Bu haber kez okundu.

4+4+4' lük Sistemle Birlikte Oluşan Yeni Sorunlar

Eylül ayında hem okullarda hem de üniversitelerde 2012-13eğitim ve yüksek eğitim yılı başladı. Ocak ayının sonunda her iki düzeyde de yarıyıl tatili başlayacak. Kamuoyuna yansıyan ve genel manada öncelikli tartışma konusu yapılan sorunlar sıralaması bu dönemde de var olan sorunların sürmekte olduğunu gösterdi. Yenilik ve değişim adına gündeme getirilen kimi konular ise toplumun oldukça geniş bir bölümünde oluşan endişeleri çoğaltır nitelikteydi. Hepsinden önemlisi gündeme getirilen değişiklik konularının hükümete yakın bir takım çevrelerin talepleri olmasıydı.

Ele alacağımız bu tartışma ve değişimlerin birinci ayağında 444’lük yasa ile oluşan endişe ve kaygılar yer aldı. Bu günde devam etmekte olan bu kaygılara göre, çocukların 5 yaşta okula başlatılması, gerekli tartışma, alt yapı hazırlıkları yapılmadan ve bir oldubittiyle yasanın çıkarılarak uygulama konmuş olması, ayrıca seçmeli dersler adı altında din eğitiminin ağırlığının arttırılarak fiilen zorunluya dönüşmesi eleştirilerin odağında yer aldı. Bilimin yerine teolojinin ikame edilmesine yönelik kaygıların bu günde sıcaklığını koruduğunu, yeni siteme uyum sorunlarının çocukların kişisel ve bilişsel gelişimlerini olumsuz yönde etkilediğine ilişkin gerekçelerin sürdüğünü söyleyebiliriz. Endişe ve kaygı yaşayanların taleplerini dikkate önemseyen bir tutum içine girilmeli, yasal ve idari tedbirler zaman geçirilmeden alınmalıdır.

Öğretmenlerin atanması, yer değiştirmesi ve özür grubuna bağlı mağduriyetlerin sürüyor olması önemli sorun alanı oldu. Olmaya da devam etmektedir, Okullar açıldıktan ve aradan aylar geçtikten sonra norm kadrolarla ilgili okul değiştirmelerin sürüyor olması çok eleştirildi. 2 ve 4 yıllık yüksek eğitim programlarından mezun. 10 bini sınıf 60 bini çeşitli branşlarda olmak üzere yaklaşık 70 bin kişi öğretmen açığını kapatmak için ücretli olarak okullarda görevlendirildi. Bunlar arasında pedagojik formasyonu olmayanların da bulunması ve güvencesiz çalıştırma çok eleştirildi. Uygulamaya yönelik eleştiri ve tepkiler bugünde devam etmektedir. Açıkların kapatılabilmesi için, Şubat ayında 30,Ağustos ayında en az 70 bin öğretmenin ataması yapılmalıdır.

Öğrencilerin Kılık Kıyafet Yönetmeliğinde yapılan değişiklikler bu yarıyılda en çok tartışma yaratan konulardan oldu. Seçmeli bazı derslerde ortaokul ve lise öğrencilerinin başını örterek derse girmesini öne alan düzenleme; sosyal, ekonomik, psikolojik ve pedagojik yönlerden çocuklarda yaratacağı etkiler üzerinden yorumlandı ve değerlendirildi. Olumsuz değerlendirmelere verilen yanıtlar ikna edici olmaktan uzak kaldı. Öyle anlaşılıyor ki, çeşitli siyasal pozisyon alışlara göre tartışmalar önümüzdeki günlerde sürecek gibi görünmektedir. Salt öğrenciler değil, aynı zamanda eğitim hizmeti verenlerinde kılık kıyafetleriyle ilgili “serbestlik” tartışma yapılmaktadır. Yönetmeliklerde yer alan yasakların sınırlarının genişletilmelidir. Ancak bu düzenlemeler yapılırken bilim eğitimi veren kurumlarda hizmet verenlerle, din eğitimi veren kurumlarda hizmet verenlerin kıyafetlerindeki farklılıkların korunmasına özen gösterilmelidir.

Aylıklar ve aylıklara yapılan artış oranları, eğitim bilim alanının temel sorunları arasında önemli bir yer tutmaktadır. Bu sorun aynı zamanda bu dönemin tartışılan konuları arasında ilk sıralarda yer almaktadır.30 Yıllık eşi çalışmayan iki çocuklu bir öğretmeninin aylığına yapılan 60 TL’lik zam başka hizmet ve ürünlere yapılan zamlarla daha yılın başında ele geçmeden buharlaşmış durumdadır. Her yeni yılda eski yıllara göre iş yükü daha da artan, günlük çalışma süreleri uzayan eğitim ve bilim emekçilerine reva görülen aylıklar, ülkeyi yönetenlerin bu alanlara verdikleri değerinde göstergesidir. Değerlendirmelerimiz kapsamında yeni yılda eğitim ve bilim emekçilerinin taleplerine yanıt oluşturacak ücret ve sosyal hak iyileştirmelerinin gerçekleşmesini sağlayacak adımlar atılmalıdır. Bu bağlamda tüm eğitim ve bilim emekçileri;

-Ek ödeme kanunundan yararlandırılmalıdır.
-2005’ten sonra göreve başlayanlara 1 derece verilmelidir.
-İş güçlüğü ve yıpranma yasasının kapsamı okul ve üniversite personellerini içine alacak şekilde genişletilmelidir.

Ders kitapları ve diğer edebiyat eserlerinde yer alan konulara sansür uygulaması hız kesmeden sürmektedir.10.Sınıfların edebiyat kitabında yer alan Yunus Emre’nin şiirinin tahrifatı ile başlayan süreç, diğer hikâye ve romanlarla devam etmektedir. Son aylarda göstermelik ve yönlendirilmiş şikâyet ve ihbar mektupları ile başlatılan bu sansür uygulamaları “münferit” olmaktan çıkıp süreklileşen bir hal almış durumdadır. Muhafazakâr ve “demokrat” yapıya aykırı bulunan eserlere yönelik ön yargılı tutumlar merkezde TTK, illerde ise oluşturulan çeşitli kurullar eliyle yürütülmektedir.Edebiyat eserlerine ve edebiyatçıların özgürlük alanlarına sınırlamalar yasaklar kabul edilemez. Bu yaklaşım düşünce ve düşünceyi ifade etmeye kilit vurma anlamı taşımaktadır. Sanat eseri tahrifatı ve sansür anlamına gelecek türden yaklaşımlar sona erdirilmelidir.

Son iki yıldır dershanelerin kapatılması ve sınav sistemleri çokça tartışılmaktadır. Dershanelerin kapatılması, liselere(SBS) ve üniversitelere giriş(YGS) sınavları okulların açıldığı günden bu yana tartışmaların odağında yer aldı. Başarı sonuçlarının çeşitli düzeylerde yapılan sınavların sonuçlarına göre ele alınan sistem, nesnel olmayan ölçme değerlendirme yöntemleriyle bu alanda da sorun üretmeye, ürettiği sorunlarla yurttaşlar arasındaki adaletsizlikleri derinleştirmeye devam etmektedir. Elemeye ve seçmeye dayalı sınavların ve dershanelerin yarattığı maliyetler velilerin bütçesini zorlamaya, çocukların karakter ve kişilik gelişimlerini olumsuz yönde etkilemeye devam etmektedir. Dershaneleri kapatmayı amaçlayan Hükümetin ajandasında bu kurumları çeşitli desteklerle özel okula dönüştürme planları bulunmaktadır. Dershanelerin kapatılmasına, çocukların sınav cenderesinden kurtarılmasına, eleştirel ve sorgulayan eğitime evet derken, özel okulculuğun kamu bütçesinden desteklenmesine hayır diyoruz.

Kalabalık sınıflar ve eşitsizlikler sistemin önemli sorunlarındandır. Urfa Siverek’te kış koşullarında terlikle okula giden çocukların ve bir derslikte 133 çocuğun eğitim almaya çalıştığı derslik görüntüleri benzerleri milyonlarla ifade edilen bu trajik tablonun somut belgeleri oldu. Bu görüntüler, Dünyanın 17.Büyük Ekonomisi iddiası içinde olan Türkiye’nin hala az gelişmişlik bandında patinaj halinde olduğunu göstermektedir. Okullar ve çocuklar ülkedeki eşitsizliklerin ve gelir adaletsizliklerinin aynası niteliğindedir. Özellikle büyük kentlerdeki kalabalık sınıflar ve ikili eğitim yapılan okullar bütün büyüme rakamlarını ters yüz edecek gerçekler olarak karşımızda durmaktadır. Toplumsal ve sosyal eşitsizlikleri azaltmaya yönelik yoksul öğrencilerin ailelerine karşılıksız eğitim desteği sunulmalı,30 öğrencili sınıflar ve tekli eğitim için gerekli yatırımlar zaman geçirilmeden yapılmalıdır.

Fatih ve Süt Dağıtım Projeleri genel anlamda toplumdan onay alan projeler oldu.Sütün çocukların beslenmesi ve sağlık gelişimleri açısından öneminin büyük olduğu bir gerçek.  Öncelikler ve ihtiyaçlar sıralamasında Fatih Projesinin öne alınıp alınmama tartışmaları bir yana, bilişim teknolojisinin okullarda yaygın kullanımı bakımından bu proje doğru bir atılım olarak değerlendirildi. Süt ve Fatih projelerinin her ikisinin de ikinci yarıyılda başlayacak olması uygulama pratikleri açısından doğabilecek olası sorunların önüne geçebilmek ve gerekli önlemlerin alınmasına olanak sağladı. Ayrıca toplumun tüm kesimleri süreçleri yakından takip etmeli, sonuçları hakkında mutlaka bilgilendirilmelidir. Projelerin ve ihalelerin saydam yürütülmesi, şaibe ve dedikoduların yaşanmaması, uygulamaların sorunsuz yaşanması için düzgün ve doğru organizasyonlar yapılması gerekmektedir.

Türkiye’de 103 kamu,65 vakıf olmak üzere toplam 168 üniversite bulunmaktadır. Bu üniversitelerde,2.2 milyon öğrenci ön lisans ve lisans programlarına devam etmektedir. Üniversiteler 1980 Yılında darbe döneminde çıkarılan 2547 sayılı kanunla yönetilmektedir. Kısa adı YÖK olan bu kanunla özdeşleşmiş bir de Yüksek Öğretim Kurulu(YÖK) bulunmaktadır. Üniversitelere ilişkin bütün yetkilerin devredildiği bu yasa ve kurul değişik zamanlarda siyasal iktidarların değişim arzularına mazhar olmuştur. Ancak aradan geçen 30 yıldan bu yana değişime dair ciddi bir adım atılmamıştır. Her gelen iktidarın kırbacına dönüşen YÖK, bu iktidar döneminde de iktidarın politik önceliklerine göre etkin kullanım kırbacı olma işlevini sürdürmektedir. Yaz aylarında hazırlıkları yapılıp güz aylarında kamuoyunun tartışmasına açılan YÖK Kanunu taslağı ile esas olarak üniversitelerin, girişimci üniversite edı altında ticari şirketlere dönüştürülmesi ve sermaye birikin sürecinin yapılandırılmasına hazır hale getirilmesi amaçlanmaktadır. Üniversiteleri özerk ve demokratik, bilimi ve bilim insanlarını özgür kılacak değişimlere evet diyoruz.

103 Kamu üniversitesinin tamamına yakının rektör atamalarının ikinci dönemi Sayın Cumhurbaşkanı Gül tarafından atandı. Bunların 25 tanesi Eylül ayından bu yana atanmış rektörlerden oluştu. Öncekilerden pek farkı olmayan seçim, eleme ve atama yöntemi yol olarak yürünmeye devam edildi. Bu dönemin en ayırt edici özelliği kadın aday adaylarının sayısındaki azalma olmuştur. Neredeyse “cennetten arsa” bile vaat etmeye koyulan adayların iktidar gücünü arkasına alarak uyguladıkları örtük baskılar seçimlerin yaşandığı bazı üniversitelerde 6 adayın bulunmasında bile zorluk yaşanmasına neden oldu. Otoriterleşen ve bürokratik kast sistemine dönüşen üniversitelerin yönetsel yaşamı mutlaka demokratikleştirilmelidir. Bu ceberut yönetsel mekanizma üniversitelere dair evrensel genel kabullerin ve etik ilkelerin yok sayıldığı bir süreci yaşamaktadır. Üniversiteyi boğan bu iklimin dağıtılması için “doğrudan katılımlı demokratik seçimlerin” tüm bileşenlerin katılımı ile gerçekleştiği, yönetsel organların bu yöntemle belirlendiği bir üniversite mümkündür diyoruz.

Üniversitelerde öğrenci katılım payı adı (Harç) altında alınan katkı payları yıllardır yürürlükte olan bir uygulama olarak hep gündem oldu. Savunanların katılım payı diyerek meşrulaştırmaya çalıştığı, karşı çıkanların ise dolaylı vergi toplama yolu diye değerlendirdiği harçlar parasız eğitim talebinin sürekli odağında yer aldı. Üniversite öğrenci gençliğinin kaldırılması için uğruna on yıllardır mücadele verdiği ve bedeller ödediği, öğrencilerin ödeme noktasında yaptırım ve zorlamalara maruz kaldığı uygulamanın yürürlükten kaldırılması olumlu bir gelişme olarak görüldü. Ancak ikinci öğretimde okuyan öğrencilerden öğrenim ücretinin alınmaya devam edilmesi hakkaniyetli bulunmadı. Pek çok itiraza ve tepkiye rağmen ikinci öğretim ücretinin alınmaya devam edilmesi toplumsal vicdanın örselenmesine neden oldu. İkinci öğretim ücreti kaldırılmalı, öğrencilerden ne ad altında olursa olsun para istenmemeli, üniversite tamamen parasız olmalıdır. Yoksulluk sınırında ve altında gelire sahip olan ailelerin çocuklarına verilen burslar karşılıksız olmalıdır.

Üniversitelerin açılış törenlerinde öğrencilerin hazırlanmakta olan YÖK Yasasını protestoya dönük başlayan eylemleri en son ODTÜ yaşananlarla birlikte doruğa çıktı. Türkiye’nin GÖKTÜRK uydusu uzayda kendine yer bulurken, hükümetin politikalarına karşı demokratik tepkilerini ortaya koyan öğrenci gençliğin eylemleri ise ülkenin birinci gündeminde kendine yer buldu. ODTÜ 3500 polis ile kuşatan hükümet adeta yanan ateşe benzin dökerek çıkan alevlerin gökyüzünde GÖKTÜRK uydusunu aydınlatmasının zeminini hazırladı. ODTÜ üzerinden üniversite yönetimlerinin kendilerini iktidarın yanında konumlandırmış olması bizleri şaşırtmadı. Ancak hem ODTÜ hem de öğrencilerine sahip çıkan yürekli öğretim üyelerinin sesini yükseltmesi üniversite ve adalet adına hepimizin umudunu yeniden tazeledi, Ezilenlerin, yok sayılanların, dışlananların ve her türlü sömürüye karşı çıkanların sesi olan ODTÜ direnişi ayrımcılığa başkaldırının işaret fişeği niteliğindeydi. Şimdi iktidara düşen görev bu eylemleri doğru okuyarak dersler çıkarmak, yürütmekte olduğu sermaye çıkarı öncelikli politikalar için atacağı adımlarda daha dikkatli olmaktır. Sözün özü, yapılması gereken; üniversiteleri yasaklar, güvenlik kuşatmaları ile etrafına duvarlar örmek ve teslim almak değil, özgürlük ve eşitlik alanlarını genişletmektir

Son günlerin en hararetli tartışma konusu YÖK’ün kozmik odasında yer alan 60 bin belgenin kamuoyuna yansıması oldu. Ama ne belgeler. Aradığınız her şeyi içinde bulmak mümkün. Usulsüzlüler, kayırmalar, abartılı harcamalar, korumalı ve yanlı soruşturma dosyaları. Kısaca ne ararsanız var. Yok yok. Yeni YÖK yasasının tartışıldığı günlerde ortalığa yayılan bu sırlar yasayı daha ilgi çekici kıldı. YÖK’e kabuk değiştirmek iddiasında olan yeni yönetimin elini zayıflattı mı güçlendirdi mi bilinmez kamuoyunun eline oldukça bol malzeme verdiği kesin. Kamu yöneticiliğinin ve deneticiliğinin saydam, açık, tarafsız, objektif ve aleniyet ilkesi üzerinden çalışmasını sağlayacak yeni bir değerler dizisine ihtiyaç bulunmaktadır. Bu değerler dizisi ile ilgili yasalar güncellenerek zaman geçirilmeden uygulamaya konmalıdır.

Özetleyecek olursak, okul ve üniversitelerin açıldığı günlerden bu güne eğitim ve yüksek eğitim alanında yaşanan öncelikli gündemleri ele aldığımız bu çalışmada esas olarak sorunların çözüm beklemeye devam ettiği sonucuna ulaştık.444’lük sistemle var olan sorunlara ilave sorunlar oluştuğunu saptamış bulunmaktayız.
Bu sorunlar eğitimde; 444’lük sistemle birlikte oluşan yeni sorunlar,,dershane ve sınavların eğitim sistemine etkileri,teknolojinin okullarda yaygın kullanımı. Öğretmen açıkları, kalabalık sınıflar ve ikili eğitim, edebiyat ve sanat eserlerine sansürcü bakış açıları. Eğitime ayrılan kaynak, yatırım bütçelerinin yetersizlikleri. Üniversitelerde; öğrencilere yönelik anti demokratik tutum ve tavırlar, ikinci öğretim ücreti ve YÖK uygulamaları, parasız eğitim ve üniversite, eşitsizlikler. Eğitim ve bilimi temel bir sosyal hak olarak görmeyen, bu alanı piyasacı neo liberal politikalarla düzenlemek isteyen yaklaşımlar. Eğitim ve bilim emekçilerine reva görülen düşük ücretler.
Tamamı birbiriyle bağlantılı ve bir zincirin halkaları olan yukarıda saptanmış sorunların çözümü yolunda şimdi somut adımlar atma zamanıdır. Havanda su dövme anlayışı ile geçirilen zaman ülkenin ve toplumun geleceğinden çalınan zaman anlamına gelecektir.                         


                                                                          17.01.2013  ALADDİN DİNÇER/EĞİTİMCİ

abbasguclu.com.tr


BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber