Bu haber kez okundu.

Ataması yapılmayan öğretmenlerimiz bir dram yaşıyorlar

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk BengüTürk TV’de yılbaşı akşamı  yayınlanan “Söz Hakkı” programına konuk olarak 2013 yılında hafızalarda yer eden önemli konuları değerlendirdi.

 


KONCUK: TÜRK,  İSLAM ALEMİ VE İNSANLIK İÇİN HAYIRLI BİR YIL DİLİYORUM


 


Sözlerine Türk İslam alemi ve tüm insanlık için hayırlı bir yıl dileyerek başlayan Genel Başkan İsmail Koncuk, “gözyaşının olmadığı, arzu ve isteklerimize milletçe vakıf olabileceğimiz bir yıl diliyorum” dedi. Koncuk, “Bizleri seyreden tüm vatandaşlarımıza hayırlı bir yıl diliyorum.2014 yılının tüm milletimiz için, Türk İslam alemi için ve tüm insanlık için hayırlı bir yıl olmasını temenni ediyorum. 2013 yılı bu millet için ve İslam coğrafyası için büyük acıların yaşandığı, dramlara sahne olan bir yıl oldu. Niyazımız  o ki, tüm milletimiz ve İslam alemi açısından ölümlerin olmadığı, gözyaşının olmadığı, arzu ve isteklerimize milletçe vakıf olabileceğimiz bir yıl olur diye umud ediyorum.” dedi.


 


KONCUK: BU PİSLİK MİLLET İRADESİYLE TEMİZLENİR


 


2013 yılının sonunda ortaya çıkan ve tüm Türkiye’yi sarsan yolsuzluk ve rüşvet operasyonunu değerlendiren Genel Başkan, “Zamanında abdestiniz sağlamsa namazınızdan şüpheniz olmaması lazım” diyenlerin şimdi aynı durumla karşı karşıya olduklarını söyleyerek, “abdestinizden şüpheniz yoksa rahat olun ucu nereye gidiyorsa gitsin, araştırılsın bulunsun” dedi. Koncuk, “Ben 54 yaşındayım, iyisiyle kötüsüyle çok siyasi iktidarlar gördüm ve birçok siyasi olay yaşadım ama ben ilk defa bu ülkede hırsızlığın artık bir suç olmadığını, arsızların hala milletin gözünün içine baka baka yalanlarını sıraladığını ve hala bazı kesimlerden maalesef destek gördüğünü görüyorum. Bir savcı “ben bir suç tespit ettim” diyor ve ortaya koyduğu iddialar son derece önemli.


 


Milyarlarca dolarlar ve Eurolar konuşuluyor. Ben siyaset yapmıyorum bir vatandaş olarak konuşuyorum, şimdi namuslu ve şerefli insanlar bakımından ya da en azından bunlardan biraz nasibini almış insanlar tarafından “Bu ne rezalet” diye düşünülmesi lazım. Ancak hırsızlık öyle bir boyut aldı ki, bazı gazetelerde ve Tv’ler de yazılan ve konuşulanları okuyorum benim tüylerim diken diken oluyor. Sayın Başbakan’ın bir sözü var Ergenekon davası ile ilgili, paşalar gözaltına alınırken gözaltlılara tepki gösteren insanlara yönelik olarak şunu demişti, “Abdestiniz sağlamsa namazınızdan şüpheniz olmaması lazım” demişti.


 


Şimdi ortada bir hırsızlık var ise bugün tüm vatandaşlarımızın siyasi görüşü ne olursa olsun çünkü hırsızlığın siyasi bir teşekkülü olmaz. Hırsız hırsızdır, kim olursa olsun ve gereken yapılmalıdır kanunlar dahilinde. Biz ne yaptık, savcıları görevden aldık, bu olayı ortaya çıkaran yüzlerce polis görevlerinden alındı. Daha düne kadar çalışmalarını takdir ettikleri savcı ve emniyet mensupları bugün uluslar arası bir operasyonun figüranları olarak takdim edilmesi, çete diye adlandırılması nedir Allah aşkına? İşin ucu başkasına dokunuyorsa abdestiniz sağlamsa namazınızdan şüphe etmeyin diyeceksiniz ama işin ucu kendinize dokunuyorsa , sizinle beraber yürüyen ve ıslanan adamlara dokununca bunlara çeteci diyeceksiniz.


 


Bu olaylar düşüncesini bir yerlere ipotek etmemiş insanlar bakımından nazari dikkate alınacak kadar önemli olaylardır. Sayın Başbakan Manisa’da 30 gözaltına kararını veren savcı ile ilgili olarak, “seninle işimiz bitmedi” diyor bu ne demek biliyor musunuz, “bu davaya bulaşan, bu davada bizim adamlarımızı suçlu görmeye çalışan savcılar, yargı mensupları attığınız adıma dikkat edin” demektir.


 


Türkiye kuvvetler ayrılığı prensibi ile yönetildiği iddia edilen bir ülkedir. Kuvvetler ayrılığı prensibi bir ülkenin adam gibi devlet olup olmadığını gösteren bir özelliktir. Bir ülkede siz yargının görevine yürütme olarak müdahale ediyorsanız biz anladığımız anlamda kamil ve oturmuş bir devletten bahsedemeyiz.


 


Şu anda Türkiye 90 yılın mücadelesiyle kuvvetler ayrılığı prensibini oluşturmuş ve AKP iktidarı 2010 yılında yaptığı referandumla oluşturduğu yargıyı en kral yargı sistemi olarak ifade etmiştir ama şimdi çıkıp “biz hata yapmışız HSYK’da denetlenmeli” diyorlar ve “Milletin yargısı bizim için önemlidir” diyorlar. Bu  mahkemelerde sizin aleyhinize kararlar çıkınca tanımayacaksınız, diyeceksiniz ki, beni bağlayan milletin yargısıdır, milletin vicdanıdır. Böyle şey olur mu? Bütün mahkemeler “Türk milleti” adına karar verir. Türkiye aşiret devleti midir ki, biz yargı kararlarını dikkate almayacağız.


 


Siz Başbakan olarak bu savcıların kararlarını tanımıyorum, bunlar çetedir derseniz. Bu sefer vatandaş “Başbakan tanımıyorsa ben neden tanıyayım” der. 76 milyon bizde tanımıyoruz derse, ortada devlet kalır mı? Hırsızlıkla beraber devletin sürüklendiği ve içinden çıkılmaz bir hal alan en önemli konu maalesef bu ülkeyi yönetenler tarafından düşürüldüğü durumdur.


 


Bu millet iradesiyle temizlenir. Eğer millet iradesi bunu temizlemezse, her bir vatandaş sorumluluğunu yerine getirmezse yarın bu ülkeyi yöneten başka bir siyasi iktidarın yapacağı yolsuzlukların, hırsızlıkların önüne geçmek mümkün olmaz.” dedi.


 


KONCUK: KAYNAĞI BELLİ OLAN PARA AYAKKABI KUTUSUNDA SAKLANMAZ


 


Paralel devlet söylemlerine tepki gösteren Genel Başkan İsmail Koncuk, “Bu paralel devleti kim oluşturdu?” diye sorarken, ayakkabı kutusunda bulunan paraların kirli bir para olduğunu söyledi. Koncuk, “Paralel devlet oluşturan kim? Yargı ve Emniyet içinde ki gruplardan bahsediliyor burada. Açıkça, paralel devlet oluşturmakla suçlanan kesim cemaat olarak gösteriliyor. Peki daha düne kadar cemaat mensuplarını Allah adamı olarak takdim ediyordunuz. Bugün çete olarak gösteriyorsunuz. Şimdi bazı yetkililer hoca efendiyi övücü sözler söylüyorlar, biz şimdi sizin hangi sözünüze inanalım. Başbakan’ın ifadesiyle bu insanlar çete mi, çete ise neden övüyorsunuz?


 


Mehmet Ali Şahin,  Hoca efendiyi çok severim diyor. Çok sevdiğiniz adamları çete olarak mı niteliyorsunuz. Yaşanan durum aklı başında olan tüm insanları yakından ilgilendiren bir durumdur. Biz devleti ebed müddet’e inanan insanlarız. Buna uygun her tavrı alkışlarız. Türkiye Kamu-Sen olarak Türkiye sevdalısı olarak kendimizi tanımlarız. Doğrunun her zaman yanında yanlışında karşısındayız. Tabi yargı tartışmaları içerisinde hırsızları da unutmamamız lazım. Kim bu hırsızlar, Bakan çocukları, iş adamları, bir Belediye Başkanı vs. iddia edilen yolsuzluk boyutu hepimizi tedirgin etmesi gereken bir boyut.


 


Ayakkabı kutusu artık meşhur oldu. Ayakkabı satıcıları artık vatandaşlara “bizim kutularımızda boş değil, içinde hediyesi var” diye bir reklâmda yapabilirler. Halkbank Genel Müdürünün evinden 4,5 milyon dolar çıktı. Kaynağı belli olan meşru bir paranın ayakkabı kutusu içinde olması mümkün değil. Ayakkabı kutusu içinde olan paranın kaynağı kirlidir. Bu kirliliğin bir de bizim İmam Hatip okullarımızın temiz adını kullanarak izah edilmeye çalışılması daha beterdir.


 


AKP’li bir Milletvekili de o paranın Makedonya’daki Balkan Üniversitesi’nin olduğunu söyleyerek paranın iadesini istiyor. Vatandaşlarımızda çıkıp bu paranın 1 milyon dolarını da ben bağışladım diyebilirler, çünkü paranın kaynağı belli değil. Bu kutu meselesi çözülmeden kimsenin vatandaşın huzuruna çıkıp namustan, şereften, hortumları kesmekten, Allah’tan , Peygamber’den, dinden imandan ve güzel ahlaktan bahsedebilmesi mümkün değildir. Yüce kitabımız Kuran-ı Kerim’de haramla ilgili onlarca ayet-i Kerime vardır. Helal rızk yeyin diyor.


 


Peygamberimizin onlarca hadis-i şerif’i vardır. Böylesine iddiaların olduğu bir yerde kimse peygamber efendimizi ağzına almasın. Vatandaşlarımızın da buna izin vermemesi lazım. Bazı mideden bağlı insanların değerlendirmeleri bizi bağlamaz, milletimizi bağlamaz. Milletimizin kahir ekseriyeti bu olayı değerlendirecek kadar adalet sahibi insanlardan oluşmaktadır. Bu pislik temizlenmelidir. Hem yargının içinde bulunduğu durum hem de bu iddialar temizlenmelidir. Bir Bakan çocuğunun evinde altı kasa çıkıyor. Bu nedir? Bakan’ın aldığı maaş bellidir, yemese içmese bu parayı biriktiremez. Bu para nasıl izah edilir? Bu pislik kimden gelirse gelsin artık temizlenmelidir.


 


Çevre ve şehircilik eski Bakanı Erdoğan Bayraktar diyor ki, “ben suçluysam sayın Başbakan’da istifa etmeli çünkü o’nun bilgisi dahilinde yaptım” diyor. Bu söz son derece önemlidir ve asla kulak ardı edilmemelidir. Yıllarca Kültür Bakanlığınızı yapan Ertuğrul Günay çıkıp, “aç kalmaya razıyım, hürriyetimden vazgeçmem” diyor. Parti içinde bu kadar baskı mı var ki, bu insan bu sözleri söylüyor. Kendi yol arkadaşını dahi seçemeyen insanların nasıl devlet yöneteceğini herkesin düşünmesi lazım.


 


Bu insanların eline devlet yönetimi teslim edilebilir mi biz bunu sorgulamalıyız. Bu insanların geçmişlerine bir bakıp sorgulamamız lazım, devlete ihanet var mı, hırsızlık var mı, okyanus ötesiyle diz dizeliği göz gözeliği var mı bakalım. Bugünlerde oraya gidip referans almaya çalışanları görüyoruz, oradan referans alanların halini de görüyoruz. Eğer birilerinin dizine oturursanız daha sonrasında başınıza çok şeyler gelebilir, dizine oturduğunuz insanlar başınıza çok çoraplar örer. Milletimiz bunu iyi görmelidir. 76 milyonun kaderini teslim ediyoruz bu insanlara. Yüce Allah buyuruyor ki, insanlar layık olduğu şekilde yönetilir” dolayısıyla neye layık olduğumuza bir millet olarak iyi düşünmeliyiz.” dedi.


 


KONCUK: GEZİ OLAYLARI İKTİDARA YÖNELİK BİR MESAJDIR


 


2013 yılına damga vuran Gezi olaylarını da değerlendiren Genel Başkanımız, “Bu olaylar neden çıkmıştır muhakemesi yerine, bizzat Başbakan tarafından eyleme katılanlar hedef gösterilmiştir” dedi. Koncuk, “Türkiye’nin içinde bulunduğu manzarayı göz önünden geçirmek gerek. Tv haberlerini dinlerken mutluluk haberleri yok, haberlerde her gün bir olay, bir hırsızlık, bir cinayet var. Bu ülkede toplumsal bir huzur var diyebilir miyiz? Türkiye iyi yönetilmektedir, toplum geleceğe güvenle bakıyor? denilebilir mi? Hayır diyemeyiz. Gezi parkı olayları illegal örgütlerin istismar çabasını hariç tuttuğumuzda, çıkış noktası itibariyle haklı gerekçeleri olan, yönetim sistemi ile ilgili problemlerin varlığına inanan insanların tepkilerini ortaya koyduğu eylemlerdir.


 


Marjinal grupların gösterdiği tepkiler elbette bizi de rahatsız etti ama ülkenin 11 yıldır iyi yönetilmediği, adil bir gelir dağılımı olmadığını, genç işsizliğin  tavan yaptığına inanan birçok insan bu nedir? dedi  ve meydana çıktı. Normal olarak siyasi iktidar gezi olaylarını iyi okuyup iyi değerlendirseydi, 10 yıldır sesi çıkmayan bu insanlar neden bugün meydanlara indi diye düşüseydi bu olaylardan olumlu bir ders çıkarılabilirdi. Sonuç çıkarılmadı hatta tam tersine bu olaylara katılan insanların tamamı AKP’ye karşı kirli hesaplar içindeki insanlar olarak takdim edildiler.


 


Bizzat Başbakan bu eylemlere katılan insanları hedef göstermiştir. Tencere tava çalanları şikayet edin diye talimatlar vermiştir. Geziden ders çıkarmayacaksın, hırsızlık olacak çete ve operasyon diyeceksin…Nasrettin Hocanın evine hırsız girmiş, herkes hocayı suçluyor, kapını, pencereni neden kapatmadın diye. Hoca en sonunda dayanamamış ve yahu hırsızın hiç mi suçu yok demiş. Hadi diyelim bu olaylar çetelerdi, operasyonlardı vs. peki siz bu ülkeyi yöneten insanlar olarak ne yaptınız? Yargıda Emniyette bu çete dedikleriniz köşe başlarına gelirken siz ne yaptınız, sizin İçişleri Bakanınızın imzaları var.


 


Bu uluslar arası operasyonu  kim yapıyor? ABD yapıyor diyorlar. ABD ile 11 yıldır diz dize göz göze oturan kim, talimatlar alan kim? ABD Türkiye için böyle bir operasyon yapıyorsa daha düne kadar sizinle bu kadar iyiyken bugün ne oldu? Biz ABD’nin de başka bir ülkenin de içişlerimize karışmasında rahatsız oluruz buna asla prim vermeyiz. Refik’inizi yani yol arkadaşınızı çok iyi seçeceksiniz. Refik’ini ABD olarak seçersen sende bunları yaşarsın. Hadi bir operasyon olduğunu düşünelim, hırsızlık yok mu? 4,5 Milyon doların ayakkabı kutularının içinde işi nedir? Bir operasyon varsa bunu yapanların canına ot tıka bizde destekleyelim ama 4,5 milyon dolar şu nedenle var deyin bilelim. Evden çıkan kasaları izah edin, Rıza Zerrab’ın kaç yüz milyon Euro’yu neyin karşılığında Türkiye üzerinden transfer ettiğini açıklayın bakalım.” dedi.


 


KONCUK: ACI ÇEKMEMİZE SEBEP OLAN İNSANLAR DİYARBAKIR BULUŞMASINDA BAŞTACI EDİLDİ


 


2013 yılı içerisinde açıklanan “Demokratikleşme Paketi de” Genel başkanımıza yöneltilen sorular arasındaydı. Koncuk, “Diyarbakır’da yaşanan  tablo unutulmamalı” dedi. Koncuk, “2014 yılında 2013’ü lütfen unutmayalım. Unutmak yok olmak demektir. Unutanların geleceği olmaz. 2013 yılında milliyetçilik dolayısıyla vatan severlik ayaklar altına alındı. Türk bayrağının adı değişsin diyen gafiller çıktı. Bu gafiller akil adam yapıldılar. Bize de bu yönde gelen teklifi reddettik, Allah korusun nasıl akil adam olurum ben, ihanet noktasında bir akillikle işimiz olamaz.


 


Diyarbakır’daki tablo unutulmamalı. Gözyaşları sel oldu, bu milletin evlatları şehit olurken alkışlayanlar baş tacı yapıldı, kırmızı halılarla karşılandılar. Bir millet bunu nasıl unutur? Süslü cümlelerle tüm TV kanallarında şehitler olmayacak derseniz tabii vatandaşında kafası karışır. Benim insanımın yıllardır çektiği acıya sebep olanlar bu ülkeyi yönetenler tarafından kıymetli insanlar olarak tanıtılıyorsa ve bağrına basılıyorsa bir millet bunu unutabilir mi?


 


Cumhurbaşkanlığı  “arabamı şerefsizlerin memleketinde bıraktım” diyen Ahmet Kaya’ya ödül vermiştir. Bu millet çok şereflidir ama bunu söyleyenler şerefsizdir. Demokratikleşme paketi adı altında “Andımız” kaldırıldı. Kaldırılma sebebi Türk vurgusudur. Bölücüler ve Türk düşmanlarının talebi yerine getirildi. Adımız Müslüman  Türk’tür ve yıllarca buna saldırılar olmuştur ama biz buna millet olarak sahip çıkacağız. Bugünlerde ev ev gezip Türk bayrağı dağıtıyorlar, siz önce Türk bayrağına sahip çıkın ki dağıtma hakkına sahip olasınız.” dedi.


 


KONCUK: KAMU ÇALIŞANLARI GELECEKLERİNE SAHİP ÇIKMALILAR


 


Ağustos ayında imzalanan  ve kamu çalışanlarını hayal kırıklığına uğratan Toplu Sözleşme sürecini de değerlendiren İsmail Koncuk, kamu çalışanlarını geleceklerine sahip çıkmaya çağırdı. Koncuk, “Rezil bir Toplu Sözleşme dönemi yaşandı, Türkiye Kamu-Sen olarak memur masada satılmıştır emekli de satılmıştır diye bunu ifade ediyoruz.  28 Aralık’ta “Hırsıza değil, memura bütçe” diye bir mitingimiz oldu ve yoğun da bir katılım vardı. Tepkimizi ortaya koyduk, Kamu çalışanları sendikal tercihlerini ortaya koyarken, kendini pazarlayanları ve haklarını savunanları aynı kefeye koymamaları gerekir.


 


Ocak ayı itibariyle tüm memurlar görecekler ki alacakları maaş 123 TL. Enflasyon farkı yok , aile ve çocuk yardımı yok , öğretmenin ek dersine zam yok, ikramiye ve tazminatlara zam yok, fazla çalışma ücretlerine zam yok, akademisyenlere iyileştirme yok 2014 yılında bunları yaşayacağız. Bugünlerde yaşanan  olayların Türkiye’yi ekonomik bir krizle karşı karşıya getireceği açıktır. Bu olaylar iyi yönetilememiştir ve sebebi de iktidardır. Yaşanan sıkıntıların acısını da vatandaşlarımız yaşayacaktır. Böyle bir ortamda enflasyon farkı ödemesi bu Toplu Sözleşme de yok, bunu sineye çeken bir devlet memuru yoktur.


 


Bunu dahi düşünemeyen ve adına sendika diyen yapıların bu ülkede yetkili sendika sıfatıyla tanınıyor olmasını da ben hazmedemiyorum tüm kamu çalışanları adına. Yetkiyi hala bu insanlara verirlerse, kamu çalışanları, bunun anlamı şu olacaktır, “Beni bir kez pazarladın yetmedi bir daha pazarla” anlamına gelecektir. Tüm kamu çalışanları şapkayı önlerine koyup adam gibi sendikacılığın adresi olan Türkiye Kamu-Sen’e destek vermeleri lazım.


 


Başbakan Pakistan’dan dönerken gazeteciler uçakta çeteci diye adlandırılan polislerin neden meslekten atılamadığını soruyorlar. Başbakan “657 sayılı Devlet memurları kanunu bunları koruyor, fabrikada çalışsalardı kıdem ihbar verir bunları kapı önüne koyardık” diyor. “Bu bize ders olsun önümüzdeki dönemlerde 657’yi değiştireceğiz” diyor. Bu ne demek? Kamu çalışanlarının iş güvencesi ellerinden alınacak demektir. İşte bu gerçekleşirse kamu çalışanlarının adı memur olmayacaktır, idarenin her an kıdem ve ihbar tazminatını vererek kapı önüne koyacağı bir duruma getirilecektir. İş güvencesini kaybedersek devlet memurluğu kavramı kaybolursa kaderimiz bu ülkeyi yöneten siyasi iktidarların iki dudağı arasında şekillenir. Başbakan tarafından alenen bu sözler söyleniyorsa, kamu çalışanları da kendi hak ve menfaatlerini koruma mecburiyetindedirler.” dedi.


 


KONCUK: 2013 YILI EĞİTİM ALANINDAKİ PROBLEMLERİN ÇÖZÜLDÜĞÜ BİR YIL OLMADI


 


Eğitim alanında yaşanan sıkıntıların hala devam ettiğini vurgulayan Genel Başkan İsmail Koncuk, Ataması yapılmayan öğretmenlerden  İ.İ.B.F. mezunlarına, Bakan  Nabi Avcı’dan Milli Eğitim Bakanlığı’ndaki fişlemelere kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulundu. Koncuk, “Ataması yapılmayan öğretmenlerimiz bir dram yaşıyorlar. Bugün itibariyle Allah mekanlarını cennet etsin 37 gencimiz intihar etti. Hayata tutunmalılar, yaşamak her şart altında önemlidir, mücadele edeceğiz. 350 bin ataması yapılamayan öğretmen var, 10 bin atamanın Şubat’ta yapılacağı Başbakan tarafından ifade edildi ama yeterli bir rakam değil. İ.İ.B.F. mezunu olan 350 bin genç başka bir dram yaşıyor.


 


Bunlar bizim evlatlarımız ve çaresizler. Bu feryatlar duyulmalıdır. Toplam 5 milyon civarında gencimiz KPSS’ye girerek bir iş bulmaya çalışıyor.  Bu ülkeyi yönetenler elbette bunun çözümü için bir irade ortaya koymalılar.  Tırtıklanan paralardan bu çocuklarımıza ne kalır bilmem ama bunu da söylemek durumundayım.


 


Milli Eğitim bakanlığı iyi yönetilmiyor. Nabi Avcı’nın sorunlardan haberi olduğunu düşünmüyorum. Bir de fişleme meselesi var tabii. Müsteşar Yusuf Tekin’in öğretmenleri ve çalışan personeli fişlediği bilgileri var. Hep cuntacılardan şikayet ederler, eğer doğruysa sizde fişçisiniz. Farkınız nedir? Alan değişikliği, yönetici atamaları gibi ciddi problemler var, yandaş korumaya yönelik bir yönetici atama durumu var. Sadece Milli Eğitim’de değil birçok kamu kurumunda bunlara şahit oluyoruz. Bunların önüne geçilmelidir.


 


Akademisyenlerimiz yaşama acziyeti içindeler. Ekonomik olarak içinde bulundukları darboğazdan kurtarılmalılar. Bilimin merkezi diyeceksiniz üniversite çalışanları ve akademisyenlere sahip çıkmayacaksınız bu kabul edilemez.” dedi.


 


KONCUK: TOPLUMSAL DÜŞÜNÜP BÖYLE YAŞAYACAĞIZ, ARAMIZA NİFAK MİKROBU SAÇANLARA İZİN VERMEYECEĞİZ


 


Program Genel Başkanımızın 2014 yılı mesajıyla soan erdi. Koncuk mesajında,” Türkiye son derece önemli bir ülke, bütün gözler Türkiye’de. Doğu Türkistan’da zulme uğrayanların, Irak’ta, Kerkük’te, Tuzhurmatu’da hayatlarına kastedilen Türkmenlerin gözü Türkiye’de, KKTC’de yaşayan soydaşlarımızın  gözü Türkiye’de, Balkanlarda, Makedonya, Kosova’da, Bulgaristan’da yaşan kardeşlerimizin gözü burada.


 


Türkiye kendiyle oyalanmayı bırakıp büyük düşünmeli. Türk İslam davasıyla sevdalanan, yüreğinde Türk İslam davasına yer olan insanlarla yönetilmeli, Türk kelimesinden gocunanlar bu ülkeyi yönetirse Türk dünyasının hiçbir umudu kalmaz. Azerbaycan’da Karabağ davası var biz gidip Ermenilerle görüşüyoruz.  Bunlar kabul edilemez. 76 Milyon vatandaşımızın her birinin saygıdeğer olduğunu ve bu ülkenin vatandaşı olmaları sebebiyle onların saygıdeğer olduğunu bilmeli ve kabul etmeliyiz.


 


Ülkeye ayrılık tohumları ekmeden, etnik mikrobu hortlatacak ifadeleri kullanarak bu milletin geleceğine, bu coğrafya’da etnik kökeni ne olursa olsun  yaşayan insanların geleceğine ihanet ettiğimizi bileceğiz. İnsanlar layık olduğu şekilde yönetilir Ayet-i Kerimesini aklımızdan çıkarmadan, biz yapacağız, biz tedbirini alacağız. Toplumsal düşüneceğiz ve böyle yaşayacağız. 2014 yılı hayırlı ve uğurlu olsun, başarılar ve mutluluklar diliyorum.” Diyerek sözlerini noktaladı.



 



www.mebpersonel.com

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber