Bu haber kez okundu.

Sorgulayan Bir Öğretmen Misiniz?

Değişen eğitim sisteminin başarılı olmaya teşvik edilmiş, yaratıcı, bilgili, problem çözebilen öğrenciler yaratma girişiminde bulunması şu soruyu da beraberinde getirmiştir: “Bunu yapabilmek için sınıflarda ne tür öğretim metotları, müfredat, yetenek ve stratejiler gereklidir?”

Şüphesizdir ki bu sürecin temel taşları ilk ve ortaokul yollarına döşenmelidir. Yukarıdaki gerekliliklerin arka plan sorularının olması da muhtemeldir. Eğitim, sorgulayan bir model ile sadece bilgi aktaran bir model arasındaki farkın altını çiziyor ki bu başka baskın bir konuyu açığa çıkarıyor: “Sorgulayan-arkadaş canlısı öğretmenlerin kişiliği nasıl ortaya çıkar ve bu özellikler nasıl beslenir?”

Bu konu uzun süredir gündemde. Bir öğretmen kürsüsünden ayrılıp, öğrencinin önünde ona yardım etmek için diz çöküyor, problemiyle ilgileniyorsa, karşılıklı güven ve korumacılık duyguları karşısında geri dönüt verebiliyorsa işte o zaman öğretim sürecinde gerçek bir partner olur ve öğretmen-öğrenci ilişkisi doğal olarak değişir. Mesele sadece bir şeyleri anlatmak meselesi değil; mesele dinlemek, gözlemlemek ve iki kişi arasında kişisel iletişimi sağlamak adına güven kanallarını açabilmek.

Bunlar öğretilebilir yeteneklerden. İyi bir öğretmen olmanın temeli öğrenilebilir. Özellikle öğrencinin bir matematik probleminin üstesinden gelmesi amaçlanıyorsa, iyi bir deneme yazması ya da daha güzel bir sunum yapması vs. isteniyorsa. Aslında eğer bu sorgulayan yapıdaki sistem uygulanırsa, doğal bir öğretmen gelişimi kolaylıkla ortaya çıkacaktır ve bu da her bir programda yeni bir olay dizgisi gerektirecektir: “Bir taraftan da nasıl iyi rehber olunur.”

Kendi başına bu önemli bir adım olabilir. Ama bilimsel gelişmeler bize şunu gösteriyor ki öğretmenleri yalnızca teknik konusunda eğitmek yeterli olmayacaktır. Yerine, öğretmenin kişilik karakterlerini ortaya çıkarmak gerekir ki bu kısım müfredattan, danışmanlıktan ve metotlardan çok daha önemlidir.

İster “kişilerarası sinirbiyoloji” olarak isterse de “sosyal sinirbilim” olarak adlandırılsın, pozitif duygular ve nöronlar arasındaki bağlantılar bilim alanında şunu doğruluyor ki insanlar arasında değişen duygusal mesajlar beynimizin ve vücudumuzun biyolojik yapılarını ve fizyolojik gelişimini etkiliyor. Bireyler arasındaki oluşum yakınlığı, uyumu, nöron örgüsünde, ön lobda, stres seviyemizde ve hatta genetiğimizde değişikliklere neden oluyor. Yakın zamandaki vurgu, öğrenciler arasında gelişen bir kafa yapısına sahip olma ki bunlar IQ testlerini de içerir, öğrenci ve öğretmen arasında temel oluşturacak performansın nasıl geliştiğini anlamamız için ilk adım olabilir.

Bu araştırma sorgulayan öğretmenlerin öğrencilerini nasıl olaya dahil edeceklerini anlamaları noktasında önemlidir. Şu anki sistem, özellikle de ortaokul sürecinde, ezberci sisteme dayalıdır. Öğrencilerin bir işle meşgul olduklarını, ilgilendiklerini, yeni şeylere açık olmalarını sağlamak onların esnekliğine, cesaretine, meraklarına, yaratıcılıklarına ve empati yeteneklerine bağlıdır. Psikologlar bunları ‘kişisel değerler’ olarak alıyorlar fakat bir banka hesabından daha değerli ve gizemliler ve bu değerleri ders kitaplarında barındırıyoruz ancak onlara bu değerleri nasıl öğretmeliyiz?

Bununla ilgili ilk ipucu aslında 20 yıldan fazladır biliniyor. Endüstriyel eğitim tarafından her ne kadar uygunsuz bir gerçek olarak gözden kaçsa da gençlik gelişimi ve esnekliği alanlarında yapılan çalışmalar şunu gösteriyor ki “insancıl ilişkiler” gençlerin gelişmesine yardımcı olmak açısından önemli bir etken. Gelişim dedik ve bu terim başarılı bir sorgulama ve derin bir öğrenme için temel davranışları da içine alır. Şimdi bilim eksik parçayı ve gözlemlenebilen delili sağlıyor bizlere: “Öğrenci ve öğretmen arasındaki duygusal etkileşimler, fizyolojik değişimleri ve bu yüzden de performansları kumanda eder.”

Bu nokta bizlere bir öğretmenin kişiliğinin önemini gösterir fakat ek bir bilgi durumu daha da değiştirebilir. Eksik bir model altında (bugünkü sistemin saklı varsayımlarından biri) olağan duygulara yönelik olan yaklaşım sınırlarını vurgular: “Yargılar ve cezalar nasıl öğrenmeyi azaltır.” Fakat sosyal sinirbilim bu bakış açısına karşı oldukça yıkıcı. Şu görülüyor ki bir ilişkinin bağlayıcı güçleri kendini sadece samimi hizmet varlığında gösteriyor. Aşk, sevgi, duygusal ve fiziksel olarak ifade edilir ya da iletilir. Eğer sorgulayan bir sistem başarılırsa, sınıflarda alanlarında başarılı, pozitif, önyargısız bir sevgiyle öğrencilerin beyinlerine ve kalplerine dokunabilen öğretmenlere ihtiyacımız olacak. Tüm bu yollar sınıfta derin bir kişiliğe sahip olan öğretmen tarafından gösterilecek. Tüm bu sebeplerledir ki her öğretmen şu soruların cevaplarını kendi bünyelerinde aramalı ve barındırmalıdır:

İyimser misiniz? : Dünyayı zarar görmüş ve geleceği kasvetli görmemiz elbette beynimizin korku salmasına neden olur. İyimser bir tutum sürdürmek bir sevgi gösterisidir. Merakı ve umudu aşılar, duygusal ve fiziksel sağlığı besler. İyimserlik öğretim hayatında da oldukça gereklidir. Öyle ki umut olmadan, öğrenmenin sebebi de var olamaz.

Açık mısınız? : Dünya değişiyor ve düşünceler farklılaşabiliyor. Sonuçlar net değil hatta tehlikeli bile diyebiliriz. Ancak geleceğimiz olan genç insanları, onlar ki yeni bir dünyaya adım atıyorlar ve özgürlüklerini keşfediyorlar, desteklememizde yardımcı olur. Açık bir tutum ön lobların aktive olmasını sağlar ki burası akışın ve yaratıcılığın merkezidir.

 

Değerbilir misiniz? : Değer bilmek yanlış cevaplar için cezalar vermekten ziyade, başarısızlığa izin verebilmek demektir. İnsan gelişiminden kaynaklı kendi gelgitlerine bile değer vermelidir. Öğretmen de bu noktada toplumsal dünyanın mesajını iletir: “Biz, bu dünyada birlikteyiz.”

Esnek misiniz? : Sorgulayıcı sistemde, yolculuk varılacak yeri de dikkate alır. Sürekli düşünme, düşünceyi icraata geçirmede ve geliştirmede gereklidir. Biliş üstü düşünce aklı cesaretlendirir ki bu dikkate değer eğitim sisteminin de en temel amacıdır. Esneklik beynin ve kalbin çalışmaya devam etmesini sağlar, sizin algılarınızı açık tutar.

Bir amacınız var mı? : Amaç öğretmeni ve öğrenciyi aynı hedefte çözüme ulaştırmak için bir tutar. Böylelikle özgün eğitim, hedefine ulaşır; özgün olmayan eğitim ise yerinde sayar. Öğrenen ile öğreten arasındaki bağ bu sayede sıkı tutulur ve bu dünyayı iyileştirmek ve değiştirmek için doğal yaratıcı gücü destekler.

 

Kaynak: http://blogs.kqed.org/mindshift/2013/11/do-you-have-the-personality-to-be-an-inquiry-based-teacher/

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber