Bu haber kez okundu.

Öğretmenlik Mesleğini İhmal Ettiniz

Eğitim sistemimizin yasal dayanağı olan 1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nda da; “öğretmenlik," devletin eğitim, öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini üzerine alan özel bir ihtisas mesleği" olarak tanımlanır ve "öğretmenler bu görevlerini Türk Milli Eğitiminin amaçlarına ve temel ilkelerine uygun olarak ifa etmekle yükümlüdürler" hükmüne bağlanır.  

 

Aynı yasada "öğretmenlik mesleğine hazırlık genel kültür, özel alan eğitimi ve pedagojik formasyon ile sağlanır" denilmesine rağmen, öğretmen yetiştiren kurumlar üzerindeki hatalı uygulamalar, bu mesleğe önemli darbeler vurmuştur.  

 

Toplumsal mutabakatla çıkarılmayan ve kısa aralıklarla değiştirilen eğitime yönelik çoğu yasalar, ülkemizde zaman zaman sorunlar çıkmasına neden olmakta, yine yasalar ülkemizde her kesimden insana aynı hakkaniyet ve eşitlik çizgisinde uygulanamadığı için de zamanla hükmünü ve geçerliliğini yitirmektedir.   Eğitim bilimlerinde her geçen gün yeni bulgular ortaya çıkarken, endüstri, bilim ve teknik gelişirken, eskimiş yöntemler ve bil­gilerle iyi öğretmen yetiştirilmesini düşünmek mümkün değildir. Ancak bazı siyasi hesaplar yüzünden, öğretmenlik mesleği değersiz gösterilerek, gözden düşürülmesi, insanımıza ve ülkemize yapılabilecek en büyük kötülüktür.  

 

Gerçi, bizler; Tam teşekküllü devlet hastanelerinden heyet raporu alınmadan girilemeyen, öğretmen yetiştiren kurumları kapatmakla, Üç aylık bir eğitimle belli ideoloji sahiplerini öğretmen olarak atamakla, Öğret­men yetiştiren kurumlardan uygulama programlarını kaldırmakla, Öğretmen seçiminde özel yetenekler aramaktan vazgeçmekle, Öğretmenliği “yan gelip yatma mesleği” diye tanımlamakla bu kötülüğü ülkemiz insanına zaten birkaç kez yapmış durumdayız.  

 

Bakınız, “Gençlik Psikolojisi” adlı kitabında, Dr. Artur T. Jersild,  dünyanın çeşitli ülkelerinde çeşitli milletler ve çeşitli kültürler üzerinde yapılmış araştırmalardan çıkarılan ortak sonuca göre; “iyi bir öğretmende bulunması gereken özellikleri” nasıl sıralamış.  

 

Kibar, merhametli, sempati gösteren ve öğrenciyi seven, Tarafsız, hak gözeten, haksızlık yapmayan, adil, Bilgili, bildiğini satan, konuları açıklayabilen, Öğrencilerin fikirlerini açıklamalarına müsaade eden, sabırlı demokrat, Öğrencilerin faaliyetlerine katılabilen, katılımcı, Fizik görünüşü iyi, iyi giyinen, ses tonu güzel olan ve güzel konuşabilen, düzenli.  

 

Bu özellikleri sıraladıktan sonra öğretmen yetiştirme ve öğretmen seçimi politikamızı bir kere daha gözden geçirince, öğretmenlerin seçilmesi ve yetiştirilmesi konusunda ciddi hatalar yapıldığını görüyoruz. Bugün ülkemizdeki öğretmenleri yukarıdaki ölçülere göre, siyasi hesaplardan uzak bir şekilde yeniden değerlendiremeyeceğimize göre bari bundan sonra hata yapmayalım.  

 

Ülkemizde öğretmenlik mesleğini seçenler, genellikle dar ve orta gelir düzeyindeki ailelerden gelmektedir. Öğretmen olarak atanan­lar, uygulamaya yönelik dersler yeterli olmadığından öğretmenliği göreve başladıktan sonra okullarda öğrenmektedir. Öğretmen yetiştiren kurumların Fakülte düzeyinde olması olumlu bir başlangıç olmakla birlikte, uygulamaya yönelik dersler yeterli değildir. Sürekli kendini yenilemek, eğitim bilimlerindeki gelişmeleri izlemek, bilim ve tekniğin değişikliklerinden ve sağladığı imkânlardan yararlanmak zorunda olan öğretmen, günlük bir gazete almanın, haf­talık ya da aylık bir dergiye abone olmanın bütçesine getireceği yükün hesapları altında ezilmektedir. Bir yıl boyu aynı elbise ile öğrencisinin karşısına çıkmak zorunda kalan öğretmen, her gün farklı parfüm kokusu ile sınıfa gelen öğrenci karşısında kompleks yaşamaktadır. İşportada limon sattığı öğrenci velisiyle, veli öğretmen diyalogu kuramamakta zorlanmakta, bu durum öğretmenin toplum içindeki saygınlığını zedelemektedir. Yönetim kademelerine yapılan atamalar, siyasal örgütlerin isteği doğrultusunda gerçekleştiği için öğretmenin sağlayacağı başarıların atama, yükselme ve nakillerde ölçü olmadığı düşüncesi çalışma şevkini kırmaktadır.  

 

“Eğer gerekli tedbirler alınmaz, öğretmen toplumdaki layık olduğu yere getirilmezse, iki binli yıllarda öğretmen; maaşını almak için devlet okulunda görev saatlerini dolduran ve evlerde özel ders veren, ya da bir an önce ikinci işinin başına dönmek için zaman doldurmaya çalışan biri olacaktır."  

 

Oysa aklın yolu birdir. Eğitim şuraları düzenliyoruz. Farklı fikirleri duymaktan korkmayalım. Herkesimin itibar edeceği herkesin kabul edebileceği eğitimci, sosyolog, psikolog, pedagog, eğitimde sözü dinlenen araştırmacı, bilim adamı, sahada pratik uygulamaların içinden gelen uzmanlardan oluşan, bütün fikirleri temsil eden bir şura toplayalım. Hatta bu şuraya siyasileri de davet edelim. Bir hafta değil, bir ay değil, belki bir yıl çalışsınlar ve ortak bir metot oluştursunlar. Yeter ki bir istikrar sağlayıp bari geleceğimizi kurtaralım.  

 

Bugün ülkenin yönetim kademelerinde bulunanlara sesleniyoruz! “Makam ve mevki peşinde koşanların ‘her şey yolunda' diyerek etrafınızda oluşturdukları, gerçeği görmenizi engelleyen çemberden çıkın. İnatlaşmaktan, kibirden arının. Farklı düşünen, konusunda uzman kişilerle görüşün. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün(OECD) 2014 yılında yayınladığı raporunda 34 ülke arasında Türkiye'nin eğitimde son sırada olduğu gerçeğini görün.”  

 

On yıldır sürdürülen pratik uygulamalar gösterdi ki bu ülkede öğretmen yetiştirme programı ile okullarda uygulanan eğitim programı birbirini desteklemiyor.    

 

Öyleyse işe, önce öğretmenlik mesleği ile başlamalısınız.

 

Ertuğrul ÖZGÜN

kaynak: araklihaber.net 

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber