Bu haber kez okundu.

Kadınlar neden çalışmak istiyor?

Türk toplumu hızla değişiyor. Kadın ve erkeğin toplumdaki konumu ve sorumlulukları büyük değişime uğradı. Günümüzde kadınlar erkeklerden çalışma konusunda daha hırslı ve azimliler... Peki bu nasıl oldu? Son 50 yılda kadınları çalışmaya bu kadar iten sebep ne? Öncelikle konunun derinliğine inmek adına bir kadının geçmişine gitmek gerekiyor. Aileler kız çocuklarını nasıl yetiştirmeye başladılar? Evde ezilen anne kızına okuması, çalışması gerektiğini böylelikle kendisi gibi ezilmeyeceğini ve ayakları üzerinde durabileceğini telkin ediyor. Aile tüm maddi olanaklarını zorlayarak çocuklarını okutmaya çalışıyor. Dersler, sonu gelmeyen sınavlar, uykusuz geceler, binbir türlü stres ve sıkıntı ile öğrenim hayatı devam ediyor. Türlü maddi manevi fedakarlıklardan sonra çocuk nihayetinde üniversite diplomasına sahip oluyor. Çekilen bunca sıkıntıdan sonra geriye iş sahibi olmak kalıyor. Çalışmak gerekiyor çünkü aile bu uğurda çocuğu için her türlü sıkıntıya katlandı. Öncelikle bu borcu ödemek gerekiyor. Çalışmak gerekiyor çünkü bu kadar sıkıntının somut bir karşılığı olmalı; olmayacaksa bu kadar çile neden çekildi? Birkaç yıl bu düşüncelerle geçerken kız çocuğu evde sıkılmaya başlıyor. Çünkü hayatı boyunca okula, dersaneye, kursa gitti. Hayatı hep ev dışında geçti. Yemek yapmak, evi temizlemek, misafir ağırlamak, el işiyle uğraşmak gibi şeyler basit... Dışarı hayatına alışmış birinin evde bunalması olağan bir durum... Bu sürece bir de toplumsal baskı ekleniyor. Okul bittiğinde bir şeyler yapılması gerektiğini dikte eden ''çalışmıyor musun'' sorusu kişiyi tam anlamıyla şartlandırıyor. Çalışmıyorsan bir anlamın yok, toplumdaki konumun sıfır, maddi güvencen yok, saygınlığın ve itibarın yerlerde ve ezilmeye mahkumsun... Bu düşünceler kızların beyinlerine ekilmiş fikir tohumları... Bu yüzden sonunu düşünmeden arzulanılan tek şey çalışıyor olmak. Hangi şartlarda ne zorluklarla olursa olsun çalışmak şart! Bir çok sıkıntıdan sonra kız çocuğu sonunda iş sahibi oluyor. Sonra evleniyor, çocukları oluyor. Maddi güvencesi var istediği zaman eşine baş kaldırabiliyor. Özgüven sonsuz... Eve akşamları geç saatlerde geliyor. Amirinden bir çok azar işitse de eşi tarafından ezilmemek adına bu durumu sineye çekiyor. Annelerine hasret büyüyen çocuklar mutluluğu dışarda aramaya başlıyor. Annelik vazifesini yapamıyor olmak kadında vicdani azaba sebep oluyor. İş hayatı ve ev hayatı kadının omuzları üzerinde bir yük haline geliyor ve kadının hassas fıtratı bu ikisini kaldırabilecek güçte değil... İşten yorgun argın gelip evde yemek yapıp temizlikle uğraşan kadının görevleri bu kadarla da bitmiyor. Daha annelik ve eşlik vazifeleri de var. Hepsi bir araya gelince tüm işler yarım yamalak kalıyor. Sosyal hayata alışan ve erkekleşen kadın çocuğu ayak bağı gibi görmeye başlıyor ve fedakarlık duygularını kaybediyor. Lohusalık depresyonları bu nedenle son zamanlarda sıkça rastlanılan bir vaka... Dolayısıyla kadın ne işini ne anneliğini ne de kadınlığını tam anlamıyla yerine getiremiyor. Bu da psikolojik sorunlara neden oluyor. Çünkü kadın narin yaratılışına aykırı bir yaşam tarzına ayak uydurmaya çalışıyor.

Sosyolojik bir sorunda kişiler adına genelleme yapmak hiç bir zaman doğru değildir. Çalışma ve ev hayatında başarılı olabilen bir çok kadın vardır. Buradaki sorun kadınların körükörüne çalışmayı kendilerine olmazsa olmaz görmeleridir. Halbuki kadınlar çalışmasa da kaliteli çocuklar yetiştirerek dünyanın en büyük işini yapmış olurlar. Bu uzun ve zorlu süreçte hayırlı evlat sahibi olabilmek en büyük hediyedir. Kadınların para kazanıp, nafakayı temin etmek gibi bir yükümlülükleri yoktur ve zenginlikleriyle değer kazanmazlar. Edep ve haya sahibi kültürlü bir kadının zaten değeri tartışılmaz bir gerçektir. Evlilikte çalışan kadınların tercih ediliyor olması karşı tarafın bu durumu kadının aleyhine kullanacağını gösterir. Kadınların çalışma konusunda kendilerini ispat etmelerine de gerek yoktur. Başarılı ve yetenekli bir kadın her halukarda üretime katkıda bulunup çevresindeki insanlara faydalı olabilir ve bunun değeri de asla parayla(maaşla) ölçülemez.

Sonuç olarak kadın; çalışmadan önce ince eleyip sık dokumalı, tercih edeceği çalışma hayatının getiri ve götürülerini iyice düşünüp doğru bir karar vermelidir. Kendisi, eşi ve çocukları için en doğru kararı verdikten sonra toplumun önyargılarının bir önemi kalmayacaktır. Çünkü kadının kendisine güvenmesi, kendisini yeterli bulması; mutlu, huzurlu, sağlıklı ve başarılı bir hayat yaşaması için çalışmak şart değil, alternatiftir. Gerçekten çalışmayı isteyen yada bu duruma mecbur kalan bir kadın tabi ki çalışmalıdır. Fakat çalışmayı kendisine bir güvence, garanti, saygınlık, değerlilik ve şart olarak görmesi yanlış ve yıpratıcı bir düşüncedir. Temel prensip fıtrata uygun yaşayabilmektir. Bu hem kolay ve tabi hem de rahatlatıcı ve mutluluk vericidir.

Rumeysa Şimşek - Aile Haber

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber