Bu haber kez okundu.

Yabancı dil öğreniminde anadilin önemi

Bu dili burada yani Türkiye’de öğreniyoruz. Haliyle Türkiye’nin dili İngilizce değil. İmkanlar Türkiye’de İngilizce ile iletişime geçebilmemiz için çok kısıtlı. Geçmişte okulda öğrendiğimiz İngilizcenin bizim için yeterli olmadığını hatta hiçte yeterli olmayacağını biliyoruz. Seçeneklerimiz arasında bu dili öğrenmek için, kursa gitmek, özel ders almak ya da kendi kendimize bir başlangıçta bulunmak var. Bununla beraber, her ne şekilde olursa olsun gerçek olan bu dili Türkiye’de öğreneceğimiz. Gittiğiniz kursta öğretme teknikleri sizinde göreceğiniz gibi dil bilgisi öğretimine dayalı bir öğretim olacak. Zaten dünyada en yaygın olanı da bu. Öğretmenimiz; sıfat, fiil, özne, yüklem, nesne, bağlaç, edat gibi daha birçok dilbilgisi ile ilgili terimlerin ana başlıkları altında bize bu dili anlatmaya başlayacak. Eğer Türkçenin dilbilgisini bilmiyor ve de bu terimlere yabancıysak işimiz doğal olarak zorlaşacaktır. Çünkü her ne şekilde olursa olsun, bir dilde cümleler kurmak istiyorsak, öncelikle öğelerinin her biri yapı taşı olan o dilin dilbilgisini bilmek zorundayız ve dahası bildiğimiz kelimelerin fiil mi, sıfat mı, yoksa zarf mı olduğunun tasnifini yapabilmeliyiz. Aksi takdirde hangi kelimenin cümle içerisinde nerede ve nasıl kullanılacağını bilmemiz zor olur. Ve derslerde sürekli bu terimleri duyduğumuzdan dolayı konuları anlamamız daha da zorlaşacaktır.

Öyle veya böyle sıfatın, fiilin, bağlacın, edatın, öznenin, nesnenin ne olduğunu bilmek zorundayız. Bunların yapısı İngilizce’de aynen geçerlidir. Yani özne Türkçe’de neyi ifade ediyorsa İngilizce’de de aynı şeyi ifade ediyordur. Farkı sadece cümlede kullanıldığı yerdir. Mesela zarf, yani zaman bildiren ifadeler İngilizce’de kural olarak en sonda ifade edilirken Türkçe’de bu şekilde değildir. Dolayısıyla önce bildiğimiz şeyin zarf olduğunu bilmeli sonra bunu cümle kurduğumuz zaman en sona koymalıyız.

Türkçenin gramerini bilmek işimizi son derece kolaylaştıracaktır. Dili öğrenirken mantık aramalıyız, kıyaslar yapmalıyız bu konuda sonuca ulaşmamız için dilbilgisi bilgimiz çok önemlidir. Aklınıza hemen “Hangi Amerikalı konuştuğu kelimelerin sıfat mı yada isim mi olduğunu biliyor?” diye bir soru gelebilir. Cevap olarak müsterih olun çoğu bunu bilmiyordur diyebilirim. Bilmekte isteyeceğini sanmıyorum! Aynı şey Türkçe konuşan bir çok Türk için de geçerlidir. Fakat bunu bu şekilde değerlendirmek yanlıştır. İngilizcenin dilbilgisini öğrenmek bizim için gereksiz gibi gelebilir.

Hepimiz çok güzel bir şekilde anadilimizi konuşuyor olabiliriz. Üstelik sıfat ve zarfın ne olduğunu da bilmiyor olabiliriz. Sizce biz dahi miyiz? Kesinlikle hayır. Bu tamamen etrafımızdaki herkesin konuştuğumuz dili konuştuğundan kaynaklanmaktadır. Bu şekilde yıllarca dinleme yaparak bizde sonunda konuşmaya başladık. Aynı kelimeyi, aynı cümleyi, binlerce, on binlerce defa duyduk. Konuşulan anı yaşadık. Ağlayınca insanlar bize sus dedi ve sustuk. “sus” kelimesinin dilbilgisinde neye karşılık geldiğini belki yetişkin olduğumuz zaman öğrendik. Ama ilk önce öğrendiğimiz şey “sus” denildiği zaman susmak oldu. Çünkü “Susma”nın da ne olduğunu daha önce görmüştük. Bu şekilde binlerce, on binlerce kelimeyi, yerinde yaşayarak, aynı cümle içerisinde defalarca duyduk ve öğrendik.

Bu bizim zeki olmamızla alakalı değildi. Yalnızca etrafımızda olan biteni yaşıyorduk o kadar. Ve bilgi doğal olarak zamana yayılmıştı. İki yaşındayken konuşmaya başlamış olabiliriz, beş yaşındayken birçok şeyi ifade edebiliyor durumunda olabiliriz, ama yine beş yaşındayken sanırım kimse Siyaset Meydanı’ndaki konuşmaları anlayacak kadar dil becerisine sahip değildi. Fakat anadilimizi konuşabiliyorduk.

Okulda kitaplar okumaya başladık, evde televizyon seyretmeye devam ettik. Beynimize sürekli bir bilgi girişi oldu. Sizce bu şartlarda birinin sıfatın ya da fiilin ne olduğunu bilmesine ihtiyacı olabilir mi? Biz bütün bu faaliyetler sonucu anadilimizdeki ulaştığımız sonuca, İngilizcede de yalnızca bir kaç saatimizi ayırarak ulaşmaya çalışacağız. Etrafımızda anadilimizdeki gibi doğal bir ortam olmayacak bu yüzden bizim İngilizcenin dilbilgisini bilmemiz gerekecek. Zaten zor bir şey değil. Dilbilgisi dediysem profesörü olun da demedim. İngilizce dersinde öğretmeniniz size zarftan bahsederken yada fiilden, bunları bilmiyorsanız lütfen sorun ve öğrenin. Bu türden durumlara bizzat kendim en uç örneklere kadar tanıklık ettim. Saatlerce zarf ile ilgili bir konuyu anlatırken zarfın ne olduğunu bilmeyen insanları olduğunu keşfettim. Akıllarına nedense “Hocam önce şu zarfın ne olduğunu tarif eder misiniz?” diye sormak gelmemişti yada sormaya çekinmişlerdi. Bunun için bu tür durumlara dikkat edelim. Türkçenin dilbilgisini biliyorsak bahsedilen terimlere aşinalığımız varsa zaten sorunumuz yok demektir.

 

Yukarıdaki anlattıklarım Türkçenin yapısını bilmenin avantajları ile ilgiliydi. Bir de anadilin kullanım boyutu var. Yukarıdaki anlatılanlar daha çok öğrenme sırasında bilgi akışının daha kolay kavranılması, nitelik kazanması bakımından faydalı olan kısmı ile alakalıydı. Aynı zamanda iyi bir anadile sahip olmanın bir diğer yani kullanmaya yönelik yeteneklerdir. Bir dili bilmemiz, istediğimiz her şeyi kolaylıkla ifade edeceğimiz, son sürat konuşacağımız, şiir hatta roman yazacağımız anlamına gelmez. Herkes anadilini öyle yada böyle anlar fakat herkes şiir yazıp, saatlerce hiç tıkanmadan konuşamaz. Bunlar kişinin kendisi ile ilgilidir. Konuşmaya düşkün, ifade yeteneği güçlü, anadilini süratli kullananlar, anadilinde şiir yazanlar yada roman yazanlar daha sonra bu yaptıklarının aynısını İngilizce’de de yapabilirler. Bu türden insanların gelişme kaydetmesinin diğer insanlara göre daha fazla olduğu ortada olan bir gerçektir.

Umarım sizlerde konuşmayı sevenlerdensinizdir. Öyle değilseniz bir an önce geveze olmanın yollarına bakın. Sözün kısası İngilizce’de yapabilecekleriniz bir anlamda anadilinizle yapabildiklerinizle sınırlı olacaktır. Araya reklam alarak birkaç dakikada birkaç cümle konuşabiliyorsanız, sinemaya gittiğinizde amerikan filmlerindeki aktörler gibi hızlı konuşacağınızı ümit etmeyin. Ama şu bir gerçek; hepimiz bu dili isteklerimiz doğrultusunda kullanacağız, bu şekilde yönlendireceğiz. Anadilimizde daha önceden ihtiyaç duymadığımız bir şeye daha sonradan neden ihtiyaç duyalım ki. Örneğin, ben ne Türkçe ne de İngilizce şiir yazamam.

Bu dili bilmememle alakalı değil; yeteneğim yok. Fakat saatlerce susmadan, takılmadan Türkçe ya da İngilizce konuşabilirim. Bu tamamıyla benim anadilimi kullanma kapasitemle alakalı. Ve şu anda siz de bu anlamda kendinizi tanımlayabilirsiniz. Bütün bunların yanında hiçbir şey bizim bu dili öğrenemeyeceğimiz anlamına gelmez. Bunlar sadece dil öğrenme aşamasını kolaylaştırmayla yada daha iyi kullanabilme ile alakalıdır. Türkçe de sesli, sessiz harfin ayırımını bile yapamayan öğrencilerim belirli bir süre sonra oldukça iyi yol kat ettiler. Yalnızca dil öğrenme sürecinde bir uzama oldu. Ama sonuçta geçte olsa aynı bilgiye onlar da ulaştılar. Fazladan önce sesli ve sessiz harfi birbirinden ayırmasını öğrendiler sonra asıl konuya geçtiler. Yaptılar mı? Evet isteyenler yaptılar.

Hemen bunların akabinde grameri ya da dilin kurallarını bilmeden bu dili öğrenmenin bir yolu, daha kolay bir yolu yok mu diye soracağınızı biliyorum. Aslında var. Ama öteden beri aklıma hiç yatmayan değişik türde dil öğretim teknikleri var. Fakat bir yerde yapancı dil olarak ikinci bir dil öğrenirken mutlaka gramer bilgisine ihtiyacımız var. Öğrendiğimiz dilin dilbilgisi kurallarını bilmeden, cümleler kuramayız.

Örneğin; dildeki belirli cümleleri defalarca tekrarlatıp bu cümleleri ezber değil de uygun durumlar içerisinde edindirmeyi amaçlayan teknikler gibi değişik, gramer bilgisinin hiç kullanılmadığı teknikler vardır. İngiltere’de ya da Amerika’da bu tekniği kullananlar var. Belirli durumlarda kullanılacak cümleler öğrencilere tekrar tekrar söyletiliyor. Siz cümleleri doğrudan algılıyorsunuz ve buna göre cevaplar veriyorsunuz. Tabii cevaplar da klişe aynı metotla size daha önce öğretiliyor. Masaya iki kalem koyarlar. Size iki kalem arasında bir silgi var demesini öğretirler. Siz de durumla birlikte bunu öğrenmiş olursunuz. Bir yerde mantıklı bir teknik olduğunu düşünürsünüz. Siz gramerle ya da cümlenin yapısıyla pek muhatap olmuyorsunuz.

Tıpkı İngilizce pratik kitaplarındaki gibi. Belirli cümleler ezberin ötesinde size verilmeye çalışılıyor. Ve siz onlara belirli cevaplar veriyorsunuz. İyi de bu şekilde kaç cümle ezberleyebilirsiniz yada öğrenebilirsiniz? Ya da konuştuğunuz kişi sizin söylediklerinize sizin öğrendikleriniz gibi cevap vermek zorunda mı? Ya farklı cevap verirse? Hayatımız boyunca milyonlarca değişik cümle kuruyoruz bunun hangi birini bu şekilde öğrenebiliriz. Çünkü bu sisteme göre üretim yapmamız zor. Her durumu ya da bir benzerini öğrenmemiz gerekir. Bir çeşit doğal bir ortam oluşturulmaya çalışılıyor. Bunu Türkiye’de başarmak zaten ayrı bir zorluktur. Yurt dışında belki bir yere kadar diyebilirsiniz. Böyle bir sistemde istediğiniz şeyi ifade edebilmeniz için o durumu daha önce yaşayarak öğrenmiş olmanız gerekiyor. Bu kadar çok şeyi ne size birileri öğretebilir ne de öğrenmek için bu kadar fazla zamanınız olur.

Dünyanın en iyi üniversitelerinde bile klasik sistemle dil öğretilmektedir. Tıpkı burada anlatmaya, her satırda anlatmaya çalıştığım gibi yaşayarak, hayatın içinde zamanla, dilbilgisi kurallarını kavrayarak öğrenme yolu. Belirli bir yaştan sonra İngilizce konuşulan bir ülkeye dahi gitseniz eğitim almadan İngilizceyi caddelerde öğrenmeniz çok ama çok zaman alır. Oysaki Türkiye’de ciddi bir çalışma size daha iyi yardımcı olur. Yurtdışında yıllarca kalıp da İngilizceyi öğrenememiş bir sürü insan tanıyorum.

Kaynak : kendinigelistir.com



BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber