Bu haber kez okundu.

Öğretmenlik ve mesleğini sevmek

Tilkinin kırk tane hikâyesi varmış, kırkı da tavuk üzerine imiş. Yazıya neden bu cümle ile başladım? Yazının başlığını okuyup, ‘Yine mi “öğretmenlik”’ serzenişlerinde bulunacağını düşündüğüm okurlarım aklıma gelince yazıya böyle bir girizgâhın uygun düşeceğini düşündüm. Öğretmenin, öğretmenlik mesleğini anlatmasından daha doğal ne olabilir ki?

 

Öğretmenlik öyle dillere pelesenk edildiği gibi kutsal bir meslek midir, yoksa değil midir? Bu konu bizim yazımızın mevzu değil. İlkokul öğrencileri için gerçekten öğretmen çok farklı bir yerde konumlandırılır, fakat daha ilerisi için yorumları siz değerli okuyucularıma bırakıyorum. Gelelim bizim kırkı da eğitim üzerine olan hikâyelerimizden bu günkü hikâyemize.

 

Kurtlar gibi acıktığınızı düşünün. Böyle bir durumda akşam yemeği için sofraya oturuyorsunuz. Zihninizde belki de en sevdiğiniz yemeklerin hayalleri dolaşıyor. Fakat tabağınıza baktığınızda acı gerçekle karşılaşıyorsunuz. Hiç sevmediğiniz …. yemeği ile baş başasınız. Ne yaparsınız, ya yemeği bırakırsınız ya da çok aç olduğunuz için zorla da olsa yemekten birkaç kaşık alıp sofradan mutsuz bir şekilde kalkarsınız; değil mi? İşte öğretmenliği sevmeyen bir kişinin ders anlatması da öğrenciler açısından bu sofradaki sevilmeyen yemekten pek de farklı değildir.

 

Öğretmenliği sadece geçimini temin etmek için bir gelir kaynağı olarak gören kimse, zorla sınıfa girer. Sonrasın da ne yapar? Tabiiki sadece öğretmenlik yapıyormuş gibi yapar. Konuları programa, müfredata uygun olarak öğrencilerine anlatır. Fakat anlatışında sevmeyerek yaptığı bir iş olduğu her hâlinden belli olur. Öğrenciler de öğretmenin bu durumunu anlamak da hiç de zorlanmazlar.

 

İlkokuldan mezun olup ortaokula başladığım yıl, okul bana çok farklı gelmişti. Çünkü 5 yıl bir öğretmenle eğitim-öğretime devam eden bizler, ortaokulda her ders için farklı öğretmenlerle tanışmıştık. Bu derslerden en çok sosyal bilgiler dersini sevmiştim. Çünkü sosyal bilgiler öğretmenimiz Muzaffer Uysal’ın yaklaşımları, bana çok sevecen gelmişti. Dersi anlatışı bir başkaydı. O da o yıllarda var olan imkânlarla diğer öğretmenlerimiz gibi kara tahta başına geçiyor, tebeşirle, kitabımızdan okuyarak dersi anlatıyordu. Fakat vatan deyişi, bayrak deyişi, ormanlarımızı anlatış bir başkaydı. Biz öğrencileri bunun farkındaydık ve öğretmenimizi dolayısı ile de dersini çok seviyorduk. Eğitim öğretim hayatım boyunca en yüksek notları sadece Muzaffer hocamın dersinden aldım.

 

Lise yıllarımda matematik bölümünde okudum ve matematik bölümü mezunu bir öğrenci olarak edebiyat fakültesine girdim. En sevmediğim dersim de haydi itiraf edeyim matematik oldu. Ne yalan söyliyeyim, lise yıllarımdaki matematik öğretmenimin bunun üzerinde vebali büyüktür diye düşünüyorum. Çünkü matematik dersini sürekli sınıftaki bir elin parmaklarını geçmeyen kişilerle işlerdi. Sınıfın geri kalan büyük kısmı ise O’nun gözünde işe yaramaz cüruftan başka bir şey değildi. Bizler öğretmen ne yaparsa yapsın matematiği anlayamayacak öğrencilerdik onun nazarında. Bu nedenle matematik dersini hiç sevemedim. Sevmediğim derste de ne kadar dinlesem de, ne kadar da çalışsam da bir türlü istenen seviyelerdeki başarılara çıkamadım; çıkamadık.

 

“Çamur herifler; sizden bir cacık olmaz; beton kafalılar; zeka özürlüler, anlatıyorum anlatıyorum anlamıyorsunuz; anladınız mı (Sınıfta çıt yok)…” bu ve benzeri sözlere sizler de muhatap oldunuz mu? Şöyle bir düşünün, bu sözlerle size hitap eden öğretmeninizin dersinizi sevmeniz mümkün mü? Devamında bu dersten başarılı olmanız piyangodan büyük ikramiyeyi kazanmanızdan daha düşük bir olasılık hesabıdır.

 

Öğretmen mesleğini seviyorsa, dersini öğrencilerine en iyi şekilde, günün imkânlarından yararlanarak anlatacaktır. Her gün farklı yaklaşımlarla, dersinin hakkını vermeye çalışacaktır. Öğretmenden yayılan bu enerji ister istemez öğrencilere geçecek ve öğrenciler de sevdikleri öğretmenin dersine ilgi duyacaklardır. Sevilen öğretmen, ilgi duyulan dersten de başarılı olamamak diye bir olasılık mevzu bahis dahi olmayacaktır.

 

Öğretmen arkadaşlarım, mesleğinizi sevin ve isteyerek yapın. Yok eğer öğretmenlik mesleğini sevmiyorsanız, hemen bu mesleği bırakın. Geçiminizi temin edebileceğiniz çok daha yüksek gelirli iş imkânları vardır, geçiminizi buralardan temin etmeye çalışın. Yoksa öğrencilerinize, ailelerine ve sonuçta bu ülkeye haksızlık etmeye hakkınız yoktur. Ülkenin geleceğini mesleğini severek yapan öğretmenler inşa edecektir. (10.12.2014)

 

www.facebook.com/ekrem.aytar.9                                                    

www.twitter.com/ekremaytar

http://www.memurhaber.com/

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber