Bu haber kez okundu.

Eğitim kafayı geliştirmek demektir. Belleği doldurmak değil!

Cumhuriyet kurulduğundan bu yana gecen 92 yıllık 

zaman dilimi içerisinde neden milli eğitim politikalarımız hep cevap ezberleten bir eksen üzerine kuruldu. Neden çok soru soruyor diye anne ve babalar azarladı çocuklarını. Neden doğru soruyu soranı değil de doğru cevabı vereni ödüllendirdik.  Neden soru üzerinde sorgulama yapmayıp neden hep cevaba yöneldik. 

Evet hep cevaplara yöneldik hep cevapların peşinden koştuk. Hep önemli olanın cevaplar olduğunu düşündük.  Hiç bir zaman sorulan soru üzerine kafa yormadık. Soru sorarak sorgulama yapmayı hiç bir zaman denemedik. Sorulan sorunun doğruluğunu bile sorgulamadık. Hiç bir zaman sorulan soru üzerinde mantık yürütmedik.

Çünkü bizim eğitim sistemimiz soru sormak ve sorgulama yapmak üzerine kurulu bir eğitim sistemi değil. Analize ve mantıksal düşünceye yer vermiyor. Cevaba odaklanan bir eğitim sistemi ve o cevap da genellikle insana hiç bir şey kazandırmayan ezbere dayalı ve ya cevabı dört ve ya beş şıklı çözümler listesinin içinden  bulunup çıkartılan bir eğitim sistemi. 

Konuşanların tahtaya yazıldığı ve cezalandırıldığı bir sistemden geliyoruz. Çocukları konuşturmazsan, konuştuğu için cezalandırırsan, gelecekte  hiç bir olaya tepki vermeyen, cesaret edip konuşamayan bir halk yaratırsın.  Ya da konuşamadığı, kendini ifade edemediği için her şeyi zorbalıkla halletmek isteyen bir halk. 

Bizde çocuk boş bir küp olarak kabul edilir. Ansiklopedik bilgilerle onu doldururuz. Kitapta söyleneni aynen söyledi mi onun zeki olduğunu kabul ederiz. Çocuklar potansiyel olarak her yeteneğe sahiptir ama bunu görmezden geliriz.  Düşündürme, araştırma, sorgulatma, keşfettirme yoktur bizde.  Çocuklara hiç sorular yöneltmeyiz. Onların da bize sorular yönetmesine izin vermeyiz. Onları beyinleriyle düşünceleriyle baş başa bırakmayız. Maalesef böyle bir eğitim sistemiz var. Gerçekten değişmesi gereken bir eğitim sistemimiz var. Hatta eğitim de büyük bir değişime  ihtiyacımız var. Ama  bu büyük değişimi bana göre devlet yapamaz. Bu değişimi yapması gereken öğretmenlerdir. Fakat öğretmenlerde bu saçma eğitim sistemi içerisinde yetiştiği  için burada bir kısır döngü meydana çıkıyor. 

Evet bana göre soru sormak cevap vermekten daha zor ve önemli bir harekettir. Eğitim sistemimiz de çok önemli role sahip olması gerekir. Kısaca üzerinde yoğunlaşmamız gereken ve geçerli olan cevaplar değil, sorudur. Daha doğrusu doğru soruyu sormaktır. Soru ile sorgulamaktır. Ezbere dayalı sistemi terk etmektir. 

Çünkü soru sormak yada soruya dayalı sorgulama yapmak zekanın gelişmesinde en önemli faktördür.  Zekanın aktif hale gelmesini sağlar ve bilginin kalıcı olarak öğrenilmesini sağlar.  Eğer soru sormazsanız ya da soruyla sorgulama yapmazsanız zekanız hep pasif kalır. Zekanız işlerlik kazanmaz.  

Çünkü  soru sormak bir sanattır. Öğrenmenin ve sorgulamanın en önemli aşamasıdır.  Öğrenmeye başlamanın ilk şartıdır.  Öğrenme eylemini harekete geçiren  itici kuvvettir.  Düşünme gerektirir. Araştırma gerektirir.  Bilgi birikimi gerektirir. Okuma alışkanlığı gerektirir. Mantık gerektirir. Zeka gerektirir. 

Büyük bir bilim adamına bir konferansta  sormuşlar. Böylece büyük, tüm dünya tarafından tanınan bir bilim adamı olmanızda ki en büyük etken nedir diye.  Bilim adamı annem diye cevap vermiş. Annem okuldan geldiğim her gün bugün öğretmenine çok güzel bir soru sordun mu derdi. Beni yetiştiren en önemli etken budur diye cevap vermiş.

Doğru soruyu sormak o kadar da kolay bir işlem değildir.  Doğru soruyu sormak için ilgi duymak merak etmek, cesaret, kararlılık, öğrenme isteği gibi arzuların insanda oluşması gerekir. Kendini geliştiren, değişimi sağlayan, soru soran, her bilgiyi olduğu gibi kabul etmeyip sorgulayan insan, farkındalığı olan insandır. Çünkü eğitim kafayı geliştirmektir, belleği doldurmak değildir. 

Hayata soru ile başlarız. Hayatın başlangıcında soru vardır. Çocuklar bu yüzden sorgulayıcıdır. Çünkü hayata ve yaşama dair derin bir merakları vardır.  Bu derin bir öğrenme arzusu doğurur. Onların dünyayı algılamaları ve tanımalarında ki en önemli güç meraklarıdır. Bu yüzden  doğduğumuz andan itibaren devamlı olarak cevremizdekileri anlamaya çalışırız.  Konuşmaya başladığımız zaman ise cevremizdeki olup biteni, eşyaları, bilmediğimiz kelimelerin anlamlarını  kısaca bilmediğimiz her şeyi sorarak öğreniriz.

Ama yaşımız ilerledikçe soru sorma hevesi giderek azalır ve hatta bazen kaybolur.  Oysa yaşımız kaç olursa olsun sormaktan ve sorgulamaktan vazgeçmemeliyiz. Her sorulan soru yeni öğrenilen bir bilgi demektir. Ne kadar çok soru sorarsak sorularımızın kalitesi de o kadar artar.  Sorularımızın kalitesinin artması demek  yaşam kalitemizin artması demektir.  İstatistiki olarak 5 yaşında bir çocuğun günde ortalama 200 soru sorduğu tespit edilmiştir. Peki neden vazgeçiyoruz büyüdükçe merak etmekten, sorgulamaktan soru sormaktan, yeni bilgiler öğrenmekten, araştırmaktan. Çünkü bu saydıklarımızı yapmamızı  sağlayacak ya da destekleyecek bir eğitim sistemine sahip olmadığımızdandır.  Tamamıyla ezbere dayalı bir eğitim sistemine sahip olduğumuz içindir.

Artık dünya eski dünya değil. Dünya büyük bir değişimden geçiyor.  Bu değişimde, çocukların ve gençlerin eleştirebilen, sorgulayabilen, üretebilen bir bakış açısıyla hayata hazırlanmalarını hedef alıyor.  Gelişmiş  ülkelerde beyin daha iyi çalıştırılmaktadır ve öğrenciler ezbere dayalı bir sistemden daha çok deneye ve gözleme dayalı, sorgulayıcı, eleştirisel bir eğitime ve kültüre sahiptirler.  Bu da analiz ve yorumla yani sorgulamayla mümkün olmaktadır. Sorgulamanın ve soru sormanın olmaması demek hesabı yapılmamış günü birlik bir yaşam demektir. 

Şunu kesinlikle unutmayın aklınızın bir kenarına yazın. Şüpheden, eleştiriden, sorgulamadan ve analizden uzak, soru sormayan, ezberleyen, talim eden, aynen tekrar eden bir beyin yeterince çalışamaz ve üretemez. 

Şu anki eğitim sisteminde ödevini çok iyi yapan,  öğretmenin tüm yazdıklarını güzelce ezberleyen, sınav zamanı harfi harfine yazan çocuk çalışkan çocuk olarak ön plana çıkıyor. Oysa o çocuk bir nakliyecidir. Ezbercidir.  Sadece cümle hamallığı yapıyordur. Sonuçta sınıfını geçiyordur. Oysa bu çocuk yorumdan, sentezden, sorgulamaktan çok uzaktır. Beyni hep en alt kapasitede yıllarca çalışır durur. Maalesef şu anki gerçek budur. 

Farklılıkları görebilen, araştırmaktan sıkılmayan, çok soru soran, analiz yeteneğini daha çok geliştiren  çocukların hayatta kişişel ve akademik olarak daha başarılı olduğu tartışmasız bir gerçektir.

Onun için öğrencilere eğitimde ilkokuldan üniversiteye kadar her derste  eleştirisel, sorgulayıcı bakış açısının kazandırlması için gerekli olan eğitimlerin verilmesi gerekir.  Sonuç olarak yıllardır devam eden eğitim sistemimiz büyük bir değişime gerek duymaktadır. Cevap eksenli, ezber eksenli, sonuç eksenli  eğitim ekseninden çıkıp eleştirisel, sorgulayıcı ve analiz edeici bir eğitim sistemine geçmemiz gerekir.  Aynı şekilde kendimizi de değiştirmeliyiz.  Sormalıyız. Araştırmalıyız. İncelemeliyiz. Gerektiğinde karşı çıkmalıyız. Kendi düşüncelerimizi savunmalıyız. Bize sunulan her şeyi direk kabullenmek yerine onun üzerinde sorgulamaktan hatta şüphe uyandıracak sorgulamaktan çekinmemeliyiz. Bize sunulan bilgiyi, üzerinde değişik sorular sorarak, konu içinde derin bir sorgulama yaparak, mantık yürüterek  beynimize sokmalıyız. Ezberleyerek değil. Onun için aklımıza gelen her şey sorgulanabilir, her şey hakkında soru sorulabilir, araştırılabilir. 

Şunun da altını çizerek vurgulamak isterim. Çocukları okutmak önemli değildir. Okumak isteyen çocuk okur. Okumayı öğrenmek isteyen çocuk okumayı öğrenir. Öğretilmesi asıl önemli olan şey, çocukların okuduklarını sorgulamasıdır. Çocuklara her şeyi sorgulamaları gerektiği öğretilmelidir. Okudukları her şeyi, duydukları her şeyi sorgulamaları. 

Çocuklara otoriteyi sorgulamayı gerektiği öğretilmelidir. Anne ve babalar çocuklara otoriteyi sorgulamayı asla öğretmezler. Çünkü anne ve babaların kendileri zaten bir otorite figürüdür.

Unutmayalım, sorusu olmayan, her zaman yanıtı olan bir toplum gelişmiş sayılmaz.  Bir insanın bilgili olup olmadığını verdiği cevaplardan değil sorduğu sorulardan daha kolay anlarsınız. 

Sormadığımız zaman cevap alamayız. Kafamıza takılan bir nokta hakkında sorgulama yapmazsak o bilginin doğruluğu hakkında kafamızda hep bir soru işareti kalacaktır. Ayrıca sorduğumuz soruya tatmin edici bir cevap almak istiyorsak  en isabetli ve en doğru soruyu sormamız gerekir.  Unutmayalım güzel cevap güzel soru sorana verilir.

Soru sormanın değerini ve anlamını bilenler için her soru bir hazinenin anahtarını bulmak gibidir. Hazineden faydalanmak için hazinenin varlığını, ona ulaşma yolunu ve doğru anahtarı bulmak gerekir. Bu anahtar ise doğru soruyu sorabilmektir.

 

Kaynak: https://plus.google.com/107286725720160397928/posts/S42M6PC5x5h

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber