Bu haber kez okundu.

Derece Yapan Dilek Öğretmenden, Öğretmenlik Üzerine Okunası Bir Yazı

Sınıf öğretmenliği mi, o ne demek?

Liseden mezun olduğum yılı hatırlıyorum. O zamanların Öğrenci Yerleştirme Sınavı (ÖYS) telaşı ve heyecanını yaşıyorum ancak insanlarda öğretmenliğe olan tutumun yansımaları da beni rahatsız eder durumda. Sınava girmeden önce, “Hiçbir şey olamazsan bari öğretmen ol” diyenler mi ararsınız, ”Sınav puanın öğretmenliğe de yetmez mi? diyenler mi…”

 

Tüm bunları duymak yetmezmiş gibi sınıf öğretmenliği bölümünü kazandığımda, “O ne demek? Nasıl bir öğretmenlik bu? Ne öğretmenisin yani?” gibi sorularla da yüzleşmek zorunda kaldığım oldu. Toplum nezninde öğretmenliğin itibarının artmasını dilediğim zamanlar yaşamımda, ta o yıllara dayanıyor. Öğretmenlik mesleğindeki idealist duruşumun temeli de yine üniversite yıllarımda başladı. Verilen sorumlulukları fazlasıyla yerine getirdiğim, iletişim becerilerimi geliştirdiğim yıllar…

 

2002, ilk atandığım yıl. Samsun’a yani memleketime atandığım için çok mutluydum ve ilk atandığım köy okuluna giderken yolun uzaklığı ve ıssızlığı beni köy okulu gerçeğiyle karşılaştırdı. Farklı farklı köylerde birleştirilmiş sınıflı okullarda görev yaptım. Öğrenci sayısının azlığından dolayı kapanan okullarım da oldu. Kısa süreli çalıştığım okullarda bile kalıcı ve yararlı işler yapabilmenin mutluluğunu yaşadım.

 

Öğretmenlik mesleğinin çok yönlülüğüyle tanışmak, özveriyle yaptığın öğretmenliğin önemini çevrene hissettirebilmek çok önemli. 2008 yılında Kumköy İlkokulu’nda göreve başladım. Her zamanki gibi çok severek, çok büyük bir coşkuyla başladığım köy okulu öğretmenliğini yeniliklerle donatmak için kolları sıvadım. Bir okulun tek öğretmeni olmak, aynı zamanda okulun hem müdürü, hem memuru, hem de hizmetlisi olmak bana daha fazla sorumluluk yükledi.

 

‘Okulum Gençleşiyor Projesi’ni geliştirip hayata geçirdim. Öğrencilerin eğitim-öğretim görecekleri yer çok önemli. “Aslan yattığı yerden belli olur” felsefesinden yola çıktım. İçimden gelerek ciddi yardım kampanyaları düzenlemeye başladım. Ders saatleri dışında verdiğim mücadeleler sonuçsuz kalmadı. Tabiki zorluklarla karşılaştım ama hiç yılmadım. Umudumu kaybetmedim.

 

İyi ki öğretmen olmuşum

Öğretmenliği çok seviyorum. Hangi meslekte olursanız olun işinizi severek yaptığınız zaman daha üretken, daha yaratıcı oluyorsunuz. Yenilikler ve proje yapma isteğiniz artıyor ve asla bahaneler üretmiyorsunuz. Ben bu mesleğe gönül koydum. Kendime hedefler belirledim. Okulun fiziksel değişimini A’dan Z’ye yenilemek öğrenciler üzerinde de olumlu yönde bir etki yarattı.

 

Köydeki öğrencilerimin üzerinde sosyal ve kültürel anlamda önemli değişiklikler yapıp her yıl kapsamlı okul gezileri düzenledim. Özgüvenlerini arttırmak için çalışmalar yaptım. Öğrencilerimin tamamını ilk kez tiyatroyla, sinemayla, operayla, müzelerle, tarihi mekanlarla tanıştırdım. Ve daha birçok çalışma yaptım. Tüm bunları yaparken düşündüğüm tek şey vardı: İyi ki öğretmen olmuşum.

 

Peki kimler öğretmen olmalı? Gençler meslek seçimlerini yaparken ve sınavlarda tercih yaparken öğretmenliği devlet garantili iş düşüncesiyle seçtiklerinde hayallerinin peşinden gidememe mutsuzluğu da yaşayabilirler. Tercihlerde öğretmenlik mesleğini seçme can simidi gibi bir anlayışla karşılanmamalı. Gençler kendilerini gerçekten bir öğretmen modeli içinde hayal edebilmeli.

 

Kişisel öğretme becerileriniz, çocuk sevginiz, kaliteli eğitime bakış açınız, zor şartlar karşısında çözüm yolları üretebilmeniz, sabırlı, tutarlı ve planlı yapınız sizi öğretmenlik mesleğini seçmeye yaklaştırabilir. Ve her zaman empati yapabilmeniz öğretmenlik mesleğini icra etmenizde çok önemli. Her meslekte olduğu gibi empati yeteneği şart. Öğretmenler aslında öğrenciliği hiç bitmeyenlerdir.

 

Birleştirilmiş sınıflar Türkiye’nin gerçeği

Öğretmenlik mesleğine yeni başlayanlar her zaman dış motivasyon unsurları beklememeli. Hele de tek başınaysanız kendi kendinizi motive edebilmeniz önem kazanıyor. Bu motivasyon öğrencinizin küçücük bir tebessümüyle bile olabilir. Çünkü siz okulda öğrenciniz için her şeysiniz. Rol modelsiniz, ikinci anne ve ikinci babasınız, rehbersiniz. Öğrenci merkezli eğitim modeliniz sizi öğrencilere daha fazla yaklaştırır. Onların iç dünyasına girebilme, ailelerini yakından tanıma girişimleriniz sizin mesleğinize daha tutkuyla bağlanmanızı sağlar.

 

Bir daha dünyaya gelsem yine öğretmen olurdum. Hiç düşünmeden, tereddütsüz… Hele de köy okulu öğretmeni olmak çok farklı bir duygu. Birleştirilmiş sınıflı okullar Türkiye’nin gerçeği. Bu Türkiye’nin gerçeğiyse biz de bu durumu hakkıyla en verimli şekilde yaşamalıyız. Beklentisiz… Köy okulu öğretmeni şartları zorlamalı. Ve bana göre bir öğretmen isterse her şeyi yapabilir.

 

Meslek hayatınız boyunca yaptıklarınız ve sonrasında yapacaklarınız, kendinize olan saygınızı, toplum üzerindeki etkinizi de belirliyor. Ben mesleğimi seçerken, “şunu yapacağım bunu yapacağım, karşılığında da şunlar olmalı” gibi bir düşünceyle yola çıkmadım. Çocuk hayatını sihirli dokunuşlarla güzelleştirebilmek en büyük isteğim oldu. Hep bu amaçla çalıştım, çabaladım.

 

Öğretmenliğin sınıf içinde dört duvar arasında sınırlı olmaması gerektiğini hep vurgulamak gerekiyor. Ben bu sayede kendime çok şey kattım. Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk şöyle diyor:

 

”Öğretmenler her fırsattan istifade ederek halka koşmalı, halk ile beraber olmalı ve halk öğretmenin, çocuğa yalnız alfabe okutur bir varlıktan ibaret olmayacağını anlamalıdır.”

 

Dilek LİVANELİ – Samsun Kumköy İlkokulu Sınıf Öğretmeni

 

mebogretmen.net/

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber