Bu haber kez okundu.

DÜNYA TÜRKİYE\'DEKİ BU MEKTUBU KONUŞUYOR.


Daha önce duydunuz mu ? Otizmi.
Neden bu güne kadar öğrenmediniz otizmi?
Sebebi ne? Aşılar mı, antibiyotik mi, gümüş diş dolgularımı, genetik mi, hangisi?
20 yıl önce 10.000’de bir görülen bu rahatsızlığın 70 de 1 e yükselmesi sizi endişelendiriyor mu?
Peki ne oluyor insanın otistik bir çocuğu olunca. ? Ya iki tane olursa ?
Otizmi yaşayan çocuklar vardır. Sadece onların aileleri bilirler bu konuyu. Başka da kimse bilmez, merak da etmez. Çünkü; bu bir tabudur. Belki birçok insan için ölümden de daha korkunç bir şeydir (otizm, down sendromu vb.) engelli her durum…
Şeytan kulağına kurşun modunda, adını anma gelir bizi bulur korkusuyla bilinçaltları yüzeysel geçer her türlü özrü.
Bu yüzden yaşadığım zorlukları, anlayacağınızı zannetmiyorum. Tarafınızdan bir türlü fark edilemeyen ben ve benim gözümüzde sizleri bilin diye anlatıyorum.
Genelde otizmli çocuğu olan çiftlerin evlilikleri fazla sürmez…
Tüm paralarını özel eğitime kaptırırlar. Çünkü istismara çok açık bir kapıdır.
Psikolojileri bozulur. Yaşamları zehir olur. En önemlisi de umutları yıkılır.
Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.
Onlar için bir hafta sonu yapılacak en iyi şey AVM parkına çocuklarını “diğer normal çocuklarla kaynaşsın ve onları rol model alsın diye” götürmektir.
Böyle bir sınavı veren insanın aklı başına pamuk ipliğiyle bağlıdır. Bir hayal dünyasının içinde ve bir senaryodan diğer bir senaryoya parmak uçlarında yürürler.
AVM’de geçen bir saat sürede etraflarına baktıklarında;
- Godamanlar ütülü beyaz gömlekleri içinde, sigara kutuları masalarının üzerinde, büyük göbekleri ile birlikte paraya yön vermede,
- Enteller gazete, kitap ve dergileri ellerinde tatlı rüyalarda,
- Tikiler aldığı elbise ve ayakkabıların güzelliğini, indirimini arkadaşlarına anlatmada,
- Ellerinde online telefonları ile birlikte varlık alemini terk etmiş genç nesil; geçmişini, geleceğini, hayallerini ve insanlığını elindeki telefona gömerken,
- Vitrin önlerinde alışveriş yaparak psikolojilerini düzeltmeye çalışan bezginlerin görünüşte yükleri ağırlaşıp, sorunları hafiflerken,
- Bakışlarında kâinat yönetim kurulu üyesi oldukları belli; içtimai, ilahi ve siyasi her konuda ahkâm kesen insanlar zırvalıyorken,
kimse gibi olamayacağımı düşüncesi ile şadırvanın suyuyla oynayan çocuklarımı seyre daldım (otizmli çocuklar suyla oynamayı nedense çok severler). O esnada yaşıtı başka bir çocuğun annesine!; “bak anne! bunlar şımarık çocuklar demi, laf dinlemiyorlar! demi” soruları karşılığında “evet oğlum”, “onlar şımarık çocuklar” diyerek oğlunun akıbetini garanti altına alan annenin sesiyle de uyandım.
O an bu güne kadar hayata dair normal bildiğim her şeyi unutmam gerektiğini fark ettim. Normallıklarınıza daha fazla rahatsızlık vermeden, kimsenin tadını kaçırmadan, eşyayı amaçlarına göre kullanamayan ikizlerimi de alarak oradan uzaklaştım.
Bu bizim bir saatlik sosyal aktivitemizdi.
Otizmli çocuk sahibi olan bir ailenin yapması gerekenler listesi 3 ciltlik bir kitap olur. Sakın yanlış anlamayın bu konuda yazılı hazır bir liste yok. Her şeyi arayıp bulmaları gerekiyor. Bu listedekileri yapmak da çok ciddi bütçeleri gerektiriyor. Biri İstanbul”da, diğeri İzmir”de olan Özel Eğitim Konusunda tam gün eğitim veren otizm vakıflarının yuvarlak hesaplarına göre yıllık 100.000 tl ye yoğun eğitim verileceği söyleniyor.
Başlık bundan sonra başlıyor.
1 +1 iki çocuk, yani ikiz otizmli çocuk. Burada 1 ile 1 toplanmıyor sırt sırta verip 11 çocuk güçlüğünde oluyor aileleri için.
Ama vicdanlarla değil matematikle çalışan kafalar; 1+1’e hala 2 diyor.
“Efendim siz sabredin. Rabbim karşılığında mükâfatını verecek” diyorlar. İnşallah verecek. Rabbimin adaletini, hikmetini, sınavını sorgulayan yok ki…
Ancak ben neye sabredeyim;
- Haftada 40 saat alınması gereken özel eğitim dersini haftada 3 saat vermenize mi?
- Bu hastalıkla organize ilgilenecek hiçbir kurumun olmamasına mı?
- Anneye 700 Tl verip ne yaparsan yap demenize mi?
- Yardım istediğimizde (kreş bulunması). Sistemin en başından aramaya başlayarak bütün silsileyi takip edip, en sonunda gariban bir memurunuza “kusura bakmayın böyle bir uygulamamız” yok dedirtmenize mi?
- Mektuplarım, sistemin başına geldiğinde kelimeleri cımbızla ayıklayıp “bağcıyı dövesi” tavrınıza mı?
- Özel eğitim mezunu bir tane öğretmen yok denecek kadar az olmasına mı?
- Gittiğimiz Özel Eğitim Kurumu sahibesinin yalanlarına mı, yaptığı alicengiz oyunlarına mı? Devletle hastalar arasında köprü olan bu kurumların haksız kazanç kapısı haline gelmesine mi?
- Sadece hafta sonu için bulduğum öğretmenin benden 100 Tl saatlik ders ücreti istemesine mi?
- Otizm uzmanı (biomedikal ve İşitsel Eğitim Entegrasyonu, (Hiperbarik oksijen, diyet, ağır metal arındırma tedavisi uygulayan) bir tane doktorun olmamasına mı?
- Sağlık bakanlığının 184’ün bu konuda doktorlarının ve hastanelerin tam teşekküllü olduklarını iddia etmelerine mi?
- Ardından gittiğim pediatrisin diyet, destekleyiciler ve hakkında ben hiç bilmiyorum çocuk psikiyatrisine gidin demesine mi?
- Çocuk Psikiyatrlarının; “Otizm, gelişimsel psikiyatrik bir bozukluktur. Dolayısı ile bu konuda bilimsel eksende söz sahibi yetkili kişiler çocuk psikiyatrlarıdır” diyerek diğer bütün tedavi yollarını tıkamalarına mı ?
- Bu hınzır psikiyatrların kendi çocuğu hasta olsa her yolu deneyeceği gerçeğine mi?
- Kesinlikle doğal beslenmesi gereken çocuklar için; hormonsuz, zirai ilaçsız, sebze ve meyve dikecek bir dönüm tarlam olmamasına mı?
- Glütensiz ve Kazeinsiz diyet uygulamak için bir gıda profesörü kadar bilgili, dikkatli ve araştırıcı olmam gerektiğine mi?
- Bütün bunları bulup bir araya getirecek ve yemek pişirip önlerine koyacak sihirli bir güce sahip olamama mı?
- Bütün bunları araştırmak zorunda olmama mı?
- Şuan destekleyici maddeler bölümünde olma mı?
- İsmini bilmediğim onlarca vitamin ve destekleyici nasıl nereden temin edeceğimi bilmeme mi?
- Bunları çocuklarıma uygulayacak bir doktorun olmamasına mı?
- Dedik ya biyomedikal tedaviyi kabul eden otizm uzmanı yok. “Eşlik eden hastalıklar varmış efenim” bunlara bi bakalım dediğimde, doktorun bilgi açığını kapayacak şekilde sesini yükseltmesine mi?
- çocuklarımıza bütün dünyayı anlatmaya çalışırken, sizin kendi sağlıklı çocuklarınıza "özürlü insan"ı anlatamıyor olmanıza mı?
- Umudun peşinden şehir şehir, doktor doktor gezerken, otobüsde ağlayarak, krize girerek sizi yarım saat rahatsız eden çocuklarıma nefretle bakan gözlerinize mi ?
- Kreşlerin otizmli çocukları kabul etmemelerine mi? Kreşteki anne babaların “Bizim çocuğumuzu da bozacak bu çocuk” demelerine mi?
- OÇEM adında iki bina dikip; geç kalmış, atıl ve ve bilimsellikten uzak devlet dairesi tadında çalışan bir kurum kurarak, bu işin gereğini yaptığınızı düşünmenize mi?
- OTİZM hakkında ahkâm kesen ama iş yapma konusunda kıt bir sürü insan olmasına mı? Bu kalabalık arasında doğru insanı bulmaya çalışırken harcanan zamana mı?
- OTİZM’li çocukların özel çocuklar olduğunu bizlerden bir adım önde olduklarını söyleyerek, duruma çare arama yerine insanları uyutma çabalarınıza mı?. (Ki bu çocuklar Tuvalet alışkanlığını, temel becerileri kazanmaya çalışan çocuklar.)
bunlarımı sabredeyim.
Yoksa;
Bunlara sabret diyen bizi görmezden gelen, yapılabilecek birçok şey varken uygun adım duran, bizi ötekileştiren, bizi unutturan. Hergün televizyonları işgal eden;
Size, hükümetinize, muhalefetinize, bürokrasinize, bakanlarınıza, bakışlarını kaçıranlarınıza, senelik 100 bin tl hesap çıkaran vakıflarınıza, açılımınıza, akillerinize, delilerinize, artistinize, aktivistinize, askerinize, polisinize, gezi parkınıza, topçu kışlanıza, doktorlarınıza, zenginlerinize, pişkinliğinize, tok sözlerle açtığınız ağzınıza, utanmayan feysinize, adaletinize, ben sizin; 1 + 1’e halen 2 diyen matematiğinize mi?
sabredeyim.
Sağlıklı bireylerine haftada 40 saat zorunlu eğitim imkânı sağlayan sistemin, OTİZM’li çocuklara 2 saat eğitimi reva görmesi, Adolf Hitler’in ÖJENİ politikası değilse ne?
"Adolf Hitler . Alman toplumu içindeki akıl hastalarını, sakatları, doğuştan körleri ve kalıtsal hastalıklara sahip olanları, özel sterilizasyon merkezlerinde toplatarak, bu kişilerin, Alman ırkının saflığını ve evrimsel ilerleyişini bozan parazitler olarak baktığı bu insanların yaşama haklarını ellerinden aldığını unutmayın."
Ne yapayım ben?
8 aydır kan ter içinde koşuyorum, çocuklarımda iyiye doğru bir gelişme yok. Anladım ki, bütün bu koşturmacaların sonucu, sadece prosedürleri yerine getirmekmiş ve bu da bir uyutma şekliymiş.
Ben de kanser tedavisi görüyorum.
Bu halimle devletinizin, paralarınızın, imkânlarınızın hepsinden çok daha güçlüyüm. Çünkü ben bir anneyim ve yıkılmamak üzere yaratılmışım.
Ancak, beni düşündüren tek şey “Bana Bir Şey Olursa”, düşüncesi. Benden sonra ikizlerime bakmaya hiçbirinizin gücünün yetmeyeceği gerçeği.
Eğer çocuklarım sizin bu engelleriniz yüzünden ayakları üzerinde duracak seviyeye gelemezse, dünyada bir çok örneği de olan “özürlü çocukları ile birlikte kendi hikâyelerini sonlandıran” bir anne olarak gazete köşesindeki yerimi alacağım.

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber