Bu haber kez okundu.

Çocuklar İsimlerinden Memnun mu?
Müjde! Testi geçtiniz! Sonuç pozitif, hamilesiniz!

Bu aşamaları geçen ebeveyn adaylarının ilk birkaç ayı bebeğin cinsiyetini belemekle geçer. Tabii ki daha bu ilk günlerde isim arayışları da baş göstermeye başlar. 2-3 aylık bir bekleyişin ardından bebeğin cinsiyetini öğrenen anne-baba adayları daha da bir yoğunlaşırlar konu üzerine.

Annenin beğendiği isimler telaffuz edilmeye başlar, babanın beğendiği isimler telaffuz edilmeye başlar, çevreden isim önerenler olur, öz Türkçe kelime arayışına girenler vardır, Kur’an-ı Kerim’de mutlaka geçen bir kelime olsun diyenler de vardır vb. Bu liste uzar gider. Ancak anne-baba adaylarının üzerindeki en büyük baskı ise aile büyüklerinden gelir. Anneanne-babaanne/dede isminin koyulması adeta elzemdir kimilerine göre. Hele hele aile büyüklerinden biri bu dünyaya veda etmişse ve onun ismini taşıyan bir torunu henüz dünyaya gelmemişse bu durum daha da içinden çıkılmaz bir hal alır. Geride kalan aile büyüklerinin bazıları bu durum konusunda hassas ise bebeğe bu dünyaya veda eden büyüğünün ismini koymak kaçınılmaz hale gelir.
Fakat anne babaların daha ilk günlerden itibaren     beğendiği isimleri liste yaptığı da unutulmamalıdır. Bu durumun aile içinde bir kriz yaşatmaması için hemen çeşitli formüller devreye girer. Dedelerin ismini kabul etmeyen anne babaya, baba da anneye “İkinci çocuğumuza bu ismi koyarız.”  gibi çeşitli telkinlerde bulunmaya çalışsa da genellikle sonuç başarısız olur. Geriye tek bir çözüm kalır: isme ekleme yapma. Hatta birden fazla kelime ile ekleme yapma…

Akla ilk gelen, ismin yanına “Can, Nur, Su” gibi isimlerin eklenmesi olur. Bu da kesmezse aile ikinci ve en büyük kozunu ortaya atar: çift isim. Tartışma büyürse birden fazla isim vb.

Buna ilaveten farklı nedenlerle de çocuklarına iki isim veren aileler görülmekte. Bazı ailelerde anne ya da baba çocuğuna kendi adını verip yanına bir isim daha eklemeyi tercih edebiliyorlar. Ya da anne-baba fikir ayrılığına düşüyor ve bir isim üzerinde uzlaşamıyorlarsa beğendikleri iki ismi de aynı çocuğa veriyorlar. İşte bu ve buna benzer sebeplerden dolayı ülkemizde şu anda çok sayıda “birden çok sayıda” isme sahip çocuk var. Şimdi gelin bu durumlardan birini örneklendirelim:

Alim Bey’in bir oğlu olur. Oğluna eşi ile birlikte Berke adını vermek isterler. Ancak Alim Bey’in yıllar önce vefat eden çok sevdikleri babası Ahmet Bey’in adı henüz herhangi bir yeğenine verilememiştir. Alim Bey bu durumdan rahatsız olur ve eşinin onayı olmasa da oğluna babasının adını koyar. Çocuğun adı Ahmet olur. Ancak eşi çok sevdikleri Berke isminin de bu çocukta yaşamasını ister. Sonuç: Ahmet Berke.

Ahmet Berke yılların geçmesiyle birlikte büyür ve okul çağına gelir. Bu süreçte evde anne Berke, baba ise Ahmet Berke ya da sadece Ahmet adını kullanır. Zaten yakın çevresi onu kaçınılmaz bir şekilde Berke olarak kabul eder. Çocuk zamanla ne Ahmet ne Berke ne de Ahmet Berke kimliğine bürünür. Ama kendisi Berke olmayı tercih eder. Günlük hayatta Berke adını kullanır. Resmi adını girmesi gerektiğini düşündüğü içinse Facebook profilini “Ahmet Berke …” olarak oluşturur. Bazı arkadaşları hatta bazı kuzenleri bile onun adının başında bir isim daha olduğunu o zaman fark eder. Okula başladığında da kendisini Berke olarak tanıtan “Ahmet Berke” yoklama listesinde adı okundukça şekilden şekle girer. Durum malum, bazı öğretmenler “Berke”, bazıları “Ahmet”, bazıları da “Ahmet Berke” olarak seslenirler kendisine. O, Berke olarak kendisini tanıttıkça ve öğretmenleri “Ahmet” ismini telaffuz ettikçe sınıfta bıyık altından gülüşmeler başlar. Ahmet’in yüzü de daha bir düşer. “Berke öğretmenim.”der durumu toparlamak için. Kendisine “Ahmet!” diye seslenen öğretmenini uyarmak ister kendince. Aslında bir haykırıştır, bir isyandır Ahmet Berke’nin bu yaptığı. Çünkü akran zorbalığı devreye girmiş ve arkadaşları ona teneffüslerde de “Ahmet! Ahmet!” diye seslenir olmuşlardır.

Öte yandan değişen eğitim sistemi, zamanla deneme sınavlarını ve ulusal yerleştirme esaslı ortak sınavları devreye sokmaya başlamıştır bile. Burada da en az iki isimli çocukların hep muzdarip oldukları bir durum var: kodlama. Bu basit gibi görünen durum bile bu öğrencilerin sınavlarda şu sorulara cevap vermesini gerektirecek:

Öğrenciler iki isimden birini tercih etse hangisini tercih edecek? Tercih etmese de bütün isimlerini tek tek yazsa daha mı iyi olacak? Hepsini kodlamak çok zaman kaybettirir mi? Forma sığmama ihtimali var mı? Önceden kutucukları saymalı mı vb?
Öğrenci bütün bu sorulara yanıt arayadursun, öğretmen için de durum çok farklı değildir aslında. Bu çocuklara hitap konusunda kaçınılmaz bir çelişki mevcuttur. Hangi ismi kullanmalılar? Öğrenciden bir düzeltme geldiğinde ne tür bir tepki vermeliler? Onlar da bu ve bunun gibi sorularla kafalarını meşgul edebilirler. Ayrıca bir de yazının başında bahsedilen “Nur, Su, Naz, Can” gibi eklemeler var. Bunların doğru yazımı da tam bir baş belası. Nur bitişik mi, ayrı mı? Su bitişik miydi, ayrı mıydı? vb. Bugün sınıf listelerini incelediğinizde sınıfların neredeyse üçte biri en az iki isimli  çocuklarla dolu ve üzülerek söylemek gerekirse bu isimlerden en az biri sadece resmi belgelerde yaşıyor olacak. Bu durum kimilerine göre çocukların “yaşıyor görünümlü  ölü isimleri” omuzlamasından farksız.

Son yirmi yılda yaygınlaşan bu tercih ne kadar daha devam eder bilinmez ama günümüzde okul çağında olan ve birden daha fazla isme sahip çocukların, gelecekte kendileri de çocuk sahibi olduğunda bebeklerine isim ararken iki kez düşünecekleri kesin gibi görünüyor.

Mustafa ŞAHAN
Kaynak: http://www.pevkolej.com
BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber