Bu haber kez okundu.

YARGI KARARLARI UYGULANMIYORSA, HERKES KENDİ HUKUKUNU MU UYGULASIN?
 Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Genel Mali Sekreter Seyit Ali Kaplan ve Genel Eğitim ve Sosyal İşler Sekreteri Cengiz Kocakaplan ile birlikte Türk Eğitim-Sen İstanbul şubelerinin istişare toplantılarına katıldı. Toplantılar 10.03.2016 tarihinde Anadolu yakasında İstanbul 1, 2, 3 ve 6 No’lu şubelerin, 11.03.2016 tarihinde de Avrupa yakasında İstanbul 4, 5, 7, 8, 9, 10 No’lu şubelerin katılımıyla gerçekleştirildi. İstişare toplantılarında Türk Eğitim-sen İstanbul şube başkanları ve şube yönetim kurulu üyeleri, ilçe ve işyeri temsilcileri, Türkiye Kamu-Sen’e bağlı diğer sendikaların şube başkanları ve şube yönetim kurulu üyeleri, şubelerin kadın komisyonu üyeleri katıldı.
Şehitlerimizin hatıralarına millet olarak sahip çıkacağız, saygı duyacağız. Onlara vefa borcumuzu her zaman göstermeliyiz ki şehitliğin bir anlamı olduğunu diğer insanlarımız görebilsin

Toplantılarda bir konuşma yapan Genel Başkan İsmail Koncuk, ülkemizin acı günler yaşadığını belirterek, “Bütün şehitlerimize yüce Allah’tan rahmet diliyorum. Onları asla unutmayacağız. Onların hatıraları geride bıraktıkları eşleri, çocukları, anne-babalarıdır. Dolayısıyla şehitlerimizin hatıralarına millet olarak sahip çıkacağız, saygı duyacağız. Onlara vefa borcumuzu her zaman göstermeliyiz ki şehitliğin bir anlamı olduğunu diğer insanlarımız görebilsin” dedi.

Bir çözüm süreci yaşamış olsaydık asfaltın altına tonlarca bomba konulurken o ilin valileri, o ilçenin kaymakamları, güvenlik amirleri bunun tedbirini alırlardı. Çünkü asıl çözüm, terörün halkın üzerindeki baskısına son verebilmektir.

Çözüm sürecine değinen Genel Başkan İsmail Koncuk şunları kaydetti: “Çözüm süreci ile ilgili eleştirilerimizi her zaman ifade ettik. Akil adamlar sürecini hep birlikte yaşamıştık. O tarihte Türkiye Kamu-Sen’e bağlı sendikalarımızın şube başkanları, temsilcileri her ilde akil adamların anlattıklarına karşı fikirler ifade ettiler. Bu tepki eylemlerinde biber gazlı müdahalelerde de bulunuldu. Hatta Balıkesir’de bazı arkadaşlarımız bu eylemlerinden dolayı yargılandı. Ben de Balıkesir Adliyesi önünde bu yargılanmaları kınadığım için hakkımda dava açıldı.

Biz çok çabuk unutan bir milletiz. Çözüm süreci öncesinde hatırlarsanız bana da akil adamlık teklif edilmişti. Ben kabul etmemiştim. Hatta o dönemde bir sendika genel başkanı –kendisi şu anda milletvekili- ‘Bu süreci hayvanlar anladı, bunlar anlamadı’ diye bize hakaret etmişti. Yani bu şahıs çözüm sürecini doğru bulmayan bütün insanlara böylesine ağır bir hakaret etmişti. Geldiğimiz noktada bu sürecin kimler tarafından nasıl anlaşıldığının, kimler tarafından nasıl anlaşılmadığının örneklerini yaşıyoruz. Bir çözüm süreci yaşamış olsaydık, asfaltın altına tonlarca bomba konulurken o ilin valileri, o ilçenin kaymakamları, güvenlik amirleri bunun tedbirini alırlardı. Çünkü asıl çözüm, terörün halkın üzerindeki baskısına son verebilmektir.

Şu anda eski Bakanlardan bazıları ‘Sayın Cumhurbaşkanını, Sayın Başbakanı ikaz etmiştik’ diyor. Bunları görev başındayken söylemek lazım! Eğer ülkemizin geleceği adına bir tehdit varsa ve bu tehdidi makamdayken dile getirmiyorsan, o zaman koltuğun altından gitmesinden korkuyorsun demektir. Bunların elbette bugün dillendirilmesinin bir kıymeti vardır ama daha anlamlı olması için görev başındayken söylemek önemlidir.

Sen bir yerin mülki amiri olacaksın, ‘çözüm süreci akamete uğramasın’ diye teröristlerin her türlü faaliyetine göz yumacaksın. Bunun tek bir adı vardır. O da vatan hainliğidir.

Silahların şehirlere yığılması, tonlarca bombanın asfaltın altına döşenmesi görülmeyecek şeyler değil. Asfaltı kim dökebilir? Tabi ki belediye. Teröristin asfalt dökecek hali yok. Merak ediyorum; bu yapılanlara göz yuman kaymakamsa, valiyse, il emniyet müdürüyse, her gün şehit verilirken nasıl uyuyorlar?

Dolayısıyla bu millete yapılan ihanet kimden gelirse gelsin unutulmamalıdır. Bu, milli bir görevdir. Bu yapılanlara sessiz kalanlar, şu anda evlatlarımızın şehit edilmesinin müsebbiplerinden bir kısmıdır. Emin olun gün gelecek bu şahıslar ihanet suçuyla yargılanacaktır. Sen bir yerin mülki amiri olacaksın, ‘Çözüm süreci akamete uğramasın’ diye teröristlerin her türlü faaliyetine göz yumacaksın. Bunun tek bir adı vardır. O da vatan hainliğidir.”

“Bunları söylemek bir risk ise bunları göze alıyoruz” diyen Koncuk, bu riski göze almayanların, milletimiz adına inandığı şeyleri söylemekten çekinenlerin ihanetin bilerek ya da bilmeyerek parçası olduğunu belirtti. “Terörle mücadelede bizim tarafımız güvenlik güçlerimizin, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yanıdır” diyen Genel Başkan Koncuk, ancak bunun mülki amirlerin aymazlıklarını unutacağımız anlamına gelmeyeceğinin de altını çizdi.

İşte bu ihanetin parçası olanlar, terör örgütünün faaliyetlerine göz yumanlar da, tıpkı KPSS hırsızlığında olduğu gibi, gün gelecek bunun bedelini ödeyecektir.

Koncuk şöyle konuştu: “Hatırlarsınız 2010 yılında KPSS hırsızlığı yaşanmıştı. KPSS hırsızlığını belgesiyle biz ortaya çıkarmıştık. Bu da bir riskti. Ama KPSS hırsızlığının üzerine gitmiştik O dönemde, ‘Bu hırsızlığın arkasında kim varsa, - siyasi kimliği, ideolojisi beni ilgilendirmiyor- gençlerimizin alın terini kim çalıyorsa ortaya çıkacak. Bugün öğretmen olarak ya da devlet kurumlarına memur olarak hırsızlık puanlarıyla atanmış olabilirler ama bunlar 10 yıl, 20 yılda geçse hep yakalanacakları korkusuyla yaşayacaklar’ demiştim. Dün dediklerimiz bugün tek tek çıkıyor. Hırsız hırsızdır. Kim yaparsa yapsın. Bu milletin evlatlarının alın teri çalınacak, biz sessiz kalacağız; bu mümkün değildir. İşte şimdi de bu ihanetin parçası olanlar, terör örgütünün faaliyetlerine göz yumanlar da, tıpkı KPSS hırsızlığında olduğu gibi, gün gelecek bunun bedelini ödeyecektir. Yarın öyle bir gün gelir, bu millete yapılan ihanetin hesabı 3 yıl, 5 yıl, 10 yıl sonra sorulur. O korkuyla yaşasınlar.”

Yargı kararları uygulanmıyorsa, bize ne tavsiye ediyorsunuz? Bu ülkede herkes kendi hukukunu mu uygulasın?

Kimsenin yaptığı zulmün yanına kar kalmadığını söyleyen Koncuk, “Gün geliyor yaptığınız yanlışların hesabını tek tek ödüyorsunuz” dedi. Kamuda da zulüm yaşandığına dikkat çeken Koncuk, yargı kararlarının uygulanmamasını eleştirdi.

“Sayın Başbakan’a ‘Bu ülkede yargı kararları uygulanmıyor. Yargı kararlarının uygulanmadığı bir ülkede hukukun üstünlüğünden söz etmenizin bir anlamı kalmıyor’ dedim” diyen Koncuk, Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın mahkeme kararlarının uygulandığına ilişkin sözlerine tepki gösterdi. Koncuk şöyle konuştu: “Koskoca Milli Eğitim Bakanına verdiği bu cevap hiç yakışmadı. Bu ülkede yargı kararları uygulanmıyor. Bunun lamı cimi yok. 3’üncü davasını kazanan okul müdürü arkadaşlarımız var. Buna rağmen Bakanlık onları göreve iade etmiyor. Yargı kararları uygulanmıyorsa, bize ne tavsiye ediyorsunuz? Bu ülkede herkes kendi hukukunu mu uygulasın? Hem yargı kararları sizin devri iktidarınızda uygulanmayacak, hem de kamuoyunu yanlış bilgilendireceksiniz. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Burada okul müdürlerimiz de var. Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’ya sesleniyorum: Sayın Bakan, görevden aldığınız okul müdürlerinin çoğunun Türk milli eğitimine emeği sizden daha fazladır.”

Tetikçilik yapanlar eninde sonunda bunun bedelini öderler

“Ben 56 yaşına geldim. Çok siyasi iktidarlar gördüm. Tüm kamu görevlilerine tavsiyem şudur: Hangi makamda olursanız olun tetikçi olmayın” diyen Koncuk sözlerini şöyle sürdürdü: “Siyasi iktidarların tetikçiliğini yapanlar, bunun hesabını öder. Yarın tetikçilik yaptıkları siyasi iktidar gittiğinde, o ilçe müdürüyle, o rektörle, o yurt müdürüyle baş başa kalacağız. Buradan tetikçilik yapanlara sesleniyorum: Yüzümüze bakacak haliniz olsun. Esas olan adaletle hükmetmektir. Yarın baş başa kaldığımızda sizi kim koruyacak? Bu adaletsizliklerin hesabını sormayacak mıyız, unutacak mıyız, sineye mi çekeceğiz zannediyorsunuz. ‘O zaman da başka siyasi iktidarlara yalakalık yaparız, yırtarız’ diye mi düşünüyorsunuz? Vallahi yanılıyorsunuz. Tetikçilik yapanlar eninde sonunda bunun bedelini öderler.”

Biz doğruları yaparak risk alıyoruz. Ama onlar ahlaksızlığın göbeğinde bir hayat sürerken, kul hakkı yerken, adaletsizlik bayrağını açarak koşar adım giderken aldıkları risk bizden çok daha fazladır. Çünkü onlar yaptıklarının hesabını veremez. Bizim veremeyecek hesabımız yok.

Genel Başkan Koncuk sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizim hiçbir korkumuz yok. Yüreğimiz o kadar rahat ki, kuş gibi pır pır ediyor. Eyvallahımız yok, çünkü yanlışımız yok. Kimseyi aldatmadık, kimseye ihanet etmedik, kimsenin hakkını gasp etmedik, alın terini çalmadık. Hamdolsun dilimiz döndüğünce doğruları söyledik. Ben burada konuşurken risk aldığımı düşünenler olabilir. Risk ise, risk alıyorum. Doğruları söylüyorum. Ölümden öte yol yok. Rızık Allah’tandır. Alacak bir nefesim varsa, sayılıdır, onu saymak kudreti de Yüce Allah’a aittir. Buna inanmayan imanını sorgulasın. Biz buna inanıyorsak, kimden korkacağız? Emin olun şu anda benim aldığım risk, onların aldığı riskten çok daha az. Çünkü biz doğruları yaparak risk alıyoruz. Ama onlar ahlaksızlığın göbeğinde bir hayat sürerken, kul hakkı yerken, adaletsizlik bayrağını açarak koşar adım giderken aldıkları risk bizden çok daha fazladır. Çünkü onlar yaptıklarının hesabını veremez. Bizim veremeyecek hesabımız yok.”

Bu milletin evlatlarının tüm vücuduna kene yapışmış; birileri kan emiyor, şişiyor, büyüyor, zenginleşiyor ama bizim evlatlarımızın hiçbir geleceği kalmıyor.

Çalışma hayatının çok çetrefilli bir dönem yaşadığına dikkat çeken Koncuk, “Çalışma hayatı tabiri caizse köstebek tarlasına dönmüş” dedi.  Çalışma hayatının 78 milyonu ilgilendirdiğini söyleyen Koncuk, “Çünkü sadece kamu çalışanlarından bahsetmiyorum, kamu işçisinden, alın teri döken tüm insanlardan söz ediyorum” dedi. Evlatlarımızın çalışma hayatı içinde yer aldığından, yer alacağından bahseden Koncuk, olumsuzluklar bakımından tarihi bir dönem yaşadığımızı kaydetti. Taşeron çalışanlara dikkat çeken Genel Başkan Koncuk, “Bir Hükümet yetkilisi ‘Tüm taahhüdlerimizi 3 ay içinde yerine getirdik’ diyor. Ben de şunu söylüyorum: Seçim beyannamenizde taşeronlara kadro vereceğinizi söylediniz. Şimdi ise ‘Asıl iş tanımına uyanları kadroya alacağız’ diyorsunuz. Asıl iş tanımına uyanların sayısı 120 bin ile 150 bin arasındadır. Dolayısıyla bu söz yerine getirilmiş olmuyor. Siz seçimlerden önce ‘Asıl iş tanımına uyanları kadroya alacağız’ dediniz mi? Bakınız; taşeron çalışan sayısı 14 yılda sadece kamuda 20 binden 720 bine çıktı. Özel sektörü de dahil ettiğimizde taşeron çalışan sayısı 2.5 milyon civarındadır. Bu, korkunç bir rakamdır; mucidi ise mevcut siyasal iktidardır.”

Milletimizin topyekün sömürüldüğünü kaydeden Koncuk, “Bu milletin evlatlarının tüm vücuduna kene yapışmış; birileri kan emiyor, şişiyor, büyüyor, zenginleşiyor ama bizim evlatlarımızın hiçbir geleceği kalmıyor” diye konuştu.

Özel istihdam büroları oluşturuluyor. Kamuda uygulamayacaklarını söylüyorlar. Nerede uygulayacaksınız? O insanları ya kamu çalışanı ya da kamu işçisi olarak istihdam edeceksiniz. Dolayısıyla bu da tüm insanları doğrudan doğruya ilgilendiren bir durumdur.

Koncuk sözlerini şöyle sürdürdü: “4/C’lilere kadro yılan hikayesine döndü. Toplu sözleşmede yuvarlak bir karar alarak, 4/C’lilerin kadroya alınmaları ile ilgili çalışma yapacaklarını belirttiler. Bunun üzerine ‘Toplu sözleşmelerde yuvarlak kararlar olmaz’ demiştim. Yetkili konfederasyon da toplu sözleşmede acemice davrandı. ‘Bu kararı biz aldırdık’ diyorlar, zaten kararı sen aldırdığın için eleştiriyoruz. İnsanları bilinmezliğe niye terk ettin? 4/B’li çalışanlar da var. Yine Belediyelerde 50 bin kişi 5393 sayılı yasaya göre çalışıyor. Sözleşmeli çalışanlar var. PTT’de idari hizmet sözleşmesi olanlar var. Bu da yeni bir moda. Çalışanların kaderini idarecilerin iki dudağı arasına terk ettiler. Vekil ebe, vekil imam, vekil hemşire var. Bunların yüzde 95’i bu dönemin icatları. Şimdi de esnek istihdam, part-time çalışma, kiralık işçi dönemi getiriliyor. Kiralık işçi ne demek, biri izah etsin. Özel istihdam büroları oluşturuluyor. Özel istihdam büroları, amele pazarlarının modern şeklidir. Bunu Sayın Bakan’a da sordum. ‘Biz 4/C, 4/B’den kurtulmaya çalışıyoruz. Siz bu uygulamayı getiriyorsunuz’ dedim. Kamuda uygulamayacaklarını söylüyorlar. Nerede uygulayacaksınız? O insanları ya kamu çalışanı ya da kamu işçisi olarak istihdam edeceksiniz. Dolayısıyla bu da tüm insanları doğrudan doğruya ilgilendiren bir durumdur.”

İsteyen herkes, Devlet Personel Başkanlığı’nın resmi internet sitesinde birçok ülkede işçi ve memurun farklı statülerinin olduğunu, hatta birçok ülkede Türkiye’den daha fazla iş güvencesinin olduğunu görebilir.

657 Sayılı DMK’nın değiştirilmek istendiğini söyleyen Koncuk, “657 Sayılı DMK’nın değiştirilmesi gerektiğini Sayın Cumhurbaşkanı, Başbakan olduğu dönemden beri sürekli ifade ediyor. 657 Sayılı DMK ile ilgili tartışmayı bilimsel ortamda yapmamız lazım. Bunun tartışmasını yapmaya hazırım. Hodri meydan! ‘Dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde işçi-memur ayrımı yok diyorlar.’ Böyle bir şey olabilir mi? Ben de tam tersini söylüyorum. Dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde işçinin ve memurun tabi olduğu hukuki normlar farklıdır. Ayrıca dünyanın birçok ülkesinde çalışanların iş güvencesi de vardır. Kaynak göstermek gerekirse, Devlet Personel Başkanlığı’nın resmi internet sitesine bakabilirsiniz. İsteyen herkes Devlet Personel Başkanlığı’nın resmi internet sitesinde birçok ülkede işçi ve memurun farklı statülerinin olduğunu, hatta birçok ülkede Türkiye’den daha fazla iş güvencesinin olduğunu görebilir. Mesela Hollanda’da, çalışanların yüzde 98’inin hayat boyu garantileri var. Hollanda, Belçika, İngiltere, Almanya gibi ülkelerde memurlar çok daha sağlam iş güvencesine sahip. Ama mesele dünyadaki uygulamaların nasıl olduğu değil. Velev ki dünyada yok, bizde var. Bu da bizim modelimiz olsun, ki bütün dünyada da var, biz icat etmiş değiliz” diye konuştu.

657 Sayılı DMK değişmeli midir? Elbette değişmesi gereken hususlar var. Madem samimisiniz, gelin ek gösterge konusunu değiştirelim.

Koncuk sözlerini şöyle sürdürdü: “Kabine açıklamadan önce Çankaya Köşkü’nde Sayın Başbakan sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile bir toplantı yaptı. Toplantıda iş güvencesinin tartışmaya açılmasından duyduğumuz rahatsızlığı dile getirdik. O toplantıda bir sivil toplum kuruluşunun başkanı çıkmış, ‘657 sayılı Devlet Memurları Kanunu değişmelidir’ diyor. Ben de ‘Sana ne? Seni ne ilgilendiriyor? Hayatında hiç 657 Sayılı Kanunun kapağını açtın mı, bu kanunu hiç okudun mu?’ dedim. ‘Okumadım’ dedi. ‘Okumadığın bir kanun ile ilgili Başbakanın, Bakanların huzurunda ahkâm kesiyorsun, hiç yakışıyor mu?’ dedim. Bazı köşe yazarları ‘Öncelikle 657 sayılı kanun değişmelidir’ diyor. ‘Neresi değişmelidir?’ diye sorsak, cevap veremezler. Bunlar kraldan çok kralcı. Bir yerlere yağ çekmek için köşe yazısı yazıyorlar.

Türkiye Kamu-Sen olarak ‘657’yi bilenler konuşsun’ adıyla bir kitapçık bastırdık. Peki 657 Sayılı DMK değişmeli midir? Elbette değişmesi gereken hususlar var. Madem samimisiniz, gelin ek gösterge konusunu değiştirelim. Ek gösterge köhnemiş bir konudur. Yüreğiniz yetiyorsa, bunu değiştirelim. Yardımcı hizmetli personel ve birçok üniversite çalışanı ek gösterge alamıyor.”

‘Devlet memurunun sınırsız iş güvencesi var’ diyenler yalancıdır, milleti aldatandır, devlet memuru düşmanıdır.

Devlet memurunun sınırsız iş güvencesi olduğu iddialarına da sert çıkan Koncuk, şunları kaydetti: “Bu da yalandır, ‘Devlet memurunun sınırsız iş güvencesi var’ diyenler yalancıdır, milleti aldatandır, devlet memuru düşmanıdır” diye konuştu. Binlerce devlet memurunun işten atıldığına dikkat çeken Koncuk, “ ‘657 Sayılı DMK’yı değiştirerek bölücülükle mücadele edeceğiz’ diyorlar. Ne alakası var? 657 Sayılı DMK bölücülüğü koruyan bir kanun mudur? Kaldı ki 657 Sayılı DMK, Türk Ceza Kanunu’ndan ayrı değerlendirilemez. TCK’ya göre bir suç varsa, bunu 657 Sayılı DMK korumaz. ‘657 Sayılı DMK değişmeli’ diyen o yağcı takımı, bu kanunun herhangi bir yerinde memurların emekli olana kadar iş güvencesine sahip olduğuna ilişkin bir cümle yazdığını zannediyor. Devlet memurlarının iş güvencesi Anayasa’nın 125. Maddesindeki yargı hakkından kaynaklanmaktadır. Şunu da belirtelim; bu ülkede hala işini yapan savcı ve hâkimlerimiz de var. Gönül ister ki, hâkimler korkmadan, adalet üzere karar versin. Bu da yargı bağımsızlığı ile sağlanabilecek bir durumdur.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce 6552 sayılı Torba Yasayla devlet memurlarının yargı hakkını dolaylı olarak kaldırmaya çalıştılar. Biz itiraz edince, uyarılarda bulununca o maddeyi daralttılar, sadece emniyet teşkilatını, daire başkanı ve üstü yöneticileri dahil ettiler. Daha sonra Anayasa Mahkemesi o maddeyi de iptal etti.

Şimdi, iş güvencesiz çalışan modeli denildiğinde ben yargı hakkı olmayan bir çalışan modelini anlıyorum. Yargı hakkı olmayan bir çalışan modeli söz konusu olabilir mi? Bunu söyleyebilmek için Anayasayı, 657 Sayılı DMK’yı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin imzaladığı uluslararası sözleşmeleri bilmemek lazım. Yargı hakkımız sadece Anayasamızdan kaynaklanan bir hak değildir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin imzaladığı uluslararası sözleşmeler nedeniyle de yargı hakkımız vardır. Dolayısıyla Anayasanın 125. Maddesini değiştirerek meseleden kurtulamazsınız. Bu durumda ‘Kophenang Kriterlerini tanımıyorum, Avrupa Sosyal Şartını tanımıyorum’ diyeceksiniz. Dolayısıyla iş güvencesiz bir devlet memuru demek yargı hakkı elinden alınmış çalışan demektir. Bu da Anayasasında ‘hukuk devleti’ ilkesi kalın çizgilerle çizilmiş bir ülkede mümkün değildir. Yargı hakkını ortadan kaldırmak mümkün görünmüyor. Peki ne yapabilirler? Bazı şeyleri sulandırabilirler, hukukun arkasından dolaşabilirler. Ama sonuç elde edemezler.”

Siz de gününüzü gün edin, risk almayın, gelin hep birlikte bu dümen suyuna biz de girelim. Böyle bir sendikacılıktan daha kolay bir sendikacılık var mı?

Devlet memurluğu sıfatına kafayı takmış bir anlayış olduğunu bildiren Koncuk, bunun için tüm devlet memurlarının sağlam, diri bir sendikal mücadeleyi Türkiyede oluşturulmak zorunda olduğunu söyledi. “Bunu başarabilecek tek güç Türkiye Kamu-Sen’dir” diyen Genel Başkan İsmail Koncuk sözlerini şöyle sürdürdü: “Bugün burada yalan yanlış bir sürü şey anlatırım, risk de almam, bir elim yağda bir elim balda sendika genel başkanlığı yaparım. Bu kolay bir sendikacılıktır. Çalışma hayatı yerlerde sürünürken, Türkiye Kamu-Sen’den başka itiraz eden başka bir konfederasyon, sendika yok. Siz de gününüzü gün edin, risk almayın, gelin hep birlikte bu dümen suyuna biz de girelim. Böyle bir sendikacılıktan daha kolay bir sendikacılık var mı?

Biz doğruyu yapmaya çalışıyoruz. Bunu kamu çalışanları takdir etmek zorundadır. Mesele Türkiye Kamu-Sen’in büyümesi değildir. Türkiye Kamu-Sen’in 450 bin yiğit, onurlu üyesi var. Mesele kamu çalışanlarının geleceğini tehdit eden hususlarla mücadele edebilmek adına Türkiye Kamu-Sen’i daha güçlü bir teşkilat haline getirebilmektir. ‘Memur hasmını da dostunu da bilir’ diyerek bir afiş yaptırdık. Türkiye Kamu-Sen, çalışma hayatında söylenmesi gerekenleri korkmadan, yüreklice söylediği için memura dost sendikadır. “

‘Benim üyelerim iyi olsun, diğer sendikanın üyeleri ya da herhangi bir sendika üyesi olmayanlar ne olursa olsun’ şeklinde bir sendikacılık doğru değildir. Sendikaların varlık sebebi çalışanların huzurunu, mutluluğunu artırmaktır.

Sendikal mücadelenin nasıl olması, nasıl yapılması gerektiğinin belli olduğunu kaydeden Koncuk, “Birçok insanı haksız yere görevden alarak benim sendikamın üyelerini müdür yapsalar ve buna sessiz kalsam, aynı adiliği ben de yapmış olurum. Biz hakkı teslim etmekten söz ediyoruz. Hak, adalet, hukuk ve insan hakkı bizim sendikacılığımızın olmazsa olmazlarıdır. Bunları uygulamak zorundayız. Uygulamadığımız sürece Türkiye’de kimse huzur bulamaz. Adalet tesis edilmeyen bir ülkede huzuru sağlayamazsınız. Hak etmeden o makamlara gelenler de mutlu olamaz. Adaleti sağlamak mutluluğu sağlamanın temelidir. Sendikal mücadelede bunun içindir. ‘Benim üyelerim iyi olsun, diğer sendikanın üyeleri ya da herhangi bir sendika üyesi olmayanlar ne olursa olsun’ şeklinde bir sendikacılık doğru değildir. Sendikaların varlık sebebi çalışanların huzurunu, mutluluğunu artırmaktır. Türkiye Kamu-Sen olarak milli bir sendikal kimliğe sahibiz. Bununla da gurur duyuyoruz.

Bakınız; bir insanın iradesine sonsuza kadar gem vurmak en zor şeydir. Gücünüz ne olursa olsun. Yeteri kadar insanları bilgilendirme konusunda gayret göstermeliyiz. Mermeri delen suyun gücü değil, damlaların sürekliliğidir. Dolayısıyla birçok insana bu anlattıklarımızı anlatırsanız, izanı olan hiçbir kamu çalışanının ‘düzen devam etsin’ deme lüksü yoktur. Bu nedenle bu konularda bilgili, donanımlı olmamız çok önemlidir. İnsanlara kızmak yerine, anlatmak lazım. Bu mücadeleyi hep birlikte yapalım, elimizi taşın altına koyalım. ” diye konuştu.




Kaynak: Türk Eğitim Sen.
BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber