Bu haber kez okundu.

13 Yaşındaki Ayşe'yi ölüme götüren TEOG ve eğitim sistemindeki yanlışlar

Bir kaç gün önce gazetelerde küçük bir öğrencinin, girdiği sınavlarda istediği sonucu alamadığı için intihar ettiği haberini görmüşsünüzdür. Habere göre;
 
"Bursa'nın Nilüfer ilçesinde 13 yaşındaki Ayşe Berrin Yılmazlar, TEOG sınavında istediği puanı alamayınca bunalıma girip intihar etti.
DHA'nın haberine göre, TEOG sınav sonuçlarının dün akşam açıklanmasıyla, puanlarının düşük olduğunu gören Ayşe Berrin Yılmazlar, iddiaya göre çok üzüldü ve odasına kapandı. İlk bulgulara göre, Ayşe Berrin Yılmazlar gece banyoya girerek kendisini bornoz kemeriyle kalorifer borusuna asarak yaşamına son verdi."
 
Ayşe, sınav yüzünden canına kıyan ne ilk öğrencidir ne de sonuncusu olacaktır. Asıl sorulması gereken soru, çocuklarımızı/gençlerimizi bu hale getiren eğitim sistemimizdeki yanlışların neler olduğu ve bunların neden düzeltilemediğidir.
 
Her şeyden önce  eğitim sisteminin temelinde eğitim yerine öğretim olduğu sürece bu işler çok kolay değişmez. Öğretmenlerin de, öğrencilerin de ve bir çok ailenin de olaya bir yarış gibi baktığı ve çocuklarını yarıştırdığı sürece herkesin işi gerçekten çok zor.
 
İlkokuldan üniversiteye, hatta üniversite bitiminde de devam eden sınav sistemi  bu amansız yarışın çok doğal bir sonucudur. 
 
Eğitim sistemimizdeki yanlışlar ve eksiklikler saymakla bitmez. Bu konuda bir yazı dizisi bile yapılabilir. Ancak en temel, en belli başlı sorunlara bakacak olursak;
 
Öncelikle özel okullar ile devlet okulları arasındaki uçurum her geçen gün artıyor. Devlet üzerindeki eğitim yükünden kurtulmak için eline geçen en küçük fırsatta eğitim öğretim işlerini özel sektöre devrediyor. Örneğin dershanelerin kapatılması sürecinde sayılamayacak kadar çok eksikliklerine rağmen bir çok dershane temel liseye dönüştürüldü.
 
Eğitim ve öğretime uygun olmayan, bahçesiz, spor salonsuz binalarda şu an milyonlarca genç lise yaşamlarına devam ediyor. Maddi durumu uygun aileler ilkokuldan itibaren çocukları için en uygun özel okulları ararken, garibanlar ise evlerine en yakın semt okullarına gitmek zorunda bırakılıyor.
 
Devlet okullarının fiziki yapıları asla eğitim ve öğretim standartlarına uygun değil. Yetersiz bahçe ve oyun alanları, beton zeminler, havasız, yeteri kadar aydınlatılamayan ve ısıtılamayan sınıflar, hijyenden uzak tuvaletler, çok fazla olan ders saatleri ve  programları  öğrencilere eğitimi sevdirmekten çok, okuldan soğutuyor.
 
Sadece bina ve bahçelerin durumu değil ders saatlerinin fazlalığı, bireysel yeteneklere öncelik verme yerine, sadece matematik, fen,sosyal, gibi derslerdeki başarıyı ön plana çıkaran ve bunun sonucu sınavları bir ölüm kalım meselesi haline getiren bir eğitim anlayışı temel sorunların başında geliyor.
 
Daha oyun çağında diyeceğimiz 5-6 yaşında okula başlayan çocuklar günlük en az 6 ders saati ile karşılaşınca birden bocalıyor. Öğretmenlerin birbirleri ile olan rekabetleri bu minik çocuklara yüklenmeleri ile birleşince daha eğitim yaşamlarının başında ne olduklarını anlayamıyorlar. 
 
Sınav sistemine bağlı bu eğitim anlayışının zorladığı gençler zamanla adeta bir yarış atına dönüşüyor. Okulda yüklenen ödev-test-performans görevi yanısıra evde bazı anne babaların çocuklarını sürekli test çözerken görme istekleri, gelişim çağındaki  gençlerde psikolojik sorunlar doğuruyor ve bunalımlarını daha da arttırıyor.
 
Spor, müzik ve çeşitli sanat alanlarına yeteri kadar önem vermeyen bu alanlarda yapılan çalışmaları zaman kaybı olarak gören sınav sistemine dayalı anlayışlar gençleri okuldan iyice uzaklaştırıyor. Hepiniz ilkokulda beden eğitimi-resim ve müzik gibi derslerde matematik yapan bazı öğretmenlere denk gelmişsinizdir.
 
Eğitim ve öğretime ticari bakan bazı özel okular ise velilerin gözünü boyamak için bu işleri abartarak çocuklara boş zaman bırakmadan başka bir yanlışın içine giriyorlar. Küçük yaşlardan itibaren başlayan ikinci, üçüncü yabancı dil öğretme çabaları, öğrencinin yeteneğine bakılmasızın yapılan spor-müzik-koro-bale-tiyatro-resim vb. aktiviteler anne babaların hoşuna gitse de öğrencilerin durumunu düşünen bir anlayış olmuyor.
 
En önemli eğitim sorunlarımızdan biri de, eğitimde fırsat eşitliğinin olmamasıdır. Büyük kentler ve merkez semtlerdeki okulların kalitesi ve öğretmen kadrosu ile varoşlarda, köylerde ve bazı coğrafi bölgelerimizdeki okulların kalitesi arasında uçurum olduğu bir gerçektir. Ama buralarda eğitim gören tüm öğrencilerin aynı sınav sistemi ile yarıştırılmak zorunda kalmaları bir çeşit haksız rekabet değil midir?
 
Taşımalı eğitim ve birleştirilmiş sınıf uygulamaları, atanamayan öğretmenler, boş geçen dersler, her sene değişen sınav sistemindeki yanlışlıklar, devamlılığı olmayan bir eğitim politikamızın varlığı ve yanlışları diğer önemli eğitim sorunlarımızdandır.
 
Yaşamlarının en güzel yıllarını, belki bir daha hiç karşılaşmayacakları gereksiz bilgileri ezberlemekle geçiren ve bunları başaramadıkları zaman da bunalıma giren çocuklarımızı gençlerimizi biraz daha önemsemek ve onlara anlayış göstermek  zorunda değil miyiz?
 
Unutulmasın ki hiç bir sınav başarısı onlardan daha değerli değildir.
 
İlhan İLMENÖZ

Kaynak: DHA

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber