Bu haber kez okundu.

Öğretmenler Neleri Yapabilir, Neleri Yapamaz?

Yaptığımız işi, kazandığımız parayı ve toplumdaki itibarımızı okuduğumuz okullar, aldığımız diploma ve sınav sonuçları belirliyor. İşverenler artık rengimize, dinimize veya cinsiyetimize değil hangi okullarda okuduğumuza, ne kadar başarılı olduğumuza, ne bildiğimize ve neleri yapabildiğimize bakıyor.

 

Bilgi toplumu ve küreselleşme olgularının hayatımızı yönlendiren güçler arasına girdiği 21'inci yüzyılda çocuklarımızın gelişmesi, insanca ve kardeşçe yaşaması, küresel standartlarda üretmesi, dünya ile konuşması, dünya ile çalışması ve dünya ile yarışması için ne bilmesi, ne yapabilmesi ve hangi değerlere sahip olması gerektiğini biliyoruz. Ciltler dolduracak yeterlilik ve kazanım listeleri hazırlıyoruz ama onları çocuklarımıza kazandıramıyoruz. Sınav sonuçları ortada. Çocuklarımızın çoğu okulda öğrenmeyi başaramıyor, bilmesi gerekeni öğrenemiyor. Okullarımızın çoğu kendisinden bekleneni yapamıyor, çocuklarımızın tamamını başarılı kılamıyor. Bir başka sorun, okulda öğrenmeyi başaranlar ile başaramayanlar arasındaki uçurum. Okulda öğrenilen bilgi, beceri ve değerlerin sahip olunan işi, gücü ve itibarı belirlediği, okulda az öğrenenin az kazandığı, gücünün ve itibarının az olduğu modern toplumda, “öğretemeyen okullar” eşitsizliğin de kaynağı oluyor.

 

İnsan öğrenmek için yaratılmış

 

Öğretmenliğe Anadolu'nun bir köyünde iki odalı bir toprak evde başladım. Odanın birisi ‘okul'du, diğer oda ise benim evim. Yeni açılan okulun ilk öğretmeniydim. Çocukların öğrenmeyi ne kadar çok istediklerini, öğrenmenin onları nasıl geliştirdiğini ve nasıl mutlu ettiğini çok iyi bilirim. Bütün çocuklar öğrenmek ister. İnsan öğrenmek için yaratılmıştır. Ben bir eğitimciyim. Ekonomik, kültürel ve bireysel farklılıkları ne olursa olsun bütün çocuklar okulda öğrenmeyi başarsın, mutlu olsun, güçlü olsun, en iyi olsun ve dünyaya meydan okusun istiyorum. Sonra dönüp ülkeme bakıyorum, ulusal ve uluslararası sınavları inceliyorum, “sıfır çeken” çocukları düşünüyorum. “Mesudum çünkü başardım” diyemiyorum. Türkiye'nin derdi bu. Kanayan yaramız, ortak acımız bu. Çocuklarını eğitemeyen bir ülke güçlü, medeni ve mutlu olamaz. Eğitimsiz bir toplumda demokrasi olmaz, insan haklarına, çocuk haklarına, kadın haklarına saygı duyulmaz. Güçsüz ve savunmasız olanların hakkı verilmez. Hayvanlar ve doğa korunmaz. Bu eğitimsizlik yarası, bu ortak acı, sebep değil, bir sonuçtur. Bu sonucun sebeplerini, okulda öğrenmeyi engelleyen veya mümkün kılan güçleri anlamadan, okulda öğrenmeyi başarmak mümkün değil.

 

Okulda öğrenmeyi yapılandıranlar

 

Bilgi öğrenen tarafından yapılandırılır. Ancak bir zihinsel süreç olan öğrenmenin yapılandırılması farklı güç ve kaynakların katkısıyla mümkün olur. Okulda öğrenmeyi sağlayan güç ve kaynakları şu başlıklar altında toplayabiliriz: “öğrenci,” “aile,” “okul,” “toplum” ve “medya.” Eğer öğrenci sağlıklıysa, yetenekliyse, çalışkansa, motivasyonu yüksekse, derslerdeki başarı ile hayattaki başarı arasındaki ilişkiyi anlamışsa, okulda ve okul dışında iyi ilişkiler kurmuşsa zaten sorun büyük ölçüde çözülmüştür. Ancak öğrencilik çocukluk yıllarına denk geliyor. Bütün çocuklar aynı derecede sağlıklı ve yetenekli değil. Bütün öğrenciler, dersler ve gelecek arasındaki ilişkiyi göremez. Bütün çocukların eleştirel düşüncesi gelişmemiştir. Doğruyla yanlışı ayıramazlar. Öğrenciler henüz gelişmekte olan çocuk ve gençlerdir. Sevmek, sevilmek ve öğrenmek isterler ama kötülüklere karşı da korumasızdırlar. Okulda öğrenmeyi sağlayan güçlerin onlara gereken desteği vermesi gerekir ki şartlar tamam olsun, bilgi, beceri ve değerler yapılansın ve öğrenme gerçekleşsin.

 

Okulda başarılı olmayı sağlayan ikinci önemli güç ailedir. Çocukların ilk “öğretmen”leri anne-babaları, ilk “okul”ları evleridir. Araştırmalar gösteriyor ki eğer anne-baba eğitimliyse, ekonomik durumu iyiyse, çocuklarını seviyor ve eğitime değer veriyorsa, çocukların başarı şansı artıyor. Anne-babanın sosyo-ekonomik konumuyla çocukların okul başarısı arasındaki ilişki bütün toplumlarda çok yüksek. Okul, toplum ve medya gibi diğer kaynaklar yeteriz olsa bile ekonomik imkanı olan, eğitimli ve bilinçli bir aile çocuklarına çok iyi bir eğitim sağlayabilir.

 

Okulda başarıyı mümkün kılan diğer önemli bir güç okuldur. Okulu oluşturan yönetici, öğretmen, danışman, müfredat ve yöntem gibi birçok temel unsur var ama son çözümlemede okul demek öğretmen demektir. Eğer öğretmen iyi yetişmemişse, mesleğini sevmiyorsa, kendini yenilemiyorsa, diğer her şey mükemmel bile olsa öğrencileri başarılı kılmak zor. Ancak, eğer öğretmen iyi yetişmişse, mesleğini biliyor ve seviyorsa, bilgili, becerili ve erdemli ise yönetici, müfredat ve benzeri diğer okul-içi kaynaklar ve hatta aile, toplum ve medya gibi okul-dışı kaynaklar yetersiz bile olsa öğrencileri başarıya ulaştırabilir. Her türden olumsuzluk ve yetersizliğe karşı mücadele eden, mahrumiyet içinde görev yapan, yoktan var eden ve öğrencilerini başarıya ulaştıran böyle eli öpülesi, heykeli dikilesi o kadar çok öğretmenimiz var ki.

 

Okulda başarıyı mümkün kılan diğer önemli bir güç toplum. Eğer toplum eğitime önem veriyor, gerekli yatırımları yapıyor, yeterli maddi destek sağlıyor ve ilgili yasaları çağdaş gelişmeler ışığında yeniliyorsa okulda başarı kolaylaşır. Toplum sadece gerekli kaynakları değil sosyal adaleti de sağlamalı. Öğrenciler birçok bakımdan birbirinden farklıdır. Farklı ekonomik gruplardan gelen veya bireysel farklılıkları olan öğrencilere aynı imkanları sağlamak doğru ama yeterli değil. Öğrenmenin gerçekleşmesi için gerekli kaynaklar sağlanırken öğrenciler arasındaki farklılıklar dikkate alınmalı, sadece eşit değil aynı zamanda adil olmalı ve pozitif ayrımcılık yapılmalıdır.

 

Aileye, okula ve öğretmene rakip yeni eğitici güç medyadır. Gelişen teknoloji ve bilgi toplumu hayatın her alanını, özellikle de eğitimi etkilemektir. Öğrencilerin bilgi edinme kaynağı artık sadece anne-baba, ders kitapları ve öğretmenler değildir. Öğretmenin ve anne-babanın bildiği ve ders kitaplarının içerdiğinden “milyon” kat fazlası İnternette vardır. Bütün çocuklar, her zaman ve her yerden İnternet denilen bilgi okyanusuna ulaşabilmektedir. Doğru yanlış, gerekli gereksiz her türlü bilgi öğrenmeleri için çocuklarımızı beklemektedir. İnternet ve diğer dijital medya, içeriği kontrol edilemeyen eğitici bir güç olarak her gün biraz daha büyümekte, aileye, okula ve öğretmene meydan okumaktadır.

 

Eğitimciler Neleri Yapamaz?

 

Öğrencilerin başarılı olmasını sağlayan veya başarısızlığına yol açan yukardaki beş faktörü istediğimiz gibi yapılandırabilseydik her şey çok kolay olurdu. Ama biz eğitimciyiz. Gücümüz her şeye yetmez. Öğrencilerimizi başarılı kılmak için gerçekçi olmalıyız. Mesela, öğrencilerin doğasını değiştiremeyiz; bütün öğrencileri üstün yetenekli yapamayız. Onları oldukları gibi kabullenmek ve yaptığımız eğitimi onlara uyarlamak zorundayız. Anne-babanın eğitim ve gelir seviyesini artıramayız. Eğer bunu yapabilseydik öğrencilerimizi başarıya ulaştırmak çok kolay olurdu. Toplumu eğitime verdiği değeri ve sağladığı maddi desteği artırmak tek başına eğitimcilerin başaracağı bir iş değildir. İnterneti, televizyonu ve diğer dijital güçleri kontrol etmemiz ne mümkün, ne de gereklidir. Ancak bilgi ve becerimizi artırarak bu yeni dijital güçleri kendi hedeflerimizi gerçekleştirmek için kullanabiliriz.

 

Eğitimciler Ne Yapabilir?

 

Biz eğitimciler her şeyi değiştiremeyiz ama öğrenmenin kaynağı olan çok önemli bir gücü, öğretmeni ve okulu değiştirebiliriz. Öğretmen eğitimini yeniden yapılandırabiliriz. Öğretmenliğe ilgi ve yeteneği olan öğretmen adaylarını özenle seçebiliriz. Uluslararası standartlara göre kendi alanının en iyisi olan, 21. Yüzyıl becerilerine sahip öğretmenler yetiştirebiliriz. İnsan haklarına saygılı, demokrasiyi yaşayan, doğayı koruyan, bilgili, becerili ve erdemli öğretmenlerimiz olabilir. İyi yetişmiş profesyonel öğretmenler müfredatı ve yöntemleri değiştirir, okulları yeniden yapılandırır ve öğrencilerini dünya ile yarışacak niteliklerle donatabilir. Araştırma, geliştirme ve meslek eğitimi için üniversite-okul işbirliğini sağlayabiliriz. İşbirliği yaparak hem öğretmenleri en iyi şekilde yetiştirir hem de mevcut öğretmenlere hizmet-içi eğitim verebiliriz. Bilgiyi aktaran değil, yöneten, yorumlayan, uygulayan ve uygulattıran bilge ve çağdaş öğretmenler yetiştirebiliriz. Böyle güçlü öğretmenler sadece öğrencilerini değil, anne-babaları, medyayı ve toplumu da etkileyip değiştirebilir. Böyle güzel öğretmenler, daha demokratik, daha adil ve daha güzel bir Türkiye'nin ve daha güzel bir dünyanın öncüleri olabilir. Dünyanın en iyisi olan öğretmenleri yetiştirmek ve öğretmen eğitiminde bir Türkiye markası yaratmak mümkündür. Bunu nasıl yapacağımızı ise bir başka gün konuşalım.

 

 

Prof. Dr. Mustafa ÖZCAN

 

MEF Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı

 

HÜRRİYET

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber