Bu haber kez okundu.

Öğretmenlerin niteliği 3 kişinin oluşturduğu bir komisyonla ölçülemez"
Hukuksuzluğun Karşısında Üyesinin Yanında Güven Kapısı Türk Eğitim-Sen” temalı toplantıda; Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Genel Merkez Yöneticileri, Türk Eğitim-Sen Genel Merkez Kadın Komisyonu Başkanı Firdes Işık ve kadın komisyonu üyeleri ile Azeri Türk Kadınlar Birliği ve Azerbaycan Türkiye Evi Başkanı Tenzile Rüstemhanlı hazır bulundu.
Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan toplantıda Genel Merkez Kadın Komisyonu Başkanı Firdes Işık ve Azeri Türk Kadınlar Birliği ve Azerbaycan Türkiye Evi Başkanı Tenzile Rüstemhanlı birer konuşma yaptı.
Dünyanın en mükemmel ilmine sahip olun, eğer siz o ilminizin yanında, içinde bulunduğumuz toplumla beraber nefes almıyor, yürümüyor, üzülmüyor, sevinmiyorsanız; o ilminizin hiçbir faydası yoktur.
Daha sonra kürsüye gelen Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk şunları kaydetti: “Ben sendikacılığı çok düşünen bir insanım. Sendikacılığı sadece ekonomik ve sosyal hakların mücadelesi olarak görmedim. Elbette sendikacılık ekonomik ve sosyal anlamda haklarımızın geriye gitmemesi için mücadele etmektir ama her zaman bir farkımız olmalı diye düşünürüm. Çünkü biz aynı zamanda bir misyon sendikasıyız. Türk milletine sevdalı, Türk devletinin ebedi bağımsızlığına inanan insanların bulunduğu bir sendikayız. En büyük farkımız budur. Siyaset gelir, geçer. 57 yaşına geldim, birçok siyasi iktidar, siyasi parti lideri gördüm. Hepsinin yerinde yeller esiyor. İz bırakanlar, güzel eserler bırakanlar hayırla yad ediliyor; iz bırakmayanların ise esamesi bile okunmuyor. Eser bırakanlar, -siyasetçi, devlet adamı, hangi alanda olursa olsun- hep hatırlanıyor ama semer bırakanları bu millet niye hatırlayacak? Bu nedenle bir misyon sendikasının, hedefleri olan insanların oluşturduğu sivil toplum örgütlerinin farklı olması gerektiğine inanıyorum.
Geçenlerde ziyaretime gelen grubun içinde bulunan bir akademisyene, sendikamıza üye olup olmadığını sordum, kendisi açığa alınmıştı ancak üyemiz olmadığını öğrendim. Ben de kendisine, ‘Kanaatlerimiz, dünya ile ilgili değerlendirmelerimiz uyumlu. Niye üye değilsiniz? Ben anlayamadım doğrusu’ dedim. Kendisi bağımsız kalmayı tercih ettiğini ve bağımsızlığı sevdiğini söyledi.
Ben dedim ki; ‘Değerli hocam; bir insan öldüğünde tabutunu omuzlayacak 4 insan lazım. Cenazede imam cemaate ‘merhumu nasıl bilirdiniz?’ diye sorar. Cemaatte tanıyorsa, ‘iyi bilirdik’ şeklinde cevap verir. Açığa alınmışsınız, bizim yanımızda yürümemişsiniz. Şimdi size kim iyi diyecek? Bu insan düşündüğünüz gibi biri değildir diyerek, size kim kefil olacak hocam?’ diye sordum. Üzüldüm de. Sendika üyesi olmamak bağımsızlık mı? Zira o akademik seviyeye gelmiş insanların sendika üyeliğini bağımsızlığını kaybetmek olarak değerlendirmesi toplumsal açıdan ciddi bir arıza yaşadığımızı da gösteriyor.
Aydın olmanın temel hareket noktası toplumsal düşünme kabiliyetine sahip olmaktır. Dünyanın en mükemmel ilmine sahip olun, eğer siz o ilminizin yanında, içinde bulunduğumuz toplumla beraber nefes almıyor, yürümüyor, üzülmüyor, sevinmiyorsanız; o ilminizin hiçbir faydası yoktur.
Aziz Sancar Nobel ödülü aldı. Neler anlattı? Atatürk’ü, Türk milletini anlattı. ‘Bu milletin evladıyım, bu millet için varım, bu millet beni yetiştirdi’ dedi. İşte o anlayışta bilim adamları lazım.”
Biz esaretten bağımsızız. Birilerinin bizi gütmesinden, inançlarımıza gem vurmasından bağımsızız. Ama toplumsal düşünmekten, toplumun dertleriyle dertlenmekten, sevinciyle sevinmekten nasıl bağımsız olacağız?
Genel Başkan Koncuk, sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz neyden bağımsızız? Biz esaretten bağımsızız. Birilerinin bizi gütmesinden, inançlarımıza gem vurmasından bağımsızız. Ama toplumsal düşünmekten, toplumun dertleriyle dertlenmekten, sevinciyle sevinmekten nasıl bağımsız olacağız? Birileriyle ortak düşünmek, ortak hareket etmek zorundayız. Tenzile hanım, Azerbaycan’dan gelmiş. Neden? Düşüncelerini paylaşan insanlarla birlikte olmak için. Şimdi Tenzile Rüstemhanlı bağımsız mı? Elbette bağımsız. Gerçek bağımsız bu insanlardır. Toplumla beraber yürüyebilenler bağımsızdır. Bağımsızım diyen ama bütün topluma, dertlere göz yummuş insanlar, kendi nefsine, egosuna bağımlıdır. Çevresindeki ezaya, cefaya, problemlere kayıtsız kalanlar aslında nefislerine bağımlıdırlar. Bu nedenle bizim bir farkımız olmalıdır. Bu farkı hepimizin ortaya koyduğuna inanıyorum. İki üye kazanmak niye önemlidir? İşte bu inandığımız ahlaki değerler açısından önemlidir. Cepheye koşuyorsunuz, bir ahlak mücadelesi, değerler mücadelesi, varlık mücadelesi yapacaksınız ama bir kişiyken iki kişi oldunuz, iki kişiyken üç kişi oldunuz, üç kişiyken dört kişi oldunuz. Güzellik buradadır. Bu anlamda önemlidir. Sendikacılığı da bizim böyle görmemiz, değerlendirmemiz lazım.”
Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen’in kaybetmemesi gerektiğinin altını çizen Koncuk, “Çürümüşlüğe, kokuşmuşluğa davet eden bir yerler var. ‘Ruhunu bana teslim et’ diyen bir yerler var. ‘Ben sana bir şey verdim ama bunun karşılığında tüm değerlerini, inancını bana teslim et’ diyen yerler var. Biz kaybedemeyiz. Bizim kaybetmemiz demek, temsil ettiğimiz kıymetlerin, değerlerin, ahlakın, erdemin, faziletin kaybetmesi demektir” diye konuştu.
Bu mücadeleyi hep birlikte yapabiliriz ve bu mücadeleyi yapabilecek çok daha fazla insanı yanımıza çekebiliriz yoksa insanı kaybedeceğiz, insanın ruhunu kaybedeceğiz.
Koncuk sözlerini şöyle sürdürdü: “Elbette insanların egosu da olacaktır, kendisini de düşünecektir ama bu ego bütün değerlerini aşağıya çeken bir ego olmamalıdır. Yoksa herkeste görevde yükselme isteği vardır, daha da büyüme istediği vardır. Ancak kendi inanç değerleriyle büyüme olursa, bir anlam ifade eder. Bizim farkımız üye yapma derdi değildir, insan kazanmaktır. Ne yazık ki insanı kaybediyoruz.”
Siyasi yükselmelerin konjonktürel, gelip geçici olduğunu ifade eden Koncuk, “Bunların hiçbir önemi yoktur. Bakan olursunuz, her şey olur sanırsınız ama hiçbir şey üretmezseniz, hiçbir şey olamazsınız, sadece adınız bakan olur. Hükümet olursunuz, 10 yıl, 15 yıl iktidarda olursunuz ama millete huzur verdiniz mi? İnsani değerleri korudunuz mu? İnsanı ezdiniz mi? Millete huzur verirseniz, insani değerleri korursanız, insanları ezmezseniz, işte o zaman gerçek anlamda muktedir ve iktidar olursunuz. Kaç yıl iktidar olursanız olun, hiçbir anlamı yoktur. Bunların hepsi gelir geçer ama bizim anlattığımız varlık sebebimiz olan mücadelemizin temelini teşkil eden, o insanı kazanmak, insanı kaybetmemek davası 100 yıl sonra da, 1000 yıl sonra da gerçek bir dava olacaktır. Bizim farkımız bu olmalıdır” dedi.
Bu mücadeleyi hep birlikte yapmak gerektiğini bildiren Koncuk, şöyle konuştu: “Bu mücadeleyi yapabilecek çok daha fazla insanı yanımıza çekebiliriz aksi taktirde insanı kaybedeceğiz, insanın ruhunu kaybedeceğiz. Buna müsaade etmememiz lazım. Hepimizin ortak vasfı eğitimin bir parçası olmamızdır. Hem tarihin, hem misyonumuzun üzerimize yüklediği ciddi sorumluluklar bulunmaktadır. Bunu yapmak için elimizden gelen gayreti göstermeliyiz. Sadece günü yaşayarak, konjonktürel düşünmekle bunlar olmuyor.
Bazen bütün hayatı müdür olmak olan insanlar görüyorum. Hayatının bütün kıymet değerlerini o hedefe kilitlemiş. Değerlerimizle, insani değerlerimizle, inanç değerlerimizle, manevi değerlerimizle o hedeflere gidebilsek mesele yok ama tüm bunları feda etmeye hazır bir anlayışla o hedefleri ortaya koyarsak, adaletsizlik girdabına sürüklenmekten de hiçbir beis görmeyiz. Bu nedenle bizim olayları değerlendirme şeklimizin çok farklı olması lazım.”
Siz 657 sayılı DMK’nın delinmesine göz yummaya devam ederseniz, Fetö gibi yarın da başkaları kamuya sızar, yeni 15 Temmuzlar yaşarız. Bunu önlemenin tek yolu liyakate dayalı bir sistem ihdas etmektir.
15 Temmuz’da alçak darbe girişimiyle karşı karşıya kaldığımızı söyleyen Genel Başkan İsmail Koncuk, “Bizim Türkiye Kamu-Sen olarak çizgimiz demokrasidir. Demokrasi dışı hiçbir uygulamayı kabul etmemiz mümkün değildir” dedi.
657 Sayılı DMK’ya yönelik çalışmalara dikkat çeken Koncuk, “Darbenin sorumlusu 657 Sayılı DMK değil, 657 Sayılı DMK’nın delinmesine göz yumanlardır” dedi. Koncuk şunları kaydetti: “Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Bursa’da yapılan çalıştay’da sanki darbenin sorumlusu 657 sayılı DMK gibi bir açıklama yaptı. Sen yargıya birileri hakim olurken uyumuşsun, görmemişsin ya da sorumluluklarını yerine getirmemişsin. 657 Sayılı DMK’daki bütün sistem bozularak torpille hakim yapılmış, sen görmemişsin. Türk Silahlı Kuvvetlerini ele geçirmişler sen görmemişsin. Sonra da darbenin sorumlusu olarak 657 Sayılı DMK’yı gösteriyorsun. Orada yaptığım konuşmada ‘Bunun sorumlusu 657 Sayılı DMK değil, 657 Sayılı DMK’nın delinmesine göz yumanlardır’ dedim. Tartışma oradan çıktı. Siz 657 sayılı DMK’nın delinmesine göz yummaya devam ederseniz, Fetö gibi yarın da başkaları kamuya sızar, yeni 15 Temmuzlar yaşarız. Bunu önlemenin tek yolu liyakate dayalı bir sistem ihdas etmektir.”
Biz kökleri çürük bir hareket değiliz. Bizim köklerimiz çok derindedir. Bu milletin milli, manevi hayatından beslenen köklerdir. Bizi kimse Amerikancı yapılarla karıştırmasın. Biz milletin ta kendisiyiz.
Genel Başkan Koncuk, Türkiye Kamu-Sen’in kökleri çürük bir hareket olmadığını, milletin ta kendisi olduğunu kaydederek şöyle konuştu: “Her zaman şunu söylerim: Yüzde 100 yerli ve yüzde 100 milli olmak sizin için anlam ifade ediyorsa, Türkiye Kamu-Sen’in 450 bin üyesi yüzde 100 yerli ve yüzde 100 millidir. 15 Temmuz’dan önce de bunu söyledik. Türkiye Kamu-Sen mensuplarını birileri dışlamaya çalıştı ama güçleri yetmez, devletten söküp atamazlar. Biz kökleri çürük bir hareket değiliz. Bizim köklerimiz çok derindedir. Bu milletin milli, manevi hayatından beslenen köklerdir. Kimse bizi Amerikancı yapılarla karıştırmasın. Biz milletin ta kendisiyiz. Bizi köklerimizden sökmeye çalıştılar, sökemediler, sökemeyecekler.”
Siz de samimiyseniz, gelin, bu ruhu bozmaya çalışan, birlik ve beraberlik ortamına engel teşkil eden tüm alçaklarla birlikte mücadele edelim. Var mısınız?
Yenikapı ruhunun Türkiye’de kök salması gerektiğini ifade eden Koncuk, Cumhurbaşkanı’nın bu sözünün ne yazık ki kuru bir söz olarak kaldığını, hayata geçirilemediğini ifade etti. Koncuk şöyle konuştu: “Yenikapı ruhu bizim tarafımızdan da kıymetli görüldü. Zira kavganın, ayrışmanın bu milletin geleceğine faydası yok. ‘Yenikapı ruhu ifadesi samimiyetle ortaya konulduysa, bize düşeni yapmaya hazırız’ dedik. Bunu samimiyetle açıkladım. Türkiye Kamu-Sen olarak Yenikapı mitingine de katıldık. Peki aradan geçen sürede ne değişti? Buradan Sayın Cumhurbaşkanı’na sesleniyorum: Zatınızın her fırsatta dile getirdiği Yenikapı ruhunun Türkiye’de kök salmasını biz de samimiyetle istiyor ve destekliyoruz. Ama bu söz ne yazık ki kuru bir söz olarak kaldı. Bu söz Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin duvarlarını aşabilmiş değil! Bu anlayışın kamuya sirayet ettiğini göremiyoruz. Eski alışkanlıkların aynı aymazlıkla devam ettiğini görüyoruz. Siz de samimiyseniz, gelin, bu ruhu bozmaya çalışan, birlik ve beraberlik ortamına engel teşkil eden tüm alçaklarla birlikte mücadele edelim. Var mısınız? Bu söz sadece kuru bir söz olarak kalırsa, o zaman 15 Temmuz’da yaşanan bu musibetten hiçbir ders almamışız anlamına gelir.”
Tek paralel yapı Fetö mü? Hayır. O paralel yapıysa, bir yandaş sendika var, o da ikinci bir paralel yapı haline geldi. Bunu bilmeyen bir bakan varsa ‘Sayın Bakan; senin gözün kördür, vicdanın kararmıştır’ derim.
Yandaş bir sendikanın paralel yapılanmasına dikkat çeken Koncuk, önemli uyarılarda bulundu. Koncuk, “Ben Sayın Cumhurbaşkanı’nın samimi olduğunu düşünüyorum ancak ilgili mevzuatlarda değişiklik yapılmadı. Milli Eğitim Bakanlığı’nda, Sağlık Bakanlığı’nda, Adalet Bakanlığı’nda yapılmadı. Bu nedenle taşraya doğru sirayet eden bir durum şu ana kadar görmedik. Bunu görmek istediğimizi ifade ediyorum. Buna Türkiye’nin ihtiyacı var. Liyakat esaslı yapılanma sağlanamazsa, Türkiye kaybedecek. Nasıl kaybedecek? Başka paralel yapılar sebebiyle kaybedecek. Tek paralel yapı Fetö mü? Hayır. O paralel yapıysa, bir yandaş sendika var, o da ikinci bir paralel yapı haline geldi. Bunu bilmeyen bir bakan varsa ‘Sayın Bakan; senin gözün kördür, vicdanın kararmıştır’ derim. Senin bulunduğun bakanlıkta yaşanan bu paralel yapının yaşattığı rezilliği, kokuşmuşluğu görmüyorsan, sen neyin bakanısın? diye sormamız lazım.”
Okul müdürüne, ‘Bize üye olmazsan müdür olarak kalmaya devam edemezsin’ diyorlar. O halde müdür olma kardeşim! Müdür olma, adam ol. Ama ne yazık ki bunlara ‘eyvallah’ diyen bir sürü insan var.
Koncuk söz konusu paralel yapının her yere sirayet ettiklerini belirterek, “Ateş olsa cürmü kadar yer yakarlar ama toplum çok korkutulmuş, çok örselenmiş bir toplum haline gelmiş. Bütün bunların esasen yapamayacağı şeyleri yapacak gibi anlatmalarından çok çabuk etkilenen bir toplumsal yapımız var. Ancak üzüntü veren, bunlardan hiç etkilenmemesi gereken insanların etkilenmesidir. Mesela öğretmenler, akademisyenler, mürekkep yalamış insanlar etkilenmemelidir” dedi.
Bu paralel yapının sözleşmeli öğretmenleri tehdit ettiğini de kaydeden Koncuk, şöyle konuştu: “Bunlar o kadar alçak adamlar ki… Bunları tanımlayacak kelime bulamıyorum, adamlıktan çıkmışlar. Bunlar, sözleşmeli öğretmenlere ‘Sözleşme her yıl imzalanacak. Bize üye olmazsan seneye sözleşmeni imzalatmayız’ diyorlar. Sözleşmeli öğretmenler de ‘Bunlara üye olmazsam seneye sözleşmem imzalanmayacak’ diyor ve üye oluyor. Okul müdürüne, ‘Bize üye olmazsan müdür olarak kalmaya devam edemezsin’ diyorlar. O halde müdür olma kardeşim! Müdür olma, adam ol. Ama ne yazık ki bunlara ‘eyvallah’ diyen bir sürü insan var.
Bildiğiniz gibi rotasyon gündemde. Rotasyona Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen olarak karşı olduğumuzu dün de söyledik, bugün de söylüyoruz, yarın da söyleyeceğiz. Ama bunlar, daha düne kadar ‘Rotasyon iyi olur’ diyorlardı. Bugün ise ‘Rotasyona karşıyız’ diyorlar. Yarın, öğretmenlere, ‘ Bize üye olmazsan kötü yere gidersin’ diyecekler. Buna inanan insanlar olacak mı? Maalesef olacak. Dolayısıyla işimiz kolay değil. Hiçbir zamanda kolay olduğunu söylemedik. Güzel şeyler kolay başarılmaz. Bu şuna benziyor; bin bir zorlukla bir bina yaparsınız ama alttaki iki tane taşıyıcı kolonu kırarsınız, bina çöker.  Yapmak zor, yıkmak o kadar kolaydır. Bu da böyledir.
Teşkilatımıza insan kazanın diyoruz. Memurun, insanlığını yok ederek, şahsiyetini ezerek üye kazanın demiyoruz. Farkımız budur. Adeta posa haline getirilmiş insanları kazansanız ne olur, kaybetseniz ne olur. Biz o taşıdığı değerleri daha da yukarıya çıkararak insan kazanalım iddiasındayız. Bu nedenle bizim işimiz zor.  Yoksa Türkiye kaybedecek, bu ülkenin geleceği kaybedecek.”
Herhangi bir kimse sendika üyesi olduğu için görevden alınmadı.  Bizim bir tek üyemiz dahi Türk Eğitim-Sen, Türkiye Kamu-Sen üyesi olduğu için meslekten ihraç edilmiş ya da açığa alınmış değil.  Bunun altını çok net çiziyorum. 
15 Temmuz sürecinden sonra on binlerce devlet memurunun açığa alındığını ifade eden Koncuk, insanların sendika üyesi olduğu için görevden alınmadığını ya da ihraç edilmediğini, bunun başka nedenleri olduğunu söyledi. Koncuk şunları ifade etti: “Özellikle bir sendikanın üyesi olanların tamamı açığa alındı. Bu sendikaya 12 ay ve daha fazla üyeliği olanlar ise ihraç edildi.  Doğru bir yaklaşım mı? Bana göre doğru bir yaklaşım değil.  Zaman zaman ‘Biz artık sendika üyesi olmayız. Sendika üyeleri açığa alınıyor, meslekten ihraç ediliyor’ diyorlar. Siz sendika üyesi olduğunuz için atılmadınız, siz bir kan davasının tam ortasında kaldınız. Sizin ihraç edilme sebebiniz başka bir şey, sendika üyeliği değil. Bunları karıştırmamak gerekir. 
Sendika üyeliğinden meslekten ihraç edilince ya da açığa alınınca bütün sendika üyelerini aynı risk altında olarak görme isteği mi yaratmak istiyorlar bilmiyorum. Ama öyle değil. Bu başka bir şey. Herhangi bir kimse sendika üyesi olduğu için görevden alınmadı.  Bizim bir tek üyemiz dahi Türk Eğitim-Sen, Türkiye Kamu-Sen üyesi olduğu için meslekten ihraç edilmiş ya da açığa alınmış değil.  Bunun altını çok net çiziyorum.  Ama bir takım kriterler sebebi ile- Bank Asya’da hesabı bulunanlar, Aktif Eğitim-Sen üyesi olanlar, bylock kullananlar- açığa alınan, meslekten ihraç edilenler var.”
Bir tek masum bile hak etmediği şekilde görevden alınmamalıdır. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın diyoruz.
Koncuk her zaman adalet vurgusu yaptıklarını söyleyerek, masum insanların ayırt edilmesini istedi. Koncuk, “Türkiye Kamu-Sen olarak 19 Temmuz’da yani darbeden 4 gün sonra adalet vurgusu yaptık. ‘Bir tek masum insan bile hak etmediği şekilde görevden alınmamalıdır. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ dedik. Ben bunları bütün muhataplarımızın yüzüne de söyledim, söylemeye de devam edeceğiz. Çünkü biz hukuk devleti isek, hukuk içerisinde kalarak bütün bu değerlendirmeleri yapmak zorundayız.
Koncuk, ‘15 Temmuz darbe girişiminde bulunanlar başarılı olsalardı, o zaman gününüzü görürdünüz’ diyorlar. Evet doğru, çok kötü olurdu. Ama onlar darbecilerdir. Onların zihniyeti bellidir. Seçilmiş hükümetlerin de hangi metotlar ile olayları değerlendireceği kanunlarımızda yazılıdır. Hukuk devleti, insan hakları, evrensel hukuk değerleri bu paralelde olayları değerlendirmemiz lazım.”
Biz birileriyle birlikte olmadık ki. Ama müsaade edin de insan hakları paralelinde olayları değerlendirelim.
Koncuk, Türkiye Kamu-Sen’in yolunun Fetö ile hiçbir zaman kesişmediğini de kaydederek, şöyle konuştu: “Şunu da belirtmek isterim; kimsenin suçuna ortak değiliz. Biz birileriyle birlikte olmadık ki. Ama müsaade edin de insan hakları paralelinde olayları değerlendirelim. ‘Yakın, yıkın, bunlar 15 Temmuz’da millete kurşun attı’ diyorlar ama gariban öğretmen, memur kurşun atmadı ki.  Gerçekten suçlu ise bunlarla hesabını hukuk içerisinde kalarak gör.  Bunu söyleyeceğiz. Kimse kusura bakmasın. Kim rahatsız olursa olsun. İnsansa muameleye tabi tutulan, biz o insana uygun, insani değerlerle, hukukla, adaletle olayları değerlendirmek zorundayız. Kim kızarsa kızsın.  Her zaman doğruyu söyleyeceğiz.
Bazı ihraç edilenler arıyor; ‘İhraç edildim ama suçumu bilmiyorum’ diyor. Peki ‘hangi sendikanın üyesisin?’ diyorum. Herkesin bildiği o sendikanın üyesi olduğunu söylüyor. ‘O sendikanın üyesi isen,  en azından neden ihraç edildiğini soramıyor musun? Diyorum. ‘Yok başkanım. Telefona bakmadılar, ilgilenmediler’ diyorlar.
Bütün bunları 15 Temmuz’dan sonra gözler önünde yaşadık.  Bizzat yaşamamış olanlar vardır. Ama bizzat yaşamamış olanlar da, o yaşayanların halini görmüyor mu? Okulda, vergi dairesinde, adliyede, postanede, TRT’de görüyor. Yanına yanaşmıyor, selam vermiyor.  Cüzzamlıdan beter bir muameleye tabi tutuyor, ‘Sana selam verirsem benimde başım belaya girer’ diyorlar. Biz buna rağmen ‘hukuk, adalet’ dedik ve masumu koruyun demeye devam edeceğiz. Kim rahatsız olursa olsun, biz bunu söyleyeceğiz.
Eğer bizim adımız sendika ise bunları söylemek zorundayız.  Eğer sendika isek, tavırlarımızın hangi değerler doğrultusunda şekilleneceğini bilmemiz gerekir. Bakınız birileri birilerini sevmiyor. Vallahi ben de sevmiyorum. Ama benim sevmemem başka ona insanlık dışı muamele yapmak başkadır. Kim sevdiğini söylüyor ki zaten.  Yani ben her sevmediğim kişiyi yok mu edeceğim, böyle bir mantık mı var?  O halde yarın da bana benzer şeylerin olmayacağının garantisini kim verecek?  Bu nedenle adaletten, hukuktan, evrensel hukuktan vazgeçmemeye davet ediyoruz.  Suçlu ise cezasını kesin.
Yolumuz çakışmadı. Bizim hiçbir menfaatimiz olmadı.  Hatta tam tersi 2010 yılında KPSS hırsızlığını ortaya çıkardığımızda  onların malum televizyonu, gazeteleri İsmail Koncuk da şüpheliler arasında diye yayın yaptılar, beni hırsızlıkla suçladılar. Şimdi ben kan davası mı güdeyim? Onlar yaptı diye ben başkalarına nasıl düşman olayım? Böyle bir yaklaşım olamaz. Bunu bırakınız dava adamlığına, Türk milliyetçiliğine, insan olmaya yakıştıramam.  Talebimiz insanca muamele yapılmasıdır. Soruşturma yapın, sağlam bir yargılama ve savunma hakkı verin.  Suçlu ise gerekeni yapın.  Sözümüz yok. Ama bu tespitleri yaptıktan sonra ihraç edin diyoruz.  Yoksa bizim bunlarla yolumuz, yolculuğumuz ya da aynı hedeflerimiz olmadı.  Ama hep bizden ayrı yürüyenleri yok edin, yakın, yıkın mı diyeceğiz?  Biz tokyekun Türk milletinin derdi ile dertlenmiyor muyuz?  Kürdüyle, Türküyle, Lazıyla, Çerkeziyle bu coğrafyada yaşayan herkesi ayırmadan, seviyoruz, gönlümüze bağrımıza basıyoruz demiyor muyuz?  Madem öyle buna uygun davranmak zorundayız.”
OHAL amacının dışında kullanılan bir yasa haline geldi. Bunu doğru bulmuyoruz.  Biz Türkiye’nin bir an önce normalleşmesini istiyoruz.
OHAL’in kapsamı dışında değerlendirilmeye başlandığını söyleyen Koncuk, Türkiye’nin bir an önce normalleşmesi gerektiğini bildirdi. Genel başkan sözlerini şöyle sürdürdü:  “OHAL, Fetö terör örgütleri ya da diğer terör örgütleriyle mücadele amacı ile çıkartılmış bir kanun olmasına rağmen bugün adeta devleti kolayca yönetme yolu olarak görülmeye başlandı. Bunun son örneğini rektör seçimlerinde gördük. Rektörlük seçimleri iptal edildi.  Rektör atamaları tamamen Cumhurbaşkanı’nın yetkisine bırakıldı.  Diğer yandan sözleşmeli öğretmenlik ve mülakat sistemi getirildi. Sözleşmeli sağlık personeli alınması hep bu kaygılar ile, OHAL Yasası kapsamında çıkarılan KHK’lar ile yapılır oldu. O halde OHAL amacının dışında kullanılan bir yasa haline geldi. Bunu doğru bulmuyoruz.  Biz Türkiye’nin bir an önce normalleşmesini istiyoruz.”
OHAL ile devlet yönetmenin yanlış olduğunu söyleyen Koncuk, kamuda huzurun kalmadığına dikkat çekti. Genel Başkan, “Kamuda herkes adeta diken üzerinde oturuyor. Bu nedenle OHAL’in biran önce sonlandırılıp, Türkiye’nin normalleşmesi ve eski demokratik hayatına dönmesinin adımlarının atılması gerekir.  OHAL ile devlet yönetmenin doğru bir yaklaşım olduğunu, hukukla, demokrasiyle bağdaştığını düşünmüyoruz. Terörle mücadeleyi yine yapın.  Ona elbette bir sözümüz yok” diye konuştu.
‘Öğretmen niteliğinden dem vuranlara sesleniyorum; eğer siz niteliği üniversitede veremiyorsanız, KPSS ile, öğretmen alan bilgisi ile ölçemiyorsanız, nasıl devlet yönetiyorsunuz?  Bu kadar yılda kazandıramadığınız niteliği, 3 tane komisyon üyesinin önünde 3 dakikada mı kazandıracaksınız? 
Sözleşmeli ve mülakatla öğretmen alımına karşı çıkan Koncuk, öğretmenlerin niteliğinin 3 kişinin oluşturduğu bir komisyonla ölçülemeyeceğini söyledi. Koncuk şunları konuştu: “Cumhuriyet tarihinde ilk defa öğretmenler mülakat sistemi ile alınır hale geldi. Bununla ilgili çok mücadele ettik, muhataplarımız ile görüştük, mülakat sistemine karşı olduğumuzu defalarca dile getirdik.  Nitelikli öğretmen atanmasına karşı değiliz.  Ama bunun yolu mülakat sistemi asla değildir.  Şöyle düşünelim; öğretmen adayları 1 milyon 800 bin kişi ile sınava giriyor ve eğitim fakültesini kazanıyor.  Belki de annesinin babasının olmayan parası ile okuyor, mezun oluyor ve KPSS’e giriyor. KPSS’de 1 milyon kişi ile yarışıyor. KPSS’yi de kazanıyor ardından öğretmen alan bilgisi sınavına giriyor. Onu da kazanıyor. ‘Ama bu da yetmez, nitelik’ diyorlar. Öğretmen niteliğinden dem vuranlara sesleniyorum; eğer siz niteliği üniversitede veremiyorsanız, KPSS ile, öğretmen alan bilgisi ile ölçemiyorsanız, peki siz nasıl devlet yönetiyorsunuz?  Bu kadar yılda kazandıramadığınız niteliği, 3 tane komisyon üyesinin önünde 3 dakikada mı kazandıracaksınız? 
Nitelik gerekçesiyle mülakatı savunanlar, bu milleti topyekun bir şey anlamaz bir millet durumuna düşürüyor. Lütfen bize hakaret etmeyin.  Delikanlıca ‘Biz torpille kendi adayımızı öğretmen yapacağız. Torpille sağlık çalışanlarını alacağız’ deyin ama nitelik diyerek bizim izanımıza, aklımıza hakaret etmeyin. Biz bununla ilgili davamızı da açtık.  Bu şarkı burada bitmeyecek. Mücadelemiz devam edecek.  OHAL sebebi ile herkesin ayakları havada ama bir gün ayaklar yere basacak.  O zamanda gereken ne ise yapacağız.”
Yine KHK ile 33/a’lı akademisyenler 50/d’ye geçirildi. Allahtan korkun. Neymiş, bunlar Fetöcüymüş. Fetöcü olanları bul kardeşim, bunların hepsi Fetöcü diyerek meseleleri nasıl değerlendiririz? Bu da kabul ettiğimiz bir konu değil.
Şimdi de ‘5. sınıfı hazırlık sınıfı yapacağız’ diyorlar. Bu mümkün olamaz demiyorum ama neden? 5. sınıflardan verim alamadınız mı? Geri dönütleri nasıl? Matematiksel olarak bilmiyoruz.  İlk önce bunları açıklayın, sonra da tartışalım. 
Genel Başkan Koncuk, ilkokul 5’inci sınıfların hazırlık sınıfı yapılması ilgili olarak da şunları kaydetti: “İlkokul 5. sınıflar hazırlık sınıfı oluyor. Biz, ‘4+4+4 saçmalığından vazgeçin’ demiştik. Türk Eğitim-Sen’in öngördüğü sistem, 1+5+3+4 sistemiydi. İlkokulun 5 yıl olmasıyla ilgili 90 yıllık tecrübemiz vardı.  90 yıllık tecrübemizi çöpe attılar. Şimdi de ‘5. sınıfı hazırlık sınıfı yapacağız’ diyorlar. Bu mümkün olamaz demiyorum ama neden? 5. sınıflardan verim alamadınız mı? Geri dönütleri nasıl? Matematiksel olarak bilmiyoruz.  İlk önce bunları açıklayın, sonra da tartışalım.  İlkokul 5. sınıfı ortaokula dahil ettiniz, şimdi ise 5. sınıfı hazırlık sınıfı yapalım diyorsunuz.  Ben de İngilizce öğretmeniyim. Yabancı dil eğitiminin küçük yaşlarda verilmesi doğru bir yaklaşımdır.  Ama bu oyuncak mı?  Bir sendika da ‘5. sınıfı hazırlık sınıfı yaparsanız, oradaki öğretmenler norm fazlası olur’ diyor. Doğru. Peki 4+4+4 sistemi ihdas edilirken, sınıf öğretmenlerinin yüzde 20’sinin norm fazlası olacağını söylediğimizde, bizim için ‘yalan söylüyorlar’ demiştiniz. O zaman norm kadro fazlası olacaklarını söylemediniz de, şimdi mi söylüyorsunuz?  Bunların hepsinin öğretmen arkadaşlarımız tarafından değerlendirilmesi gerekir.  Kimse bizi kandırmaya çalışmasın. İster adı siyasi parti olsun, isterse adı sendika olsun, kimse bize yalan söylemeye çalışmasın. Buna tepki göstermeliyiz.”
Biz masadan kalktık; sloganlarla, alkışlarla toplu sözleşmeye imza attılar. Haydi alkış tutanlar, yüreğiniz yetiyor mu bu maddeleri uygulatmaya? Diliniz nereye kaçtı? Bunun cevabını verin. Onların dilleri kaçar da, çalışan arkadaşlarımızın bir şeyler söylemesi gerekmez mi?
Toplu sözleşmede 21 maddenin uygulanmamasına dikkat çeken Koncuk, “Bakınız toplu sözleşme imzalandı.  ‘Tarihi toplu sözleşme imzaladık’ dediler, şu ana kadar toplu sözleşmenin tam olarak 21 maddesi uygulanmadı.  Hem de bazılarının uygulanması için son tarih 31.01.2016 idi. KİT’lerde ücret gruplarının 5’ten 3’e düşürülmesi ile ilgili karar alındı, imzalandı, 31.01.2016 tarihine kadar hayata geçmesi gerekiyordu. Bugün ise üzerinden 10 ay geçmiş. Şimdi KİT’lerdeki çalışanların, ‘Siz bu imzayı atmışsınız, orada tarihte var, tarihi başarı diye övünüyordunuz. Tarihin üzerinden 10 ay geçmiş, niye haklarımızı savunmuyorsunuz?’ demeleri gerekmez mi?” dedi.
Koncuk sözlerini şöyle sürdürdü: “Toplu sözleşmedeki bir maddede, ‘Kültür Bakanlığı çalışanlarının ekonomik durumlarının iyileştirilmesi ile ilgili çalışma yapılması’ yazıyor. 21 maddenin neden uygulanmadığını soruyoruz. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, ‘Başkanım bunun neyini uygulayım’ diyor. ‘Madem hayata geçecek bir madde değildi, o zaman bu niye imzalanmış?’ diyoruz. O sendikanın kültür hizmet kolunun yetkilisi, ‘ Kültür Bakanlığı çalışanları ile ilgili bir şey yazın da, onlara bakacak yüzümüz olsun’ diyor. Mesele oraya yazdırmak değil ki. Toplu sözleşme metnine yazdırdıysanız insanları beklenti içine sokmuşsunuz demektir. Hayata geçmediğinde ne yapacaksınız? 4/C’lilere kadro hayata geçmedi. Biz Türkiye Kamu-Sen olarak 4/C’lilere kadro verilmesi için yırtınıyoruz. Adamların sesi çıkmıyor. Türkiye Kamu-Sen 21 maddenin hayata geçmemesi ile ilgili dava açtı. Oysa toplu sözleşme kararlarında bizim hiçbir sorumluluğumuz yok, toplu sözleşmede imzamız yok. Toplu sözleşme kararlarında Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın ve dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in imzası var. Biz masadan kalktık; sloganlarla, alkışlarla toplu sözleşmeye imza attılar. Haydi alkış tutanlar, yüreğiniz yetiyor mu bu maddeleri uygulatmaya? Diliniz nereye kaçtı? Bunun cevabını verin. Onların dilleri kaçar da, çalışan arkadaşlarımızın bir şeyler söylemesi gerekmez mi? ‘Bizimle kafa mı buluyorsunuz? Bizi aldatıyorsunuz’ demesi gerekmez mi? ‘Aldattınız, canınız sağ olsun’ mu demek gerekir? O halde yarın biz de aldatalım. Aldatılmak tatlı mı geliyor, keyif mi veriyor? Böyle bir şey olmaz. Tüm bunlara hep birlikte karşı durmak zorundayız.”
İş güvencesiz memur, hayatı boyunca OHAL’i yaşar
İş güvencesi ile ilgili önemli açıklamalar da yapan Koncuk, 657 Sayılı Devlet Memurluğu Kanunu’nun hiçbir yerinde memurların iş güvencesinin olduğuna dair bir ifade olmadığını söyledi. Memurların iş güvencesinin yargı hakkından kaynaklandığına dikkat çeken Koncuk şöyle konuştu: “ ‘İş güvencesiz memur, hayatı boyunca OHAL’i yaşar’ dedik. Zira OHAL antidemokratiktir, hukuksuzdur. İş güvencesi o kadar önemlidir ki…
Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu kabine açıklanmadan önce sivil toplum kuruluşlarıyla bir toplantı yapmıştı. Biz tabi orada iş güvencesinin tartışılmasından rahatsız olduğumuzu ifade etmiştik. Toplantıda bir sivil toplum örgütünün başkanı, ‘657 Sayılı DMK’ değişmeli’ dedi. Ben de ‘Sana ne kardeşim, seni ne ilgilendiriyor?’ dedim ve sonra ‘Sen hiç 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununu okundun mu?’ diye sordum.  ’Okumadım’ dedi. ‘Ayıp. Koskoca sivil toplum kurulu başkanısın. Hayatında hiç okumadığın, içinde ne yazdığını bilmediğin bir kanunla ilgili neden ahkam kesiyorsun?’ diye sordum. Cumhurbaşkanı ‘657 Sayılı DMK değişecek’ dedi ya bu yağcılar da yağını çekecek. Bu düşüncede olan bazı köşe yazarları da var. Birisi, ‘Anayasa değişmeden evvel 657 değişmelidir’ diyor.
Bakınız; devlet memurluğu tanımı Anayasa’nın 128. maddesine bağlı bir tanımdır. Biz de Anayasa’nın 128. Maddesi değişmeden 657 Sayılı DMK kaldırılamaz, buna gücünüz yetmez’ diyoruz. Bugünlerde bizim söylediklerimizi söylemeye başladılar. Anayasanın değişmesi gerektiğini ifade ediyorlar. Ancak inşallah Anayasa’nın 128. Maddesi değişmeyecek.
‘Memurların iş güvencesi’ ifadesi çok abartılı bir ifadedir, doğruyu yansıtmamaktadır. Bizim mutlak iş güvencemiz yoktur.
Zaten 657 Sayılı DMK’nın herhangi bir yerinde ‘memurların işten atılması yasaktır’ diye bir cümle yazmıyor. Memurların iş güvencesi yargı hakkımızdan kaynaklanıyor. Dolayısıyla ‘memurların iş güvencesi’ ifadesi çok abartılı bir ifadedir, doğruyu yansıtmamaktadır. Bizim mutlak iş güvencemiz yoktur.
Nitekim bunu 15 Temmuz sonrasında gördük. Birçok insan KHK ile ihraç edildi. KHK olmasa da 657 sayılı DMK’nın 125. Maddesi’nin hükümleri gereği suç işleyenler meslekten atılma sonucuna kadar yaptırımlarla karşı karşıya kalabilir. Ben memurların iş güvencesi olduğunu söyleyenlerin, bu kanunun kapağını açtığını düşünmüyorum. Bu insanlara tavsiyem, 657 Sayılı DMK’yı okumalarıdır.
Bursa’da yapılan Kamu Personel Sisteminin Değerlendirilmesi Çalıştayı’ndaki komisyon üyelerine de ‘Bu tuzağı görün’ demiştim. ‘Bu çalıştaydan çıkacak kararlarının devlet memurluğu kavramını ortadan kaldıracak kararlar olmaması konusuna dikkat edin’ demiştim.  Allah razı olsun. Komisyon raporunu okudum. İş güvencesinin devlet memurluğu kavramının kaldırılmasının doğru olmadığına yönelik ifadelere yer verildi.”
Toplantının ikinci gününde ise Eğitimci Canten Kaya “Motivasyon ve İletişim Sanatı Eğitimi” konulu bir seminer verdi. Toplantının öğleden sonraki bölümünde de kadın komisyonları istişare toplantıları yapıldı.Toplantı Genel Başkan İsmail Koncuk'un kapanış konuşmasıyla sona erdi.

Kaynak: Türk Eğitim Sen
BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber