakmazlar…

-“Yahu, senin verdiğin bu kararın, aptalcasına yapılmış bir iş olduğunun farkında değil misin? Köy öğretmenliği senin neyine gerek? … Şöyle böyle orta öğrenimini bitirmiş olan her genç, senin babanın köyüne öğretmen olarak gidebilir… Fakat Moskova Üniversitesi, senin gibi bir bilgini bir daha bulamaz. Herhangi bir köy okuluna öğretmen olabilmek için ne senin zekana, ne de senin bilgine ihtiyaç vardır. Nereye doğru gitmek istediğini bir kere düşün! … Bir profesörün köy öğretmenliğini kabul etmesi demek, üniversitenin temellerini kazması, demektir. Artık bundan sonra, büyük bilginlerimizin kitaplarını köy okulunun sobası içine atıp da orasını ısıtmağa mı sıra geldi? Bir kere düşün! Sen bu geniş ve derin bilgilerinle o ıssız ve karanlık köşede ne yapabilirsin? Sen çok yüksek olan istidadını, pek parlak olan istikbalini korkunç bir uçurumdan aşağıya doğru atıyorsun! …”

Raçinski bu sözlere şöyle cevaplar verir:

-“Arkadaşlar, siz yanılıyorsunuz! Ben sizin sandığınız gibi, geniş bilgilerimi, yüksek istidadımı uçuruma atmağa gitmiyorum. Ben, bu geniş bilgilerim sayesinde, halk yığınları arasında örtülmüş kalmış olan yeni istidatları keşfe gidiyorum. Siz pekala bilirsiniz ki, arzın göğsünden petrol çıkarmak isteyenler, yeryüzünü delerler, deşerler. Bu işi yaparken bazı kere çok derinlere kadar giderler. Bu amaca ulaşmak için çok paralar, çok emekler harcarlar.

-“Memleketimizdeki okulların sayısı pek azdır. Nerede bir okul var ise, orada iyi bir öğretmen yoktur. Bu okullara devam eden çocuklar şayet bir şeyler öğrenmişlerse, onu da papağan gibi ezberleyerek öğrenmişlerdir. Öğretmenler, okullarda halka doğru gidiş tarzını, hayatı iyi kullanış yollarını öğretmiyorlar; milletin ruhunda gizli kalmış olan istidatları uyandırmıyorlar. Milyonlarca halk kütlesinin dimağları, işlenmemiş milyonlarca hektar arazı gibi çorak bir halde bulunmaktadır.”

-“Böyle sözleri dinlerken, yüreğimde bir acılık duyuyorum. Öğünmelere bakılacak olursa, bizde her şey var. Fakat hakikatte hiçbir şey yok! … Toprağımızın bereketli olduğundan şüphe yok. Fakat bu toprağın üstünde yaşayan insanların ihtiyaçları da türlü türlüdür. Bu adamlar, pek az bir şey yetiştirirler ve yaparlar. Kendilerine lazım olan şeylerin büyük bir kısmını yabancı memleketlerden satın alırlar. Yabancıların ürettikleri şeyleri kullanırlar. Makineler satın alır, kumaşlar satın alır, hazır elbiseler, ayakkabılar satın alırlar, cam, ilaç satın alır, kağıt, mürekkep, mum satın alırlar.”

-“Bizim memleketimiz, dünyanın en zengin memleketidir, diyoruz. Memleketin doğal zenginliklerinden vazgeçtik. Bu öğünmeler karşısında halk kütlelerinin nasıl bir hayat sürdüklerine bakınız! ”

-“ Toprağın içinde zengin petrol madenleri vardır. Yalnız bazı kere bu maden, toprağın pek derinliklerinde bulunur. Birtakım gayretli insanlar, onu yeryüzüne çıkarmak için ümit ve inatla çalışarak derin kuyular açarlar. Arzın diğer zenginlikleri de böyledir. Halk kitlelerinin ruhunda gizli duran servetler de böyledir. Kömür, tuz, demir kendi kendine yeryüzüne çıkmaz. İnsanlar toprağı kaza kaza onları meydana çıkarırlar. İşte ben de avam halkın akıl ve vicdanında gönüllü olan kıymetli madenleri meydana çıkarmak için köye gidiyorum.”

Bunun üzerine, daha sonraları dünyadaki birkaç bilim akademisine üye olacak olan genç bir yerbilim (jeolog) uzmanı olan Pavlof, Raçinski’nin sözlerine şöyle itiraz eder:

-“Çok sayın Profesör Raçinski, sizin işiniz maden kuyularında çalışmak değildir. Siz usta bir mühendissiniz. Öyle bayağı bir maden işçisi değilsiniz. Şu atalar sözünü daima hatırınızda tutunuz: ‘Büyük gemiler, büyük seferler yaparlar.’ Siz, yolcuları bir ırmağın, bir kıyısından öteki kıyısına geçiren küçük bir gemi değilsiniz. Siz, okyanusları aşmakla görevli büyük bir vapursunuz.”

Aklını kaçırmış olduğunu zannettikleri bir arkadaşı yola getirmek amacıyla gelmiş olan diğer profesörler, Pavlof’un sözlerini “bravo, bravo” diyerek, alkışlarlar. Bunun üzerine Raçinski, başını sallayarak şöyle karşılık verir:

-“Ben bu sözlerde alkışlanmaya layık bir şey görmüyorum. Bu el çırpmalarının da bir manası yoktur. Farz edelim ki, mesele sizin dediğiniz gibi olsun! … Ben de, sizin gibi, kabul ettiğiniz gibi, okyanuslarda dolaşmakla görevli bir vapur olayım. Fakat siz de pekala bilirsiniz ki, milletin cahilliği, aptallığı bir okyanus gibidir. Milyonlarca köy halkının cahilliği karşısında, biz oralara pek kıt bilgi sahibi hocaları göndermekle iktifa ediyoruz. Niçin şehirdeki evlerin pencereleri büyük olsun da, köylerdeki evlerin pencereleri küçük dam parçalarından ibaret kalsın! Cam parçaları da kırılınca, onların yerlerini paçavralarla tıkasınlar? Acaba köylüler daha az mı ışığa, sıcaklığa, temiz havaya muhtaçtır?

-“Tahsil müddeti kısa olan küçük bir okul, bir kibrit çöpüne benzer. O yanınca, etrafında ancak birkaç metrelik bir yeri aydınlatır. Onun zayıf ışığı birkaç saniye devam eder. Milletin kafasındaki karanlığı yırtmak için deniz feneri kadar ışık saçan fenerler, projektörler lazımdır. İşte ben, bu kararımla, doğduğum ve büyüdüğüm köyde bir irfan meşalesi olmak istiyorum. Eğer bu mum yanmazsa, etrafını aydınlatmazsa, insan hayatının kıymeti nedir? Biliyor musunuz ki, Rusya’da hala yanmayan yüz milyon mum vardır! …

-“ İlk gençliğimin hülyalarını tahakkuk ettirmek için kendi köyüme gidiyorum. Düşmandan bir, iki, üç milyon ahalinin oturduğu araziyi fetheden kimseye ‘fatih’ derler, kahraman derler, değil mi? Ben, bundan daha fazla bir şey yapmak istiyorum. Benim doğduğum vilayette on milyona yakın nüfus vardır. İşte ben, bütün bu halkı cahillikten kurtarmak istiyorum. Bir kere düşününüz: On milyonluk bir halk kitlesi. Eğer bu insanlara okumak, yazmak öğretilecek olursa, bu kütlenin içinden nice büyük bilginler, sanatkarlar, edipler, kaşifler, mucitler, velhasıl başka suretlerle millete faydalı olabilecek insanlar meydana çıkar.”

-“Sizi besleyen köylüdür. O köylü size medeniyetin icat ettiği bütün vasıtalarla mücehhez bir refah hayatı yaşamasını temin ediyor. Fakat acaba Rusya’da bulunan 100 milyonluk halkın ekserisi nasıl bir hayat yaşıyor? Ahalinin yolları yoktur. Nerede bir yol varsa, o da mutlaka bozuktur. Ahalinin okulları yoktur. Nerde bir okul varsa, o da cılızdır. Tahsil seneleri kısa olan bir okuldur. Ahalinin hastaneleri yoktur. Hastalarına bakacak doktorları yoktur. Hastalanan köylülerin tedavisine pek az imkan vardır.”

-“İyi bir öğretim gören adamların her biri, örneğin hekim, yargıç, subay, mühendis, avukat, memur, öğretmen, millet için bir fener olmalıdır. Her bir fener de, ister dar bir sokağa, ister bir meydanlığa veyahut kasaba dışına dikilmiş olsun. Mutlaka bulunduğu yeri aydınlatmalıdır.”

Raçinski, kendi köyüne döner ve köylüleri etrafında toplar. Şüphe ile bakarlar Raçinski’ye köylüler. Yaptığı bu işin kısa süreli bir heves olduğunu, biraz kafa dinlemek için köye döndüğünü, gönlünü eğlendirmek derdinde olduğunu düşünürler.

Gerçek amacı, hiçbir kimse tarafından tam anlaşılamayan Tatevo köyünde başlar öğretmenliğe.

ideal_öğretmen

Okula gelmeye başlayan öğrenciler, daha ilk günde, öğretmen masasının temizlendiğini fark ederler. Masanın üstüne temiz, beyaz bir bez örtülmüş, bir köşesine de bir çiçek saksısı konulmuştur. Raçinski’nin sınıfı, birleştirilmiş bir sınıf olup bütün öğrenciler bir arada ders yaparlar. Çocuklar yerlerine oturduktan sonra, eski öğrencilerden bazıları, öğretmen birinci sınıfa yeni gelen öğrencileri okutmağa başladığı zaman, kendilerinin yazı, okuma, hesap gibi derslerden hangileri ile meşgul olacaklarını sorarlar. Raçinski onlara şöyle der:

-“Ben hepinizle beraber meşgul olacağım. Siz beni tanıyacaksınız, ben de sizi tanıyacağım.”

Raçinski bu sözleri söyledikten sonra, öğretmen kürsüsünün başına geçer ve çekmeceden toprak parçası gibi kuru, kara bir şey çıkarır. Raçinski, bu sert şeyi çocukların eline verir. İçlerinden biri şöyle der:

-“Öğretmen, bu şey demir gibi ağır bir şey.”

-Raçinski: Evet, pek güzel buldun. Bu şey demirdir. İnsanlar bunu bu haliyle maden kuyularından çıkarırlar. Sonra onu eriterek temizlerler. Buğday tanelerinden un, undan ekmek yaptıkları gibi, ham demiri de temizleyerek ondan çivi, balta, pulluk, gibi şeyler yaparlar.

Öğretmen, demir madenini çekmecenin içine sakladıktan sonra, şunları söyler:

-“Çocuklar, bakınız, şimdi ne çıkacak? Bir, iki, üç, ” diyerek tenekeden yapılmış bir kuş çıkarır. Bu oyuncağın yayını kurduktan sonra, onu masanın üstüne bırakır. Oyuncak yürümeye ve kuş gibi ses çıkarmaya başlar. Bunun üzerine sınıfın içi alıp yürür. Bütün köylü çocukları okulda bulunduklarını unuturlar. Öğretmenin masasının etrafına yığılırlar. Öğrenciler, oyuncağı yeter derecede seyrettikten sonra öğretmen, onları yerlerine oturtarak, şöyle der:

-“İşte, şimdi şurada gördüğünüz oyuncak kuş, bundan önce size gösterdiğim ham demir madeninden yapılmıştır. O kupkuru bir taş parçası, şimdi bir kuş olmuş yürüyor ve ötüyor. Birtakım insanlar, işte böyle ham maddeleri alırlar; onları temizlerler ve işlerler. Onlardan yalnız böyle oyuncaklar değil, faydalı işlere yarayacak aletler, çabuk iş gören makineler, denizde yüzen vapurlar yaparlar. Başka birtakım insanlar da, toprağa gübre katarak onu işlerler. İyi ve bol mahsul alırlar. İşte bu saksıda gördüğünüz çiçek gibi güzel çiçekler de yetiştirirler.”

Raçinski bundan sonra, insanların nasıl kaşifler yaptıklarını bir bir anlatır. Kumdan cam, maden kömüründen boya yapıldığını söyler. Bunları keşfedebilmek için insanların okullarda nasıl okuduklarını, laboratuarlarda ve fabrikalarda nasıl çalıştıklarını anlatır. Çocuklar anlatılanları, tatlı bir masal dinler gibi dinlerler. Hayal alemine dalarlar. Bunun üzerine Raçinski onlara:

-“Haydi, şimdi dışarıya çıkınız. Biraz koşunuz. ” der. Bunun üzerine öğrenciler hep bir ağızdan:

-“Öğretmen biraz daha anlatınız. Biz koşmak istemiyoruz, ” diye yalvarmaya başlarlar.
Bunun üzerine öğretmen Raçinski:

-“Öyle ise, hep beraber temiz havaya, güneşe çıkalım”

Hep birlikte dışarıya çıkarlar. Raçinski, kapının basamaklarının kenarına oturur. Çocuklar da arı kovanı gibi etrafını sarar. İnsanların bataklıkları nasıl kuruttuklarını, kurak ve çorak yerlere kanallar vasıtasıyla nasıl su getirdiklerini ve bu sayede oralarda nasıl güzel bağlar bahçeler, çayırlar ve verimli tarlalar yaptıklarını anlatmaya başlar.
Biraz düşündükten sonra şu sözleri ilave eder: Eğer yeryüzünde yaşayan bütün insanlar, çalışmak isteseler ve gerçekten çalışmaya başlasalardı, yeryüzü bir cennet olurdu. Burada herkes, her istediğini bol bol bulurdu.

-“Küçük dostlarım, benim çiçeğim sizin pek hoşunuza gitti. Fakat siz de birer çiçeksiniz. Fakat siz, hem birer çiçek, hem de birer bahçıvan olabilirsiniz. İleride büyüyünce siz de, yetişkin birer erkek veya kadın olacaksınız. O zaman siz, büyük anneleriniz, dedeleriniz, anneleriniz, babalarınız gibi yaşamaktan vazgeçersiniz. Köylerde kadınlarınız medeni birer köylü, kasabalara gidenleriniz medeni birer kasabalı olur. İleride çocuk sahibi olursunuz. O zaman çocuklarınıza da medeni bir terbiye verebilirsiniz. Bu sayede köyde yavaş yavaş temiz ve medeni bir hayat başlamış olur.”

Çocuklar o gün öğleye kadar aşkla, şevkle çalışırlar ve okulun etrafını tertemiz bir hale getirirler.

-“Temizlik, medeniyet için en ziyade lazım olan bir şeydir. Temiz olmayan bir millet, medeni sayılmaz. Şimdi evlerinize gidiniz. Orada daha şimdiden temizlik yapmaya başlayınız! Burada siz benim yardımcılarım olacaksınız. Ben sizinle birlikte bu köyde temiz ve medeni bir hayatın temellerini kuracağım.

Raçinski, bu ıssız köyde 1800’li yılların son çeyreğinden, 1990’lerin başlarına kadar 10 yıl çalışır. Her teşebbüsünde, her zaman başarılı olamaz elbette. Zira Raçinski’nin çalışkanlığı ve ülküsü çok büyük olmakla birlikte, aşılması gereken engeller de çok büyük ve çok çeşitlidir. Hayatının birçok zamanında, acılar duyar, ağır tahkirlere uğrar. Bazen yaşlı adamlar, bazen da çocuklar Raçinski’yi üzerler. Canını sıkarlar. Çünkü bazı fenalıklar, çok senelerden beri zulüm ve zulmet içinde kalmış olan milletin etine, kemiğine kadar işlemiştir.

Raçinski’nin elde ettiği sonuçlardan duyduğu haz, çektiği sıkıntıların yüz kat üstündedir. Okuttuğu öğrencilerin yavaş yavaş yetiştiklerini, canlı çiçeklerinin yavaş yavaş açıldıklarını gördükçe, Raçinski’nin sevinci bir kat daha artar.  Raçinski, öğretmenliğinin ilk senelerinde zekalarıyla kendisini hayrete düşüren bir kaç çocuğa tesadüf eder.

Bunlardan biri Bogdanof Bielski adlı bir çocuktur. Bu çocuk, köy okulunda okurken arkadaşlarının resimlerini yapar. Fakat bu resimler, Güzel Sanatlar Akademisine devam ederek epeyce ilerlemiş olan öğrencilerin yaptıkları resimler derecesinde mükemmeldir. Bielski, köy okulundan sonra kasabaya giderek liseyi bitirir. Sonra da Petersburg’daki Güzel Sanatlar Akademisinde tahsilini tamamlar. O sene akademiden mezun olanlar arasında birincilik mükafatını alır. Devlet hesabına tahsilini tamamlamak için İtalya’ya gönderilir. Bielski, Rusların en büyük ressamlarından biri olur. Yapmış olduğu tablolar, Moskova ve Leningrad resim müzelerinin en kıymetli yağlı boya resimlerindendir. Bielski’nin tabloları, birçok suretlerde basılır ve teksir edilir. Hatta salon kartpostalları serilerine alınarak, bütün dünyada on binlerce kopyası yayınlanır. Bielski, birkaç tablosunda, kıymetli öğretmeni Raçinski’nin köy okulundaki çalışmalarını resimler

.ideal öğretmen

Bu çocukların ikincisi, Bogdanof Zabolotni adlı çocuktur. Bunun da kimya dalındaki istidadı göze çarpar.  Bogdanof Zabolotni, Raçinski’nin okulunu bitirdikten sonra, köyde babasının yanında kalır. Öğretmenin kılavuzluğu ve nezareti altında dört yıl çalıştıktan sonra Moskova’ya gider. Oradaki liselerin birinde, parlak bir bakalorya sınavı verir. Bu köylü çocuğunun sınavdaki başarısı, uzun süre Moskova çevresinde dillere destan olur. On beş yaşındaki köylü çocuğu, Tabiat Bilimleri sınavında üniversite öğrencilerinin bile güçlükle cevap verecekleri sorulara parlak cevaplar verir. Bu genç, on dokuz yaşında Üniversite tahsilini bitirir. Altın madalya ve para ile ödüllendirilir. Devlet hesabına tahsil etmek üzere Paris’e gönderilir. Bogdanof Zaboltni, Pasteur’ün meşhur enstitüsünde pek sevilen bir öğrenci olur.

Raçinski’nin on yıl süren köy öğretmenliği zamanında yetişen gençler Moskova ve Petersburg Üniversitelerinde “Tatevolular” unvanıyla şöhret kazanırlar. Tatevolular arasından birçok mühendis, makineci ve doktor çıkar.

Profesör Raçinski’nin fedakarlık ve umutla yola çıkışı; uğraşı, yaşadıkları  ” İdeal Öğretmen”  adlı kitapta Grigory Petrov’un tarafından kaleme alınmıştır. Aynı zamanda Beyaz Zambaklar Ülkesi’nin de yazarı olan  Petrov’un bu kısacık  eseri sadece öğretmenlere değil herkese hitap edebilecek bir eser ve çıkartılması gereken çok dersler barındırmakta.

Sibel Çağlar

Kaynak:Dünyalılar

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Anahtar Kelimeler:
ideal öğretmen hakkında

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber