Bu haber kez okundu.

Kadınları hormonlar yönetir

             Prof. Dr. Neşe Kavak tanınan bir jinekolog, çok parlak bir kariyeri var, 48 yaşında. Kendi ifadesiyle kadın olarak altın çağını yaşıyor. '50'sinde kadın olmak' konulu bir kitap hazırlığında olan Prof. Dr. Kavak, gençlikten menopoza, kadın olma hallerini anlattı

Kadın olmak zor zanaat. Bunu ben değil, kadını anlamaya çalışan tüm bilim dalları söylüyor. Ergenlik, yetişkinlik, menopoz ve sonrasında ayrı ayrı psikolojiler ve fiziksel değişimler yaşayan kadının şifrelerini çözmek her babayiğidin harcı değil. Kadının neden bu kadar zor bir mekanizmaya sahip olduğunu öğrenmek, yaşadığı değişimleri dinlemek için bu işin uzmanı bir kadına danışmak en iyi fikir gibi geldi ve Prof. Dr. Neşe Kavak'ın kapısını çaldım. Prof. Dr. Neşe Kavak, Marmara Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı öğretim üyesi. Einstein'in kurucusu olduğu Dünya Bilim ve Sanat Akademisi'nin 15 kişilik yönetim kurulunun üyelerinden biri. Dünya Perinatoloji (yüksek riskli gebelik) Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Uluslararası Perinatoloji Akademisi'ne giren tek Türk doktor. Kavak, devletin zirvesi de dahil pek çok tanınmış ailenin doktoru aynı zamanda. TİKAD'ın (Türkiye İş Kadınları Derneği) başkan yardımcısı. 45 sayfalık CV'si olan Neşe Kavak'ı kadın konulu bir söyleşi için tercih etmemin nedeni göz kamaştıran kariyeri değil. Kavak, bu gözdolduran CV'sinin yanı sıra, her kadının yaşadığı psikolojik ve fiziksel değişimi yaşayan 48 yaşında bir kadın. Hastalarından edindiği tecrübe ve kendi yaşadıkları Kavak'ı, '50'sinde kadın olmak, konulu bir kitap yazmaya itmiş. Kitap henüz yazım aşamasında. "Kadınları hormonları yönetir," diyerek söze başlayan Kavak'la bizi şaşırtan bir sohbet gerçekleştirdik. Hayatındaki kadını anlamaya çalışan her erkeğin ve kendisini uzmanından dinlemek isteyen her kadının okuması gereken bir söyleşi oldu. Buyrun...

- Bir kadının hayatının en önemli evreleri hangileri?
- Kadın hayatında yetişkinlik, menopoz ve sonrası en etkin dönemler. Ama kadının hayatını evreler değil, hormonlar yönetiyor. Sevdiğim bir yazarın, 'Kadınlar hormonlarının esiridir,' diye bir cümlesi var. Kesinlikle doğru. Kadınları yapısal ve yaradılış olarak erkeklerden ayıran iki hormon var; östrojen ve progestoron. Her şeyin sorumlusu onlar! Özellikle genç kızlık ve yetişkinlik döneminde bu hormonlar sürekli salgılanıyor, üstelik yükselip alçalıyor. Bir ay içinde kadın vücudundaki bu iki hormonun salınımı öyle değişiklikler gösteriyor ki; kadınların ruh hali de buna göre değişiyor. Kadınlar bu nedenle hormonlarına bağlı yaşıyor. Adet dönemi öncesi yaşanan sıkıntılı dönemlerin, menopoza doğru hormonların vücutta azalmasına bağlı olarak yaşanan ruhsal değişikliklerin, menopozla birlikte ortaya çıkan sıkıntıların nedeni bu iki hormon. Menopozdan sonra bu iki hormonun vücuttan çekilmesiyle birlikte kadında yaşlanma süreci başlar; kemiklerde erime, kalp hastalıkları riski artar. 'Kadınlar hormonlardan etkilenmiyor,' demek doğayı reddetmek.

- Kadının en iyi huylu olduğu dönem hangisidir?
- Kadının ruh halinin en iyi olduğu dönem adet sonrası zamanlardır. Bu dönemde üretkenlik de artar. Adet döneminde ruh hali dibe vurur; kadın, daha alıngan, daha depresif, daha duygusal, dış etkenlere daha açık hale gelir. Adet döneminde üretkenlik de dibe vurur. Bazı İskandinav ülkelerinde eğer bir kadın adet öncesi dönemde suç işliyorsa, cezada indirim alabilir, durum ciddi yani...

- Kadın olmak başlı başına zor yani...
- Kadınlar dış dünyayla uğraşırken kendi hormonlarıyla da mücadele ediyor. Kadında stabil yapıyı koruyabilmek çok zor. Yönetici pozisyonundaki kadınlar çok zor durumda; onlar işyerinde stabil olmak, sinirlenmemek, kendilerine hakim olmak adına kendi vücutlarına karşı mücadele veriyor. Erkekler daha şanslı yaratılmış. Hormonlara bağlı ruhsal değişimlere maruz kalmıyorlar. Onların ruh hali hep aynı.

- Kadın kendisini en fazla hangi yaşta kadın gibi hissediyor?
- Zaman içinde bu sorunun cevabı da değişti. Günümüzde 50 yaşında olanlar, bundan 20 yıl öncesinin 40'ları. Şimdiki 40'lar bundan 20 yıl öncesinin 30'ları. Bu değişikliğin nedeni insan ömrünün uzamış olması. 1950'lerde ortalama ömür 58-60 seneyken, şu anda Türkiye'de ortalama ömür 75-78. Dünyanın ileri ülkelerinde kadınların ortalama ömürleri 85'lerde. Yaş algısında 10 yıl zıplama var.

45'TEN SONRASI ALTIN ÇAĞ
- O zaman 10 yıl avantajlıyız...
- Çin atasözü der ki; 'Yapacaksanız 30'a kadar çocuk, 40'a kadar para yapın.' Ben bu lafı şöyle değiştiriyorum, 'Yapacaksan 40'a kadar çocuk, 50'ye kadar para yap!' Kadının kendisini en çok kadın gibi hissettiği yaşla ilgili şöyle sosyal bir tespit yapalım; kadın 25-30 yaş arasında evleniyor. O sırada çocukları oluyor, onlara zaman ayırmaya çalışıyor. Birçok gaye, uğraş var, kariyerini oturtmaya çalışıyor. Hep bir koşuşturmaca. Çocuklar büyüyüp yetişkinliğe geçtikten sonra, 40'larında kadının kendine bakma zamanı geliyor. 40'tan sonra kadının altın yaşı oluyor. Benim kendi kişisel tecrübeme göre 45'ten sonrası altın çağ.

- Ne oluyor 45'ten sonra?
- Her şey oturuyor. Bir kere tarzı, tavrı oturuyor kadının. Yaşamda dinginliğe ulaşıyor, belli hırsları törpüleniyor. Hayattan neyi alıp, neyi vereceğini biliyor. Belli bir olgunluk da geliyor. Bu olgunluğa bağlı olarak sivrilikler yumuşuyor. Daha hoşgörülü oluyor, hayata daha pozitif bakabiliyor 45'inden sonra. Anlık mutlulukların daha fazla tadına varabilmek hep 40'ından sonra yaşanıyor. Türkiye'de ortalama menopoz yaşı 50 dersek, kadının altın çağı 40'la 50 arası.

- O kadar kısa mı altın çağımız, sadece 10 yıl?
- Bence de kısa. Bizim amacımız 40'la 50 arasındaki altın çağı, 40'la 58 arasına çekmek.

- Nasıl yapılabilir bu?
- Kadın 50 yaşına geliyor, menopozla birlikte kadında yıkım süreci başlıyor. Menopozun kadına getirdiği iki olumsuzluk var: Biri östrojenin düşmesiyle birlikte gelen kalp hastalıkları riski. İkincisi, menopozla birlikte kemiklerin erimeye başlaması. Bu iki dramatik konu kadınları yıkıma götürüyor. Yani savaşılması gereken iki madde var. Bunlarla savaşmak için beş-altı sene öncesine kadar, menopoz sonrası hormon takviyesi tedavisi uygulanıyordu. Ama son yıllarda bu görüş geçerli değil. Hormon tedavisi kemikleri koruyor ama diğer hastalıklar açısından koruyucu değil. Menopozdan sonra hormon tedavisine asılmayacağız. Bunun yerine 40'lardan sonra formül basit; sporu muhakkak hayatımıza sokuyoruz! Kas kitlesini artırmamız gerekiyor. Kadınların yağlanma eğilimi erkeklerden çok daha fazla. Yağlı bir kadının kilo alması kolaydır ama kaslı bir kadınınki çok düşüktür. Menopoz eşittir beş kilo! Bunun önüne geçebiliriz. Kilo alımı kalp hastalıklarını beraberinde getirir. Sporu muhakkak hayatımıza sokuyoruz.

- Spordan kastınız, Madonna tipinde bir vücuda sahip olma hırsı değil sanırım...
- Hayır, elbette değil. İnsan keyif aldığı sporu yapmalı. Zoraki yapılan spor en fazla altı ay devam ediyor. Yürüyüşü mü seviyorsunuz, yürüyün! Pilates mi zevk veriyor, pilates yapın! Yüzmek mi istiyorsunuz, yüzün! Bunları değiştererek yapın. Araştırmalar gösteriyor ki, bir sporu devamlı yapmak bıkkınlığa sebebiyet veriyor. Haftanın iki günü yürüyorsak, iki gün de pilates yapalım. Ya da yazın hep yüzün, kışın yürüyün. Sporun ilk dört-beş ayı zor. Eğer o ilk beş ay atlatılırsa vücut kendi istiyor zaten.

40 YAŞINDAKİ BİR KADIN 18'LİK GİBİ GÖRÜNEMEZ
- Siz hangi sporları yapıyorsunuz?
- 48 yaşımdayım ve üniversitedeki kilomdan iki kilo daha zayıfım. 38 yaşımdan sonra hayatıma sporu koydum. Ondan önce yapamadım çünkü çok telaşım vardı. 'Zaman gidiyor, ben kilo almaya başlıyorum, kendime bakmam lazım,' dedim ve spora başladım. Haftanın üç günü 1.5 saat ayırıyorum spora ve bunu disiplinli bir biçimde yapıyorum. Vücuttaki esnekliği artırmamız şart. Ben 40'tan sonra pilates, yürüyüş ve biraz da ağırlık çalışması öneriyorum. Menopoza yaklaştım ama vücuttaki kas kitlem çok arttı. Yemek yesem dahi kilo almıyorum. Çünkü kas kitlesi olan bir vücutla yemek yemek, şömineye odun atmak gibi. Şöminede o odunlar nasıl hızlı yanarsa, kas kitlesi olan bir vücutta da o hızla yakılır.

- Asla yemem dediğiniz şeyler var mı?
- Hayır. Her şeyi yerim. 30'lu yaşlarıma göre daha çok yiyorum hatta.

- Cildiniz çok parlak ve canlı görünüyor, çok az kırışığınız var. Cildinize nasıl bakıyorsunuz?
- Takviyeye her zaman inanırım. İnsanlar kendisini iyi hissetmek için hafif makyaj yapar ya, ben de cildimin makyajını yapıyorum. Cildin daha parlak, sağlıklı gözükmesi için yardımcı yöntemler kullanıyorum. Kullandığım tüm ürünler medikal; saf C ve A vitaminli kremler ve maskeler... Kozmetiğe asla para vermem. Medikal kozmetiğe para veririm. Bilimsel araştırmalar gösteriyor ki, cilt sağlığı için iki ana madde var; C ve A vitamini. Diğerlerinin hiçbir etkisi yok.

- Birbirinin aynı, estetikli yüzlerle ilgili ne düşünüyorsunuz?
- Estetik furyası almış başını gidiyor. Bizim hanımlarımız arasında bu çok çok yaygın. Tahmin edebileceğinizden çok daha fazla. Bence 40 yaşındaki bir kadının 18 yaşındaki bir genç kız gibi görünmesine imkan yok. Her yaşın iyisi olmak önemli! Doğallıktan ayrılmamak lazım. Diğer sonuçların hepsi fiyasko, üstelik estetik cerrahi adına da fiyasko. Estetiği en kötü uygulayan ülkelerden biriyiz. Birbirinin aynı üç surat şeklinde geziyor kadınlar.

BAŞÖRTÜLÜ KADININ HAYATA BAKIŞI, AÇIK OLANLA AYNI
- Kadınlarımız jinekolog karışısında kendini ifade etmeyi öğrenebildi mi?
- Ben Anadolu'da çalışan bir doktor değilim, ama şehirli kadın açısından bakacak olursak Türk kadını kendini ifade etmeyi çok iyi öğrendi. Özellikle bilgilerin internet ortamında yayılmasıyla birlikte kadın çok bilinçlendi.

- Erken regl dönemiyle ilgili ne diyeceksiniz?
- Dokuz yaşında adet gören kızlar var. Bu elbette beslenmeyle ilgili. Erken regl olmak kötü değil ama uzun dönem adet gören kadınların bir takım hastalıklara yakalanma riski yüksek. Çok erken adet görüp, çok geç menopoza girenlerin meme ve yumurtalık kanseri gibi belli hastalıklara yakalanma riski artıyor.

- Kadın açısından cinselliğin başlaması gereken bir yaş var mıdır?
- Hastalarım hep sorar; 'Anne olmanın ideal yaşı nedir?' diye. Aslında 40'a kadar çocuk teknik yaklaşımdır ama esas önemli olan kişinin kendini hazır hissetmesidir. Bu, sizin sorunuza vereceğim cevap sanırım. Hayatta zorlamalara hiç ihtiyaç yok. Kötü tecrübeler yaşamaktansa, bir kadın ruhsal ve sosyal olarak kendini hazır hissettiğinde cinsel ilişki yaşamalı.

- Başörtülü kadın ve diğerleri diye bir ayrım yapabilir miyiz, yoksa kadın kadındır mı diyorsunuz?
- Kadın kadındır. Türkiye'de muhafazakar kesim ve modern kesimden kadınlar arasında bir görüş ayrılığı olduğunu düşünmüyorum. Dünyaya bakış açısından bir fark yok. Muhafazakar kadınlar da hayata aynı çerçeveden bakıyor. Nasıl bir ailede iki başörtülü, iki başı açık kadın olabiliyorsa, bakış açısında da fark yok. Biz Arap ülkesi değiliz. Bir genç kız başını örtüyor ama rock konserine de gidiyor. Muhafazakar kesimden çok hastam var, onların spora, modaya, hayata bakış açıları, başı açık kadınlarla aynı.

- Toplumda eskiden evli bir erkekle birlikte olan kadın kendini sakınırdı şimdi göğsünü gere gere ortada geziyor. Ne düşünüyorsunuz?
- Kesinlikle kabul edilir bir şey değil. Bu durumun karşısındayım ve şiddetle kınıyorum.

ANNE OLMAK, DOKTOR OLMAK KADAR YÜCE!
- Kadın kadının kurdu mudur?
- Ben hep erkeklerle çalıştım. Kadın doğum departmanına girdiğimde kürsüdeki tek kadındım. Tek kadın olarak yükseldim ve kürsünün tek kadın anabilim dalı başkanı, ilk kadın başhekim oldum. Çalıştığım grup hep erkeklerden oluşuyordu.

- Peki şöyle sorayım; erkekler güçlü kadından korkuyor mu?
- Yok, hiç değil. Eşim de, çalışma arkadaşlarım da hayatım boyunca beni hep desteklemiştir.

- Erkekler evdeki kadını mı tercih ediyor?
- Bence bunu kadınlar istiyor, erkekler değil. Amerika'da böyle bir trend var; kadınlar ne kadar iyi eğitimli olursa olsun, evde oturup çocuk bakmak istiyor. Türkiye'de de başladı bu eğilim. 'Ben bu eğitimi aldım ama niye çalışayım, çocuğumu büyüteyim,' diyorlar. Kadının çalışmasını sonuna kadar destekliyorum ama kadının içinden evde oturup çocuk bakmak geliyorsa zorla dışarda çalıştırmanın anlamı yok. Hayat kişinin tercihlerinden oluşur. Kişi nasıl mutlu olacaksa öyle olsun. İllaki, 'Çok iyi eğitim aldım, dışarda çalışmalıyım,' diye düşünmemeli. 'Ben çocuklarımı yetiştirirken daha mutluyum,' diyorsa, bunu yapsın.

- Siz evde çocuk bakabilir miydiniz?
- Ben yapamazdım. Yapım müsait değil. Yapısı müsait olan, evde oturmak isteyen bunu yapsın, karşı değilim. Çocuk yetiştirmek de dünyadaki en zor işlerden biri. Kariyer yapmaktan daha zor. Çok başarılı bir anne olmak, çok başarılı bir doktor olmak kadar yüce. Ama ben bunu yapamazdım, çocukluğumdan beri 'Doktor olacağım,' diyordum.

HAMİLELİKTE YETERSİZ KİLO ALIRSANIZ ÇOCUĞUNUZ ZEKİ OLMAZ!
- Hastanelerde hâlâ bekaret kontrolleri yapılıyor mu?
- Biz değil adli tıp yapıyor. Mahkeme kararıyla yapılabiliyor.

- Sıfır beden takıntısı nasıl rahatsızlıklara yol açıyor?
- Hamile kalmayı planlayan ya da gebelik geçiren kadınların sıfır beden takıntılarına şiddetle karşıyım. Gazetelerde bir takım rol model kadınlar var, 'Ben hamileliğimde beş kilo aldım.' Bunu bir de marifet gibi söylüyorlar. Bu çok yanlış. Halkı da yanlış bilgilendiriyorlar. Hamilelikte beslenme çok önemli, zayıf kalacağım takıntısına girip, 'Az kilo alacağım,' demek büyük hata. Çocuğun her ay 1-1,5 kilo hakkıdır. Bunun bir ortalaması var, bunun altına düşerseniz ve hamilelikte yetersiz kilo alırsanız çocuğunuz ilerde zeki olmaz. Amerika'daki bir araştırma gösteriyor ki, doğum kilosu daha fazla olan çocuklar daha zeki oluyor. Bakın tüm ünlü dehaların hepsi 4.5 kilonun üstünde doğmuş. Doğum kilosunun ilerdeki IQ ile çok büyük alakası var. Ben hastalarıma hamileliklerinin ilk ayından itibaren bir diyet veriyorum. Gururla söylüyorum, benim 3.5 kilonun altında çocuk doğurttuğum çok azdır. 3.5 kilonun altına düşünce bunu başarısızlık olarak görüyoruz.

KALİTELİ YAŞLANMA SIRRI: OMEGA 3, SAUNA, SPOR, MASAJ VE DİYET
- Menopoz bir kadının bitişi mi yeni bir hayata başlaması mı?
- Menopoz yeni bir hayatın başlangıcı. Hazırlıklı olunursa, menopoza çok sağlıklı girileceğini, sonrasında da çok sağlıklı kalınacağını düşünüyorum. Menopoz hayatın en güzel dönemlerinden olabilir. Çünkü kadının hayatında her şey yerine yerleşiyor; çocuklar büyümüş, iş güç oturmuş, kişi dinginleşmiş oluyor. Kadınlar bazen bir uzvunu kaybedecekmiş gibi yaklaşıyor duruma, böyle bir şey yok. 40 yaşında evlenmemiş bir kadın menopoza girdiyse çocuk sahibi olmadığı için üzülüyor. Ama 47 yaş üzerinde menopoz büyük bir rahatlık. 'Menopoza girdim, doğum kontrol yöntemleriyle uğraşmayacağım,' diyen bir hasta grubu da var.

- Cinsel anlamda daha rahat bir dönem mi?
- Vajinal kuruluk menopoz sonrası önemli bir problem ama çaresi, ilaçlar var. Bu nedenle cinsel anlamda bir sıkıntı yaratacağını düşünmüyorum. .

- Kadın nasıl daha kaliteli yaşlanır?
- Spor yapmak, düzenli olarak saunaya girmek ve masaj yaptırmak bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Mesela meme kanseri spor yapan kadınlarda daha az görülüyor. Protein ağırlıklı diyet çok önemli. Menopoza yakın dönemde balık ve balık ürünlerini öne çıkarmalıyız. Omega 3 tüketmek çok önemli. Omega 3'ün antidepresan özelliği de var, meme hastalıklarına karşı da koruyor. 40'tan sonra Omega 3'e hemen başlamak lazım. Omega 3, düzenli masaj, düzenli sauna, spor ve protein ağırlıklı diyet kaliteli yaş almanın sırları.

- İş hayatında ve profesyonel hayatta farklı mı giyinirsiniz?
- Ben bir üniversite hocasıyım. Cinsiyeti olmayan kıyafetler tercih ediyorum. Hastanede her zaman etek-bluz giyiyorum. Profesyonel çalışan kadının cinsiyeti belli etmeyen kıyafetler giymesi gerekir. İş yerinde dar etek, dar bluz, dekolte, yüksek topuklu ayakkabılar, aşırı makyajı tasvip etmiyorum. Katı kurallarım var bu anlamda.

- Kadınlar, erkeklerdeki gibi andropoz belirtileri gösteriyor mu?
- Kadınlar erkeklerin tam tersi belirtiler gösteriyor. Östrojen çok düştüğü için tüm duygularda azalma oluyor. Ama kadının fiziki anlamda kendine güveni tam olursa, kilo almazsa, kendine bakmaya devam ederse, menopoz dönemi çok rahat atlatılır. Menopozla ilgili sıkıntılı 1-1.5 yıllık bir dönem var. O dönem atlatıldıktan sonra, hayat daha dingin oluyor.

- Ülkemizde cinsellik yaşı düştü mü?
- Bunla ilgili bir saptamada bulunmam zor. İstatistiki anlamda 'Türkiye'de cinsellik yaşı düştü mü? Evlilik öncesi cinsellik ne oranda yaşanıyor?' diye sağlıklı bir çalışma yapıldığını düşünmüyorum. Böyle bir araştırma varsa da direkt olarak konuşulduğunu düşünmüyorum.

sabah.com
BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber