Bu haber kez okundu.

İYİ Kİ ÖĞRETMEN OLMUŞUM!

Öğretmen olmak istiyordum; çünkü ülkemin, neslimin, insanlığın geleceğinden, herkes gibi ben de sorumluydum. Peki bunun için mutlaka öğretmen olmam mı gerekiyordu? Elbete hayır… Doktor da mühendis de çöpçü de başbakan da …. Kendi çapında hem ülkemiz hem de insanlık için faydalı şeyler yapabilir. Buna herhangi bir engel yoktur. Yeter ki sözkonusu kesimler iyi ve faydalı şeyler ortaya koysunlar…

O halde ne diye öğretmenliği seçtim? Müsadenizle anlatayım: Çocukluğumla beraber zihnimde iki meslek etkili olmaya başladı. Birincisi öğretmenlik, ikincisi ise Cami imamlığı idi. Çünkü bu iki mücadele alanını ülkemin, insanımın, özellikle de yetişen neslimin imdadına koşmada en önemli uğraş olarak görmekteydim.

Hakkıyla ifaya çalıştığımda, iki alan da özveri, civanmertlik, beklentisizlik ve sadakat gerektiriyordu. Hele insanlığın iftihar tablosunun temsil ettiği, yol gösterme ve örnek olma ile söz-amel bütünlüğünün arandığı imamlık, çok da dikkatli seçilmesi gereken bir görevdi.

1977’in bir yaz gününde girdiğim İmam-Hatiplik sınavını kaybedince, kaderi ilahi beni, içimde bir kor gibi tutuşan ve yanmaya devam eden ve otuzuncu yılına yaklaştığım öğretmenliğe yönlendirdi. O yıl girdiğim Üniversite sınavıyla Rabbim bana bu kapıyı araladı…

Anarşinin, terörün, insan öldürmenin marifet, insanlığa ve ülkeme zarar vermenin ise iş sayıldığı bir ortamda başladı bu yolculuk…  O gün okula gitmek, kelle koltukta okumak demekti. Fakat ne yapacaksın? Kaderi İlahiden ötesi tahakkuk edemezdi… İnancım da böyleydi.

Neslimin anarşiye ve teröre yem edilmesinin sebeplerinde, naehil kimselerin onlara hakkıyla sahip çıkmaması ile samimi kılavuzluk yapmaması yatmaktaydı. Peki bu hale getirilen neslin imdadına kim yetişecekti? Bu alan ihmale uğrarsa gelecek daha da tehilke arz etemeyecek miydi? Ülkem ve insanlık, beterin de beterini yaşamayacak mıydı?  Bütün bu sorular bir an önce öğretmen olmam gerektiğini bana fısıldayıp durdu…

Bu kararı veridikten sonra, belki kaç kez ölümden döndüm. Kaç kez sorgulamalarla, öldürülmelerle burun buruna geldim. Fakat bunların hiçbiri ama hiçbiri beni, verdiğim bu karardan alıkoyamadı. Yola devam etmeliydim… Durmamalıydım… Sevgi bahçesini dolduran o körpe ve günahsız yüzler sahipsiz ve kimsesiz bırakılmamalıydı. Hele o temiz, saf, masum ve günahsız gönülleri anarşiye, teröre, imansızlık girdabına asla terk edemezdim.

Şayet ülkem, insanım  ve insanlık, benim yakılmak istenen ateşe bir kova su dökmemle, söndürülmek istenen bir mumu yeniden yakmamla felaha erecekse, “varsın bana ait bir dünyam olmasın” dedim ve öğretmenliğe koştum.

Hedefimde şunlar vardı: Güzel günler görmemyeyim. Ama geriden gelen nesil sırtıma ve bedenime basarak aydınlık ve kutlu günlere yürüsün. Bataklıklarda boğulayım ama neslim oralarda boğulmasın. Ateşler bedenimi yaksın ama tertemiz gönüller yanmasın… Karar verdiğim günden beri bu düşünceler, fikri teattiler, ateşleyici aksiyonlar hep yolumu aydınlattı.

Hele bir de bu işin ehemiyetini ısrarla vurgulayan gönül dostlarıyla, milletinin dertleriyle iki büklüm olmuş aşıklarla yan yana gelince, hepten bu işin olması gerektiğine inandım. Kendi kendime “ölümüne öğretmen olmalıyım” dedim. İnayeti İlahi imdadıma yetişince hepten açılmaz gibi görünen kapılar sonuna kadar açıldı. Yüce bir makamdan “yürü kulum” sadasını duyuyorcasına yola koyuldum.

Sonra aheste aheste fidan ekmeye başladım. Yüce Mevlâ ne fidanlar ektirdi… Ne ağaçlar gördüm meyveye durmuş… Ne kametler gördüm kendini insanlığa adamış… Sonra da dönüp “Allah, Allah! Bunlar dün karşımda duran masum simalar, günahsız kalpler mi? Ben mi bu kadarına vesile oldum? Haydi git be sen de! Kim oluyorsun da Kudreti sonsuzun malına ortak olmaya kalkıyorsun” dedim ve derin bir “elhamdulillah” çektim: “İYİ Kİ ÖĞRETMEN OLMUŞUM” kelimeleri dilimden döküldü.. Bunu bana ve dostlarıma bahşeden yüce güce sonsuz şükranlarımı arz ediyorum.

24 Kasımlar mı? Onlar yapmacık, samimiyetsiz, folklorik ve göstermelik şiir ve sözlerin dillendirildiği günler.

İnsanlığın kurtuluşu, huzuru, mutluluğu, kardeşliği, sevgi ağaçlarının dikilmesi, dostluk ve samimiyet köprülerinin kurulması, her yerde bir gönlü genişin yetişmesi, adanmış ruhların çoğalması için, çıkarından önce başkalarının çıkarını öne alınmasını düşünen var mı? Alnından öperim o öğretmenin…

“Taş bana, gül size; ateş bana, su size; hamallık bana, yüklemek size; yorulmak bana dinlenmek size; acı bana, bayram size; sıkıntı bana, mutluluk size; dert bana, rahat size…” diyen öğretmenler beri gelsin.

Hayatı elinde tutan Rabbim! Aciz kulun için ne de güzel bir nimet bahşetmişsin. Gel gör ki şükrünü eda edebildik mi? Doğrusu, onu da Sen bilirsin…

20.11.2010

Abdullah Cengiz İçyer

Ankara/Altındağ

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Anahtar Kelimeler:
iyi öğretmen olmuşum

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber