Bu haber kez okundu.

Ataması yapılmayan öğretmenin hikâyesi
"Önce hayaller ölür, sonra insanlar" demiş Shakespeare. 
Hayallerim de yüreğim de kanıyor.

Ben ki şu an zamirler'i anlatırken nasıl bir materyal tasarlamalıyım diye düşünmesi gereken bir insan olmam gerekirken, oturmuşum 4. girişimde de olmazsa ne yaparım diye düşünmekten panik atak krizlerimin geçmesini bekliyor, antidepresanlarımı almam gereken saatleri sayıyorum.

Atanan, yıllardır çalışan arkadaşlarımın gittikleri Karadeniz turlarını, düğün fotoğraflarını, bebeklerini oturduğum yerden beğen'mekten başka yapabildiğim bir şey yok.

Onlar için yıl 12 ay, ama benim için öabt'nin bittiği tarihle, yeniden sınava çalışmaya başlayacağım tarih arasında kaç ay varsa o kadar işte...

Bunca yıl hayal ettiği hiçbir şey gerçekleşmeyen insanlar bilir sadece, bir yerden sonra "umut, hayal, neşe"  kelimeleri silinir sözlüğünüzden. Hiçbir sınava bu duygularla giremezsiniz. Gözleriniz bomboş bakar sadece tavanlara.

İnsanlar size "ay ne donuk kız, hiç gülmüyor" der içinden, bilmezler çünkü kalbinizdeki derin oyuğu; bir hayat kuramadığınız için, birey olamadığınız için yaşam sevincinizi kaybettiğinizi. 

Gözünüzün gördüğü tek yer, çalışma masanızın önündeki pencerenin size gösterdiği kadardır. Kar yağar, siz pencereden izlersiniz. Yağmur yağar tek yapabileceğiniz pencereyi kapatmaktır. Güneş açar, biraz daha ışık hevesiyle perdeyi açarsınız ancak. Rüzgarı hissedemezsiniz mesela. Soğuk mu, sıcak mı, hava nemli mi, kömür kokusu boğucu mu? Bilemezsiniz. İşinize de yaramaz zaten. Çünkü siz sadece bir izleyicisinizdir, yaşayıcı değil.

İnsanlar tatile gider, güler, ağlar, sınav kağıdı okur, karne dağıtır, üstüne başına giyecek bir şeyler alır, yemek yapar, kuaföre gitmek için bir sebebi vardır, arkadaşıyla buluşur sinemaya gider, ama sinema filmleri sizin için sadece güncel bilgiler kısmında sorulabilecek potansiyel bi sorudur. Siz buğulu pencerenizin ardından izlersiniz hayatı. Yaşamak? Gerçekten bu mu yaşamak? Nefes alıp vermek mi yaşamak? Benim hayallerim kanıyor.

Ben hiçbir zaman içten gülemiyorum. Kahkaha atamıyorum.

Evlenme hayalleri kuramıyorum. Abdülhamit hangi kanunu çıkarmıştı diye düşünmekten, hangi Aşk romanını okusam diye bile düşünemiyorum. Ben bir Türkçe öğretmeniyim, ama artık kitaplardan nefret ediyorum. Yıllar öncesinde bulduğu ilk fırsatta alıp birşeyler okumak için can atan ben, şimdi bulduğum ilk fırsatta gözlerimi kitaplardan uzak tutup dinlendirmek istiyorum. yıllarca okumaktan bozulan gözlerimdeki gözlüğü çıkaramıyorum.

Kardeşime hiç iyi bir örnek olamıyorum mesela. Üzgün, mutsuz, ümitsiz, çalışıp çalışıp hiçbir şey elde edemeyen bir abla ne kadar iyi örnek olabilir ki kardeşine? Hareketli müziklerde sizler gibi eğlenmiyorum ben. İçimdeki o kıpır kıpır kıza bir şeyler oldu. Sanki bir okyanusun ortasında ufak bir deliği olan sandalda unutmuşum o kızı. Sandal yavaş yavaş su alıyor, ve benim yapabileceğim hiçbir şey yok. Tek yapmak istediğim uyumak, uyumak ve unutmak.

Eğer bir gün atanacaksam, o güne kadar uyumak ve şu günleri hızlı hızlı geçip gitmek. Psikolojisi bozuk bir öğretmen olmak istemiyorum çocuklarıma. Umut aşılayan bi öğretmen olmak istiyorum. Olamıyorum. 

25 yaşında ve mutsuz bir insanım, ve kaç yaşında olursa olsun mutsuz bir insan gördüğümde hemen tanırım ben. Aynı benim gibi yarımdır tebessümü. Donuk bakar gözleri. Umutsuz dökülür sözleri. Umutlarımızı çaldılar bizden albayım! Gelecek güzel günlerimizi.. 
Ne diyelim... 

Umarım ihtiyacı olan birine gidiyordur bizden çaldıkları umut...


Kaynak: www.ogretmendenhaber.net/ÖZEL HABER 
BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber