Bu haber kez okundu.

Sıradışı Öğretmenlerden Sıradışı Uygulamalar


 

Amaç, kendisine emanet edilen öğrencileri en iyi şekilde yetiştirmek olunca öğretmenlerin farklı uygulamaları ve fedakârlıkları ortaya çıkıyor. Tabii bu özverili çalışmalar ve fedakârlıklar beraberinde başarıyı da getiriyor.

 

“Öğretmenlik bir saha mesleğidir ve öğrenciyle birlikte uygulanır. Amaç geçimini temin etme değil, öğrenciyi başarılı bir şekilde eğitmektir” diyor Başöğretmen İsmail Yılmaz. Öğretmenin hedefi kendisine emanet edilen çocukların başarılı olması olunca devreye “Sıradışı Eğitim Faaliyetleri” olarak isimlendirilen metotlar giriyor. Bu metot, bazen bir fedakârlık, bazen dersi eğlenceli hale dönüştürme, bazen kitap okuma programları düzenleme, bazen izcilik yapma, bazen dersi doğal ortamlarda işleme, bazen okulu tamir etme, bazen de öğrencilere okul dışı zamanlarında ücretsiz ders anlatma oluyor. Bazı okullar da öğrencilerinin başarısını artırmak için onları altınla ödüllendirerek motive ediyor.

Öğretmenlerimiz ve okullarımız, kendisine emanet edilen öğrencilerin başarılı olması adına sürekli olarak kendilerini yeniliyorlar ve değişik eğitim metotları uyguluyorlar. Türkiye’de binlerce örneği olan bu çalışmalardan bir demet sunuyoruz sizlere.

 

 

Öğretmenlik yapmak için idareciliği bıraktı

 

Başöğretmen İsmail Yılmaz, önümüzdeki günlerde mesleğinde 24. yılını tamamlayacak. Yılmaz, Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğretmenlerin kariyer basamaklarında ilerlemeleri için uygulamaya koyduğu ve “Başöğretmen” “Uzman Öğretmen” olma imkânı tanınan sınavda başarılı olarak “Başöğretmen” sıfatını almış. Ankara İlahiyat Fakültesi’ni 1986 yılında bitirdikten sonra İstanbul’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olarak göreve başlayan Yılmaz, 1994 yılında Uludağ Üniversitesi’nde doktorasını tamamlamış. Öğrencilere bir şey öğretmeyi çok sevdiğini ifade eden Yılmaz, kendisine idarecilik görevi verildiğinde “idarecilik bana göre değil, benim işim öğrencilere bir şey öğretmek” diyerek öğretmenliğe dönmüş.

Mesleğinde 24. yılını tamamlamaya hazırlanan Yılmaz, öğretmenliğin bir geçim kapısı olarak görülmemesi gerektiğini vurguluyor. Yirmi dört yıl gibi uzun bir süre öğretmenlik yapan Yılmaz, velinin eğitim-öğretim sürecine dâhil edilmesinin çok ama çok önemli olduğunu vurguluyor. Evin de bir okul haline getirilmesi gerektiğini ifade eden Yılmaz, velinin sadece öğrenci başarısız olduğunda veya okula katkı sağlanacağı zaman muhatap alınacak birisi olmadığını söylüyor.

Gözbebeği gibi yetiştirdiği çocuğunu okula emanet eden birisinin eğitim-öğretim sürecine dâhil edilmesinin önemine vurgu yapan Yılmaz, moral değerlerin öğretildiği yerin de ev olduğunu ifade ediyor. Yılmaz, bir kardeş okul projesine velilerin de dâhil edilmesi sonucu bir velinin kardeş okulda okuyan tüm öğrencilerin hırkalarını temin ettiğini anlatıyor. Yılmaz, velinin eğitim-öğretim sürecinde velinin bilgilendirilmesinin ve veliye gidilmesinin çok önemli olduğunu, kendilerinin hem kurum olarak hem de şahıs olarak bunu uygulamaya çalıştığını belirtiyor.

 

 

İzci öğretmen

 

Nedim Taktak “Hiç Kızmayan Öğretmen” olarak tanınıyor. Yayınlanmış altı kitabı bulunan Taktak’ın “Hiç Kızmayan Öğretmen” isimli kitabı adeta kendisine sıfat olmuş. O kadar ki diğer öğretmenler Taktak’ın kızıp kızmadığını öğrenmek için öğrencilere bu konuyu sık sık sorar olmuşlar.

Taktak ile görüşmemizin nedeni sadece kitapları değil. Taktak, öğrencilerinin başarıyı yakalayabilmesi için proje üzerine proje üretiyor. Ona “Proje Canavarı” dense yeri var. Bu projelerin arasında neler yok ki: Okula ismi verilen şahısların öğrencilere daha iyi tanıtılması için seminerler verilmesini öngören Aidiyet Projesi, yabancı çizgi film kahramanlarına karşı kendi kültürümüzün kahramanlarının tişörtlere bastırılarak giyilmesiyle sonuçlanan Ahmet Kabaklı Öğrencileri Sanal Kahramanlara Karşı Projesi, Şanlıurfa ili Hilvan ilçesi Akçaören Köyü İlköğretim Okulu ile uygulanan Kardeş Okul Projesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. ile birlikte yürütülen Seyyar Kitap Okuma Projesi, öğrencilerle alınan sınıf meclisi kararıyla ve velilerin onayıyla uygulanan Kumbara Projesi, sınıfta bulunan tüm öğrencilerin katıldığı ve haftada bir gün toplanan Sınıf Meclisi Projesi, annelere yönelik uygulanan Sürpriz Anneler Günü Projesi, öğrencinin sınıfın her türlü sorunlarıyla ilgilendiği Sınıf Nöbetçisi Projesi, öğrencilerin aileleriyle birlikte okula uyumunu sağlamak için yapılan Öğretim Yılı Başı Çevre Gezisi Projesi, MEB tavsiyeli 100 Temel Eser’i kapsayan Altın Ödüllü Kitap Okuma Projesi, sınıf bilgilerinin yer aldığı internette Sınıf Sitesi Projesi ve öğrencileri izciliğe özendiren İzcilik Projesi.

Her biri öğrencilerin başarısının artması yolunda önemli adımlar ihtiva eden bu projelerin içinde en çok dikkati çekenler MEB tavsiyeli 100 temel eseri kapsayan Altın Ödüllü Kitap Okuma Projesi ve İzcilik Projesi oldu.

 

100 Temel Eser’i oku, altını al

Taktak’ın Altın Ödüllü Kitap Okuma Projesi üç yıldır devam eden bir proje. Projenin birinci yılının sonunda Taktak, zamanın İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Balıbey tarafından ödüllendirilmiş. Taktak, projeye başlama amaçlarını şöyle anlatıyor: “MEB 100 Temel Eser’i açıklayınca saha içerisinde uygulama noktasında olan öğretmenlerin ne yapabiliriz sorusundan yola çıkılarak Türkiye’de sınıf ve velilerin uyguladığı ve velilerin karar mekanizmasında olmasını istediğimiz ’Altın Ödüllü Kitap Okuma‘ projesi ortaya çıktı. Yahudiler çocukları konuşmaya başlayınca şeker verirler. Konuşmak ve anadil şeker gibi tatlı diye bilinçaltına işlemesi amaçlanır. Altın ve kitap okuma aynı anlaşılsın diye projede gerçek altın uygulaması yapıldı. Velilerden jüri seçildi. Her öğrenci 26’lık kitap seti aldı. 40 günlük zaman diliminde öğrenciler kitap okudular. Sınıfta her sabah derse başlamadan önceki 10 dakikalık zamanda da kitap okutularak destek olundu. Teneffüste de kitap okuyan öğrenciler her kitap için raporlarını hazırlayıp bir dosya içerisinde jüriye takdim ettiler.”

Yarışma sonunda birinci olan öğrenciye büyük altın, ikinci olana yarım altın, üçüncü olan öğrenciye çeyrek altın ve tüm öğrencilere katılım plaketi verilmiş. Nedim Taktak da projenin uygulanması ve başarıya ulaşması sonucu zamanın Milli Eğitim Müdürü Ömer Balıbey tarafından ödüllendirilmiş.

Projenin ikinci ve üçüncü aşamasında kitap okumaya veliler de dâhil edilmiş. Öğrenciler arasında dereceye girenler ödüllendirildiği gibi, veliler arasında da bir sıralama yapılarak birinci, ikinci ve üçüncüler ödüllendirilmiş. Tüm bu ödüllendirmelerde sponsorluk veliler tarafından yapılmış.

 

 

İzciyim, dürüstüm

 

Taktak’ın bir diğer projesi ise izcilik. İzcilik kurallarından olan şeref ve haysiyetini her şeyden üstün tutma, dürüst olma, küçüklerine sevgi büyüklerine saygı ile yaklaşma, israf etmeme, ümitsizliğe düşmeme gibi hasletlerin topluma faydalı bireyler yetiştirmek için iyi bir fırsat olduğunu belirten Taktak, bu amaçla bir izcilik kulübü kurduklarını söylüyor. “Tanrıya, vatanıma karşı görevlerimi yerine getireceğime, izcilik türesine uyacağıma, başkalarına her zaman yardımda bulunacağıma, kendimi bedence sağlam, fikirce uyanık ve ahlakça dürüst tutmak için elimden geleni yapacağıma şerefim üzerine and içerim” şeklinde olan izcilik yemininin Türk insanının karakteri ile örtüştüğünü belirten Taktak, izciliğin öğrencilere güzel hasletler kazandırmada çok iyi bir araç olduğunu söylüyor.

Öğrencilerden kurulu izci takımı ile çeşitli faaliyetler düzenleyen Taktak, bu faaliyetlere zaman zaman velileri de dâhil etmiş. Bazı kamplara velileri de davet eden Taktak, velilerin olmadığı yerde başarıyı yakalamanın kolay olmadığını belirtiyor. Bu nedenle yaptıkları faaliyetlere sık sık velileri de davet ettiğini ifade eden Taktak, bu vesileyle öğrenci velilerinin de birbiriyle tanışma imkânı bulduklarını söylüyor.

 

 

Topluma borcumuz var

 

Tüm bu projeleri niçin yaptığını sorduğumuz Taktak, şu cevabı veriyor: “Topluma borcumuz var, bunu en iyi şekilde ödememiz lazım. Bu meslekte bir iz bırakmamız gerekiyor, bizden sonra gelenler bizi en iyi şekilde yâd ederek örnek almalı. Ayrıca bizim mesleğimiz aynı zamanda Peygamber mesleği. Bunu en iyi şekilde ifa etmeliyiz ki Efendimiz’in şefaatine nail olabilelim. Bugün bizim yetiştirdiğimiz öğrenciler, yarın bizim çocuklarımızın öğretmenleri olacak. Eğer biz bugünün öğrencilerini iyi yetiştirirsek onlar da bizim çocuklarımızı iyi yetiştirecek demektir.”

 

 

Üç engelli öğrenci, normal öğrencilerle aynı sıralarda

 

Bir görme engelli, bir işitme engelli ve bir zihinsel engelli… Bunlar eğitim alıyorlar. Bundan daha normal bir şey olamaz değil mi? Ama bu durumu sıra dışı yapan bu üç engelli öğrencinin normal öğrencilerle aynı sıralarda ve aynı sınıfta eğitim almaları…

Okyanus Koleji sınıf öğretmeni Hatice Akyol, engelli öğrencilerin genellikle kendileri için hazırlanmış okullarda ve aynı engelli grubuna ait öğrencilerle eğitim aldıklarını ancak kendi sınıfında üç farklı engel grubuna ait öğrencilerin normal öğrencilerle birlikte eğitim aldıklarını söylüyor.

Önümüzdeki yıl mesleğinde 40. yılını dolduracak olan Hatice Akyol, meslek hayatına görme engellileri eğiterek başlamış. 12 yıl görme engellilere eğitim veren Akyol, daha sonra işitme engelliler için eğitim alarak 13 yıl da bu alanda çalışmış. Televizyon haberleri, sanatçıların klipleri ve TBMM gibi yerlerde işitme engelliler için çeviri yapan Akyol, şu anda Okyanus Koleji’nde sınıf öğretmenliği yapıyor.

Aynı sınıf ortamında dört farklı grup öğrenci ile ilgilenmenin zor olup olmadığını sorduğumuz Akyol “Tabii ki kolay değil, ama onlar da bizim çocuklarımız. Onların da normal öğrencilerle eğitim alma hakları var. Bazı zorluklar oluyor ama bunları sabırla aşabiliyorum. Mesela görme engelli öğrencimle sürekli birlikteyim, yemeğe birlikte gidiyoruz. Aynı şekilde zihinsel engelli çocuğumla da ilgilenmeliyim. Bu zorlukları sevgiyle aşmak mümkün.”

Çocuklarının engelli öğrencilerle eğitim alacağını öğrenen veliler, ilk önce duruma tepki göstermişler. Akyol, velilerle görüşerek durumun eğitim ve öğretimi engellemeyeceğini, bu çocukların da bizim çocuklarımız olduğunu, herkesin bir gün gelip engelli olabileceğini anlatarak velileri ikna etmiş. Ama velileri asıl ikna eden ise sınıfın okul içindeki başarısı olmuş. Akyol’un eğitim verdiği sınıf okul içerisinde yapılan yarışma ve sınavlarda her zaman üst sıralarda yer almış.

Akyol, görme engelli öğrencinin sınıfa intibak edebilmesi için ilk önce evine giderek brail alfabesini öğretmiş. Aynı şekilde zihinsel engelli öğrencisi ile okul dışında ilgilenen Akyol, bu öğrencinin de intibak etmesinde bir sorun yaşanmamasını sağlamış. Akyol, işitme engelli öğrencinin duyma sorununu ise sınıf içinde ders anlatmayı genellikle onun yanında ve yüksek sesle yaparak aşmış.

Akyol’un engelli öğrenciler söylediği şu söz bu konuda rehber olabilecek nitelikte: “Keşke engelli öğrenciler normal öğrencilerle eğitim alabilseler. Çünkü aynı engel grubu öğrenciler bir arada olduğu zaman yeteneklerini geliştiremiyorlar. Oysa normal öğrencilerle eğitim alan engelli öğrenciler sınırlarını zorlayarak kendilerini geliştiriyorlar.”

 

 

Öğrenciyi her yerde ziyaret

 

Özel okulda öğretmen olmanın en büyük zorluklarından biri de eğitimin ücretli olmasıdır. Öğrencide “parasını veriyorum, eğitimimi alıyorum” diye düşünerek öğretmene karşı olması gereken sevgi ve saygı duygusu tam oluşmayabilir. Okyanus Koleji Matematik Öğretmeni Sadık Köroğlu bu sorunu ilginç bir yöntemle aşmış. Öğrenciyi okul dışında mümkün olan her mekânda ziyaret etmek… Evde, dershanede, kafede, hatta sinemada…

Köroğlu’nun buradaki amacı öğrencisini okul dışı ortamlarda ziyaret ederek, onun dertlerini, sorunlarını, sevinçlerini paylaşma. Okul dışı ortamlarda da öğretmeninin kendisini ziyaret ettiğini gören öğrenci, ister istemez öğretmenine karşı bir saygı duyuyor. “Özellikle ev ziyaretlerinde hem anne baba hem de öğrenci çok mutlu oluyor. Aile, çocuğunun öğretmeni tarafından takip edilmesinden, öğrenci de öğretmeni tarafından ziyaret edilmekten dolayı büyük sevinç duyuyor. Öğrencinin bu sevinci ertesi gün okulda öğretmenine minnet ve saygı olarak geri dönüyor” diyor Sadık Köroğlu.

Kafe ve sinema gibi ortamlarda öğrenciyle birlikte olmanın öğrenciyi daha iyi anlama ve tanımasına vesile olduğunu vurgulayan Sadıkoğlu, ders anlatımlarında bu avantajı kullanmaya çalıştığını söylüyor. Öğrencinin müzik ve sinema kültüründen edindiği bazı alışkanlıklarını ders sırasında kullandığını belirten Sadıkoğlu “Örneğin öğrencinin çok sevdiği bir müzik parçasındaki dizeyi kullanarak veya bir filmde kullanılan repliği tekrar ederek öğrencinin dersime ilgisini çekebiliyorum” diyor.

Sadıkoğlu, derslerde gayet başarılı olan ama deneme sınavlarında başarısız olan bir öğrencisinin dershane ve aile ortamında ziyaretleri sonucunda deneme sınavlarındaki başarısının arttığını ve girdiği üniversite sınavında başarılı olduğunu belirtiyor.

 

 

Sosyal bilgiler dışarıda öğrenilir

 

Okyanus Koleji Sosyal Bilgiler Öğretmeni Arzum Çelik, sosyal bilgiler dersindeki bilgilerin sınıfta anlatılmasının yeterli olmadığını görünce okulda bir Sosyal Bilgiler Kulübü kurmuş.

Kulüp sayesinde dersi sınıf dışı ortamlara taşıyan Çelik, her konuyu kendine ait ortamında işlemeye çalışıyor. Sosyal bilgiler dersinde iletişim konulu dersi sınıfta işledikten sonra öğrencilerini iletişim müzesine götürdüğünü söyleyen Çelik “Dersi bu şekilde işlemek öğrencinin zihninde daha kalıcı oluyor ve konu daha rahat anlaşılıyor” diyor.

 Çelik, aynı şekilde Çanakkale Savaşları konusunu Çanakkale’de, İstanbul’un fethi konulu dersi de İstanbul’un Fethi Panoramik Müzesi’nde işlemiş.

 

 

Okumak öğrencinin zihnini açar

 

Şefkat Koleji, okumayı bir politika haline getirmiş. Okumanın öğrencilerin zihnini açtığını belirten okul yöneticileri bu amaçla okulun ilk dakikalarını okuma saatine ayırmışlar. Her gün bütün okulda 15 dakika okuma saati olarak belirlenmiş ve bu sürede herkes kitap okuyor.

Şefkat Koleji öğretmenlerinden Muzaffer Oğuz, okuma olayını sistematik hale getirmesiyle tanınıyor. On yıldır oluşturduğu sistemi uygulayan Oğuz, uygulamanın meyvelerini de toplamış. Oğuz’un kurduğu sistem beş yıl üzerinden planlanmış. Okuma programına katılan bir öğrenci bunu sadece bir ay veya yıl olarak değil beş yıl olarak uyguluyor. Oğuz, programı tamamlayan 15 öğrencinin adeta bir yazar haline geldiğini belirtiyor.

Oğuz’un şu anda uyguladığı başka bir proje ise Okuma Kulübü projesi. Projenin velilerle birlikte belirlenmiş kuralları var ve programa katılan öğrenciler bu kurallara kesinlikle uymak zorunda. Projede her sınıfın bir sınıf gazetesi var ve projeye katılan öğrencilerin resimlerinin altında öğrencilerin yazıları yayınlanıyor. Her öğrenci haftada bir kere yazı yazmak zorunda. Yazıların belli kurallar çerçevesinde yazılması ve genellikle işlenen konularla ilgili olması gerekiyor. Yazılarda konunun işlenme tarzından imla kurallarına kadar her şeye dikkat ediliyor. İlk başta çala kalem olan yazılar üç ay sonra tabiri yerindeyse akademik bir yazı hüviyetine bürünüyor. Çünkü yazılar başta öğretmen olmak üzere sınıfın ciddi bir kontrolünden ve eleştirisinden geçiyor.

Kulübün ikinci bir şartı haftada 80 sayfa kitap okumak ve özet çıkarmak. Kitap okumanın kontrolü veli ile birlikte yapılıyor. Veli öğrencinin kitap okuduğuna dair imzalı rapor gönderiyor.

Oğuz, bu programa katılan çok dikkatsiz bir öğrencinin bir iki yıl içerisinde dikkatli hale geldiğini gözlemlediğini söylüyor. Ayrıca bu program sayesinde anlatımda, konuşmada, yazmada, düşünme tarzında çok ciddi iyileştirmeler kaydediliyor.

Bu programın diğer bir şartı ise saat 18.00 ile 21.00 arasında televizyon ve bilgisayarın kesinlikle kapalı olması. Programın tüm aşamaları veli ile işbirliği yapılarak kontrol ediliyor. Kulüp kurallarına uymayan öğrenci kulüpten ihraç ediliyor. Kulüp kurallarına uyan ve görevlerini yerine getiren öğrenciler ise ödüllendiriliyor.

 

“Da kaçıyor yakala”

Şefkat Koleji öğretmenlerinden Tûba Lale’nin sıra dışı eğitim uygulaması dersi şekillerle anlatım ve dersi senaryolaştırma…

Lale, her şeyden önce anlattığı dersten kendisinin zevk alması gerektiğini, öğrencinin de dersi sevmesi gerektiğini belirterek “Benim görselliğe karşı bir ilgim var. Ben derslerimde anlattığım konuları genellikle görselleştirerek anlatmaya çalışıyorum. Bu bir matematik kuralı veya bir imla kuralı olabilir. Mesela Türkçe dersinde ayrı yazılan de, da bağlaçlarını öğretmek için, de ve da’ları bir insan gibi çiziyor sonra onları kaçıyor gibi resmediyorum ve öğrencilere ‘da kaçıyor, yakalayın’ diyorum. Dersi bu şekilde görsel ve eğlenceli bir şekilde işleyince zihinde canlandırma ve akılda tutma çok kolaylaşıyor” diyor.

Lale, derslere girmeden önce dersi kafasında şekillerle senaryolaştırdığını, mutlaka fikri hazırlık yaparak derslere girdiğini belirtiyor. Lale, dersi şekillerle canlandırarak dersi eğlenceye dönüştürmenin sınıfta bir lakaytlığa yol açıp açmadığı sorumuzu “Öğretmen tatlı sert olmalı. Ne zaman tatlı ne zaman sert olacağını ayarlamalı. Bunu yaptığınız zaman sorun olmaz” diye cevaplıyor.

 

 

Yaşasın, öğretmenim geldi

 

Şefkat Koleji’nin bir diğer öğretmeni Hamide Uzun ise ödüllendirmede farklı bir yöntem izliyor. Uzun’un başarılı öğrencileri ödüllendirme yöntemi onları evlerinde ziyaret etmek veya evinde misafir olarak ağırlamak.

Bir öğrenci için öğretmenini evinde ağırlamanın veya öğretmeninin evine misafir olmanın büyük bir onur olduğunu belirten Uzun, “Ziyaret sonrasında öğrenciler büyük bir sevinç ve gururla öğretmenlerini evlerinde misafir ettiğini anlatıyor. Bunu duyan diğer öğrenciler de öğretmenini evinde ağırlamak için büyük bir gayret gösteriyorlar” diyor.

 

 

Öğle yemeğine çıkmayıp öğrencilerini SBS'ye hazırladılar

 

Erzurum Hilalkent 125. Yıl İlköğretim Okulu'nda görevli 11 öğretmen, öğle aralarında yemek paydosuna çıkmak yerine 60 öğrenciyi ücretsiz olarak seviye belirleme sınavlarına (SBS) hazırladı.

Erzurum Hilalkent 125. Yıl İlköğretim Okulu'ndaki öğretmenler sergiledikleri örnek davranışla hem okul idarecilerinin, hem öğrencilerin hem de velilerin takdirini topladı. Okulda görevli 11 öğretmen, SBS'de öğrencilerinin başarı seviyesinin yükselmesi için hafta içi her gün gönüllü olarak 60 ilköğretim öğrencisine ücretsiz SBS eğitimi verdi. Okul idaresi de öğrencilere 3 sınıfı özel olarak tahsis etti.

Matematik öğretmeni Hamide Sena Turhan, öğrencilerinin başarılı olması için gönüllü olarak kurs vermekten dolayı mutlu olduğunu kaydediyor. 6.sınıf öğrencilerinden Zehra Onur D

uymaz ise SBS'de okullarının başarı oranının düşük olmasından dolayı öğretmenlerinin kendilerine ücretsiz kurs verdiğini anlatarak SBS kursları sayesinde soru çözme, cevap verme yeteneklerinin arttığına vurgu yapıyor. Sueda Koç isimli öğrenci ise yemek saatlerinden feragat ederek kendilerine kurs veren öğretmenlerine teşekkür ederek, "SBS'de durumum çok kötüydü, bu nedenle öğretmenlerimiz soru çözdürüyor. Kendilerine çok teşekkür ediyorum." diyor.

 

Köy öğretmeni, azmi ile çevresindekilere örnek oldu

Bitlis'in Koruk Köyü İlköğretim Okulu'nda görevli öğretmen Selma Taşdemir, azmiyle çevresine örnek oldu. Okulun tüm problemleriyle ilgilenen Selma Taşdemir, kanalizasyon ve içme suyu sorununu da giderdi.  

Bir yıl içerisinde okulun baştan yenilediklerini ifade eden Selma Taşdemir, ayrıca köyü içme suyu ve kanalizasyon sorunundan da kurtardığını belirterek, "İlk geldiğimde çatıdan su akıyor ve her yağışta pencereden sızan yağmur suları nedeniyle sınıf göl gibi oluyordu. Çimento aldım sınıfı yapmak istedim ama hem hava soğuktu hem de ben beceremedim. Çatılarında ve pencereden sızan yağmur suları nedeniyle sınıfta ders yapılamıyordu. Okulun sorunlarını çözmek için çevremde olan herkesle görüştüm. En sonunda İl Özel İdaresi yetkilileri bana yardım edeceklerini söylediler ve çalışmalar başlatıldı." diyor.  

Çalışmalara önce okulun onarımıyla başladıklarını ifade eden Taşdemir, "Rahva Ovası, çok soğuk bir yer. Çatıyı onardık ve sınıfın içine karo döşedik. Kırık olan camları yeniledik. Sınıfı daha düzenli bir ortam sağlamak için pencerelere perde taktırdık. Önlükleri olmayan öğrencilere önlük getirdim ve tüm öğrencilere kırtasiye yardımı yaptık. Yine okulun çok ihtiyacı olan fotokopi makinesi ve bilgisayar aldık. Hasta olan öğrenciler vardı, sağlık ekiplerini çağırıp muayene ettirdik ve ilaçlarını sağladık. Bunların bir kısmını kendim karşıladım, bir kısmını da yakın çevremden temin ettim." şeklinde konuşuyor.  

Selma öğretmen, daha önce kömürlük olarak kullanılan odayı da anasınıfına çevirdiklerini anlatarak, şunları söylüyor: "Burayı kömürlükten kurtarıp, anasınıfına dönüştürmek için yine büyük çaba gösterdik. Yerlere karo döşedik, pencerelere perde taktırdık. Anasınıfına gerekli tüm malzemeleri temin ettik. Çocuklara oyuncaklar getirdik. Şu anda çok güzel bir ortama kavuşturduk. Çocuklarımız burada çok mutlular. Öğrencilerimizi mutlu gördükçe çalışma azmimiz daha da arttı."

 

 

Öğrencilerin başarısını artırmak için 240 altın dağıtılacak

 

İzmir'de eğitim kalitesini artırmak için ilginç bir yönteme başvuruluyor. Karabağlar ilçesindeki Şerif Remzi İlköğretim Okulu, başarı oranını yükseltmek amacıyla her ay 30 öğrenciye çeyrek altın dağıtıyor. İlçedeki 60 eğitim yuvası arasında 5'inci sırada yer alan okul, 8 ay boyunca öğrencilerine 240 altın hediye edecek.

Düzenlenen ilk sınavda başarılı olan 30 öğrenci birer çeyrek altınla onurlandırıldı. Her ay yedi bilgi ölçüm sınavı yapacaklarını anlatan müdür Abdullah Yurt, uygulamayla İzmir'de ilk sıraya yerleşmeyi hedeflediklerini söyledi.

Öğrenci, veli ve öğretmenlerine yönelik düzenlediği anket sonucunda 'Başarıyı Artırma ve Öğrenci Koçluğu Projesi'ni devreye sokan Abdullah Yurt, velilerle de toplantı düzenledi. Onların önerisi üzerine yol haritası hazırlayan Yurt, kaymakamlık oluruyla projesini uygulamaya koydu.

Kaynak: Zaman, 18 Ekim 2009

 

 

Tatil yapmadı, 18 genci üniversiteli yaptı

 

Mardin'in Kızıltepe ilçesinde gönüllü olarak öğrencilere resim kursu veren bir öğretmen 18 öğrencisini özel yetenek sınavları ile üniversitelere yerleştirdi.

ÖSS'de son sıralarda bulunan Mardin'de 7 yıldan beri hafta sonlarını Mardinli gençlere adayan ve bugüne kadar 200'den fazla genci üniversiteli yapmayı başaran Kızıltepe Anadolu Lisesi Öğretmeni Hurşit Aydoğan, bu yılda özel yetenek sınavı ile 18 genci üniversiteli yapmayı başardı.

Halk Eğitim Merkezi ve Kızıltepe Kent Konseyi Yerel Gündem 21 tarafından ortaklaşa açılan resim kursunda gönüllü görev alan ve 18 genci çeşitli üniversitelere yerleştirmeyi başaran Aydoğan'a teşekkür belgesi verildi.

Sene sonu tatile çıkmayıp, mesleki birikimini gençlerle paylaşmaktan mutluluk duyduğunu söyleyen Aydoğan, gençlere iyi bir gelecek ve güzel bir mesleki başlangıç anlamında katkıda bulunmaktan dolayı çok mutlu olduğunu belirtiyor.


moraldunyasi.com

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber