Bu haber kez okundu.

En çok hakkı yenen branş !
 EĞİTİM SİSTEMİMİZDE FELSEFE GRUBUNUN YERİ

Eğitim ve öğretimdeki gelişim ve değişimler her toplumda olduğu gibi ülkemizde de toplumun gelişimine göre sürekli bir değişim halindedir. Bu süreçte biz Felsefe Grubu Öğretmenleri sadece menfaatler kapsamında değil, ülkemizin gelişen eğitim sistemine göre artık bizlerin de gereken yeri ve önemi alması gerekliliği adına bu yazıyı yazıyoruz.

Yıllara bölerek baktığımız zaman en çok hakkı yenen branş olarak felsefe grubunu görebiliriz. Hali hazırda okuyan ve bir o kadar da işsiz mezun bulunmaktadır. Bir ülkenin eğitim sisteminden hangi alanda çok işsizlik varsa o alana daha fazla kontenjan diye bir istememiz tabi ki bulunmamaktadır. Bizler, gerekliliğinden en çok bahsedilen fakat aynı zamanda en çok görmezden gelinen branş olduğumuz için mağduriyetimizi dile getiriyoruz.

Eğitim, ailede başlayan ve hayatımızın sonuna kadar devam eden bir süreçtir. Bu sürecin sağlıklı bir şekilde ileleyebilmesi için de yıllardır çeşitli eğitim politikaları denenmektedir. Bir ülkenin eğitim anlayışı, o ülkenin geleceğe bakışını gösteren en önemli göstergelerden biridir. Aile ile başlayan ve okullarda devam eden eğitim; bir ülkede parlak beyinlerin oluşmasında en büyük adımdır. Bu adımda bizler, felsefe grubunun derslerinin çok önemli bir role sahip olduğunu biliyoruz ve eğitim sisteminde bir farkındalık yaratmak istiyoruz.

Türk Milli Eğitim sisteminin genel amaçlarından biri; beden, zihin ahlâk, ruh ve duygu bakımından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişen bir kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüsüne sahip, insan haklarına saygılı, 2 kişilik ve teşebbüslere değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, yaratıcı ve verimli kişiler olarak yetiştirmektir (MEB, 2000). Okullara bakıldığında öğrencilerin öğrenmeyi öğrenme ve temel düşünme (Gelen, 1999) becerilerinin düşük düzeyde olduğu gözlenmektedir. Öğrencilerin bu becerilerinin arttırılması ve Türk Milli Eğitim sisteminin amaçlarının gerçekleştirilmesi, düşünme eğitimine önem verilmesi ve öğretilen düşünme becerilerinin işe koşulması ile mümkündür.(Keskin, A. 2009. s,3).

Öğretim kademelerinde ders içeriklerinin etkili biçimde öğrenilebilmesi için öğrencilerin düşünme sürecini etkin biçimde işletmeleri gerektiği; aksi durumda bir çok bilgiyi ezberleme yoluna gidecekleri sıklıkla dile getirilmektedir (Paul ve Elder 2001). Öğrencilerin kendisine sunulan bilgiyi çözümleyebilmesi, bir başka deyişle bilgiyi nasıl kullanacağını bilmesi gerekmektedir (Brad, 1994). Bu çerçevede eleştirel düşünme eğitimi, eğitim süreçlerinin bir parçası olması halinde; öğrenciler akademik açıdan daha başarılı olmaları doğal bir sonuçtur (Elias ve Kress, 1994). Öte yandan Braman (1999), eleştirel düşünme becerisinin sadece akademik ortamlarda değil, sorun çözmeye yönelik her platformda önemli olduğunu belirtmektedir (Akt. Kökdemir, 2003). 

Bizler Felsefe Grubu öğretmenleri olarak; günümüzde önüne geçilmeye çalışılan ‘ezberci eğitim’ denilen durumun eleştirel düşünme becerisiyle yani alınan bilginin işlenmesiyle düzelebileceğinin, en farkındalığına sahip branşız. Bu durumun sadece akademik alanla sınırlandırılmasını en basit örnekle bir binanın çürük temellere inşa edilmesine benzetebiliriz. Felsefe grubu öğretmenlerini eğitimin her basamağında görmek bu durumu ortadan kaldırmak adına büyük bir adım olacaktır. Öğrencilerin eleştirel düşünebilmesi, mantıksal bağlar kurabilmesini öğrenebilmesi, onların ileride de sağlam kararlar alarak daha başarılı bireylere dönüşmesine yardım edecektir.

Günümüzde teknoloji ve bilginin değişmesi ve hızla artması eğitimde de kendisini göstermiştir. Bilgi artışı bilginin sadece öğrenilmesi gerektiğini düşünen eğitimcilerin fikirlerinin değişmesine de neden olmuştur. Ülkemizin eğitim anlayışında da kendisini göstermiş olan bu değişim, artık bilgiyi ezberleyen, tüketen, ona nasıl ulaşacağını ve kullanacağını bilemeyen öğrenciler yetiştirmek yerine, bilgiyi üreten, ona nasıl ulaşacağının bilincinde olan, yeri geldiğinde kullanabilen, sıra dışı bağlantılar kurup, öğrendiklerinin hepsini birleştirip amacına ulaşabilen, düşünen, düşünme şeklini kontrol eden öğrenciler yetiştirmektir. (Keskin, A. 2009, s.27). Bu amacı layıkıyla yerine getirmek de felsefe grubunun derslerinin basmakalıp yargılardan çıkarılarak eğitimin her aşamasında işin uzmanlarından yararlanılarak yapılmasıyla doğru sonuçlar doğurur.

Elmer Spencer'e göre "felsefe kızamık gibidir. Ancak kızamıklı birisinden geçer". Felsefeye bulaşmak ancak onu taşıyan bulaştırıcıyla temasla mümkündür. İyi bir öğretici, taşıyıcı görevi görebilir. Felsefenin yöntemlerini ve araçlarını tam olarak kullanan bir öğretici, öğrenciye felsefeyi sevdirebilir ve bu tür öğrencileri düşünce dünyasıyla tanıştırabilir. Amaç fikirleri öğrenciden saklamak veya korumak degil, öğrencileri fikirlerden korumaktır. Bu nedenle ögreticilerin görevi çok önemlidir. Felsefedeki fikirler, düşünceler, kuramlar, görüşler her yönüyle verilmeli ve öğrencinin bunlar üzerinde açık, eleştirel ve hoşgörülü bir zihniyet gelistirilmesi sağlanmalıdır. Tüm felsefi fikirler ortaya konmalı öğrenciye biri veya birkaçı dayatılmamalıdir. Whitehead'in dediği gibi, "felsefe düşüncelerin serüvenidir"; fakat bu serüvenin bir noktasına takılıp kalinmamalidir; çünkü bu serüven tehlikelerle doludur. Serüven ilerledikçe insan bilgisi ve düşüncesi enginlere doğru ilerler. Bilginin gelişimi onu devamlı istenen ve aranan şey yapmaktadır. Öğretici, ögrenciyi bu serüvene hazırlayan bir aracı olduğu sürece değerlidir. " (Çüçen,K. Felsefeye Giriş, s.41)

Düşünme, kültürümüzde önemli bir yer tutar. İbn-i Haldun, düşünme yetisini eğitebilen birey ve toplumların, yaşama kültürü ve uygarlık oluşturmada önemli bir avantaj elde ettiklerini söyler (İbn Haldun, 2007: 368, vd.). Farabî’ye göre düşünme erdemi, kazandırdığı anlayış ve empati gücüyle iyi ve mutlu hayatı olanaklı kılar; iyi, güzel ve faydalı olan, düşünme erdemi sayesinde ortaya çıkar. Bu yüzden düşünme, birey ve toplumların sahip olabileceği en yüksek değerdir (Farabî, 1974: 18-30). Bunun yanında, Farabî ve İbn Haldun, düşünme yetisinin, ilim ve sanatların kaynağı olduğunu söyler. Batılı bir düşünür ise düşünme gücü eğitilmiş birey ve toplumların, kendi sorunlarını konuşabilme ve çözebilme yeterliliği kazanacaklarını, bu şekilde başkalarının peşinden gözü kapalı sürüklenip gitmekten kurtulacaklarını söyler (Descartes, 1983: 43-35). Önemli düşünürlerimizin görüşlerini de göz önüne alarak bu alanın sıradanlaştırmasına izin vermeyecek işin ehli kişilere verilmesi gerektiği sonucuna ulaşabiliriz.

Geleneksel eğitim sisteminde eğitici bir otoritedir, alanında söz sahibidir ve bir öğrencinin onun bilgisine yeni bir şey katması mümkün değildir. O, zaten her şeyi biliyordur (Kökdemir, 2003:3). Glasser (1999)‟a göre, öğretmenler okullarda çocukların beyinlerini, düşüncelerini açıklamak veya sorunlarını çözmek yerine ezberlemek için kullandırdıklarını ve düşünmenin ezberlemekten daha değersiz olduğunu belirtmiştir. Eğitim sistemimizdeki geleneksel anlayışın kırılabilmesi ve eğitilen bireylerin insan olduğu ve onlarında düşüncelerine yer verilmesi gerektiği anlayışının sistemimize yerleşebilmesi, ancak iyi hazırlanmış ve öğretmenler tarafından gereği gibi uygulanan düşünme eğitimi ile mümkündür. 

Toplumda sağlıklı adımlar atmak; düşünebilen, verilen bilgiyi ezberlemek yerine o bilgiyi işleyebilen bireyler yetiştirmek bizim aldığımız eğitimin bir karşılığı olarak ortaya çıkıyor. Geleneksel eğitim kalıplarından her ne kadar kopulmaya çalışılsa da bireylere eğitimin ilk aşamalarından itibaren düşünme, bilgiyi işleme mantığı öğretilmediği sürece de bu durumun düzeltilmesi zor gözükmektedir. Bu noktada Felsefe Grubu Öğretmenleri olarak aldığımız eğitimi aktarmak, bizden yararlanılmasını talep ediyoruz.

İnsanoğlu, önemsediği, değer verdiği, vazgeçilmez gördüğü her şeyi, eğitimin konusu haline getirmiştir. Daha Platon (1992 ve 2014) ve Aristoteles (1998)’ten beri zihnin, ahlakın, duyguların ve bedenin eğitilmesi, insanın ontolojik bütünlüğü açısından önemli görülmüştür. Düşünme, insan hayatının temelini teşkil eden zihnin temel fonksiyonudur. Mutluluğumuz ve mutsuzluğumuz, iyimserliğimiz ve kötümserliğimiz, başarı ve başarısızlığımız büyük ölçüde ona bağlıdır. Düşüneme yetisini eğittiğimiz ve geliştirdiğimiz zaman, varoluşun en temel donanımını sağlamış oluruz. Böyle önemli bir konunun rastlantıya yer vermeyecek şekilde eğitilebilmesi gerekir. Düşünme gücünün eğitilmesi, bireyin, kendisini geliştirme çabasını destekleyerek iyi ve mutlu hayatı olanaklı kılacak temel bir kazanım olacaktır. 

Düşünme ve nitelikleri, Eflatun ve Aristo döneminden günümüze değin pek çok araştırmanın konusunu oluşturmuştur. Mesala Skinner‟e göre düşünme; eleştirme, karşılaştırma, özetleme, sınıflama, yorumlama, hipotez kurma, analiz yapma ve genelleme davranışlarıdır (Clark ve Starr, 1991). Thomson‟a göre düşünme, altı değişik durum için yapılan bir tanımlamadır (Kazancı, 1989). Bu durumlar: 

 İçe dönük istekleri yansıtan hayal kurma gücü, 
 Hatırlama ve zihinde arayıp bulma, 
 Hayal kurmak, hayali düşünme ve imgeleme, 
 Uyarmak ve dikkati çekme amacıyla yapılan zihinsel süreç,
 Belirli bir şeye inanma, inanç, 
 Akıl yürütme, sorun çözme ve eleştiriye yönelik zihinsel süreçtir.

Düşünmenin boyutlarında kabul görmüş tek bir boyut yoktur. Bir çok beceriyi içeren, karmaşık bir yapıya sahiptir ve bilişsel yeterlilik gereklidir. Bizler yıllardır aldığımız eğitimle bu süreçleri hedefe ulaştırmakta en etkili branş olduğumuzu biliyoruz.

Düşünme dediğimiz zaman, pek çok filozofta (sözgelimi Aristoteles, Farabî, Kant) karşılık bulabilecek şekilde teorik ve pratik düşünme biçimlerinden söz edebiliriz. Buna göre teorik düşünme biçimi bilmeye, pratik düşünme biçimi ise eylemeye (ahlak) ve üretmeye (sanat, teknik) yönelik ortaya çıkar. Bu, temel bir ayrımdır. Günümüzde ise özellikle düşünme eğitimi söz konusu olduğunda, daha çok, “eleştirel düşünme”, “yaratıcı düşünme”, “analitik düşünme” ve “yansıtıcı” düşünme” biçimlerinden söz edilmektedir. Bu konulara bu derece hakim olan ve seven insanların bilgisiyle eğitim sistemimizde önemli gelişimlerin sağlanmasına atılan bir adımda elimizden geleni göstereceğimize emin olabilirsiniz.

Eğitim sistemimiz felsefi temellere dayanmamaktadır; başka bir deyişle, insan doğası hakkında yeterince bilinçli bir eğitim sistemimiz yoktur! Eğitim sistemimiz yine insan doğasını dikkate alır bir biçimde ve özellikle insan haklarına, eğitim alma hakkına ilişkin
bir bilinçle örgütlenmemektedir. Biz hep çocuklarımıza, gençlerimize, hatta yetişkin insanlarımıza bile, bir şeyleri "aşılama"nın peşindeyiz. Onların varolanı doğrudan, kendi istemleriyle, bilinçli duruşlarıyla görmeleri gerektiğini bir türlü düşünemiyoruz,
kavrayamıyoruz. Herkese hep bir şeyleri hatta zorla dayatıyoruz. İnsanları özerk özneler olarak görmek istemediğimiz, görmediğimiz için de insanlarımız ve onları yer aldığı kurumlarımız da bir bakıma "vesayet" altında! (Çotukseven, B.(2012) http://www.cumhuriyet.com.tr/) 

Eğitim örgütlenmesini hayata geçirirken insan-varlık bilgisinden hiç mi hiç yararlanmıyoruz. Daha somut olarak belirtirsek, eğitimin felsefi temellere dayalı olması konusunda yeterince düşünmüyoruz. Oysa eğitimin felsefi temellere dayanması demek, insanın tek, biricik birey olarak taşıdığı potansiyelleri, olanakları gerçeklik alanına geçirmesine yardımcı olacak, başka deyişle insan haklarına, özellikle eğitim alma hakkına "dayalı" bir eğitim ortamını tüm özneleriyle, araç gereçleriyle, fizik ortamlarıyla yaratmak demektir. Böyle bir eğitim üniversiteden başlayarak derece derece, okul öncesine kadar yayıldığında, artık "özerk" olduğunu seçimleriyle, kararlarıyla, beklentileriyle, öngörüleriyle, eylemleriyle ortaya koyacak insanların sayısı artacak demektir. Bir kez daha yineliyorum: Her şey yükseköğretimin her yönüyle yeniden örgütlenmesiyle yakından ilgili. Bu yeni örgütlenmede de rehber, kılavuz gerçekten bilgi olmalı; bilgiyi kovan, gündemden
düşüren her anlamdaki "keyfilik"le mücadele edilmeli. (Çotukseven, B.(2012) http://www.cumhuriyet.com.tr/). Bizler bu mücadelinin bir parçası olmaktan ve bu işi layıkıyla yerine getireceğimizden eminiz. Yıllardır aldığımız eğitimin amacı da bu yöndedir.

Felsefe ve Felsefe Grubu dersleri (Sosyoloji, Psikoloji, Mantık, hatta başka birçok gelişmiş ülkede Demokrasi ve İnsan Hakları için açılan dersler), ele aldıkları sorunlar ve yöntemleri gereği, eğitime tabi gençlerin hem yeteneklerinin gelişmesinde hem de yeteneklerini toplum için ürüne dönüştürme konusunda vazgeçilmez bir yere sahiptir. Bilindiği gibi, bir ülkenin gücü kurumlarının gücünden gelir ve kurumların gücü de insanların yeteneklerinden yararlanılmasından… Gençlerimizin potansiyel olarak hayli güçlü olan yeteneklerini tespit etmek, geliştirmek, onlara ülkemiz ve halkımız açısında üretime veenerjiye dönüştürmek konusunda kaçınılmaz olan Sosyal Disiplinlerdir ve Sosyal Disiplinler içinde de en önemli alanlar Felsefe ve Felsefenin alt birimleridir. Zira felsefe hem Sosyal Disiplinlerin sorunlarıyla doğrudan ilgileniyor, hem de Fen Disiplinlerinin mantık ve yöntemlerine katkıda bulunuyor. Dolayısıyla felsefe, bugün gelişmiş bütün ülkelerde sadece sosyal bilimler açısından değil, aynı zamanda fen bilimlerinin gelişmesi açısından da eğitimin merkezine alınıyor. (http://www.mebpersonel.com/,2016) 

Bizim çözüm önerilerimize göre; liselerde sadece 11. sınıfta iki saat okutulan Felsefe Dersi öğrencinin eleştirel bir bakış açısı kazanması felsefe kavramlarını, felsefe dilini, tarihini, felsefi problemleri kavrayabilmesi için yeterli değildir. Bu dersin 9. sınıfta Felsefi Kavramlar, 10. ve 11. sınıfta Felsefede Problem Alanları ve Felsefe Tarihi, 12. sınıfta Felsefi Metinler olarak lise ders programlarında yer alması gerekmektedir.

Ortaokulda yer alan “Düşünme Eğitimi” dersinin 6. 7. ve 8. Sınıflarda zorunlu hale getirilmesi ve dersin Felsefe Grubu Öğretmenleri tarafından verilmesi, hem dersin amacına ulaşmasına, hem de sorunun çözümüne katkıda bulunacaktır.






KAYNAKÇA;

Clark, L.H., & Star, K., (1991), Secondary and Middle School Teaching Methods, Newyork: Macmillan Publishing Company.

Çoktuksöken, B. (2012). ‘’Felsefe Eğitimi ve Felsefi Eğitim Neden Önemlidir.’’ (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/diger/320082), erişim tarihi.14 Şubat 2012

Çüçen, K. (2012), Felsefeye Giriş, s.41, Sentez Yayıncılık

Descartes, R. (1983). Felsefenin İlkeleri. Çev. Mesut Akın. İstanbul: Say Yayınları.


Elias, M.J. ve Kress, J.S. (1994). Social decision-making and life skills development: a critical thinking approach to health promotion in the middle school. Journal of School Health, 64(2), 62-66.

Farabî (1974). Fusûlü’l-Medenî (Siyaset Felsefesine Dair Görüşler). Çev. Hanifi Özcan. İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi Yayınları.

Gözütok, D. (2003), “Türkiye’de Program Geliştirme Çalışmaları”, Milli Eğitim 182 Dergisi, 160, Güz 2003, Ankara.

Kazancı, O., (1989), Eğitimde EleĢtirel DüĢünme Ve Öğretimi, Hukuk Yayınları, No: 7, Ankara.

Keskin, A. (2009).’’ İlköğretim Düşünme Eğitimi Dersi (6.,7., ve 8. Sınıf) Öğretim Programının Değerlendirilmesi’’. Hatay.Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Entitüsü İlköğretim Anabilim Dalı 

Kökdemir, D., (2003). “Belirsizlik Durumlarında Karar Verme Ve Problem Çözme”, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü (Yayınlanmamış Doktora Tezi), Ankara.

Kökdemir, D. (2000). Deniz Yıldızlarını kurtarmaya çalışanların öyküsü: Eleştirel ve yaratıcı düşünme. XI. Ulusal Psikoloji Kongresi, 19-22 Eylül, Ege Üniversitesi, İzmir.

Paul, R., Elder, L. (2001). Critical Thinking: Tools for Taking Charge of Your Lerning and Your Life . Upper Saddle River, Nj: Prentice Hall


BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Anahtar Kelimeler:
çok hakkı yenen branş

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber