Bu haber kez okundu.

1940'dan Günümüze Öğretmenlerin Ekonomik Sorunlarının Tarihsel Analizi

Herhangi bir eğitim sisteminin çeşitli kademelerinde verilen eğitimin niteliği birçok etkene bağlıdır. Bunlar; öğretmenlerin nitelikleri, yetişmeleri, yönetsel düzenlemeler, eğitimsel olanaklar, öğretmenlerin ücretleri, ve transfer durumlarıdır. Bireyler, öncelikle fizyolojik ve biyolojik gereksinimlerini gidermek ister ki, bu durum maddi koşullar ile yakından ilişkilidir. Ancak, bu gereksinimler giderildikten sonra daha üst düzeyde beklentilere karşılık aranır. Öğretmenlerin de çalıştıkları işten doyum sağlamaları ve daha verimli olabilmeleri için maddi açıdan belli bir gelir seviyesinin üstünde olmaları gerekir. Türkiye’de öğretmenler, Cumhuriyet döneminin başından günümüze kadar ekonomik olarak istenen seviyeye ulaşamamışlardır. Bu ise mesleğe atfedilen değeri düşürdüğü gibi, meslekte çalışanları da olumsuz yönde etkilemiştir. Türkiye de bütün öğretmenler devlet memurudur ve ücretleri özlük hakları merkezi yönetim (bakanlık) tarafından düzenlenmektedir. Devlet memurları olarak öğretmenler, diğer devlet memurlarıyla aynı yasa ve yönetmeliklere tabidirler.

Cumhuriyetin başlangıcından beri öğretmenlerin sorunları ülke gündemini her dönemde meşgul etmiştir. Bu sorunlar temel olarak;

a. öğretmenlerin yetiştirilmeleri sorunu

b. öğretmenlerin hukuki statülerinin güçlendirilmesi sorunu

c. öğretmenlerin ekonomik sorunları

gibi başlıklar altında özetlenebilir.

Milli eğitim harcamalarında en yüksek harcamalar hemen her zaman personel giderlerine ayrıldığı halde, Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren öğretmenlerin ekonomik sorunları tam olarak çözülememiştir. Ağustos 1923’de bir Öğretmen Dergisi “gençleri öğretmen okullarına girmeye teşvik edemiyoruz, çünkü bedbaht olacaklardır” diye yazmıştır. Öğretmenler hemen her zaman asgari yaşama düzeyinin altında maaş almışlar, bu gerçek pek az gencin mesleğe isteyerek girmesi ve yetenekli öğretmenlerin ilk fırsatta meslekten ayrılması gibi sonuçlar ortaya koymuştur. Cumhuriyet dönemi öğretmen tarihimiz bunun olumsuz örnekleriyle doludur. 1948 yılına kadar ilkokul öğretmenlerinin maaşları ve öğretim giderleri il özel idarelerinin bütçelerinden karşılanmış, bu tarihten sonra bu tür maaş ve giderler de eğitim bütçesine alınmış ve eğitimin bütçedeki payı artmıştır. (1) Öğretmenlerin bu tarihe kadar maaşlarını il özel idare bütçelerinden almaları, özellikle maaşlarının geç ödenmesi veya birkaç ay geciktirilmesi, maaşlarının düşük olması gibi sorunlar yaratmış, bu nedenle bazı kanunlar çıkarılmıştır.  Bunlardan en bilineni o zamanki adıyla Maarif Vergisidir “Maarif Vergisinin belli bir miktarının bir kısmı bu bütçeye aktarılması” gündeme gelmiş, ancak eğitim vergilerinden pay ayrıldığı halde, bu önlem de öğretmen maaşlarının zamanında ödenebilmesini sağlamamıştır.(2) 1930’lu yıllarda öğretmenler çoğunlukla ücretli istihdam edilmiş, bu durum maaş ve terfi konusunda belirsizliğe neden olarak meslekten kopmalara yol açmıştır. Önlem olarak 3007 sayılı kanunla öğretmenlerin maaşlı ve kadrolu olarak çalışmaları sağlanmaya çalışılmıştır.(3) Bu durumu Türkiye Cumhuriyetinin ilk kuruluş yılları için de genellemek olasıdır.

B- 1950 Öncesi Mali Politikalar Işığında Öğretmenlerin Ekonomik Durumları

1950’lere kadar ihmal edilen kamu harcamaları, devletin görevlerinin giderek artması sonucu, bu dönemden sonra dikkatleri üzerine toplamıştır. Gelir artışı, nüfus artışı, savaşlar ve benzer nedenler, geleneksel kamu hizmetlerine olan istemi artırmıştır. Ayrıca, piyasa ekonomisinin adil bir gelir dağılımı, tam kullanım, ekonomik gelişmeyi sağlama gibi önemli sorunları çözmekte yetersiz olduğu kanısının yayılması, birçok faaliyet alanının devletin görevleri arasında görülmesine neden olmuştur.(4) Böylece görev ve uğraşı alanı genişleyen devlet, ürettiği mal ve hizmet türlerinin nedeni ile toplam kaynakların gittikçe artan bir oranını kullanma durumunda kalmıştır. Tüm bu gelişmeler sonucu, kamu harcamalarının ekonomik ve sosyal yaşam üzerinde ihmal edilemeyecek kadar büyük etkisi olmuştur.(5) Daha sonra gelir dağılımını düzeltme, tam kullanımı gerçekleştirme, ekonomik kalkınmayı sağlama gibi amaçlar devleti sürekli çaba göstermeye itmiş ve yasalarla bazı düzenlemeler getirilmeye çalışılmıştır.

1938 yılında göreve başlayan bir öğretmenin maaşı 50 TL. olarak kabul edilirken, 1939 yılında göreve başlayanların bu ücreti, alamadıkları ortaya çıkmıştır. Yine öğretmenlerin yüksek öğrenim yapmaları istenmiş, 1938 yılında göreve başlamış bir öğretmenin maaşı, 60 TL. kabul edilirken, 1945 yılında yüksek öğrenime devam etmiş, 1947’de tekrar göreve dönerek 30 TL. asli maaşla işe başlayan yüksek öğrenim görmüş diğer bir öğretmen 1951 yılında 35, 1954 yılında 40 TL. (~40$) maaş alabilmiştir. Görev bakımından aralarında bir yıl fark olduğu halde kıdem bakımından öğretmenler arasında eşitsizlik oluşmuştur.(6) Bu dönemde yine, 6273 sayılı kanuna aykırı bir uygulama yapılmış, ileriye gitmeler engellemiş, ileri kadroları işgal ederek asıl hak sahiplerinin kadrosuzluk durumuna düşmelerine neden olmuştur. Görüldüğü gibi bugün derece ve kademe esasına göre çözülmeye çalışılan sorun o zamandan beri süregelmektedir. Bu noktada, bu ücretlerin orta öğretimde orta okul ve lise öğretmenleri için geçerli olduğu da belirtilmelidir. Çünkü daha sonra sunulan bir tasarıda ilk okul öğretmenlerinin maaşlarının daha düşük olduğu görülmektedir. Tasarının birinci maddesi; “ilkokul öğretmenleri ve ilk öğretim müfettişleri ile ilkokul öğretmenliğinden gelip Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı tüm dereceli okullar, merkez ve taşra teşkilatında çalışanların maaşları 20 TL.dan (~20$) başlamak ve meslek de geçirdikleri başarılardan vb. yönden maaşlarının belirlenmesi” şeklindedir(7).

l958’de çıkan “Öğretmenin 1001 Sorusu” başlıklı yazıda, ilkokul öğretmenlerinin hizmet süreleri ile maaşlarının ayarlanması için ele alınan kanun haline getirilen uygulamalardan doğan aksaklıklar nedeniyle hizmetler karşılığı maaşlarda ortaya çıkan sorunların giderilememesinin öğretmenler arasında huzursuzluk meydana getirdiği belirtilmiştir. Bu kanunla öğretmenlerin tümü bir anda aynı dereceye ve ücrete getirilmiş, bazı öğretmenlerin maaş, terfi ve dereceleri eksik ve yanlış hesaplanmıştır.(8) Bakanlık, konu ile ilgili kanunlara o yıllarda uymamış, keyfi uygulamalar geliştirmiş ve özellikle ekonomik bakımdan öğretmenlerin zarara uğramasına yol açmıştır. Örneğin, 1938 yılında işe başlayanlar 50 TL. alırken, 1939 yılı Ocak ayında başlayanların yasada 35-40 TL. ile işe başlamaları çelişkili bir durum olarak ortaya çıkmıştır. 1959’da Türkiye Öğretmenleri Milli Federasyonu başkanı bir toplantı yapmış, köy öğretmenlerinin mağduriyetlerinin giderilmesi ve 50 TL.lık (~40$) ödenek verilmesini istemiştir. Ayrıca, öğretmenlerin terfi ve daha yüksek dereceden başlamaları istenmiş ama bir sonuç alınamamıştır.

Diğer taraftan, öğretmenlerin yüksek öğrenim yaptıkları takdirde maaşları kademelerinde artışlar olacağı öngörülmüş, fakat gerçekleştirilemediği için hem öğretmenlerin motivasyonunu azaltmış, hem de niteliklerinin artmasını engellemiştir. Örneğin 1960’da çıkan “Yüksek Tahsil Yapmak Kabahat mı?” başlıklı yazıda şöyle denmektedir: “ilkokul öğretmenlerimizin halihazırda yüksek tahsil yapabildikleri yegane müesseseler Eğitim Enstitüleridir, öğretmen okullarımız ise lise muadili sayıldıkları halde, öğretmenlerimiz hatta eğitim enstitülerini bitirerek yüksek tahsil yapmış öğretmenlerimiz dahil üniversitelerimize devam edemezler. Halbuki bu öğretmenler liselerde hocalık yapar... Yüksek tahsil yapan bu öğretmenler, 25 TL. asli maaşla işe başlar, altı ay sonra 30 TL. maaşa geçirilirler. Bu suretle eğitim enstitülerine gidemeyen arkadaşlarından 3,5 yıl ileri geçerek yüksek tahsillerinin mükafatını alırlar... buraya kadar olan şey haklı ve kanunidir. Diğer taraftan yüksek tahsil yapmış fakat dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen bir haksızlığa, uğramış bir grup öğretmen de vardır...”. Aynı yazıda, eğitim enstitülerine gitmek isteyen öğretmenlerin bu kurumlara başladıktan sonra maaşlarının kesildikleri, bu öğrenimden geçen yıllarının kıdeme sayılmadığı, ayrıca yüksek öğrenimin tanıdığı hakların kendilerine verilmediği, bir üst dereceden başlaması gerekirken, maaşa ayrıldığı dereceden devam ettiği de belirtilmektedir. (9)

Görüldüğü üzere Bakanlık, bir yandan niteliği artırmaya çalışmış, diğer yandan da bu konudaki çalışmaları bilgisizlik nedeniyle desteklememiştir. Bu dönemde öğretmenler maaş karşılığı olan kadrolara atanmışlardır. Örneğin, bir şehirde 100 TL.lık 10 kadro, veya 150 TL.lık 5 kadro varsa bu kadrolara öğretmenler kıdem ve öğrenim durumlarına göre atanmıştır. Fakat kadro sayısı kısıtlı olduğu için tıkanıklıklar oluşmuş, bu da öğretmenlerin ekonomik yönden kayıplara uğramalarına yol açmıştır. Bu konuda çıkan “Kadro Tıkanıklığı” başlıklı yazıda şöyle denmektedir: “...Memleketimizde devlet hazinesinden ücret alan memur sınıfını ele alırken, bugün devleti idare edenlere ve dolayısıyla mevcut kanunlara göre, kabataslak bir değerler tablosu meydana getirilebilir, l- Mühendisler 2- Hakimler 3-Mülki Amirler 4- Üniversite Öğretim Üyeleri ... 8- öğretmenler ve bütün memurlar... kanunlarımızda aynı sınıftan olan memurlara sağlanacak menfaat derecesini tayin etmekte kıdem ve ehliyete de büyük bir yer vermiştir. Aynı işi yapan ve aynı ehliyette bulunanlar arasında ayırım olmamalıdır, ancak bu konuda bazı eşitsiz1ikler mevcuttur .”

Bu dönemde öğretmenlerin maaş durumları öğretmenin eğitim durumuna bağlı olarak düzenlenmiştir. Örneğin normal bir okuldan mezun olmuş ilkokul öğretmeni 13. dereceden işe başlayıp (daha sonra daha yüksek dereceden) 1959 yılı itibarıyla aylık 350 TL. (~40$), iki yıllık eğitim enstitüsünden mezun olan bir orta okul öğretmenin maaşı 400 TL. (~45$) ve ilkokul öğretmeninden bir kademe daha ileride) ve dört yıllık bir üniversiteden mezun olan bir öğretmen 7. dereceden göreve başlayıp 450 TL. (~50$) maaş almaktaydı. Bu başlangıç maaşları herhangi bir sınavı geçen ya da iyi derecede yabancı dil bilen öğretmenler hariç tüm öğretmenler için standarttı. Öğretmenlerin ilerlemesi çoğunlukla otomatik olarak gerçekleşmekteydi ve böylece buna bağlı olarak ücret artışları da kendiliğinden gelmekteydi. Fakat bazen öğretmenlerin belli kademede oldukları halde o kademede maaş alamadıkları da ortaya çıkmıştır(10). Öğretmenlerden bazıları yüksek öğretim, daha fazla kıdem gibi niteliklere sahipken, yüksek maaşlı kadroların keyfi dağıtımı yüzünden, yüksek nitelikli öğretmenlere değil de diğerlerine bu kadroların verilmesi sorun yaratmıştır.(11) 1950 sonrasında ABD ile yakın ilişkiler, aşırı devlet harcamaları ve dışa bağımlılık, devalüasyonu peşinden getirmiş, böylece öğretmenlerin aldıkları ücretler de eritmiştir.

C-Planlı Döneme Geçiş Evreleri ve Ekonomik Eşitsizliğin Artması

Planlı döneme geçiş öncesinde öğretmenlerin ekonomik durumlarının düzeltilmesi beklenmiştir. Çünkü planlı dönem en azından sektörel bazda mali ve diğer eşitsizlikleri herkesin görmesini  sağlayacak ve önlemler alınmasını kolaylaştıracaktı. Bilinen bu sorunların kısa sürede çözülemeyeceği açıktı, ama en azından kamuoyu ve devlet mekanizmasında bu sorunlara daha gerçekçi yaklaşılması beklenmişti. 1957 yılında çıkan “Öğretmenin 1001 Sorusu” başlıklı yazıda “öğretmenin yıpranma zammı ne oldu?” diye sorulmakta ve şöyle devam etmektedir: “...Maarif Vekili Ahmet Özel zamanında, öğretmenlere yıpranma zammı adıyla ek bir tahsisat verileceği yazılmış fakat altı aydan fazla bir zaman geçtiği halde bundan bir haber çıkmamıştır...meslek arkadaşlarımızın sıkıntılı hayatları bakımından değil, meslek ve memleket istikbali hesabına da hoş görmüyoruz”.(12) 1962 yılında çıkan bir yazıda da bir eğitimci şunları demektedir: “...öğretmenlerin halen daha prestiji vardır, fakat gerçek düşük ücret ve statü nedeniyle yavaş yavaş bunu kaybetmektedirler...”(13) 1965 yılında OECD tarafından hazırlanan bir raporda, öğretmen yetersizliğinin nedenleri konusunda şunlar belirtilmektedir. Resmi eğitim sisteminin bütün bölümlerinde öğretmen açısından, hem sayısal hem de niteliksel açıdan, dikkati çeken bir yetersizlik söz konusudur. Bu yetersizliğe yol açan iki temel neden vardır: (1) sosyal olarak öğretmenler düşük prestijlilerdir, köylerde bu prestij biraz daha yüksektir, (2) Ekonomik olarak öğretmenlik mesleğinde yetersiz ücret yapısı, en azından resmi sektörde bunun böyle olması öğretmenlerin nitelik ve nicelik yönünden yetersiz olmasına yol açmıştır.(14)

1970’li yıllarda ise durum pek de fazla değişmemiştir. 1978 yılında hazırlanan DİSK Ekonomik Raporu’nda öğretmenlerin ekonomik durumları hakkında şunlar yazmaktadır: “...İstanbul geçinme endeksleri esas alınarak yapılan hesaplamalara göre, 1978’de yıllık ortalama fiyat artışı %61,9 olmuştur. Bu büyük artış karsısında, ... l,200,000 dolayında memur, l978’de ortalama %3 net maaş kaybına uğramıştır. ...gerçek memur maaşları 1978’de, net üzerinden de brüt üzerinden de 1970’lerdeki düzeylerinin altına düşmüşlerdir.”(15) Buradan da anlaşılıyor ki, bunda ülkenin ekonomik durumunun daha da kötüleşmesi, siyasi kargaşa ve istikrarsız hükümetlerin yönetime gelmesinin yanısıra, dünyada yaşanan ekonomik düzensizlikler (petrol krizi vb.) ülke ekonomisini ve dolayısıyla öğretmenlerin de ekonomik durumunu kötüleştirmiştir.

1978 yılında Ankara’da yapılmış olan bir anketten öğretmenlerin ekonomik durumları hakkında şu sonuçlar ortaya çıkmıştır: Ankara’da 1978-1979 öğretim yılında hem ilköğretimde hem de ortaöğretimde 1 öğretmene 20 öğrenci düşmektedir. Ankara’da her üç öğretmenden ikisi (%68) bayandır. Bu oran ilkokullarda, daha da artmaktadır. Her yüz öğretmenden 13’ü yalnızca, kendini geçindirmekle yükümlüdür. Her 100 öğretmenden 20’sinin ailesinde yalnız, l kişi, 81’inde 2-4 kişi gelir getirici bir işte çalışmaktadır. Bu sonuca göre, Ankara’da öğretmen ailelerin büyük çoğunluğunda (%82) birden çok kişi çalışmak zorunda kalmaktadır. Ankara öğretmenlerinden %56’sının hiçbir yerde evi yoktur. %35’nin Ankara, içinde, % 9’unun da Ankara dışında evi vardır. Düşük gelirli semt öğretmenleri içinde evi olmayanlar, yüksek gelirli semtlerde çalışanlara göre çok daha fazladır. Düşük, orta, yüksek gelirli semtlere göre evsizlik oranları ilkokullarda sırası ile, %57, %38 ve %24; Orta dereceli okul öğretmenlerinde ise, %67, %81 ve %37, dir. İlkokul öğretmenleri içinde eve sahibi olanların oranı daha fazladır. Anketten elde edilen veride öğretmenlerin çoğunluğun kaloriferli evlerde oturmaları ise dikkati çeken bir nokta olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu dönemde öğretmenlerin %60’nının eline geçen para 2000-4000 TL dir. 4000-6000 TL lik gelire ise ancak öğretmenlerin üçte biri (%33) sahipti. Öğretmenlerden %60’ı ev kirası vermekteydi, yalnız ev kirası verenlerin oranı düşük gelirli ailelerde daha fazlaydı. Burada az gelirli öğretmen ailelerinin maaşlarının önemli kısmını ev kiralarına ödedikleri görülmektedir. Öğretmenlikten başka gelir getirici bir işte çalışıyor musunuz? sorusunu ankete katılanların %16’sı cevapsız bırakmış, %11’i çalıştığını, %17’si iş bulsa çalışmaya hazır olduğunu belirtmiş, %40’da çalışmayacağı ya da çalışamayacağı cevabını vermiştir. Gelir getirici başka bir işte çalışan öğretmenlerden yanıt verenler ise (%66) ise, özel ders vermek, kırtasiyecilik yapmak, basınla ilgili işler, şoförlük, seyyar satıcılık gibi işleri yaptıklarını belirtmişlerdir. Günümüz Türkiye’sinde de aynı konular basına sık sık yansımıştır. Öğretmenler artık küçük şehirlere ve yerleşim bölgelerine gitmektedirler. Özellikle hayatın pahalı olduğu İstanbul gibi şehirlerden yavaş yavaş ayrılmaktadırlar. Öğretmen atamalarına eskiden kapalı olan İstanbul, şimdi öğretmen açığıyla herkese açık duruma gelmiştir. Bunun temel nedeni aslında, öğretmenlerin halihazırdaki gelirleriyle büyük şehirlerin pahalılığını karşılayamamalarıdır.

Ocak 1981 yılında yayınlanan Öğretmen Dünyası adlı dergide “Yeni Bütçe Yılında Öğretmenlerin Durumu” başlıklı yazıda ise şunlar yer almaktadır: “Günümüzdeki bütün meslekler gibi öğretmenler de hayat pahalılığı ve zamlardan etkilenmektedirler. Aldıkları para geçinmelerine yetmemektedir. Birçok öğretmen ek işler yapmakta bu ise öğretinin niteliğini düşürmektedir”.(16) Çocukların okul giderlerine, kültürle ilgili (gazete, kitap, dergi, tiyatro vb) ve ev eşyalarına burada yer verilmemiştir. Genellikle öğretmenlerin taksitleri de vardır ama bu da belirtilmemiştir. Başta sözü edilen, %50’lik artış sonrasında aylıkların 15000-17000 arasında olacağı öğrenilmiştir. Maliye Bakanlığı yetkilileri, ise “enflasyon oranının yıllık %40 olacağını, kalırsa gelecek artışın %10 olduğunu açıklamışlardır...”.(17) Burada öğretmenlerin geçim endeksi ortalamadan düşük olduğu, ve aldıkları maaşlarla geçinmelerinin zor olduğu ortaya çıkmaktadır. Daha sonraki yılda bu durumun devam ettiğini gösteren tipik bir örnek Öğretmen Dünyası’nda çıkan bir yazıdan verilebilir: “... Memur maaşlarında %25-30’luk bir artıştan söz ediliyor. Her yıl böyledir bu... ve memur maaşları %25 artmışsa hayat pahalılığı her halde %50 artmıştır Yıllardan beri bütçelerin altında ezilmektedir memurlar ve öğretmenler.”Bu dönemde öğretmenlere, yapıları yan ödemelerin de yetersiz kaldığı gözlenmiştir.

Öğretmenlerin diğer sosyal haklar bakımından (izin, tatil, doğum izni vb.) diğer devlet memurlarından pek farkları olduğu da söylenemez. 11. Milli Eğitim Şura’sı toplanmadan önce Öğretmen Dünyası adlı dergide bir grup öğretmene (17242) uygulanan anketin sonuçlarından ortaya şunlar çıkmıştır: “öğretmenler toplu gezi ve pikniklere, çay ve balolara genellikle hiç katılmıyorlar. Bunun önemli nedenlerinden biri, bu iş için para ayıramamaları. Ev kiraları çok yüksek. Ev bulmak, özellikle bekar öğretmenler ve köyde çalışanlar için en büyük sorun. Köyde çalışanların diğer çok önemli sorunları, geçim sıkıntısı ve çocuklarını okutamamadır. Bütün öğretmenler açısından düşünüldüğünde, geçim sıkıntısı bütün sorunların önüne geçiyor, özellikle il merkezlerinde...Yeniden meslek seçimi mümkün olsa, öğretmenler bu mesleği seçmek istemiyorlar, çocuklarına da bunu önermiyorlar. Çünkü geçinemiyorlar, bir yığın başka sorunla boğuşuyorlar ve bu durum mesleğin saygınlığını zedeliyor...”.(18) Bu dönemde ülkemizdeki öğretmen aylıklarının her dönemde olduğu gibi diğer ülkelerdeki meslektaşlarından düşük olduğu gözlenmiştir, örneğin 10.9.1986 Tarihli Hürriyet Gazetesinin bir haberinde bu durum şöyle özetlenmiştir: “ülkemizdeki öğretmen aylıklarını, öteki ülkelerle karşılaştırdığımızda ortaya üzüntü verici bir tablo çıkmaktadır, örneğin, ülkemiz öğretmenlerine göre, Yunanistanlı öğretmen 6 kat, Arabistanlı öğretmen 18 kat daha çok aylık almaktadır.”

Yan ödemeler ve emeklilik bakımından da öğretmenlerin bu dönemde kayıpları olduğu bilinmektedir. Öyle ki; amacından saptırılarak genişletilen, giderek normal aylığın bir parçası durumuna getirilen yan ödemeler emeklilik rejiminin işleyişine, emeklilerin zararına olmaktadır. 30 yıllık kıdemi bulunan, 1/4 kademesinden aylık alan bir öğretmen, ilköğretim kademesinde ortalama 172 bin, ortaöğretimde ise 176 bin TL. alır. Aynı öğretmen emekli, olduğunda 128 bin 700 TL. alacaktır, iki aylık arasında emeklilerin zararına 43 ile 47 bin TL. fark olacaktır. Bu miktar öğretmen aylığının %28’ini oluşturmaktadır. Böylece aslında, yetersiz olan aylık, emekli olunca daha da yetersizleştirilip, emekli öğretmen ekonomik açıdan çok zorlanmaktadır.(19)

Bu dönemde ilginç bir uygulama da mevcut öğretmenler varken, yurt dışından öğretmen getirtilmesi olmuştur. Bu öğretmenlerin Türk öğretmenlerden maaş olarak daha fazla aldıkları da bilinmektedir. Bu konuda aynı yazıda, öğretmenlerimizden biri şunu söylemektedir: “...Bugün basından öğreniyoruz ki, dışarıdan getirilen öğretmenlere 200-300 bin TL. (Türk öğretmenler ortalama 85000 TL alıyor) aylık ödeniyor. Aynı işi yapan Türk öğretmenine ise bunun dörtte biri veriliyor, öğretmen ekonomik yönden güçlendirilirse, öğrencisine ve ülkesine o derecede yararlı olacağı kanaatindeyim”.(20)

Mayıs 1986 yılında Çağdaş Eğitim adlı dergideki “Öğretmenler Cezalandırılacak Ama Asıl Suçlu Kim?” başlıklı yazıda şöyle denmektedir; “... Millî Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı, 1986 Mart ve Nisan aylarında kaçak ders operasyonunu başlatmıştır. 192 bakanlık müfettişi çok sıkı bir takip ve taramaya girişmiş Ankara’da 10 büroda görevli 32 öğretmenin kaçak ders verdiğini tespit etmiş, cezalandırılmalarını istemiştir ve bazıları da cezalandırılmıştır... Fakat öğretmenlerin neden para karşılığı ders vermek zorunda oldukları sorununa bir cevap bulunamamıştır... Oysa ki, maddi. sıkıntı içinde bulunan öğretmenler de geçimlerini sağlayabilmek için para karşılığı ders vermeyi kabul etmektedirler... Devletin verdiği maaş geçimlerini sağlasaydı, öğretmenler özel ders vermezlerdi... Nitekim, maddi imkanları yerinde olan hiçbir öğretmenin para karşılığında özel ders verdiği görülmemiştir”.(21) Yine aynı yıl Ankara’da ilk ve orta dereceli öğretim kurumlarında görev yapan ya da emekli olmuş, Ankara’da oturan öğretmenlere bu konuda, bir anket uygulanmış ve konumuz açısından şu sonuçlar ortaya çıkarılmıştır: “öğretmenlerden %9’u çevreden mali yardım aldığını, %17,2’si ikinci bir iş yaptığını, %24,8’i borçlanma yoluyla cari harcamalarını karşılayabildiğini ifade etmişlerdir. Genel olarak da öğretmenlerin %51,8’nin maaşlarıyla geçinemedikleri ortaya çıkmış bulunmaktadır...”.(22) Ocak 1989 tarihinden itibaren, gerçek istediğimiz ölçüde büyük bir sıçrama elde edilememiştir, fakat normal memura %22 oranında artış sağlanırken, öğretmenlere %38 oranında artış sağlanmıştır. Artışta ders ücretleri ve eğitim-öğretim tazminatları da söz konusudur.

Bütün bu artışların sonucunda, 9/1 kademeden başlayan normal bir yüksek öğretim mezunu memur olarak ilk girişinde 143000 TL. alıyorken, 9/1 kademeden başlayan bir ilkokul öğretmeninin başlangıç aylığı net 246000 TL. olmaktadır. Öğretmen maaşının bir anda artırılamayışının en büyük engeli, öğretmen sayısının fazlalılığıdır. Milli eğitimde 1989 başı itibarıyla öğretmen sayısı 400000 dir.(23) 1989 yılında OECD’nin yaptırmış olduğu “Milli Eğitim Politikaları İncelemesi-Türkiye” başlıklı raporda öğretmenlerin ekonomik durumları hakkındaki tabloya bakıldığında öğretmenlerin ücret bakımından oldukça gerilerde kaldığı görülmektedir. Özel okul öğretmenlerinin aldıkları ücretler doğal olarak resmi okullarınkilerden daha fazladır ama istihdam olanağı bakımından o kadar da önemli bir meblağ yoktur. Bu nedenle bunlar ücret politikasının biraz dışındadır.(24)

Tablo 1. 1986 Yılı İtibarıyla Bazı Meslek Gruplarına Göre Aylık Ücretler

Meslekler

TL Asgari (Yaklaşık)

Azami (Yaklaşık)

Profesör

420000

450000

Doçent

350 000

300000

Asistan

400 000

325000

Yüksek Yargı Hakimi

450 000

550000

Devlet Hastanesi Doktoru

210000

300000

Genel Müdür

375000

325000

Lise, öğretmeni

200 000

230 000

İlkokul öğretmeni

150 000

180 000

1 .Derecede Devlet Memuru

125 000

150 000

Özellikle 1970’li yıllardan sonra, ihtiyaç karşısında öğretmenlik formasyonu aranmaksızın kitle halinde öğretmenler ve er öğretmenler göreve çağrılmış, mektupla öğretimle veya kısa süreli hızlandırılmış programlarla yaklaşık 25 bin kişiye asaleten lise öğretmenliği görevi verilmiş, nitelikli öğretmen dahi 70-80 kişilik kalabalık sınıflarda görevini yapamamanın bunalımına itilmiş, ev kirasını dahi karşılamayacak maaşla zor durumlara düşürülmüş, yurdun en ücra köşelerinde çok güç yaşam koşulları içinde sorunları ile yalnız bırakılmıştır. Sonuç olarak hem görev koşulları ağır, hem de maddi imkanları düşük kalan öğretmenlik, gençler için hiç de çekiciliği olmayan en geri meslekler arasına itilmiştir.(25)

Tablo 2.İTO geçinme indeksleri ile öğretmen Maaşları karşılaştırılması ( Nominal net maaş+ vergi iadesi)

Yıllar

Lise Öğretmeni

İlkokul Öğretmeni

Ücretliler Geçinme

Net Maaş

İndeks

Net Maaş

İndeks

İndeks

1976

5546

10000

4750

10000

10000

1977

6828

123,12

5986

126,02

130,5

1978

7940

143,17

6955

146,42

220,6

1979

11159

201,21

5982

125,94

389,1

1980

1.6019

288,84

13294

279,87

683,3

1981

21739

391,98

17614

370,82

928,5

1982

37962

648,49

26863

565,54

1248,9

1983

47614

858,53

33952

714,78

1600,1

1984

76009

1 370,52

59115

1,244,53

2298,7

1985

115711

2 086,39

89452

1983,20

3292,8

1986

155722

2 80783

122023

2568,91

4465,5

1987

198872

3 58686

165292

3476,96

6471,4

1988

335341

6 046 54

253442

533562

10548,5

Kaynak:(26)

Devlet yetkililerince çok iyi bilinen bu sorunlar, üniversitelerimizde yıllar boyu incelenerek raporlara bağlanmış, bu raporlar Cumhurbaşkanı ve Başkanların vaatkar sözleriyle açılışı yapılan Milli Eğitim Şura’larına konu olmuş, ne yazık ki alınan kararlar kağıt üzerinde kalmış, kalkınma planlarına giren politika ve tedbirler takipsiz ve kuramsal cümleler olmaktan öteye gidememiştir. Öğretmen ve öğretim üyelerinin ücretlerindeki yetersizlikler, eğitimin niteliğinin yükseltilmesi ve öğretmenlik mesleğinin cazip hale getirilmesini olumsuz yönde etkilemiştir.(27)Öğretmenlik mesleği çekiciliğin yitirmiştir, bunun asıl nedenlerinden biri de öğretmen maaşlarının yetersizliğidir.1976-1988 yılları arasında, öğretmenlerin vergi iadesi dahil, net maaşlarındaki, net gelişmeler aşağıdaki tablodaki gibidir.

Tablo 3.Dolar Karşılığı olarak öğretmen aylıklarında Gelişme(28)

 

İlkokul

Ortaokul

Lise

 

Maaş+ücret

Maaş+ücret

Maaş+ücret

Yıllar

TL

$

TL

$

TL

$

1938

20

20

40

40

50

50

1950

35

33

45

42

60

58

1960

350

40

400

45

450

50

1970

           

1980

12020

171

13216

188

13936

199

1982

22477

157

26669

186

2801.9

195

1984

36604

124

38366

130

40130

136

1986

60280

104

70071

1.21

72411

125

1988

150350

148

161577

158

201417

197

1989

503633

235

507361

236

515461

240

1993

4350000

312

4450000

318

4550000

322

Öğretmen aylıkları dolar bazında 1980-1988 yılları arasında değer kaybetmiştir. Nitekim ilkokul öğretmeni başlangıç maaşı 1980’de 171$ karşılığı iken bu miktar 1988’de 148’e düşmüştür. Aynı düşme ortaokul, lise ve dengi okul öğretmen aylıklarında da görülmektedir. Bu oran %34 kadardır. Fakat son yıllardaki maaşlar dikkate alındığında, bu düşüşün bir anlamda önlendiği söylenebilir. 300$ dolardan fazla bir miktara karşılık gelmektedir (ek ders ücretleri hariç). Diğer ülkelerle karşılaştırılmalı olarak öğretmen ücretleri ise şöyledir.

Tablo 4. Çeşitli ülkelerde öğretmen ücretleri (1988) (Dolar Olarak)

Ülke

Okulöncesi

İlkokul

Ortaokul

Lise

Almanya En Düşük

1329

1455

1518

1582

ABD (İllionis)

1428

1564

1700

1768

İsviçre

1968

2755

3150

3937

Hollanda

1390

1390

1390

1390

Avusturya

1278

1278

1278

1548

S.Arabistan

1170

1170

1170

1170

Türkiye

147

147

158

164

Kayrak:(29)

Tabloya, bakıldığında öğretmen maaşlarının Türkiye’de çok düşük seviyede seyrettiği, görülecektir. Bu açıdan Türkiye’de öğretmenler için olumsuzluklar söz konusudur.

Tablo 5. Öğretmenlerin diğer kamu personellerine göre maaşlarındaki gelişmeler (vergi iadesi dahil)

Yıllar

İlkokul/Lise Öğretmeni

Profesör (Sos. Bil)

Genel Müdür

Kaymakam

Hakim

1976

4750 5546

8938

7251

7662

8196

1980

13294 16019

28212

21174

23510

31159

1985

89452 115711

203273

178207

184357

204558

1987

165208 198172

423908

386593

362932

491644

Kaynak:(30)

Tablo’5 de görüldüğü gibi fiyat artışlarından en çok etkilenen kesim öğretmenler olmuştur. Üstelik, kamu personeli içinde lojman imkanlarından yararlananların en sonunda, öğretmen gelmektedir. Ele geçen maaş çoğu yerde ev kirasını bile karşılamaya yetmemektedir. Maaş yetersizliği ve konut, mesleğin çekiciliğini kaldıran iki önemli sorun olmaktadır. Hızlı, enflasyon karşısında öğretmenler çok zor durumda kalmışlardır. Ek iş yapan öğretmen sayısı özellikle büyük şehirlerde artmıştır.

Son ayarlamalarla, yeni göreve başlayan bir öğretmenin 1989 başında 163000 TL. olan aylık ve yan ödemesi, 1990 başında 404,000, 1993 ortalarında yaklaşık 4,350,000, TL’dir. Bu aynı dönemde İstanbul’daki normal bir temizlik işçisinin maaşının 1/3’üne karşılık gelmektedir.(31)

Atatürk döneminden sonra, öğretmenlik mesleği toplum içinde saygınlığını giderek yitirmeye başlamış ve öğretmen yetiştirme politikalarındaki hatalar ve tutarsızlıklar, öğretmenliğin meslekler hiyerarşisinden hak ettiği yeri almasını, öğretmenlerin Türk toplumundaki statülerinin yükselmesini engellemiştir. Böylece öğretmenlik mesleği, gerek maddi, gerekse manevi olanakları bakımından cazip bir meslek olmaktan çıkmıştır.(32) Eğitim bütçesi de bu yıllarda gitgide gerilemiştir. Bu konudaki yazı dizisinde Abdullah Kaygısız şunları söylüyor: “Biz Milli Eğitim’e bütçede %14’e kadar pay ayrıldığı günleri biliyoruz. Bugün bu pay %7-8’lere düşmüştür. Bu 6-7 puan, 4-5 trilyon TL. demektir, az para değil”.

Öğretmen1erle ilgili olarak Milliyet Gazetesinde Nai1 Güreli tarafından yazılan “Öğretmenim” başlıklı yazıda ise öğretmenlerin ekonomik sorunları hakkında öğretmenler şunları belirtmişlerdir. 11 yıllık bir öğretmen, ek işinden aldığı paranın öğretmen maaşını katladığını belirtmiştir. Bir öğretmen şöyle demektedir: “Aldığım maaş kasaba, bakkala gidiyor. Ayın yarısından sonra veresiye, aybaşını bekliyoruz... İstanbul’a, geldiğimden bu yana ek işte çalışıyorum”. Öğretmen maaşlarının düşük olduğunu vurgulayan Eğit-Der Başkanı Mustafa Gazalcı; öğretmenlerin bu ücretlerle mesleğini sürdürmesini imkansız olduğunu belirtmektedir: “Öğretmen yaşayabilmek için mutlaka ikinci bir iş yapıyor. Bence büyük sorunlardan biri de bu. Son yapılan zamlarla da öğretmenlere yeterli artış verilmedi, hatta genel, artışın altında tutuldu. Meslekte iyi yetişmiş elemanlar özel okullar ve dershaneler tarafından ya da başka iyi işler için kaçırılıyor. Eğitimin kalitesi düşüyor böylece”. Görüldüğü gibi Eğit-Der başkanı öğretmenlerin sorunlarının halen daha çözülememesinin temelde soruna yaklaşımın farklı olduğundan ileri geldiğini belirtmektedir.

Öğretmenlerin 120 çeşit işte çalıştıkları belirtilirken ve “öğretmenlik ek iş oluyor” denirken Milli Eğitim Bakanlığı’nın buna karşı pek de somut bir önlem aldığı da gözlenmiyor. Bu konuda şunlar söylenmiştir: “Ek iş yapan öğretmenler, her gün iki ayrı kimliğe bürünmenin, hiç yorulmasa bile insanı mahvettiğini söylüyorlar. Sorunların çözümü için örgütlenmek gerektiği söyleniyor...”(33) 1991 yılında, yapılan iyileştirmelere rağmen, öğretmenlerin ekonomik sorunlarının özellikle büyük şehirlerde devam ettiği ortaya çıkmaktadır.

Yine öğretmenlerle ilgili olarak, “Öğretmen Yetiştirmede Koordinasyon” toplantısında öğretmenlerin maddi durumları konusunda şunlar belirtilmektedir: “...öğretmenlerin ve öğretmen emeklilerin Milli Eğitim Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı’nın yayınlanmış olduğu ve kendi meslek ve ilgi alanlarına ilişkin konulardaki yayınlarda ücretsiz veya en az %50 indirimli olarak yararlanmaları sağlanmalıdır, öğretmenler için hali hazırda uygulanmakta olan ücret sistemi birçok eksikliği içinde taşımaktadır. Bu bakımdan öğretmen kıdemini ve özellikle başarısını dikkate alan ve adil olarak işleyen bir ücret politikasının geliştirilmesi mutlak bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Bu tedbirlerden, ek ders ücretlerinin artırılması gibi acil nitelikli olanlar Bakanlık tarafından süratle uygulamaya konmalıdır. Ayrıca, diğer devlet memurlarının yararlanabildikleri katsayı yükseltilmesi, yan ödemeler, özel hizmet tazminatı, mahrumiyet tazminatı öğretmenlere de sağlanmalıdır. Düzenli terfi sistemi ve her başarılı hizmet yılı için üç ay emeklilik kıdemi getirilmelidir Sorun, bir “Öğretmen Personel Kanunu” çıkarılmasıyla çözüme ulaştırılmalıdır”.(34)

Bu dönemde de öğretmenler, yine yapılan iyileştirmelere rağmen genel ücret düzeyleri bakımından enflasyonun altında kalmışlardır. Örneğin Eğitim-İş Sendikası 24.11.1993 tarihinde yapmış olduğu bir basın toplantısında, bu konuda şunları belirtmiştir: “1993 yılında eğitim çalışanları yoksullaştı %73 enflasyona karşılık %55 zam bunun açık göstergesidir. Kasım 1993 tarihi itibarıyla 4 kişilik bir ailenin zorunlu giderleri 8.894.672 TL’dir. Buna karşın en yüksek öğretmen maaşı ise 6,2 milyon, ortalama öğretmen maaşı ise, 4,3 Milyon TL.’dir, Hizmetli ve memurların ortalama maaşı 2,5 Milyondur. Maaşlar azalırken sınıf mevcutları artmaktadır, özellikle büyük kentlerde artan öğrenci sayıları eğitim-öğretim iklimini ciddi şekilde bozmaktadır”.(35) Aynı şekilde, 24 Kasım 1993’de Milliyet Gazetesinde çıkan “Öğretmenimizi Enflasyona Feci Halde Ezdirdiler” başlıklı yazıda, öğretmenlerin enflasyonun altında maaş aldıkları ve ikinci bir iş yapmalarının olağan karşılandığı belirtilmektedir.

Maaş yetersizliği ve konut sorunu çözülmedikçe, öğretmenlik mesleğini çekici kılmak ve başarılı gençleri bu mesleğe yönlendirmek mümkün olmamıştır. Bu üniversite giriş sınavlarının tercih sıralamalarına bakıldığında, daha açık bir şekilde bu olguyu görmek mümkündür. Öğretmen liseleri mezunları bile öğretmenliklere ve öğretmen yetiştiren kurumlara fazla rağbet etmemişlerdir.(36)

1994 yılı TBMM Bütçe Raporunda yer aldığı üzere, Türkiye öğretmenler Yardımlaşma Kurumu Kanunu (TÖYAK) Tasarısı hazırlanmış bu kanunda öğretmenlerin ekonomik sorunları ile ilgili olarak şunlar tasarı haline getirilmiştir. 4357 sayılı kanunla İLKSAN’a sağlanan olanakların, daha da iyileştirilerek tüm öğretmenler ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın merkez ve taşra örgütündeki görevlilerin tamamına yaygınlaştırılması suretiyle eğitim camiasındaki ikilemin ve ayrıcalığın ortadan kaldırılması, mesleki dayanışmanın pekiştirilmesi; TÖYAK üyelerine,

• Evlenme, doğum ve maluliyet yardımında bulunulması,

• Konut yapımı için 20 yıla kadar vadeli, düşük faizli kredi verilmesi,

• öğretmen pazarları, huzurevleri, öğrenci yurtları ve kreş gibi sosyal, tesisler sunulması,

• Uzun süreli düşük faizli borç verilmesi, öngörülmektedir.

Tasarıda ayrıca, eğitim ve öğretim hizmetleri sınıfında, çalışan öğretmenlerden 5.6.7.8. ve 9. derecede olanlara ek gösterge verilmesi amacıyla, hazırlanan “Devlet: Memurları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı” hazırlanmış, ancak uygulamaya geçirilmemiştir.

2000’li yıllara gelindiğinde de değişen pek fazla bir şey olmamıştır. Bu yıllarda ülkenin ekonomik alanda içine düştüğü çıkmazlar ve ekonomik dalgalanmalar, öğretmenlerin aldıkları maaşları ve ödenekleri su gibi eritmiş, genel geçinme endekslerinin çok altına düşürmüştür. Öğretmenler farklı bir iş yapabilmek için erkenden emekli olmayı tercih eder duruma gelmişlerdir. Bu dönemde % 47.7’lik enflasyona karşılık, kamu çalışanlarına enflasyon oranının üzerine 2 puan refah payını da kapsayan bir maaş artışı uygulaması devam etmiştir. Buna göre 1/4 kademedeki bir öğretmen 427.960.000 TL maaş alırken, 9/1 kademedeki bir öğretmen 323.500.000 maaş almaktadır. Buna karşılık 1/4 kademedeki bir üniversite mezunu şube müdürü 474.830.000 TL. 11/1 kademedeki bir Polis memuru 451.430.000 TL. maaş almaktadır. Bu tabloyu aslında uzatmak mümkündür ama bütün bu ödemeler düşünüldüğünde öğretmenlerin, kamu çalışanları içinde çok gerilere düştükleri açıktır. Şubat 2002 Perşembe tarihli gazetelerde, Eğitim-Sen sendikası başkanı öğretmenlere yönelik bir açıklamasında, bazı okullarda halen mevcudu 60, 70 öğrenciden oluşan sınıfların bulunduğunu belirterek, bu sorunun en önemli nedenlerinden birinin öğretmen açığı olduğunu söylemiştir. Bir öğretmenin aynı derslikte birkaç sınıfa ders verme durumunda kaldığı okulların sayısının oldukça kabarık olduğunun altını çizen Dinçer; öğretmen açığı sorununun ağırlıklı olarak Doğu-Güneydoğu ile İstanbul ve Ankara’da yaşandığını anlatmıştır. Öğretmenlerin ücretlerinin de son derece düşük olduğunu dile getiren Dinçer şöyle devam etmektedir: “1970’li yıllarda belli düzeyde de olsa tatmin edici ücret alan öğretmenler için artık o günler geride kaldı. Günümüzde öğretmenlerin ücret ortalaması 350 milyon TL.dır. Bu ücretlerle geçinemeyen öğretmenler ek bir is yapmak zorunda kalmaktadırlar. Ama bu sorun uzun yıllardır yaşanıyor.” Dinçer, sendikanın yaptığı bir anket çalışmasının öğretmenlerin önemli bir bölümünün mesleğinden memnun olmadığını ortaya koyduğunu da sözlerine eklemektedir. 3728

Türkiye’de öğretmenlerin ILO ve UNESCO sözleşmeleri dikkate alınmadan çalıştığına dikkat çekilmiştir. 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nde “Eğitim Emekçisi Yoksulluk Kıskacında” başlıklı bir kitapçık hazırlayarak öğretmenlerin sorunlarına bir kez daha dikkat çekmek isteyen Eğitim-Sen, hazırlamış olduğu kitapçıkta, eğitim çalışanlarının sorunları ve çözüm önerileri, araştırmalar ve rakamlarla ifade edilmiştir.  Geçen yıl 433$ maaş alan 1/4’ündeki bir öğretmenin maaşının 283$’a gerilediği ifade edilen kitapçıkta yer alan araştırmada, yine geçen yıl maaşıyla 6.3 cumhuriyet altını alabilen öğretmenin bu yıl ancak 4.2 cumhuriyet altını alabildiğine dikkat çekilmiştir. Araştırmada, kasım ve şubat krizlerinin ardından eğitim emekçilerinin reel ücret kaybının %50’lere vardığı eklenmiştir. Kore’de devlet ilkokullarında işe yeni başlayan bir öğretmenin yıllık 24 bin 150$, Japonya’da yıllık 21 bin 899$, İsviçre’de yıllık 32 bin 391$, İspanya’da yıllık 25 bin 319$ aldığı ifade edilirken, Türkiye’de ilkokullarda işe yeni başlayan öğretmenin yıllık 4968$ ücret aldığı ortaya çıkmıştır. Araştırmada, Türkiye’de 15 yıllık bir ilkokul öğretmeninin yıllık ücretinin 5112$ olduğu vurgulanmıştır. Öğretmenlerin çeşitli nedenlerle meslekten ayrılmalarından dolayı, öğretmen sayısının yetersiz kaldığını bunun en büyük nedenin de düşük ekonomik gelir ve çalışma koşullarının kötülüğü olduğu vurgulanmıştır. Aynı kitapçıkta yer verilen çözüm önerileri ise aslında, öğretmenlerin ekonomik olarak sorunlarının çözümlerinin, Türkiye’de boşa harcanan kaynaklarla çok kolay çözülebileceğini ortaya koymaktadır.”(38)

D-Sonuç

Türkiye’de öğretmenlerin ekonomik sorunları 1940 yılından beri çözülebilmiş değildir. Öğretmenler hemen her dönemde ücret bakımından, kamu görevlileri arasında, 7 ve 8. sıralarda maaş almışlardır. Öğretmenlerimizin birçoğu, öğretmenlerin ücret sisteminin bir düzene bağlanmadan, eğitimde niteliği artırıcı çabaların fazla bir olumlu sonuç vermeyeceği görüşündedirler. Ayrıca, hemen her dönemde, özellikle büyük şehirlerde, öğretmenler ikinci bir iş yapmak durumunda kalmışlardır. Bundan dolayı öğretmenliğin mesleki statüsü ülkemizde gitgide azalmaya başlamış, öğretmen yetiştiren kurumlar üniversite tercih sıralamalarında uzun yıllar son sıralarda kalmışlardır. Buna paralel olarak, yetenekli öğretmenler de meslekten ayrılmışlar ya da başka işlere gitmişlerdir, öğretmenlerden özellikle kırsal kesimde görev yapanların çoğunluğu ücretlerini zamanında alamamışlar, bu da onların yaptıkları eğitimi etkilemiştir. 1940 yılından sonra öğretmen ücretleri sürekli olarak artmış, fakat enflasyonun ve geçinme endekslerinin altında kalmıştır. Örneğin dolar bazında ortalama bir öğretmen, 1940 yılında 45$ alırken, gürümüzde bu rakam 300$’in üzerine çıkmıştır. Fakat diğer ülkelerle karşılaştırdığımızda, birçok ülkedeki, öğretmen maaşlarından çok düşüktür. Bu da öğretmenleri olumsuz yönde etkilemiş, öğretmen yardımlaşma kurumları da öğretmenlerin maddi açıdan geliştirilmelerine pek fazla yardımcı olamamışlardır.

Son yıllarda, öğretmenlik mesleğini çekici kılmak için bazı çalışmalar yapılmaktadır, burslu öğretmen adayları yetiştirilmesi, öğretmenlerin ek ders ücretlerinin artırılması, yardımlaşma kuruluşlarının düzenlenmesi, maaşlarda genel ortalamadan daha fazla artış sağlanması, eğitim öğretime hazırlık için bir kereye mahsus tazminat verilmesi, özellikle kalkınmakta olan bölgelerde çalışanlara kolaylık sağlanması gibi konular ele alınmaktadır. Genel olarak, özellikle 1990 yılından sonra öğretmen ücretlerindeki reel artışların, kamu kesiminde çalışan diğer memurlara göre daha fazla arttığı bu anlamda, öğretmenler lehine bir durum olduğu kabul edilmektedir. Şöyle ki. 9/1. kademeden bir öğretmenin ortalama maaşı, 1994 yılı Ocak ayı rakamlarıyla, yaklaşık 4.800 000 TL (Ek ders ve vergi iadesi hariç), aynı kademeden bir memurun maaşı, ortalama 3.650.000 olarak kalmıştır. Kuşkusuz bu rakamlar öğretmenlerin ücret bakımdan yeterli bir ücret aldıklarını göstermemektedir. Yine, geçinme endeksleri dikkate alındığında, öğretmen maaşlarının bu endeksin gerisinde kaldığı ortaya çıkmıştır. Bundan başka, özellikle maaşı doğrudan etkileyen, terfi ve atama sistemi bakımından da öğretmenler maddi kayıplara uğramışlardır. 2000’li yılları geçtiğimiz şu günlerde, tıpkı Cumhuriyetimizin ilk yıllarında olduğu gibi öğretmenlerimiz, ekonomik açıdan güçlük çekmeye ve maddi açıdan sorunlar yaşamaya devam etmektedir. Bu, kuşkusuz hem öğretmenlerin eğitimsel verimliliklerini, hem de gelecek kuşakların aldığı eğitimin niteliğini olumsuz yönde etkilemektedir.

 

Kaynaklar: 

 Yard.Doç. Dr.; Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi, İlköğretim Bölümü

1 Yahya Akyüz, Türk Eğitim Tarihi,  İstanbul, Alfa Yayınları, 2001 s. 347,:367 -368..

2 MEB. Maarif Vekilliği Mecmuası, Ankara, 1939, s. 1.

3 MEB, a.g.e., s. 25.

4 Engin, Ataç, Türkiye’de Eğitim Hizmetlerinin Kamu Harcamaları Açısından Analizi,  Eskişehir, 1979, s. : 9.

5 Ataç, a.g.e. s. 5

Eğitim Hareketleri Dergisi,.” Öğretmenin 1001 Sorusu, “ s. 30-31, ss. 24. Ankara, 1957.

Eğitim Hareketleri ,a.g.m. 1957 s. 38.

8 Eğitim Hareketleri, 1958, s. 37.

9 Üsterci, 1960, s.8

10 Andreas Kazamias, Education and Quest for Modernity in Turkey, London,1966, s. 156-158

11 Fuat Gündüzalp (1960). “Kadro Tıkanıklığı”, Eğitim Hareketleri Dergisi, Sayı 62, Ankara, Şubat.s.4.

12 Eğitim Hareketleri Dergisi “ Öğretmenin 1001 Sorusu”, Ankara, Haziran, 1957 s. 24.

13 Tahsin, Çizenel, ‘Eğitmenliğin Cazip Hale Getirilmesi”, Eğitim Hareketleri Dergisi, Ankara, 1962, ss.26-29.

14 OECD, The Mediteraenien Regional Project, Paris, 1965.

15 DİSK Ekonomik Raporu s.38; Defter Dergisi  Ankara, 1979,sayı 3, s.4.

16 Günaydın Gazetesi, 29 Kasım 1980.

17 Öğretmen Dünyası.”Yeni Bütçe Yılında Öğretmenlerin Durumu”, Yıl 2, S.13, ss.3. Ocak, (1981) Ankara.

18 Öğretmen Dünyası, “XI. Şura’nın Bir Yönü”, Yıl 3, Temmuz, 1982 Ankara s. 31.

23 Nuri, Poyrazoğlu, “Öğretmen Aylıkları ve Bir Ayrıntı” Öğretmen Dünyası, Yıl 8, S.93, Eylül, 1987, Ankara, ss. 4-6.

19 Hüseyin Hüsnü Tekışık “Öğretmenler Cezalandırılacak Ama Asıl Suçlu Kim?” Çağdaş Eğitim Dergisi, S.111, yıl 11, Mayıs, 1986Ankara, ss. 1 – 3.

20 Fatma Güçlü “Öğretmenlerin Gelir ve Giderleri”, Öğretmen Dünyası Dergisi Yıl, 8, S.93, Eylül, 1987, Ankara, ss.2-6.

21 Çağdaş Eğitim, “Başyazısı” Sayı 14, Şubat, 1989 ss. 1-3.

22 OECD Milli Eğitim Politikaları İncelemesi “Türkiye”  Ankara,. 1990, s. 59

23 Zekai, Baloğlu, Turkiye’de Eğitim, İstanbul,1990, TÜSİAD Yayınları.

24 DPT Memur işçi ve Emeklilerin Nominal Ücret Serileri, 1976- 1987 Ankara, 1988. s.63-64

25 DPT.VI. BVKP.,Gelişme Raporu, Ankara, 1988, Başbakanlık Yayınları, s. 354

26 MEB, DPT maaş endeksleri Kazamias, 1966 ‘ Baloğlu,1990’dan düzenlenmiştir.

27 Baloğlu, a. g. e. s. 85

28 DPT, Memur-işçi ve Emekliler Nominal Ücret Serileri Mart 1988 ‘ den düzenlenmiştir.

29 15 Temmuz, 1993 Tarihli Milliyet Gazetesi

30 Asuman, S. Saraçaloğlu. “Türkiye ve Japonya’da Öğretmenlerin Statüleri” Çağdaş Eğitim Dergisi, Ocak, 1991, Ankara, s. 162,” ss. 15-23.

31 Nail, Güreli “Öğretmenim” 8 Eylül-12 Ekim 1991 Tarihleri Arası Milliyet Gazetesi Sürekli Yazı Dizisi

32 MEB Öğretmen Yetiştirmede Koordinasyon, Ankara, 1992, s.207-209

33 Milliyet Gazetesi, 15 Temmuz, 1993

34 Eğitim-iş Sendikası 24.11.1993 Tarihli Basın Toplantısı Notları.

35 YÖK, ÖSYM, 1992 Yılı İstatistikleri, Ankara.

36 Şubat 2002 Perşembe Özgür Politika Gazetesi,

37 5 Ekim 2001 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi.

 
BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber