Bu haber kez okundu.

LİYAKATİN KADAR DEĞİL, EĞİLDİĞİN KADAR MAKAM!..

Gevheri Derki; “Hey ağalar zaman azdı, düşmüşe il üşer oldu.

 

Küllükte sürünen eşek cins atla yarışır oldu.” 

 

İster İl, ister ilçe veya okul olsun MEB’in hangi kademesinde idarecilik görevi yaparsanız yapın artık kimseden bir saygınlık bekleyemezsiniz. Çünkü işi bilen herkes biliyor ki liyakatin kadar değil yalakalığın kadar makamdasın. Bunu son atamalarda daha ne net olarak gördük. Adamlar yandaş sendikanın bir dediğini iki yapmadıkları halde, kapılara kadar karşılayıp kapı dışlarına kadar uğurladıkları halde, talepleri emir kabul ettikleri halde kızağa çekildiler ve serinlesinler diye havuza atıldılar. Diğer bölgeleri bilmem ama ben İstanbul İlde en az bunlardan elli tane sayabilirim. Demek oluyor ki “Kurt kocayınca köpeklerin maskarası oluyor” yalakalık ve yaranma noktasında eskileri fersah fersah geride bırakıp daha ileri düzeyde uşaklığa talip olanlar makamı kapıyor eskilerde kullanma süreleri dolduğu için bir eşya gibi kenara atılıyorlar. Yani tecrübe, deneyim, vefa hak getire. Anlatamazsınız; aldatan sizi de aldatır diyorsunuz fakat duymuyorlar, o birkaç günlük saltanatı her şeyden evla görüyorlar. Hani şeytan aldatırken bazen güzel kadın kılığına da giriyordu ya; demek oluyor ki bazen de makam cazibesini sunuyor özellikle İlahiyatçı dostlar çabuk atlayıp makama konuyorlar.

 

Peki bu şekilde makama mevkiye gelenlerin bir saygınlığı olur mu? Bizler geçmişte bunun çokça örneğini yaşadık. İstediği kadar kurumunda hava atsın, ben amirim rollerini oynasın, yetki bende, imza bende desin. Birilerinin lütuf ve keremiyle gelenler bir başkasının lütuf ve keremiyle giderler. Ne yazık ki idare ettikleri kurumda itibarları ayaklar altındadır. Ne kadar liyakatli ve kariyerli olursa olsun herkes biliyor ki bu zevat kendi başarısıyla bu koltuğa gelip oturmuş değildir. Birinin adamıdır ve torpille gelip oturmuştur. Sonuç böyle olunca yine Bin Dokuzyüz Doksan Sekiz yılı öncesine dönmüş olduk. Sizi temin ederim ki Milli Eğitimde yetkililer atamak için idareci bulamıyorlardı. Ne zaman ki Doksan Dokuzdan sonra sınav gelmeye, ardından idarecilik için kurslar düzenlenmeye başladı biraz olsun idareciye öz güven geldi. Ben kimsenin adamı değilim denile bildi. Siyasetçilerin abuk sabuk isteklerine itiraz edebildiler. Artık okullar ve Milli Eğitim gerçek anlamda bir devlet kurumu olmaya başladı. 

 

İşte bundan rahatsızlık duyulmaya başlandı. Ne yazık ki birileri ülkenin tüm alanlarını babasının çiftliği olarak görüyordu. Benim mahalle temsilcim okul müdürüne hükmetsin istediler. Aile Birliği yöneticileri benim mahalle teşkilatımdan olsun, öğrenci meclis başkanı benim partimden birinin çocuğu olsun hevesine girdi ve bunu sağlamanın yolu da şu anda uygulanacak olan yönetici atama yönetmeliği olduğunu anladılar. Sonuçta hep söylüyoruz ve söylemeye devam edeceğiz bu yönetmelik parti devletini pekiştirme yönetmeliğidir. Bakalım Anayasa Mahkemesi böyle ucube bir yönetmeliğin çatısını oluşturan kanunu iptal edip Türkiye Cumhuriyeti Devletinin parti devleti olmadığını ispatlayacak mı yoksa buna onay mı verecektir. Hakeza Danıştay bu yönetmelikle atama tiyatrosuna seyirci mi kalacak yoksa gereğini yapacak mı?

 

 

 

Remzi ÖZMEN

 

Türk Eğitim-Sen İst. 8 Nolu Şube Bşk.

Kaynak: www.kamugazetesi.com

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber