Bu haber kez okundu.

Reflü hastalığı olanlar dikkat!

 

Acıbadem Adana Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Türker Egesel,

reflünün son yıllarda sıkça görülmeye başlayan ve daha çok ‘şehir hastalığı’

olarak bilenen rahatsızlıklar arasında yer aldığını belirterek

"Şehir hastalığı olarak adlandırılmasının sebebi, tetikleyici nedenlerinin başında stres faktörünün gelmesidir.

Reflünün en sık gözlenen tipi, midede salgılanan asidin yemek borusuna kaçması şeklinde kendini gösteriyor.

Stres anlarında midede asit salınımı artıyor ve bu da reflü oluşumunda etkin bir rol oynuyor.

Reflü teşhisi konabilmesi için şikayetlerin periyodik olarak devam etmesi gerekiyor.

Tanı ve tedavi ihmal edildiğinde reflü çok ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliyor" diye konuştu.

Reflü tedavi edilmezse ülserden kansere birçok hastalığa neden olabildiğine dikkat çeken

Dr. Egesel, şunları söyledi: "Mide içeriğinin yemek borusuna doğru kaçmasına 'gastroözofageal reflü' deniliyor,

halk arasında sadece 'reflü' olarak biliniyor. Midedeki asitli içeriğin, safranın ya da sadece gazın geri kaçması şeklinde kendini gösterebiliyor.

En sık rastlanan tipi mide asitli içeriğin geri kaçması şeklinde kendini gösteriyor.

Aslında bu kaçış gün içerisinde birçok kez meydana geliyor ancak birkaç ayda bir gerçekleşiyorsa ve

kronik halde değilse normal olarak kabul ediliyor ve belirli bir şikayete sebep olmuyor. Ancak,

kaçışla doğru orantılı olarak kişi de; göğüs arkasında yanma hissi, ağıza acı su gelmesi, geğirme,

yutkunmada zorlanma, yutarken ağrı duyma gibi şikayetler gözleniyorsa reflü hastalığından söz edilebiliyor.

Reflü oluşumunu engelleyen en önemli mekanizma,

mide ile yemek borusu arasında özelleşmiş bir kas dokusu olan ve halk arasında 'mide kapakçığı' olarak bilinen

“sfinkter” isimli yapı. Normalde bu kapakçık kasılı durumda oluyor. Süreç oldukça basit; gıdalar ağızda çiğneniyor,

yutma eylemi gerçekleşiyor, yemek borusunda ilerleyici bir kasılma meydana geliyor, sfinkter gevşiyor ve

gıdanın mideye inmesine imkan veriyor, gıda mideye ulaştığında sfinkter geri kaçmamaları için yeniden kapanıyor.

Bu mekanizmada herhangi bir bozulma söz konusu olduğunda da reflü ortaya çıkıyor."

 

Dr. Egesel, stres anlarında reflü şikayetlerinin artmasının nedeninin midenin stres sırasında daha fazla

asit salgılaması ve yukarı çıkan asit miktarındaki artış olduğunu söyledi.

Diyafram, karın boşluğu ile göğüs boşluğunu birbirinden ayıran bir kas olduğunu anlatan

Dr. Egesel, sözlerini şöyle sürdürdü: "Mide, karın boşluğunda yer alırken yemek borusu göğüs boşluğunda yer alıyor.

Eğer midenin bir kısmı diyaframın yukarısına yani göğüs boşluğuna doğru yer değiştirirse bu duruma mide fıtığı deniliyor.

Mide fıtığı olması durumunda reflü de kaçınılmaz oluyor çünkü karın iç basıncı artıyor ve

bu basıncı artıran her türlü olay reflüyü kolaylaştırır niteliktedir. Mide fıtığının yanında, hamilelik ve aşırı kilo alma gibi etkenler de yine mide basıncını artırması sebebiyle reflüye neden olabilen durumlar. Bununla beraber mide çıkışında oluşabilecek darlık, ülser ya da kanser gibi tıkanıklık nedenleri de gıdaların rahatça bağırsaklara geçmesini engelleyebiliyor ve yukarı doğru baskının artmasıyla reflü meydana gelebiliyor."

 

Dr. Egesel, reflü sinyali veren 13 belirti olduğunun altını çizerek sözlerine şöyle devam etti: "Göğse doğru yanma hissi. Ağza acı su gelmesi. Yediklerimizin ağzımıza gelmesi. Yutma zorluğu, ağrılı yutma, geğirme. Göğüs ağrısı, öksürük, astım benzeri şikayetler, kronik bronşit şikayetleri, kronik larenjit-farenjit şikayetleri ağız kokusu, diş çürümesi."

 

Reflü tanısının, şikayetlerin analizi ve fizik muayene ile hızlıca konulabildiğini söyleyen Egesel, sözlerine şöyle devam etti: "Bununla birlikte en doğru teşhis için tercih edilen yol endoskopi. Endoskopi ile hem anatomik bir bozukluk olup olmadığı görülebiliyor hem de geri kaçış nedeniyle yemek borusunda tahribat oluşup oluşmadığı belirlenebiliyor. Günümüzde endoskopi hastaya hissettirilmeden, hızlı bir şekilde ve yüksek doğruluk yüzdesiyle yapılabiliyor. Bununla birlikte radyolojik olarak kontrastlı film çekimi, özofageal PH ölçümü, özofageal impedans ve manometrik çalışmalarla da reflü tanısı konulabiliyor. Bunların başında doktor kontrolünde başlanan ilaç tedavisi geliyor. Asit oluşumu ve salgılanmasını engelleyen ilaçlar faydalı kabul ediliyor. Bu temel tedaviye asidi etkisiz hale getirici, midenin boşalmasını hızlandırıcı, mide ve yemek borusunu koruyucu ilaçlarda eklenebiliyor."

 

Son yıllarda reflüde endoskopik tedavinin sıkça gündeme geldiğini anlatan Egesel, şunları söyledi: "Endoskopi ile uygulanan birçok yöntem olsa da, bu yöntemlerin güvenirlikleri henüz tıbbi olarak kanıtlanmadığından sıkça tercih edilmiyor. Reflü hastalarının uygulaması gereken bir diğer tedavi yöntemi mide asidini kontrol altına almalarına yardımcı diyet ve reflü önerileri. Bu öneriler doktor tarafından belirleniyor ve yaşam biçimini buna göre şekillendirmek gerekiyor. Son tercih olarak seçilmesi gereken cerrahi yöntemlerse her reflü hastası için uygun bir tedavi yöntemi değildir. Uygun hastalarda başarı şansı yüzde 90 olan cerrahi tedaviye karar vermeden önce hastanın gastroenterolog ve genel cerrah tarafından kontrol edilmesi gerekiyor. Fayda görmeyecek hastalara cerrahi müdahale yapıldığında hasta bundan yarar görmediği gibi bazı şikayetlerinde artış da gözlenebiliyor. Uzun süre ilaç kullanmak istemeyen ve diyet önerilerini uygulayamayan genç hastalar ve mide fıtığı gibi anatomik bir bozukluğu olanlarda, özellikle son yıllarda gelişen laparoskopik cerrahi yöntemi değerlendirilebiliyor."

Egesel, reflüye karşı dikkat edilmesi gerekenleri şöyle sıraladı:

 

"Narenciye ürünleri gibi asitli meyvelerden uzak durun. Çay, kahve, kola, çikolata gibi kafeinli gıdaları tüketmemeye özen gösterin. Kilo almamaya ve normal kilonuzda kalmaya dikkat edin. Yağlı yiyecekler, soğan, sarımsak, baharat, kızartmalar, domates gibi mide asidinin salınımını artıracak gıdaları tüketmemeye çalışın. Sigara ve alkol kullanmayın. Alkol kullanacaksanız sosyal içicilik sınırlarının dışına çıkmayın. Yemekleri yavaş yiyin. Yemek yedikten sonra bir süre uzanmayın. Gece yatmadan önce 3-4 saat herhangi bir şey yiyip içmeyin. Sık ve dar kıyafetler giymekten kaçının."

 

YASTIĞINIZI YÜKSEK KULLANIN

Dr. Egesel, tedavi uygulanmadığında ya da başarılı bir tedavi gerçekleşmediğinde reflü komplikasyona neden olabildiğini vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı: "Çok ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen bu komplikasyonlara karşı düzenli takip ve tedavi gerekiyor. Tedavi edilmeyen reflü hastalığı yemek borusunda ülser gelişmesine ve burada kanama gerçekleşmesine, sürekli asit tahrişine bağlı darlık ve yemek borusunda barret adı verilen hücre bozulmasına neden olabiliyor. Bu hücre bozulmaları yemek borusu kanseri açısından ciddi bir tetikleyici. Bu yüzden reflü hastalarının mutlaka doktor kontrolünde tedavi edilmesi ve takiplerinin düzenli bir şekilde yapılması gerekiyor."

 

FATİH KEÇE

ADANA

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber