Bu haber kez okundu.

Öğretmen sorunları maaşa indirgenemez

Atalay Girgin*

Öğretmen ve öğretmenlik, eğitimin sorunlarına ilişkin, çözüm diye ileri sürülecek ve gerçekleştirilecek her şey durduğunuz, baktığınız ve yapmak istediğiniz, olmasını arzuladığınız şeylere göre yeni sorunlar ve yeni çatışma alanları yaratır. Çünkü eğitim alanı ve öğretmenlik, maaşa indirgenemeyecek denli önemli ve asli olarak “Nasıl bir toplum, nasıl bir insan istiyoruz?” sorusuna yanıt veren siyasal ve ideolojik aktörlerin açık ya da örtük mücadele alanıdır. Hangi şatafatlı ve hamasi sözlerle süslenirse süslensin, öğretmen bu alanda cepheye sürülen, farkında olsun ya da olmasın, cephanesi ‘bilgi’ adlı ideoloji olan bir neferdir.

Mücadeleyi gerektirir
Bu nedenle öğretmenlerin faaliyet gösterdiği eğitim alanındaki çalışma, ücret, maaş, ödenek, ek gösterge gibi, ekonomik sorun, talep ve beklentilerin başatlaştığı bir işe indirgenemez. Ekonomik sorun ve talepler önemli olsa da öğretmenlik, maaşının düşüklüğünden dolayı yapılmayacak ya da yüksekliğinden dolayı cansiperane yapılacak bir iş değildir. Aksine bile isteye, koşulların zorluklarına rağmen, bireysel ve toplumsal anlamda ve örgütlü bir biçimde yılmadan ve sabırla mücadeleyi gerektiren bir iştir. Çünkü eğitim, özellikle de okullarda yapılan sistematik eğitim, öğretmenin yanı sıra, asıl olarak yeni neslin, “Nasıl bir toplum nasıl bir insan istiyoruz?” sorusuna egemenlerin verdiği yanıtlar temelinde siyasal ve ideolojik açıdan biçimlendirilme, değiştirilip dönüştürülme faaliyetidir. Burada müfredattan başlayarak, öğrenciye davranış ya da kazanım adı altında aktarılması ve kavratılması istenen bilginin içeriği, siyasal ve ideolojik göndermeleri, değeri ve niteliği de sorundur.

Eğitim insanlığın geleceği
Eğitim alanında insanlığın ve toplumun hem bugününü hem de geleceğini ilgilendiren daha temel sorunlar dururken, öğretmenlerin ve sendikaların, sınıf mücadelesi açısından da bir türlü avantaja ve genel kazanımlara dönüştüremedikleri salt ekonomik soruna yönelmesi, bir yanıyla kafaları kuma gömmektir. Diğer yanıyla ve asıl vahim olanı da kapitalist sömürü düzeninin siyasal ve ideolojik temsilcilerince arzulanan insanı biçimlendirip yetiştirmek üzere mevziye sürülen öğretmenlerin, sistemin gönüllü ya da “gönülsüz ve fedai ‘meçhul asker’i” olmayı sineye çekmesi, düzenin duvarında tuğlaya dönüşmesidir.
Türkiye’de işçi sınıfının sendikalılık düzeyi yerlerde sürünürken, onun bir parçası olan genelde kamu çalışanlarının, özelde ise öğretmenlerin sendikalaşma oranı, iki bin yılından günümüze zirve yapmıştır. Ancak bu yükseliş bırakın sınıf mücadelesi açısından gerçek bir örgütlenmeye, öğretmenin ve eğitimin asli sorunları karşısında bile fiili bir duruşa tekabül etmemektedir. Çünkü sendikalı olan kamu çalışanının aidatını bile devlet, yani işveren ödemektedir.

Mücadele alanı olarak okul
Oysa yaşanan toplumsal koşullar altında, öğretmenler ve eğitim sendikalarının tümü bile değil, yalnızca Eğitim Sen ve üyeleri bile, kararlı bir biçimde okulu mücadele alanı olarak seçseler, ‘pedagojik olanı daha politik ve politik olanı da daha pedagojik yapma’ya yönelseler, kısa bir sürede siyasal, ideolojik ve sınıfsal anlamda birçok şey değişmeye başlar. Bunun için yapılması gereken öncelikli iş, öğretmenin yalnızca sözde değil, fiiliyatta da içerisinde yaşadığı topluma, öğrenciye, veliye ve onun sorunlarına karşı toplumsal anlamda duyarlı olmayı seçmesi, karşısındaki öğrenciye toplumsal gerçekliği ve sorunlarını, nedenleriyle birlikte bütünsel olarak anlatması, göstermeye çalışmasıdır. Sistem öğretmenlik mesleğini ne denli dönüştürmeye çalışırsa çalışsın; öğretmenin ekonomik koşulları, çalışma zorlukları ne olursa olsun, bu yapılamayacak bir şey değildir. Ve öğretmen, Henry A. Giroux’un dediği gibi, bulunduğu her ortamda toplum için ‘kamusal entelektüel’e dönüşmeye başlayabilir. Aksi halde öğretmenler ve eğitim sendikaları, her 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nde ya da resmi olarak kutlanan 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde aynı sorunları konuşup, sözüm ona methiyelerle bezeli benzer hamasi nutukları, bildirileri, mesajları dinlemeye devam eder. Yalan söylemeyin; doğru sözlü, dürüst, ahlaklı, ilkeli ve sözünüzün sahibi olun dedikleri öğrencilerin gözleri önünde, siyasal iktidara ve esen rüzgâra göre sendikalar arasında rüzgârgülü misali döner dururlar.
Sonuç olarak; sorun, düşük maaş, öğretmenlik mesleğinin dönüşmesi/dönüştürülmesi, itibar/itibarsızlaştırmadan ibaret değildir. Aksine asıl sorun, genel olarak öğretmenin kendisinde ve sendikalarının da sahip olduğu örgütlenme ve mücadele anlayışındadır.
*Felsefe Öğretmeni, Öğretmen Düzenin Duvarındaki Tuğla kitabının yazarı; http://atalaygirgin.blogspot.com.tr

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber