Bu haber kez okundu.

Türk Eğitim-Sen İstanbul İl Başkanı Hanefi Bostan'ın değerlendirmeleri:
"2015-2016 Eğitim-Öğretim Yılının ilk yarıyılı sorunlar yığını ile sona eriyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın ve YÖK’ün eğitimin sorunları çözmek için daha çok çaba sarf etmesi, okulları ve üniversiteleri kaderleriyle baş başa bırakmak yerine, okulların ve üniversitelerin acil bekleyen sorunlarına eğilmesi, eğitimin ve eğitim çalışanlarının önceliklerini iyi belirlemesi ve bu minvalde icraat yapması hepimizin en büyük beklentisidir.
 
2016 YILINDA 100 BİN ÖĞRETMEN ATAMASI YAPILMALIDIR
 
Öğretmen açığı her dönemde en önemli sorunların başında gelmektedir. Bilindiği gibi sendikamızın öncelikli talepleri arasında 2015 yılının sonuna kadar 100 bin öğretmen ataması yapılması yer alıyordu. Bununla ilgili kamuoyu oluşturmamıza rağmen, ne yazık ki Bakanlık, 2015 yılının Şubat ayında 15 bin, Eylül ayında 37 bin öğretmen ataması yaptı. Bilindiği gibi Eylül ayında 37 bin değil, 47 bin atama yapılacaktı. MEB’in 2016 yılının Şubat ayında yapacağı toplam atama sayısı ise 30 bin olacak.
 
Basına yansıyan haberlere göre, 2016 yılında toplam 50 bin atama yapılacağı ifade ediliyor. Şubat ayında yapılacak 30 bin atama, Ağustos 2016 dönemindeki atamalarının içerisinden kaydırılarak yapılacaktır. Dolayısıyla bu durumda Ağustos ayında 20 bin civarında atama yapılması söz konusu olacaktır.
 
Görüldüğü üzere bu rakamlar taleplerimizin çok çok uzağındadır. Şu anda 417 bin gencimiz atanmak için beklemektedir. Bakan Avcı öğretmen açığının 95 bin 624 olduğunu ifade etmekle beraber Ancak Milli Eğitim Bakanlığı, 11 Kasım 2015 tarihinde norm güncellemelerinin tamamlanmasının ardından iller bazında öğretmen ihtiyacının toplam 91.142 olduğunu,  ihtiyaç duyulan 30.765 idareciyle birlikte norm kadro açığının 121.907 öğretmenden oluştuğu anlaşılıyor. Yılbaşından itibaren 15-20 bin öğretmenin emekliye ayrıldığı göz önüne alındığında öğretmen açığın 140 bine çıktığı kuşkusuzdur.
 
MEB’in norm kadro güncellemesine göre, İstanbul’da 20.994 öğretmen ve 1890 idareci olmak üzere öğretmen açığının yaklaşık 23 bin kişi olduğu, bunlara yılbaşında emekli olan en az 3 bin öğretmeni de ilave ettiğimizde öğretmen açığın 26 binden çok olduğu ortaya çıkmaktadır. Hükümetin 2016 yılı Şubatında sadece 30 bin öğretmen almayı planlaması gerçekçi bir yaklaşım değildir. Şubatta ataması planlanan 30 bin öğretmenin ancak İstanbul ilinin ihtiyacını karşılayacak düzeydedir.
 
Dolayısıyla öğretmen açığının 30 bin, 40 bin, 50 bin atama yapılarak kapatılamayacağı iki kere ikinin dört ettiği kadar açıktır. Ayrıca sendikamızın yaptığı araştırmaya göre geçtiğimiz eğitim-öğretim yılında ülkemizde 80 bin civarında ücretli öğretmen görev yapmaktadır. Türkiye’nin öğretmen açığı sorunu olmasa, Bakanlık bu kadar çok sayıda ücretli öğretmen görevlendirir mi?
 
Öte yandan bu ülkede 60-70 kişilik sınıflar vardır. Bu ülkede öğretmen yetersizliği nedeniyle bazı derslerin boş geçtiği ya da yerine başka dersler işlenen sınıflar vardır. Bu ülkede bazı okullarda birleştirilmiş sınıf uygulaması vardır. Bu ülkede istediği seçmeli dersi öğretmen olmadığı için seçemeyen öğrenciler vardır. Her şeye kaynak oluşturan, Türk ekonomisinin büyüklüğüyle övünen siyasilerin sıra öğretmen açığına gelince bu gerçekleri görmezden gelmesi ne kadar da ironiktir. 100 bin öğretmen ataması talebimizden 2016 yılında da vazgeçmiyoruz. 2016 yılında toplam 100 bin öğretmen ataması mutlaka yapılmalıdır.
 
ÖĞRETİM ÜYELERİNİN KADRO SORUNU ve İDARİ PERSONELİN GÖREVDE YÜKSELME, EK GÖSTERGE ve TAYİN SORUNLARI ÇÖZÜLMELİDİR
 
Üniversitelerimizde kadro olmadığı, ya da YÖK’ün kadro izni vermediği gerekçesiyle hak ettikleri halde binlerce akademisyen yardımcı doçent, doçent ve profesörlük kadrolarına atanamamaktadır. 4-5 yıldan beri kadro bekleyen çok sayıda akademisyen bulunmaktadır. Öğretim elemanları hak ettikleri kadroya atanmadıkları için büyük çapta maddi kaypa uğratılmaktadır. Ancak diğer taraftan rektörlerin eş-dost ve ahbaplarının, zamanı gelmeden kadroları hazırlanmaktadır. Bu ve benzeri adaletsizliklere son verilmeli, hak gaspları sona erdirilmelidir. YÖK’ün ÖYP Sistemi ile Araştırma Görevlisi alması ve bu Araştırma Görevlilerinin tamamına yakınını yeni kurulan üniversiteler için istihdam etmesi, köklü üniversitelerin Araştırma Görevlisiz kalmasına neden olmaktadır. Bir bölümün ve ana bilim dalının sağlıklı gelişmesi ve yürütülebilmesi için en az öğretim üyelerinin üçte biri oranında Araştırma Görevlisi istihdam etmesi gereklidir. İdeal rakam ise üçte ikidir. Ancak bugün üniversitelerimizin birçok bölümünde bir ya da hiç Araştırma Görevlisi bulunmamaktadır. Bu kabul edilebilir bir uygulama değildir. Bu nedenle ana bilim dallarının ve stratejik öneme sahip bölümlerin Araştırma Görevlisi ihtiyacının acilen karşılanmasını için kadro tahsisi gerekmektedir.
 
Üniversitelerde keyfi olarak idari personelin görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavı yapılmadığından veya sınav yapıldığı halde boş kadroların büyük çoğunluğu ilan edilmediğinden memurlar büyük hak kayıplarına maruz kalmaktadır. Yada hukuk dolanarak hak etmeyenler şube müdürü, fakülte sekreteri ve daire başkanı yapılmaktadır. Bu durum üniversitelerde büyük huzursuzluğa neden olmaktadır. Üniversite idari personeline yapılan bu saygısızlığın ve haklarının hak etmeyenlere peşkeş çekilmesinin önüne bir an önce geçilmelidir. Üniversiteler, hizmetli kadrolarında üniversite mezunlarını çalıştırma ayıbından kurtarılmalıdır.
 
Üniversitelerde çalışan akademik ve idari personelin önemli sorunlarından biri de maaş dengesizliği ve ek gösterge sorunudur. Yıllardan beri üniversite çalışanlarının söz konusu mağduriyetleri bir türlü giderilmemiş ve aksine adaletsizlikler artarak devam etmiştir. Nitekim akademisyenlere yapılan maaş artışlarında denge yardımcı doçent, öğretim görevlisi ve okutmanların aleyhine bozulmuştur. ¼’ünde bulunan 31 yıllık bir yardımcı doçent son zamlarla birlikte 4186 TL maaş alırken, 7/1’deki Araştırma Görevlisi 4040 TL almaktadır. Yine yardımcı doçentler emekli olurken araştırma görevlileriyle aynı emekli maaşı ve ikramiye almaktadır.
 
1982 yılında bir yardımcı doçent, profesör maaşının %81.30’u oranında bir maaş alırken bugün bu oran  %61’e düşmüştür. Yardımcı doçentlerin maruz kaldığı haksızlık emekli maaşlarında doruğa tırmanmıştır. Nitekim profesörlerin emekli maaşı 4890 TL iken yardımcı doçentlerin emekli maaşı 2427 TL’dir (%49.63). Yani yardımcı doçentlerin emekli maaşı, profesörlerin emekli maaşının yarısı kadar bile değildir. Bu maaş dengesizliklerinin kabul edilebilir bir yanı bulunmamaktadır.
 
Aynı adaletsiz uygulamalar üniversite idari personeli arasında da yaşanmaktadır. Emekli olan bir hizmetli 1585 TL alırken, üniversite mezunu memur, şube müdürü ve enstitü sekreteri 1935 TL, fakülte sekreteri 1990 TL emekli maaşı almaktadır. Buna mukabil bir daire başkanı 3350 TL emekli maaşı alabilmektedir. Bu ve benzeri haksızlık ve adaletsizlikler bir an önce giderilmelidir.

İdari personelin sağlık durum, eş durumu vb özür durumlarına bağlı yer değişikliği işlemleri yapılamamaktadır. Yer değiştirme işlemleri sadece kurumlar arası nakil yoluyla gerçekleştirilmektedir. Ancak nakil işlemlerinde de personel öncelikle kendisine yer değişikliği talep edecek kurum aramak zorunda kalmaktadır. Bu kurumu bulduğu taktirde ise kendi üniversitesinden “muvafakat” alma mecburiyeti bulunmaktadır. Muvafakat işlemlerinin rektörlüklerin keyfi ve sınırsız takdirine bırakılması ise uygulamada mağduriyetlere yol açmaktadır. Boş kadro olmadığı gerekçesiyle muvafakat talepleri çoğu kez reddedilmekte ve bunlarlarla ilgili açılan davaların çoğu da yargıdan dönmektedir.
 
Üniversitelerde çalışan idari personelin, özür durumuna bağlı olarak dahi yer değiştirme yapmalarına imkan tanıyan somut kriterlerin bulunmaması aile bütünlüğünün parçalanmasına, sağlıklı yaşama hakkının ihlaline ve personelin çalışma performans ve kalitesinin düşmesine sebep olmaktadır.
 
Üniversitelerde görev yapan idari personelin 3 yıl görev yapmak kaydıyla diğer üniversitelere geçebilmesi isteğe bağlı ve özürleri varsa bu özürlerine binaen diğer üniversitelere geçişine imkân sağlayacak şekilde YÖK koordinatörlüğünde bir yönetmelik çıkarılmalı ve yine üniversitelerde görev yapan personelin karşılıklı yer değiştirme (becayiş) hakkı da bu yönetmelikte düzenlenmelidir
 
MÜDÜR YARDIMCILIĞI VE MÜDÜR BAŞYARDIMCILIĞI ATAMALARINDA YAZILI SINAV SONUÇLARI VE PUAN ÜSTÜNLÜĞÜ DİKKATE ALINACAK
 
Okullarımızda yapılan yönetici kıyımının eğitim-öğretim hayatımıza olumsuz etkisi bu yıl daha net olarak görülmektedir. Torpilli, yandaş, ehil olmayan okul yöneticileri sayesinde okullarımızda çalışma barışı bozulmuş, verimlilik ve kalite hızla düşüş göstermiştir. Milli Eğitim Bakanlığı konuyla ilgili açılan davalarda yargı kararlarını uygulamamakta diretmiştir. Bakanlığın hukuk tanımaz, ben bilirimci tavrı hak gaspını körüklemiş, yönetici kademelerinde adaletsizliğin güçlenmesine neden olmuştur.
 
Ancak Bakanlık, Danıştay İDDK kararının ve kamuoyu baskısının ardından yönetmelik değişikliği yaparak okul müdür yardımcılığı ve müdür başyardımcılığına yapılacak atamalarda sadece yazılı sınavı ve puan üstünlüğünü kıstas olarak getirmiştir. 20 Mart 2016 tarihinde yönetici adaylarımız yazılı sınava girecek ve başarılı oldukları takdirde bu makamlara getirileceklerdir. Bu durumda dahi bir paralel sendika bilgi kirliliği yaratarak, sözlü sınavın da dikkate alınacağını iddia etmektedir. Elbette bu doğru değildir. İnsanları tehditle ya da vaatlerle üye yapmak için söylenen bu koca yalana öğretmenlerimiz hiçbir şekilde itibar etmemelidir.  Artık okul müdür yardımcılığı ve müdür başyardımcılığında ne yandaş sendika, ne İl/İlçe Milli Eğitim Müdürleri ne de siyasiler etkili olacaktır. Tek kıstas çalışıp, sınavı kazanmak olacaktır.
 
Şunu da hemen belirtelim ki; sadece müdür yardımcılığı ile müdür başyardımcılığında değil, okul müdürlüğünde yapılacak atamalarda da mülakat kaldırılmalıdır. Bakanlığın bu konuda da yargı kararlarına uygun davranması ve emeği, alın terini merkeze alması gerekmektedir. Yargı kararları ortada iken, Milli Eğitim Bakanlığı’nın bunu yok hükmünde sayması kabul edilemezdir.
 
Ayrıca Türk Eğitim-Sen olarak açtığımız davalarda, şube müdürü atamalarının sadece sözlü sınav puanına göre yapılmasına ilişkin yönetmelik hükümlerinin yürütmesi durdurulmuştu.  Bunun üzerine, Türk Eğitim Sen olarak sözlü sınav sonuçlarına istinaden yapılan 1709 şube müdürü atamasının iptali istemiyle açtığımız dava ise halen devam etmektedir. Bu süreçte, Ankara 7. İdare Mahkemesi’nin kararı ile sözlü sınav puanına dayalı olarak yapılan 1709 şube müdürü atamasının iptaline karar verilmiştir. Bu karara rağmen Milli Eğitim Bakanlığı 1709 şube müdürü atamasını iptal etmemiştir. Milli Eğitim Bakanlığı’na yargı kararlarının uygulanması için yazı yazdık ve buradan bir kez daha sesleniyoruz: Yargı kararlarını görmezden gelmeyin. Hak, hukuk, adalet için sözlü sınav puanına dayalı olarak atanan 1709 şube müdürünün atama işlemlerini iptal edin. Aksi takdirde Milli Eğitim Bakanlığı’nda asla huzuru sağlayamazsınız ve fokur fokur kaynayan infial kazanına bir odun daha atarsınız.
 
YETERLİ ÖDENEK AYRILMADIĞI İÇİN OKULLAR İHTİYAÇLARINI, EKSİKLERİNİ KARŞILAYAMIYOR
 
Bilindiği gibi okullarımız fiziki ve teknolojik alt yapı açısından çok yetersizdir. Özel okullara öğrenci başına 2 bin 680 TL ila 3 bin 750 TL arasında teşvik vermek yerine bu kaynak devlet okullarına aktarılsa, devlet okullarına daha çok ödenek ayrılsa bugün ne camı, sırası, kapısı, tuvaleti, lavabosu kırık olan, kırtasiye masrafları karşılanamayan; ne de kütüphanesi, bilgisayarı olmayan okul kalır. Okullar arasında uçurum o kadar derindir ki, bölgeler arasındaki, hatta aynı mahallenin okulları arasındaki farklılıklar bugün ciddi bir sorundur. Maddi durumu iyi olan ailelerin çocuklarının gittiği okulların ihtiyaçları büyük oranda karşılanırken, maddi durumu iyi olmayan ailelerin çocuklarının gittiği okullar adeta dökülmektedir. Bu durum eğitimde fırsat eşitsizliğini de beraberinde getirmektedir.  Okullara yeterli ödenek ayrılmadığı için bazı okullarda hizmetli personel bile bulunmamakta, okulun temizliği öğretmenlerin, idarecilerin kendi imkânlarıyla yapılmaya çalışılmaktadır. Bazı okullarda temizlik malzemesi dahi bulunmamaktadır. Dolayısıyla okulların bir kısmında hijyen sağlanamadığı için salgın hastalıklar baş göstermektedir. Özellikle kış aylarında bulaşıcı hastalıkların zirve yaptığı düşünüldüğünde ortaya çıkan vahim tablo biz eğitimcileri kaygılandırmaktadır. Bakanlığın okullara bağış yapılmasına da izin vermediği düşünüldüğünde, okullar en temel ihtiyaçlarını nasıl karşılayacaktır? Bu konuda daha önceleri defalarca gündeme getirdiğimiz şekliyle MEB’in okullarımıza öğrenci başına her yıl 100 TL ödenek vermesini teklif ediyoruz. Şayet bu teklif hayata geçerse bağış toplama ihtiyacı ortadan kalkarak, okular eksiklerini karşılayabilecektir.
 
Öte yandan;
 
•Öğrenim özrünün özür grupları arasında yer almasını istiyoruz.
 
•Bu ay içinde özür grubu tayinleri yapılacaktır. Bakanlık yayınladığı duyuruda il/ilçe emri uygulamasına yer vermemiştir. Bu durumda çok sayıda öğretmenimiz hizmet puanı yetersizliği ya da alanında boş kontenjan bulunmadığından dolayı mazerete bağlı yer değişikliği yapamayacaktır. Bakanlık bu kararını gözden geçirmeli, il/ilçe emri uygulamasını mutlaka geri getirmeli, öğretmenlerin aile bütünlüklerini korumalıdır. İl içinde eş durumu özrü tayini bekleyenler de zor durumdadır. Bazı ilçeler arasında 150-200 kilometre mesafe vardır, dolayısıyla bu durumda olan öğretmenlerimiz ya ailelerinden ayrı yaşamak ya da rapor almak zorunda kalmaktadır. Bakanlık bu öğretmenlerin feryadını duymak zorundadır.
 
•Öğretmenin mezuniyet alanlarına alan değişikliği yapması sağlanmalıdır.
 
•Öğretmenlerin alanıyla ilgili bilgisini, becerisini ölçmeye dayalı olmayan bir sınavla uzman öğretmenlik, başöğretmenlik gibi unvanının verilmesine karşıyız. Sendikamızın talebi; öğretmenlikteki kıdemleri esas alınmak suretiyle bu unvanların verilmesidir.
 
•Eğitim çalışanlarının ekonomik kayıpları telafi edilmeli, bu insanlar hak ettikleri hayat standardına ulaştırılmalıdır. Ayrıca her yıl eğitim-öğretim yılı başında ödenen “Eğitim-Öğretime Hazırlık Ödeneği”; brüt bir maaş tutarında ve hizmet sınıfı ayrımı yapılmadan, Milli Eğitim ve Üniversite personelinin tamamına ödenmelidir. Bakanlık ve YÖK bu konuda ikinci yarıyılda bir çalışma başlatmalıdır.              
 
•Ülkemizin birlik ve beraberliğe her zamankinden çok ihtiyacı vardır. Terör olaylarının tırmandığı, şehit haberlerinin ard arda geldiği, terör örgütünün şehirlerde hendekler kazdığı, hücre evler oluşturduğu, insanlara korku saldığı bir dönemde; ayrılık türküleri söyleyenlere inat, bir ve beraber olmamız, bayrağımıza, vatanımıza sahip çıkmamız çok önemlidir. Bu nedenle Eski Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer döneminde ders kitaplarının baş sayfalarından çıkarılan Arif Nihat Asya’nın Bayrak şiiri, yeniden bütün ders kitaplarının baş sayfalarına konulmalıdır. Çocuklarımız bu şiiri öğrenerek büyümeli, bayrağımıza sahip çıkmanın önemini bir kez daha kavramalıdır. Bayrak şiirini bilmeden büyüyen bir nesil çok şeyi kaybetmiş demektir. Bakan Avcı daha önceden de kendisine ilettiğimiz bu talebi artık dikkate almalıdır.
 
•Okullarımız terör örgütünün hedef tahtası haline gelmiştir. Okullara molotofkokteyli atan, okulları kundaklayan, yakıp, yıkan ve üniversitelerde eğitim ve öğretim yapılmasını engelleyen teröristler eğitim-öğretimi kesintiye uğratmak için her türlü kirli eylemi yapmaktadır. Bölgedeki çocukların okula gitmesinden rahatsız olan teröristler, ailelere çocuklarını okula göndermemeleri için baskı da yapmaktadır. Öte yandan devletimizin bazı terör bölgelerinde öğretmenlerimizin ve öğrencilerimizin can güvenliğine yönelik aldığı tedbirleri doğru buluyor ve destekliyoruz. Hiçbir terörist eylem; ülkemizin birlik ve beraberliğine darbe indiremeyecek, çocuklarımızın eğitim almasına, ilim, irfan sahibi olmasına engel olamayacaktır. Şunu da belirtelim ki; eğitim-öğretime ara verilen yerlerde can güvenliğinin sağlanmasının ardından ivedilikle telafi eğitimlerine başlanmalıdır. Hatta MEB, bu bölgede eğitim hakkından mahrum bırakılan öğrencilerimizi, diğer illere taşıyarak telafi eğitimini bölge dışında da yapabilir. Bu çocuklarımız uzun bir süre okullarından ayrı kalmıştır. Eğitimde fırsat eşitliğini sağlamak, öncelikle bu çocukların eğitimlerini eksiksiz vermekten geçer. TEOG sınavları, üniversite sınavları da göz önüne alınarak telafi eğitimlerine ayrı bir önem verilmelidir."
 

 

Kaynak: www.egitimajansi.com

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber