Bu haber kez okundu.

Çocuklar Neden Kabus Görürler?

Kabus, biz yetişkinlerin zaman zaman karşılaştığı ve oldukça sıkıntı verebilen bir yaşantı. Genel olarakkabus, uyku süresince kişiye güçlü duygusal rahatsızlık yaşatan rüya anlamına gelir. Çoğumuzun geceleri kan ter içinde büyük bir korkuyla uyandığı veya uyku sırasında kabusun etkisiyle sayıkladığı olmuştur. Bu korku, aynı zamanda erken çocukluk dönemindeki minikler tarafından da sıklıkla yaşanabiliyor.

Saldırılma, düşme veya ölüm korkusu; film ve hikayelerde karşılaşılan (sözde) canavarlar ve diğer korkutucu figürler; çocuğun uykusundan büyük bir korku ve çaresizlik içinde uyanarak panik içinde dakikalarca ağlamasına yetiyor. Hawkins ve Williams tarafından yapılan araştırmaya göre anaokulu çağı çocuklarının % 13,5’i, en azından haftada bir kere kabus görüyor. Bunun yanında 5-8 yaş aralığındaki çocukların % 28’inin, 9-11 yaş aralığındaki çocukların % 23’ünün, 12-14 yaş aralığındaki çocukların da % 10’unun her 6 ayda bir kabus gördüğü belirtiliyor. Zaman zaman görülen kabuslar çocukların ortak derdi olsa da, rakamların da bize gösterdiği gibi kabuslar, özellikle erken çocukluk döneminin belirgin bir sorunu. Yaş  dışında cinsiyet de, en azından belli bir gelişimsel dönemde kabus görüp görmemeyi etkiliyor. Özellikle 13-16 yaş aralığındaki çocuklarda kabus görme sıklığı bakımından cinsiyet farklılıklarına rastlanıyor. Buna göre kız çocukları, bu dönemde kabus görme bakımından erkek çocuklardan daha riskli durumda.

Tahmin edilebileceği gibi uyku bozuklukları, psikolojik stres ya da duygusal problemler de hem çocukların hem yetişkinlerin kötü bir gece geçirip geçirmeyeceğinde etkili oluyor. Bunun yanında çocuğun içinde bulunduğu gelişim aşaması da kabuslarla oldukça bağlantılı. Örneğin yeni yürümeye başlayan bir çocuk, artık bir yetişkinin yardımı olmadan hareket etmeye başlamış, yani artık bir nevi özgürlüğünü kazanmaya başlamıştır. Şayet bu dönemde çocuk kabuslar görmeye başlamışsa, bu durumun nedenlerinden birinin bu gelişimsel dönemin getirdiği anne-babadan kopmaya başlamak – örneğin yalnız yürümek – olduğunu görmek mümkün. Bununla birlikte olumsuz kişilik özellikleri, örneğin aşırı kaygılı olmanın, 1 yaş çocuklarında uykusuzluğa yol açabiliyor; yine 2 yaşındaki çocuklarda uyku problemlerini belirlemede etkili olabiliyor. Son olarak çevresel bazı etkilerin, örneğin yaşanan travmaların, bir istismara maruz kalmanın veya şiddet görmenin de uyku düzeni, kalitesi ve kabus görmede oldukça etkili olduğunu biliyoruz.

Anne-babaların çocuklarının iyi bir uyku çekebilmeleri için sergiledikleri kimi davranışlar, ne yazık ki tam tersine uyku bozukluklarına davetiye çıkartabiliyor. Örneğin çocukların, gece uyandıklarında tek başlarına yeniden uykuya dalabilme becerisine sahip olması oldukça önemli. Özellikle anne-babanın çocuğunun uykuya dalma aşamasında yanında bulunması, aslında gece uyanmalarının daha sık yaşanmasına ve yeniden uykuya dalabilmenin daha da zorlaşmasına neden olabiliyor.  Ayrıca 1 yaş altı çocuklarının aşırı fiziksel iyileştirmeler içinde uyutulmaları (örneğin sürekli olarak anne-baba yatağında veya kucakta), o ve sonraki dönemlerdeki uyku bozukluklarının temel nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.

Yani kısacası çocukların gördüğü kabusların nedenleri genetik, kişisel, sosyal pek çok faktöre bağlı olarak gelişebiliyor. Bu da öncelikli olarak bu kabusların nedenlerinin anlaşılmasının gereğine işaret ediyor. Bunun yanında kabuslar;çocukluk döneminde başlamış olsa da, mutlaka bu dönemde son bulmuyor ve zaman zaman yetişkinlik dönemine kadar sürebiliyor. Örneğin Simard ve arkadaşları,  5 ay ile 6 yaş aralığındaki 1000’e yakın çocuğun ebeveynleri vasıtasıyla çocuklarının uyku özelliklerini inceledikleri araştırmalarında, çocukların  % 87’sinde kabusların 1 yıldan fazla, % 47’sindeyse 5 yıldan fazla süre devam ettiğini ortaya çıkarıyorlar. Yani çocukluk döneminde başlayan kabuslar, ergenlik ve yetişkinlik döneminde de etkisini gösterebiliyor. Bu nedenle uzmanlar, erken çocukluk döneminde görülen kabusların nedenlerinin araştırılması, kabusların ne kadar süre ile devam ettiğinin takip edilmesi ve bunlara erken müdahale edilmesinin önemini vurguluyor.

Aslında görülen bu tabloyu oldukça olumsuz olarak algılamak mümkünse de, en azından anne-babalar kimi bilinçli tutum ve davranışlarla çocuklarında var olan bu sorunun büyümesine engel olabilirler. Örneğin 5-17 aylık dönemde, varsa çocuktaki kaygı belirtilerinin farkına varıp yardım ve tedaviye yönelmek ve 29-41 aylık dönemde çocuğun uyku alışkanlığı kazanması konusunda özerk olmasını sağlamaya çalışmak, çocukluk dönemi kabuslarının ileride daha da yoğunlaşmasına ya da psikopatolojik sorunlar şeklinde kendini göstermesine önemli ölçüde engel olabilir.

Yazar: Klinik Psikolog Gizem Altundağ

Alıntı: www.ajanspsikoloji.com

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber