Bu haber kez okundu.

Dünyanın ilham veren en iyi öğretmeni

 

O tek kelimeyle eşsiz. Onunla matematik çok daha eğlenceli. Bilim erkeklerin egemenliğindeki bir alan. Onun gibi bilgisine bu kadar güvenen birini görmek, bizim gibi genç kızlar için gerçekten çok önemli. Ona bir bakmanız yeterli. Pozitif enerjisini görmemeniz imkânsız. Bizi ciddi anlamda bilimle o tanıştırdı.”

“Ben bir öğretmenim. Çünkü dünyayı değiştirmek istiyorum ve inanıyorum ki dünyayı değiştirmek insanı değiştirmekle başlar. Tek bir kişiyle başlasanız bile…”

Bu sözler Google Science Fair 2015’te ilk 20’ye kalarak önemli bir başarıya imza atan Bosna Hersekli Anela Arifi (18), İlda İsmaili (17) ve “Dünyanın İlham Veren En iyi Öğretmeni” seçilen Aydan Meydan’a ait. Meğer daha önce adını bile duymadığımız bir Türk öğretmen, ülkesinden kilometrelerce uzakta önemli işler yapıyor, yaşadığımız dünyanın daha anlamlı ve güzel olabilmesi için var gücüyle durmadan çalışıyormuş.

Türkiye’nin değil, dünyanın hâlâ konuşmaya devam ettiği, birçok yabancı gazetecinin röportaj sırasına girdiği Aydan Meydan’ı Bosna Hersek’in Tuzla şehrindeki okulunda ziyaret ettik. Enerjisini ekran dışına da aktarmayı başaran bu fedakâr öğretmeni daha yakından tanıdık. İlk 20’ye kalarak önemli bir başarıya imza atan International School of Tuzla’nın öğrencileri Anela ve İlda ile hem Aydan Hoca’yı hem de yarışmaya nasıl hazırlandıklarını konuştuk.      

1987 yılında Aksaray’ın Sarıyahşi ilçesinde kalabalık bir ailenin son üyesi olarak dünyaya gelir Aydan Hoca. Anne ve babasının ilk evliliklerinden olan çocukları da vardır: “Babamdan 6, annemden 3 kardeşim, bir de ben ve ablam. Toplamda 11 kardeşiz.” Babasının çocukları büyük ve evli oldukları için aynı evde yaşama imkânları olmamış. Annesinin çocuklarına ise anneannesi bakıyormuş. Dolayısıyla iki çocuklu bir ailedeymiş gibi büyümüş Aydan Meydan. Evin en küçüğü olduğu için de fazlaca sevilir, üzerine titrenirmiş. Okuldaki başarısını ise ilçedeki herkes bilir, bundan dolayı da yetişkinler ayrı bir ihtimam gösterirlermiş ona.

İlkokul ve ortaokulu ailesinin yanında okur Aydan Hoca. Küçük bir yerde doğmuş olmanın avantajını fazlasıyla hisseder o yıllarda. Mesela, sınıf mevcutları en fazla 13-14 kişidir çoğu zaman. Hatta bazı yıllar 7-8 kişilik sınıflarda eğitim alma lüksünü de yaşar. Hep başarılı, parmakla gösterilen, sevilen bir öğrencidir. Özellikle sayısal derslerdeki başarısı öğretmenlerinin dikkatini çeker. On parmağında on marifet diyebileceğimiz Aydan Meydan, o yıllarda okul takımında voleybol oynar, halk oyunları ekibinde ve bando takımında yer alır. Sonra tiyatroya merak salar, iki sene kadar da bu alanda çalışır. Sesinin güzelliği sayesinde okul korosuna da girer elbette. Bu esnada atletizmle de uğraşır. Hatta il bazında ikincilik bile kazanır.

Ortaokul bitiminde Anadolu liseleri sınavına girer ve yaşadıkları yerde ‘Anadolu lisesini kazanan ilk öğrenci’ sıfatını da omuzlarına yüklenerek yaşam mücadelesine başlar. Tahsiline çok önem veren babası, kızını Aksaray’daki Hazım Kulak Anadolu Lisesi’ne kaydettirir. Yalnız okulun yurdu yoktur. Babası telaşlı bir arayışa girer. Eşe dosta sorarken birkaç tanıdık “Şuranın güvenilir olduğunu söylüyorlar” diyerek özel bir kız öğrenci yurdunu işaret eder. Yurdun ortamı babasının içine siner ve burada kalmaya başlar Aydan Hanım. Aslında bizim yeni okumaya başladığımız başarı-özveri hikâyesinin ilk tohumları da işte burada atılır. Zira lise hazırlıktan itibaren kaldığı bu huzurlu mekânda, hâlâ görüştüğü, hayatına dair önemli kararları istişare ettiği ablası Sümeyra Duman’la (belletmen) tanışır. “Alçakgönüllülük, fedakârlık, cömertlik gibi birçok güzel hasleti onunla tanıdım.” dediği ablasının yaşam tarzından fazlasıyla etkilenir. Duman okulunu bitirip gittiğinde Aydan Hoca çok üzülür. Fakat yerine gelen kişi onun yokluğunu aratmaz. Bir diğeri de onunkini… İlk zamanlar kafasında yüzlerce soru işareti varken hayatına girip çıkan herkesin aslında tek bir kaynaktan beslenerek bu kıvama geldiklerini fark eder. Bu kanaate vardıktan sonra hayatı da yavaş yavaş değişmeye başlar. Hatta o yıllarda geleceğini tamamen şekillendirecek önemli bir karara da varır. Öğretmen olacaktır. Bu isteğinin arkasında ise yine ilk göz ağrısı, ilk sığınağı ablası Sümeyra vardır: “O dönemde Afrika’daki Türk kolejlerine giden öğretmenlerin başarı hikâyelerini, fedakârlıklarını ve orada vesile oldukları dönüşümü anlatırdı bize. ‘Keşke biz de gidebilsek oralara. Evrensel değerleri, kültürümüzü, insanımızı anlatabilsek’ derdi. Duyduklarımdan etkilenmemem imkânsızdı.”

DERSLERE EZBER YAPARAK GİRİYORDUM

Aydan Hoca, üniversite hazırlık sürecinde de çok başarılıdır. Öğretmenleri, ailesi, akrabaları ve arkadaşları eczacılık, tıp fakültesi, diş hekimliği gibi bölümleri tercih etmesini söyler mesela. O ise sadece ve sadece öğretmen olmak istemektedir. Bu kararını “Öğretmenlikte ne kadar para kazanacaksın? Tıp, eczacılık oku, ileride maddi sıkıntı yaşamazsın.” cümleleriyle değiştirmeye çalışsalar da kimse başarılı olamaz. Nihayetinde Sivas Cumhuriyet Üniversitesi ilköğretim matematik öğretmenliğini kazanır. Okulunu bitirir bitirmez yurtdışındaki Türk kolejlerinde çalışabilmek için başvurur ve isteği kabul edilir. Ailesi ise “Türkiye’de kal, mesleğini burada yap.” der. Anne babasını incitmek istemez ve nihayetinde orta yolu bulur: “Master yapmak istiyorum yurtdışında. Bu esnada çalışmam bana maddi ve manevi olarak katkı sağlar.” Bu mantıklı açıklama karşısında babası daha fazla direnemez ve kızının yurtdışına gitmesine ‘kısmen’ razı olur. Aydan Meydan yurtdışına gidecek öğretmenler için düzenlenen eğitim seminerlerine katılır ve böylece çok istediği yurtdışı macerası başlar.

Meydan’ın ilk görev yeri Saraybosna’daki kız kolejidir. Yüksek lisans için de International Burch University’yi (Uluslararası Burç Üniversitesi) tercih eder. Buraya kadar her şey yolundadır. Tüm hazırlıklar biter ve okulun açılma vakti gelir. İşte şimdi önemli bir problem vardır önünde: “Dersleri İngilizce anlatmam gerekiyordu. Ama ben Anadolu Lisesi’nde öğrendiğim kadar biliyordum. Hatta matematikte çok kullanılan artı, eksi, eşittir kelimelerinin bile İngilizcesi hakkında fikrim yoktu.” Sorunlarla yüzleşmekten korkmayan, her şeyin bir çözümünün muhakkak olduğuna inanan Aydan Meydan, bu problemin de üstesinden gelir: “Her gün derste anlatacaklarımı İngilizceye çevirip bir kâğıda yazıyor ve ezberliyordum. Öğrenciler soru sorduklarında kafam biraz karışsa da kısa sürede toparlıyordum. Çocuklar bana çok yardımcı oldular. Hiçbir zaman eksikliklerimi yüzüme vurmadılar. İki ay sonra ezber yapmadan ders anlatmaya başladım.”   

Bosna’daki ikinci yılında Aydan Hoca’nın tayini International School of Sarajevo’ya çıkar. Burada Türkçe bilen, konuşan kişi sayısı oldukça azdır. Herkes çok iyi derecede İngilizce konuşmaktadır: “Okulda gündelik hayatta kullandığım İngilizcem fazlasıyla gelişti. Çocuklarla İngilizce oyun nasıl oynanır, rehberlik ne şekilde yapılır öğrendim. İlk iki yılın sonunda dille alakalı problemim kalmadı. Öğrencilerim beni çok seviyor, derslerimi severek takip ediyorlardı. Dolayısıyla zaman zaman dil konusunda yetersizlik yaşamam beni olumsuz etkilemedi. Motivasyonumu düşürmedi.”

Cevaplaması zor olsa da yeri gelmişken sormak istiyoruz: “Nasıl bir öğretmensiniz?” Aydan Meydan’ın çok mütevazı biri olduğunu zihnimize not düşerek cevabına kulak verelim: “Genel itibarıyla hayli enerjik biriyimdir. Hareketli, sesli olmayı severim sınıfta. Mıy mıy konuşan öğretmelerimi ben hiç sevemedim. Onların anlattıklarını da hiçbir zaman anlayamadım. Bundan dolayı ders esnasında yerimde oturmayı sevmem. Çocuklara şakalar, sürprizler yaparım. Aramızda çok keyifli espriler dolaşır. Çocukların uykusu gelmez. Derse odaklanmaları benim için çok önemlidir. Her çocuğun kapasitesine göre bir şeyler öğrenmesini beklerim. Dersi derste öğrenmenin önemini bilirim ve bunu sağlamaya çabalarım. Her öğrenci benim için özeldir. Biraz çılgın olabilirim. Teneffüste yakalamaca oynadığımız bile olmuştur.”

Bosna’da öğretmenliğe hayli alışmış ve ısınmışken Aydan Hoca’nın yüksek lisansı biter. Anne babası “Eğitimin bitti, artık geri dönmeni istiyoruz.” der. Bu sorunun üstesinden nasıl geleceğini düşünürken ortak tanıdıklar vasıtasıyla International School of Tuzla’da kimya öğretmenliği yapan Fırat Meydan’la tanışır ve evlenmeye karar verir: “Eşim çok iyi bir zamanda karşıma çıktı. Ailem geri dönmemi beklerken ben onları aradım ve Fırat Bey’den bahsettim. Babam sessizliği tercih ederek bir süre protesto etti beni. Ben Saraybosna’da, Fırat Bey de Tuzla’dayken eşimin ailesi anne-babamla tanışmak istedi. Bizimkileri çok sevince beni istemiş, sözleşmişler aralarında. Ama tüm bunlar olurken ortada ne gelin ne de damat adayı vardı. Babamlar eşimi nişan günü gördü. Fırat Bey araçtan iner inmez ‘Merhaba, ben müstakbel damadınızım’ dedi. Fotoğrafını bile görmemişlerdi. Sonra yıl içinde evlendik, düğünü yaptık, hemen ertesi sabah Bosna’ya geri döndük. Görevimize izin kullanmadan devam ettik.”

 

Üç yıldır Tuzla’daki Türk kolejinde görev yapan Aydan Hoca, aynı zamanda bayan rehberlik biriminde müdür yardımcısı. Üç öğretmen arkadaşıyla birlikte okuldaki tüm kız öğrencilerin maddi-manevi sorunları, ders başarıları, aile ortamları ve sosyal hayatlarıyla yakından ilgileniyorlar. Bosna Hersek’teki Türk okullarının bu kadar rağbet görmesinin altında ise özveriyle verilen bu rehberlik hizmetleri yatıyor. Fakat bu görev çok da kolay değil. Aydan Hoca hafta içi tüm gününü, cumartesilerini, bazen akşamlarını dahi okulda ya da yurtta öğrencilerle birlikte geçiriyor. Bazen okul içinde bazen de okul dışında programlar düzenliyor, geziler yapıyorlar. “Her zaman yaşamımızın merkezinde okulumu ve öğrencilerimiz var.” diyen Aydan Meydan, hayatından çok memnun: “Biz öğretmen değil, eğitimciyiz. Bir eğitimci sınıfta dersini anlatıp orada bırakmaz öğrencisini. Ona değer verdiğini, onu sevdiğini hâl ve hareketleriyle hissettirir, evrensel ahlâk değerlerini aktarmaya çalışır. Dünyayı değiştirmek aslında bir insanı değiştirmekle başlar. Dolayısıyla öğrencilerimizle herhangi bir programımız yoksa sadece pazar günleri bize kalır. Eşimle piknik yaparız mesela. Nerede derseniz, okulumuzun bahçesinde tabii ki.”

BÜYÜK ÖDÜLE GİDEN YOL

Altı yıl önce Bosna Hersek’teki Sema Eğitim Kurumları’nın yöneticileri bir araya gelerek Bosna Hersek Bilim Olimpiyatları (BOSEPO) düzenleme kararı almış. Amaç burada dereceye giren öğrencilerin başka ülkelerdeki yarışmalara katılımını sağlamakmış. Bu vesileyle Türk kolejlerindeki öğretmen ve öğrenciler hummalı çalışmalara girmiş. Derslerinde çok başarılı olan Anela’ya bilim olimpiyatına katılmak isteyip istemediğini sormuş Aydan Hoca. Anela ders yoğunluğu sebebiyle önce katılmak istememiş. Sonrasında fikrini değiştirmiş ve İlda’yla birlikte olimpiyata hazırlanmak istediklerini söylemiş. Danışman öğretmenleri de Aydan Hoca olacakmış. “Ben size matematik alanında yardımcı olabilirim. Fizik, kimya, biyoloji için Fırat Hoca’dan yardım alabilirsiniz.” demiş. Çünkü İlda ve Anela biyodizel yapımıyla ilgili çalışmak istiyormuş. Fırat Hoca’yla yoğun bir çalışma içine giren öğrenciler, yarışmaya son anda katıldıkları ve projeye yeterince yoğunlaşamadıkları için BOSEPO’da bronz madalya kazanmışlar. Ama kızlar bilim olimpiyatına hazırlanmanın heyecanını, mutluluğunu tattıkları için ertesi sene, okul açılır açılmaz yeni bir proje için kolları sıvamışlar. Çalışmaları yine aynı konu ekseninde olacağı için Fırat Hoca’dan yardım istemişler. Bu kez Fırat Bey “Her türlü destek için her zaman hazırım.” diyerek eşine yönlendirmiş Anela ve İlda’yı.

Anela ve İlda’nın ikinci projesi yaprak ve bitkilerden biyodizel üretimiymiş. O sene BOSEPO’da altın madalya kazanmışlar. Bosna’daki International Burch University’den yüzde yüz burs imkânı elde etmişler. Amerika’nın Houston eyaletinde düzenlenen I-SWEEEP (International Sustainable World Energy Engineering Environment Project Olympiad) Proje Olimpiyatları’nda kendi alanlarında altın madalya kazanmışlar. Öğrenciler emeklerinin boşa gitmediğini görüp daha çok çalışmaya, araştırmaya başlayınca mevcut projelerini geliştirme imkânını da elde etmişler. Bu kez kimsenin aklına daha önce gelmemiş, duyan herkesi şaşırtan bir projeye imza atmışlar. Tavuk tüylerini kullanarak iki reaktör yardımıyla çok kaliteli biyodizel üretip hidrojeni de depolamayı başarmışlar. BOSEPO bu projeye altın madalya vermiş. Bosna’daki üniversiteden de tekrar yüzde yüz burs kazanmışlar. Anela ve İlda projeleriyle bu kez ABD’deki State University of New York at Oswego tarafından düzenlenen GENIUS Olimpiyatları’na başvurmuş. Tüm dünyanın yarıştığı olimpiyatta International School of Tuzla’nın projesi birinci olmuş.

Hızlarını alamayan öğrenciler öğretmenlerinin de teşvikiyle Google Bilim Fuarı’na (Google Science Fair 2015) başvurmuş. Elemeler yapılmış, Anela ve İlda’nın projesi 12 bin proje arasından önce ilk 90’a girmiş. Ardından Google katılımcılarla tek tek mülakat yapmış ve kızlar bu kez ilk 20’nin içinde yer almış. Şimdiye kadar Balkanlar’da bu kadar büyük bir başarının sağlanmamış olması, hem öğrencileri hem de okulu bir anda Bosna Hersek’in gündemine oturtmuş. Öğrencilerin neredeyse katılmadıkları televizyon programı, röportaj vermedikleri gazete kalmamış. Onların başarısıyla mutlu olan, gurur duyan Aydan Hoca ise hep arka planda kalmayı tercih etmiş. Ta Google kızlara önemli bir mail gönderene kadar.

Google Bilim Fuarı’nı organize edenler, öğrencilere mail göndererek bu yıl ilk kez “Dünyanın İlham Veren En iyi Öğretmeni”ni seçeceklerini belirtip onlara danışman hocalarını anlatmalarını istemiş. Önemli bir ricaları da varmış: “Bundan kesinlikle öğretmeninizin haberi olmayacak.” Anela ve İlda kafa kafaya verip büyük bir gizlilikle öğretmenlerini anlatan iki sayfalık bir mektup yazmışlar. Sadece onlar değil, diğer 19 grup da aynı şeyi yapmış. Fakat “İlham Veren En İyi Öğretmen” olarak Aydan Meydan seçilmiş.

ÖDÜL GÜNÜ NELER YAŞANDI?

Aydan Meydan: “Google yetkilileri arayıp “İlham Veren En İyi öğretmen” ödülünü kazandığımı söyledi. Şaşırdım. Okullarımız adına çok sevindim. Çünkü şahsi olarak yaptığım bir şey yoktu. Hangi arkadaşımız olsa aynı danışmanlığı yapardı. Ödül vesilesiyle Bosna Hersek’te okulumuz gündeme gelir demiştim. Ama küçük düşünmüşüm! Google kameraman ve yönetmen gönderdi İngiltere’den. 4 gün bizimle birlikte kaldılar. Belgesel çekildi. Onlar gittikten sonra biz de öğrenciler ve anneleriyle San Francisco’ya geçtik ödül töreni için. Sıradan bir şeyin içinde olduğumu düşündüğüm için aileme söyleme ihtiyacı bile hissetmedim. Sadece ablama basitçe anlattım, ‘Bayramda arayamazsam annemler merak etmesin’ dedim. Ödülden önce mini bir program oldu. Orada yanıma birçok kişi geldi. Benimle fotoğraf çektirdiler. Yanıma gelenler uzaklaşınca kızlar “Hocam, Google’ın CEO’suydu. Lego’nun CEO’suydu. Youtube’da dünyanın en fazla hitini almış kişiydi. National Geographic’nin Genel Yayın Yönetmeni’ydi.” dediler. Ben hiçbirini tanımıyordum. O an çok da sıradan bir şey içinde olmadığımı hissetmeye başladım. Görevlilere ‘Yapmam gereken bir şey var mı?’ diye sordum. ‘Siz rahat olun, ödülünüzü öğrencileriniz verecek’ dediler. Kızlar ödülü vermeden önce uzunca bir konuşma yaptı. O an o kadar utandım ki ne yapacağımı bilemedim. Ardından ödülü alıp indim aşağıya. O büyük salondaki herkes ayakta dakikalarca alkışladı beni. İşte o zaman olayın ciddiyetini anladım. Annem kanalları karıştırırken ekranda beni görünce çok şaşırmış. Tabii çok da duygulanmışlar. Babam ağlayarak aradı, tebrik etti. Bu vesileyle ailem neden burada olduğumu, neler yaptığımızı daha da iyi anlamış oldu.”

“Anela ve İlda’nın beni sevdiğini anlıyordum. Ama bu kadarını bilmiyordum. Bir insanı sevebilirsiniz. Ona bunu söylersiniz de. Fakat onlarda şunu gördüm: Bir insan sevdiğini, sevgisini bu kadar mı iyi ifade eder. Şoke oldum benim hakkımda söylediklerini duyunca. Bu cümleleri hak edip etmediğim göreceli olabilir. Ama bu cümleleri başka bir arkadaşım için kurduklarını duysam ‘Buraya onlar için gelmeye, her şeyi geride bırakmaya, feda etmeye değer’ derdim. Buradaki çocuklar onlar için açmaya çalıştığınız kapıların farkında. En sıkıştıkları anlarda beni arar, dua isterlerdi. ‘Size çok dua ettim, ediyorum, çok iyi olacak her şey’ dediğimde onlara yeterdi. Meğer çevrelerindeki birçok kişi Bosna’dan çıkıp nasıl Amerikalılarla, Avrupalılarla yarışacaksınız diye dalga geçiyormuş onlarla. Ben de sürekli ‘Neyi isterseniz onu yapabilirsiniz. Gerçekten ama gerçekten isteyin, düşünün, merak edin, çok çalışın’ derdim.”

ÖĞRENCİLERİNE AŞKI, ENERJİSİ SONSUZ

Anela Arifi (18) Tuzlalı. Çok başarılı olduğu için yüzde yüz burslu okuyor kolejde. Annesi bir mağazada personel şefliği yapıyor. Babası yakın zamanda felç geçirmiş, çalışamıyor. Anela, annesiyle birlikte kalıyor. Aynı zamanda müzik okulu öğrencisi. İki okulu bir arada başarıyla götürüyor. Flüt çalıyor, konserler veriyor. İleride biyokimya alanında çalışan bir bilim insanı olmak istiyor. Üniversite eğitimini ise Amerika’da almayı planlıyor. Dört yıldır International School of Tuzla’nın öğrencisi. Kendini çok şanslı ve mutlu hissediyor. Aydan Hoca’yı sorduğumuzda gözlerinin içi parlıyor: “Burası bizim evimiz gibi. Buradaki öğretmenler çok iyi, mutluluğumuz için ellerinden geleni yapıyorlar. Projelerimiz dolayısıyla üç kez Amerika’ya gittik, önemli burslar kazandık. Her şey okulumuz sayesinde oldu. İki yıl Google’a gönderdiğimiz projeyi çalıştık. Uzun bir süreydi. İşlerimizin yolunda gitmediği zamanlar oldu. Bazen büyük üzüntü ve hayal kırıklıkları yaşadık. Aydan Hoca ‘Her şey iyi olacak, siz merak etmeyin’ diyordu ve her şey iyi de oluyordu! Projemiz çok önemliydi. Okulumuzun laboratuvarı yetersiz kaldı. Bosna’daki bilim insanlarına, öğretim görevlilerine yüzlerce mail gönderdik. Sadece iki kişi geri döndü. Kimse inanmadı yapmaya çalıştıklarımıza. Aydan Hoca matematikçi olduğu için belki projemize direkt müdahale edemedi ama bizi hiç yalnız bırakmadı. ‘Merak etmeyin, her şeyi yapacağız, laboratuvar da bulacağız’ dedi ve buldu. Oraya bir yıl düzenli gidip geldik, çalışmalarımızı rahatça yaptık. Üniversitedeki öğretim görevlilerinden de yardım aldık üstelik. Aydan Hoca, kendimizi sanki onun çocuklarıymışız gibi hissettirdi hep. Onun bize karşı aşkı sonsuz. Bunu gözlerimize her baktığında hissediyorum. Sanki enerjisi de sonsuz. En önemli farkı da bu bence. Artık zihnimize kazıdı bu kelimeleri: Düşün, merak et…”

İlda İsmaili (17), ilkokuldan bu yana Tuzla’daki Türk kolejinin öğrencisi. O da müzik okuluna gidiyor, piyano çalıyor ve opera söylüyor. Anne ve babası emlak sektöründe çalışıyor. Anela’nın çocukluktan bu yana arkadaşı. Ortak birçok noktaları var. Müzik ve bilim bunlar arasında. İlda üniversiteyi İngiltere’de okumak istiyor. İşletme üzerine eğitim almayı planlıyor. Başarılı bir iş kadını olmayı amaçlıyor. Hatta bu iki arkadaş 10 yıl sonra mesleki birikimlerini, müzik bilgilerini birleştirerek dünyada ses getirecek yeni projeler yapmak istiyorlar. İlda, Aydan Hoca’nın hayatlarını değiştirdiğini söylüyor: “Projelerimiz için sponsor bulmamız gerekiyordu. Aydan Hoca bu konuda da elinden geleni yaptı. Bazen o kadar bunaldık ki aynı anda mide ağrısı, karın ağrısı dahi çektik. Ama o hiç vazgeçmedi. Tuzla’daki işadamlarını, imkânları iyi olan insanları ziyaret ettik birlikte. Projemize sponsor olmalarını istedik. Kendi gelemediğinde Fırat Hoca bize eşlik etti. Uzak yerlere gitmemiz gerektiğinde yine onlar yetişti imdadımıza. Sonuçta hocamızın dediği oldu. İnandık ve başardık.”  

-Arkadaşlarınızdan farklılıklarınız var mı?
Anela: Arkadaşlarımızdan hiç farklı değiliz. Bazıları bisiklet binmeyi sever, bizse alternatif enerjiyi seviyoruz. Durumumuz böyle basit bir şey aslında. Sevdiğimiz şeyler için de çok çalışıyoruz. Çok çalışınca bir sonucu da oluyor.

-Projelerinizi nasıl hazırladınız?
İlda: İki okulumuz var bizim. Zaten hep çok çalışmamız gerekiyordu. Bu yoğunluğun üzerine bir de bilim projeleri eklendi. İki okulun çalışmalarını bitirince akşamları bir araya geliyorduk. Bin sayfalık, 800 sayfalık bir sürü kitabı tek tek okumamız gerekti. Günde en fazla 3-4 saat uyuyabiliyorduk. Hiç tatilimiz yoktu. Ama biz farklı bir şey istemiyor, bu tempodan rahatsız olmuyorduk. Sonucumuz var elimizde. Biyodizel üretiyoruz. Arkadaşlarımız değil, biz gidiyoruz ABD’ye. Bence tüm bunlara değer...
Anela: Bazen hiç uyuyamadığımız günler de oldu. Bir gün müzik çalışmaları, okul sınavları, projeye çalışayım derken sabah olmuş, okula gitme zamanım gelmişti. Aydan Hoca beni görünce ‘Hasta mısın?’ dedi. Ben de hiç uyumadığımı söyledim. Çok üzüldü hâlime. Matematik sınavından vazgeçti. Yapsın diye çok ısrar ettim ama yapmadı.

-Proje çalışmaları esnasında yaşadığınız ilginç durumlar oldu mu?
Anela: Projemiz tavuk tüyleriyle alakalıydı. İki ay kadar evde tavuk tüyleriyle yaşamak durumunda kaldık. Annelerimiz bunu sorun etmedi. “Buna katlanacağız. Çünkü istediğiniz ve çok inandığınız bir işi yapıyorsunuz. Size saygı duyuyoruz.” dediler. Ama kabul etmeliyiz ki bu süreçte pis bir koku bütün eve hâkim oldu.
İlda: Üniversitenin laboratuvarında çalışmaya başladığımız ilk gündü. Bizden başka kimse yoktu. Merak ettik ve ortada bulduğumuz kimyasalları birbirine karıştırdık. Sonra da bunların nasıl koktuğunu test ettik. Başımız çok döndü, rahatsızlandık. Kendimizi kötü hissettik.

İLDA VE ANELA’NIN GOOGLE’A GÖNDERDİĞİ MEKTUPTAN…

Başarı için tutunacak, seni motive edecek, sana ilham verecek bir şey bulman gerekir. Benim öğretmenim şüphesiz bütün bunların hepsine sahip.

Bir gün yanlış bir şey yaptım. Ama bunun farkında değildim. Öğretmenim bana yanlış yaptığımı söylemedi. Onun yerine bir hikâye anlattı. Öyle bir hikâyeydi ki bu, neyi yanlış yaptığımın farkına varana kadar zihnimde takılıp kaldı…

Rüyalarımızı gerçekleştirmek için yaşadığımız ülkenin önemli olduğunu düşünürdüm ama öğretmenim hep “Gerçekten istediğin her şeye ulaşabilirsin. Rüyalarını gerçekleştirmek için bu küçük ülkenin sınırlarının seni durdurmasına izin verme. Ne istediğini bildiğin sürece nerede yaşadığının bir anlamı yoktur.” diye motive ederdi.

Öğretmenimin bana ilham veren özelliği, ne yaparsam yapayım en önemli şeyin ‘ilham veren’ ve ‘ilham alınan biri’ olmam gerektiğini söylemesiydi. Kazan ya da kaybet önemli değildi. Sunduğumuz projeden bir kişi fikir alıyor, çalışmamız ona ilham verebiliyorsa, işte o zaman biz gerçek kazanandık...

Derslerimiz öğretmenimin bana matematik ya da problem çözmeyi öğretmesinden çok daha fazlasını kavratmakla geçiyor. Kendimi topluluktan biri gibi değil, bir birey olarak hissetmemi sağlıyor. O genelde yenilikçi, kreatif düşünen, bir şeyin en güzeline sahip olma konusundaki azmi ve bilim tutkusuyla tanınıyor burada. İçimdeki potansiyeli ortaya çıkarmama yardımcı olan kişi. Benim öğretmenin ‘İlham Veren Eğitimci’ ödülünü almayı kesinlikle hak ediyor.

Öğretmenim hakkında en çok sevdiğim şey, asla geçici bir bilgi vermeye zorlamaması ya da ödevden yana olmaması. Yeni bir deneyde bir şema ya da tasarımı çözmemiz gerektiğinde, kafa karıştıran bazı konularda yanımızda olmaya ve bizimle düşünmeye çalışan biri. Kimi zaman tasarım ya da deneyle ilgili bize yardım edememesine rağmen beni her şeyin yolunda gideceği yönünde düşünmeye ikna etmesi. Biliyor musunuz, öğretmenime göre düşünmek en önemli araçtır.

Bir gün laboratuvarda çözülmesi zor bir deney planıyla öğretmenimin yanına gittim. Bana asla pes etmememi ve her şeyin yolunda gideceğini söyledi. Bugüne kadar bana ilham veren öğretmenimin gayretli, kararlı ve düşünme araçlarına sahip biri olması çok önemliydi. Liseye ilk geldiğim gün, Aydan öğretmenimle karşılaştığımda, çok etkilenmiştim. Benim zihnime doğru yürüdüğünü, konuşarak içimdeki bazı ışıkları yaktığını gördüm ve hayatımda bir değişiklik yapacağını hissettim. Teori biliminde bilgimle birçok şey yapabileceğimi fark etmemi sağladı. Bize matematik anlatırken her dersi günlük hayatın bir parçası gibi kullandığını hissederdim. Bu yöntemle beni düşündürüyor, bilgime başvurmamı, bir şeyler yapmamı sağlıyordu. Bana aklımın ne kadar güzel olduğunu, dünya için ne kadar çok şey yapabileceğimi gösterdi. Kendimi keşfetmem için beni motive etti. Anlayış şeklimi etkiledi. O gerçek bir rock star!

O bana düşünmeyi anlattı, yaptım ve şimdi bakıyorum da ben bir Google Bilim Fuarı finalistiyim.

 

Google'ın Aydan Meydan'la ilgili kısa belgeselini izlemek için tıklayın:

https://www.youtube.com/watch?v=r2129nPUuCY

 

 

http://www.aksiyon.com.tr

 

olgun sex hikayeleri
BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber