Bu haber kez okundu.

Ayçe Ayyıldız, Fark Yaratan Öğretmen


Ablam ve ben Kalamış ilkokulunda okuduk. İlkokulların beş sene olduğu yıllarda öğretmenler birinci sınıftan alır, her şeyi öğretir, ortaokula hazırlayıp mezun ederlerdi. Ablam, dördüncü sınıfa geçtiğinde, okula yeni gelen öğretmen Gülay hanımın sınıfına geçti ve önce ablam bu yeni öğretmenine hayran oldu, sonra da ben.

 

Ablam ilkokul son sınıfa giderken, ben altı yaşında oldum. Bir önceki sene annemin elimden tutup götürdüğü okul denen koca binadaki çocukların merdivenlerden çığlıklar atarak koşup inmelerine bahçesinde oyunlar oynamasına hayran kalıp, uzun olmayı büyük olmak sandığımdan benden kısa bir sürü çocuğu fark edince, o sene artık okula gidebileceğimi sanıp çok mutlu oldum.

 

Bütün yazı bu keyifle geçirmeme rağmen kayıt olmaya gittiğimizde yedi yaşına daha girmedim diye beni okula almadı müdür. Annem babam mı çok ısrar etmedi, kurallar mı çok kesindi bilemem ama birinci sınıfa giden bir çok çocuktan bile uzun ve tam altı buçuk yaşında olmama rağmen beni okula almayan, Müdür denen şeyi sevmedim. O sene okulun açılış merasimini kaldırım kenarındaki mavi parmaklılara tutunup, bahçede sıralanmış çocukları uluyarak ağlayıp seyrettim.Bir örnek siyah önlükler giymiş, kolalı kocaman beyaz yakaları, kızların kafalarında nerdeyse yakadan da büyük beyaz kurdeleleri görüp, bir de bahçe içindeki bir sürü benden ufak çocuğun annelerine yapışmış dışarıya çıkmak için ağladıklarını duydukça, kendimi daha da haksızlığa uğramış hissedip, perişan oldum.

 

Okullar açıldıktan birkaç gün sonra (ben halen ağlıyorum) ablam bana “bence seneye başlayacak olmana sevinmelisin. Benim tatlı öğretmenim Gülay Kelem seneye birinci sınıflara başlayacak, o zaman senin de öğretmenin o olabilir” deyince biraz sakinleştim. O sene, ablam için annemle her okula gittiğimiz de, hayran hayran Gülay Hanım’ı seyretmeye başladım. Beni görünce, eğilip başımı okşar, bir sene sonra gerçekleşecek o müthiş buluşmanın heyecanını arttıracak birkaç cümle söyleyince içim içime sığmazdı.

 

O zamanlar öğretmenlerin, çocuklara hafiften dayak atması normaldi. Kulak çekmek, eline cetvelle vurmak ya da geçerken bir tane şaplak atmak gibi dayakların, cennetten çıkma olduğuna inanılırdı. Gülay öğretmen bize pek vurmazdı. (bana hiç) Çok kızarsa ya bağırır ya da öyle bir bakardı ki, bakışlarıyla deler geçerdi, dururduk.

 

Öğretmenlerin pantolon da, rengarenk tiril tiril kıyafetler de giymediği o yıllarda Gülay hanım, diğer tüm öğretmenlerden de daha özenli ve güzel giyinirdi. Kahve ve kemik rengi diz hizasında pilili etekler, üzerine ceket ya da aynı renklerde triko bluzlar giyer ama en çok kalın örgülü, V yakalı uzun geniş kollu belinden bağladığı hırkalarını severdi. Uzun kollarını dirseğine kadar sıyırdığında bileğindeki kalın halka bilezikler ortaya çıkar, tahtaya yazarken onlar birbirine çarpıp, şıngırdardı.

 

Kumral gür dalgalı saçları, kemikli burnu, yüzüne sert bir ifade verir, büyük adımlarla, başı dik ve hızla yürürken etrafa müthiş bir enerji yayardı. İzci ve oymak başı Gülay Hanımın oymağında ben de yavrukurttum. Hafta sonları da okula faaliyetlere gider, oymak başımız, yavrukurtlarına doğayı sevmeyi, etrafı keşfetmeyi, en çok da merak etmeyi, araştırmayı ve dünyadaki tüm insanlara yardımcı olmanın yollarını öğretirdi. Törenlerde arkasında sıra olup, üzerinde minik yıldızları olan kahverengi kepim, dizime kadar çıkan yandan sarı püsküllü çoraplarım ve kahverengi pilili eteğimle, başımı onun gibi dik tutup yürürken kendimle müthiş gurur duyardım.

 

Annelerin genelde evde yaşadığı, babaların okulla sadece karne görünce ilgilendikleri, değil pedagoglar ya da kişisel gelişim kitaplarının, televizyonun bile yeni yeni başladığı yıllarda, çocuk yetiştirilmesi konusunda ne gerekiyorsa onları öğretmenler bilirdi. Öğretmene karşı gelinmez, kararları veliler tarafından bile tartışılmaz, saygıda kusur edilmezdi.

 

Tedavinin şimdiki kadar gelişmediği bir zamanda hızla yayılan göğüs kanseri olunca bizden sonra başka sınıf alamadı ve ben son mezun ettiği öğrencilerinden biri oldum. Gülay hanım öylesine genç, bize dünyaları öğreten ailemizden sonra en çok sevdiğimiz birini kaybetmek için biz çok küçükken, 1983 yılı başında lapa lapa kar yağdığı bir gün, Kalamış Selahattin Pınar sokaktaki evinde daha otuzlu yaşlarının başındayken vefat etti.

 

Sevgili öğretmenim Gülay Kelem. Siz hiç çocuk doğurmadınız ama hepimiz yetiştirdiğiniz evlatlarınız olarak hayatta yol alıyoruz. Beni hayata hazırlarken verdikleriniz temelim. Ne yapıyor, ne anlıyor, hayata nereden bakıyorsam tohumları sizin peşinizde gururla yürürken öğrendiğim günlerde ekildi. Mekanınız cennet olsun

Ayçe Ayyıldız, Yönetim Danışmanı

Fark yaratan öğretmeni: Gülay Kelem , Kalamış İlk Okulu , Kadiköy / istanbul


Kaynak: http://farkyaratanogretmen.com/
BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber