Bu haber kez okundu.

Ah bu öğretmenler!


Daha okullar açılmadan “e-kayıtların başladığı bugünlerde” öğretmenler hakkında olumlu ya da olumsuz hususları yöneticile ve  veliler “Ah, bu öğretmenler” diyerek dile getirmeye başladılar.

Neden acaba?

Denetimlerimiz sonunda okullarda öğretmenlerimizle yaptığımız değerlendirme toplantılarında, öğretmenlik tanımını akademik olarak  şöyle  yapardık.

“Öğretmenlik;  özel alan eğitimi alan, pedagojik formasyonu olan, genel kültür isteyen özel bir ihtisas mesleğidir.  Bir başka ifadeyle, öğretmenlik mesleği, insan ve toplum mimarlığı ve insan performansı mühendisliğidir. Bunun içindir ki, öğretmenler, eğitimdeki değişik organizasyonların en değerli varlıklarıdır.”

“Öğretmen, çağdaş toplumun bilinçli ve aydın, mesleğinin yeterli ve yetenekli bir üyesidir.”

“Bu üye, eğitimi bir bütün olarak görebilmek, belirli bir öğretim alanında uzmanlaşmak, mesleki bilgi ve becerilerini etkili olarak uygulamak durumundadır.”

Yönetmelik hükümlerine göre öğretmenlerin görevi nedir? 

MEB. İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’le öğretmenin görevleri;Yönetmeliğin 64 üncü maddesinde aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 64 – Dersler ilkokullarda sınıf, ortaokul ve imam-hatip ortaokulunda alan öğretmenleri tarafından okutulur.

Öğretmenler, kendilerine verilen sınıfın veya şubenin derslerini, eğitim ve öğretim programında belirtilen esaslara göre plânlamak, okutmak, bunlarla ilgili uygulama ve deneyleri yapmak, ders dışında okulun eğitim ve öğretim ile yönetim işlerine etkin bir biçimde katılmak ve bu konularda kanun, yönetmelik ve emirlerde belirtilen görevleri yerine getirmekle yükümlüdürler.”

Yönetmelik’teki hükümlerin uygulanması zorunludur. Öğretmenlerin hedefi de öğrencilerini  geleceğe gereği gibi hazırlamaktır.

Yönetmeliklerin dışında nedir öğretmenlik?Aranılan öğretmen nasıl olmalıdır?

Öğretmenlik mesleği özveri, sabır, hatalara karşı hoşgörü, anlayış, sevgi ve saygıya dayalı bir otorite, alanında uzmanlık ve sorumluluk gerektirir. Bir başka ifadeyle öğrenciler öğretmenlerini sınıfta profesyonel bir oyuncu, teknolojiyi kullanabilen, dersini sevdiren, sınıf yönetimini iyi bilen, kendilerine örnek olan kişiler olarak görmek isterler.

Kendisini mesleğine adamış, ideal, öğrencilerini gönüllü olarak, sosyal etkinlikler, eğitici geziler, tiyatro, halk oyunları, spor etkinlikleri ve koro çalışmaları ve etütleriyle gelecek için en iyi şekilde yetiştirmeye çalışan, özellikle ilkokul 4. sınıfa kadar temel eğitimi veren, öğrencilerinin gelişimi için velileriyle devamlı iletişim kuran, maddiyata değil maneviyata önem veren, fedakâr öğretmenlerimizde çocuklarını kim okutmak istemez.

Bu nedenle velilerin okul yerine öğretmen seçmelerinin elbette haklı yanı var. Özellikle ilkokulda, çocuğunun  öğretmeninin  -il içi atamalarda- başka okula ataması yapılınca, kendini mesleğine adamış, o öğretmende çocuğunu okutmak için, semt değiştiren, öğretmenin peşinden giden  veliler  biliyorum. Tüm yatırımları olan çocukları için haksız da değiller.

Bu anlayış içerisinde olan saygıdeğer öğretmenlerimiz “mesleğimizin onurunu” her zaman yükseltmektedir.  Onlarla gurur duyuyoruz.

Ancak, “Beş parmak bir değil.” demişler. Her meslekte olduğu gibi öğretmenlikte de,  az da olsa maalesef rahatına düşkün, öğrencileriyle iletişim kuramayan, öğrencilerin yetişmesi için kendini üzmeyen, “Adım Hıdır, elimden gelen budur.” sözünü benimseyen, teknolojiyi önemsemeyen, alanında uzmanlaşmamış, gereksiz yere devamsızlık yapan, okul yönetimine yardımcı olmayan, velilerden uzak duran, sorumluluk almaktan çekinen, daha kötüsü öğrencilerini döven, taciz eden, onları not korkusuyla strese sokan   öğretmenlerimizin de olduğunu – denetimlerimizde de gördük - biliyoruz.

Bu nedenle, özellikle, eğitim çevresi dışındakilerden, ”Ah, bu öğretmenler” dedirten imalı sızlanmalar ve şikayetleri sizler de medyadan takip etmektesiniz. Bu durumda olmayan öğretmenlerimizi tenzih ederim. Onlara sonsuz saygımız var.    

Duygu yüklü bir anekdotla devam edeyim. Yıllar öncesinde, Anadolu’nun bozkırlarında yol alan bir tren kompartımanında, bir doktor, bir iş adamı ve bir öğretmen yolculuk yapmaktadır. Haliyle uzun süren yolculukta sohbete dalarlar. Önce iş adamı, kendisinin iki fabrikası olduğunu, 150 işçi çalıştırdığını, onların ihtiyaçlarını karşıladığını, o olmazsa bu insanların aç kalacağını ve iyi para kazandığını böbürlenerek anlatır. Daha sonra doktor kendisinin de özel muayenehanesinde her gün hastalarının sıraya girdiğini, gelirinin de çok yüksek olduğundan bahseder.

Öğretmen onların bu konuşmaları karşısında sesini çıkarmaz. Hava sıcak,  yolculuk uzun. O zamanlar, trenlerde su veya meşrubat almak için lokanta bölümü de yoktur. Herkes içeceği suyunu yanına alır. O sırada tren küçük bir kasabada durur. Herkes ellerindeki küçük su testilerini istasyondan su doldurmak için birilerini arar. Öğretmende camdan aşağıya bakarken, iyi giyimli, kravatlı ve yanında birileri olan bir kişinin kendisine doğru geldiğini görür.  O kişi biraz sonra da kompartımana girer, öğretmenin ellerine sarılıp öper. Öğretmen öylece bakarken, o kişi konuşur. “Siz benim öğretmenimdiniz. Bizleri siz yetiştirdiniz. Sizi nasıl unuturum. Ben bu kasabanın “kaymakamıyım.” Bir arkadaşımı uğurlarken sizi gördüm.” diyerek sevincini ve öğretmenine saygısını göstererek, öğretmenin elindeki boş su testisini alır, istasyondaki çeşmeden doldurup getirir. Tren hareket edene kadar bekler. Öğretmenini el sallayarak yolcu eder.    

Tren o kasabadan ayrılırken, uzun süredir konuşamayan, suskunluğa bürünen ve boğazı düğümlenen öğretmen, iş adamı ve doktora hitaben, göğsünü kabartarak, gururla “Benim fabrikalarım ve işçilerim yok, muayene olmak için sırada bekleyen hastalarım ve iyi bir gelirim de yok, ama Anadolu’nun en ücra kasabasında  su testimi dolduracak, kaymakam olmuş öğrencilerim var.” der.

İşte aranılan öğretmen budur. Benim de çok oldu böyle öğrencilerim. Hepsi sağ olsunlar. Onlarla gurur duyuyorum.

Hepimiz öğrenci olduk. Ortaokul ve lisede ders hazırlığımız ve ev ödevlerimiz tamam olmasına rağmen, bazı öğretmenlerimiz daha sınıfa girer girmez korkudan titrerdik. “Seni tahtaya çekeyim mi?” diyen korkutucu bakışları, bir elinde not defterini - kılıç gibi - sallayarak, sıraların arasında gezinirken, göz göze gelmemeye çalışırdık. Kalbimizin atışı değişirdi. Strese girerdik.  “Ah, bu öğretmenler.” diye.

Öğrenciliğimizde kendilerini örnek aldığımız, elleri öpülesi, sevgili öğretmenlerimiz de oldu asla unutamadığımız. Öğretmenlerimizin çoğu bu gruba girerdi. Sevgi ve saygımızdan olsa gerek,  daha sınıf kapısında belirdiğinde- üzülmesin diye - susardık. Gülen gözleriyle bize bakarken, içimiz ısınır,  biz de ona güven duyardık. Gözüne girmek için, en çok da onların dersine istekle çalışırdık.

Okul müdürleri ve yönetimlerinin öğretmenlerden en çok istediği derslere düzenli ve hazırlıklı girmeleridir ve sık sık rapor alarak devamsızlık yapmamalarıdır. Hasta olmadığı halde, özel işleri için, sık sıkı rapor alan öğretmenler öğrencilerinin derslerde geri kalmalarına ve okulda eğitimin aksamasına neden olurlar. Sonuçta sıkıntıyı öğrenciler çeker. Veliler de tepkilerini dile getirirler.” Ah, bu öğretmenler.”

Akşam Gazetesinden Hakkı Kurbanın haberine göre;“Devamsızlık yapan öğretmenler için” Milli eğitim Bakanı Ömer Dinçer tarafından Ankara’da gerçekleştirilen “Valiler Toplantısı’nda” bu durum dile getirildi. Dünya bankası raporuna göre; OECD ülkeleri içerisinde öğretmenlerin devamsızlık oranı en yüksek ülke, yine rapor alma ve işe gitmeme oranı en yüksek ülke Türkiye. Milli Eğitim Bakanı Dinçer valilerden öğretmenlerin rapor almalarının teftiş edilmesini istedi.

Ayrıca,“ öğretmenin ilk günü ilk dersten, son günü son derse kadar sınıfta olacağı bir sistemi hayal ettiklerini” ifade etmiştir. İkinci yarıda 23 Nisan ve 19 mayıs hazırlıkları, üniversite ve SBS hazırlıkları nedeniyle okullarda ciddi bir eğitim yapılmadığını söylemiştir. Bu konuda   okul idarelerinin, öğretmenlerin, öğrencilerin ve velilerin sorumluluklarını ciddiye almaları için kurumsal düzeyde tedbirlerin alınacağını belirtmiştir.

Valilerden “görevlendirme “yoluyla hiçbir öğretmenin hiçbir yere atanmamasını, öğretmen hangi kadroda ise, o kadroda öğretmenlik yapmasını, il düzeyinde atamalar yapılacaksa, çevreden başlayarak merkeze doğru yapılmasını istemiştir.”

Günümüzde zor şartlarda görevlerini yapma gayreti içinde olan, yıllarca atama bekleyen öğretmenlerimizin çektiği sıkıntıları, derse getirmemek için,  sınıf kapısından içeri girdiklerinde “streslerini paspasa sildiklerini” de unutmamalıyız. Onların değerini bilmek zorundayız. Onları kutsal mesleklerinden  soğutacak ve üzecek, başarısızlığa itecek   her türlü davranışlardan da kaçınmalıyız.  

Yazımı - değerli meslektaşlarım - öğretmenlerimizi asla eleştirmek ve yargılamak amacıyla yazmadığımı, ön yargılı da olmadığımı, eğitimci olarak sadece gözlemlerimi dile  getirmek  istediğimi  bir kez daha  belirtmek isterim.  

“Her şeyin başı eğitim” diyorsak, öğretmenlerimizin de “eğitimin olmazsa, olmazı” durumunda olduklarını, onların haklarını asla ödeyemeceğimizi de  ifade etmek isterim. Bizleri yetiştiren öğretmenlerimizi bir kez daha aşağıdaki dizelerle selamlıyorum.  

“İki kere ikiyi, türlü türlü bilgiyi, öğrendiğim her şeyi, ÖĞRETENE saygılar.”

Sevgiyle kalın. Saygılarımla.

Ali İhsan ÖZÇAKIR

MEB Bakanlık Başmüfettişi (E)

e-mail: [email protected] 


milliyet blog


BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Anahtar Kelimeler:
ah bu öğretmenler

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber