Bu haber kez okundu.

Çektiği çocuk fotoğrafından sonra intihar eden o gazetecinin hikayesini biliyor musunuz?

Gazeteci Nilüfer Demir’in Bodrum’da çektiği Suriyeli küçük Aylan’ın sahile vurmuş cansız bedeninin fotoğrafı, haber etiği tartışmasına neden oldu. Kimi “mülteci dramı seyirlik oyun değil” derken, kimi “gerçeklerin gün yüzüne çıkması için gerekliydi” dedi. Bilinir ki: Bir fotoğraf binlerce söze bedeldir. Ve 20 yıl önce dünya, benzer bir çocuk fotoğrafını tartıştı. Fotoğraf dünyanın en prestijli Pulitzer Ödülü’nü aldı ama fotoğrafı çeken gazeteci Kevin Carter intihar etti. İşte bir fotoğraf karesinin yürek burkan hikayesi…

Çektiği çocuk fotoğrafından sonra intihar eden o gazeteci

Çektiği çocuk fotoğrafından sonra intihar eden o gazeteci

– Adı, Kevin Carter…

Güney Afrika Cumhuriyeti/Johannesburg’da 13 Eylül 1960’da doğdu.

Anne ve babası; Katolik ve liberaldi.

Beyazların oturduğu orta sınıf mahallede büyüdü.

Siyahların “ırkçı beyaz devlet” tarafından nasıl baskılara maruz kaldığına tanıklık etti.

Eczacı olmak istiyordu. Okumak istemediğine karar verdi ve askere gitti. Hava Kuvvetleri’nde dört yıl görev yaptı.

1980 yılında bir siyah garsonun barda askerler tarafından tartaklanmasında garson lehine tanıklık yaptı.

“David” adlı radyoda çalışırken, 20 Mayıs 1983’te Church Street’te 19 kişinin ölümü ve 217 kişinin yaralanmasına neden olan bombalı saldırıdan sonra gazeteci olmaya karar verdi.

Umduğu gibi olmadı; Johannesburg Star gazetesinde spor fotoğrafçısı olarak işe başladı.

Hırslıydı; spor dışında ırkçı apartheid vahşetini teşhir eden fotoğraflar çeki. Bu fotoğraf karelerinin vahşeti, yayınlanıp yayınlanmaması tartışmalarına neden oldu.

O ise, fotoğraflarını “fotoğrafların dehşeti insanları korkutuyor ama sorun bu nedenle hep konuşuluyor” diye savundu.

Ve…. 11 Mart 1993…

Kevin Carter

Gazeteci Kevin Carter’ın yaşamını değiştiren tarihti bu.

Portekizli gazeteci Joao Silva, İspanyol gazeteciler José María Luis Arenza ile Luis Davilla ve Japon gazeteci Akio Fujiwara ile birlikte Birleşmiş Milletler’e ait insani yardım gemisiyle Güney Sudan’a gittiler.

BM yetkilileri bir köy yakınında kurdukları merkezde mısır dağıtmaya başladı.

Kevin Carter bu merkezin dışına çıktı.

Bir kilometre kadar kamptan uzaklaşmıştı ki hayatını değiştirecek olayla

karşılaştı:

Küçük kız çocuğu kampa doğru gelirken yığılıp kalmıştı ve hemen arkasında ölmesini bekleyen yırtıcı bir kuş/akbaba vardı.

Kevin Carter akbabayı korkutup kaçırmamak için 10 metre kadar yaklaştı. Ve…

Fotoğraf makinesinin deklanşörüne bastı.

İki hafta sonra…

Fotoğraf New York Times’ta yayınlandı.

Fotoğraf bir sonraki gün dünyanın pek çok yerinde yayınlandı.

İnsanlar fotoğraftaki minik kız çocuğunun kaderini sormak için gazetelerle temasa geçti.

Sudan’a yapılan insani yardımlar patlama yaptı.

Bir yıl sonra…

Nisan 1994’te dünyanın en prestijli gazetecilik ödüllerinden olan Pulitzer Ödülü Kevin Carter’a verildi.

Fakat…

Ödül alınan fotoğraf dünyada büyük bir tartışmaya neden oldu. Kevin Carter fotoğrafı çektikten sonra olay yerinden çekip gitmişti!

Kız çocuğunun akıbeti bilinmiyordu.

Kimi, yardım torbasını alan annesinin gelip çocuğu götürdüğü söyledi.

Kimi, kız çocuğunun kalkıp yürüyerek kampa ulaştığını söyledi.

Ancak…

Tartışmalar hiç bitmedi. Hedefteki isim, Kevin Carter idi. “Yardım görevlisi değilim sadece fotoğrafçıyım üstelik bulaşıcı hastalıklar nedeniyle hiç kimseye dokunmamamız konusunda uyarılmıştık” açıklamasını yaptı.

Bu talihsiz açıklama tepkileri büyüttü.

Öyle ya…

Eline dokunmadan da yapacakları vardı kuşkusuz.

“Vahşet Paparazzisi” gibi ağır sözlere dayanamadı; ruh sağlığı bozuldu.

Tarih: 27 Temmuz 1994.

Kevin Carter pikabını Johannesburg banliyösü Parkmore’ne sürdü. Çocukların oyun oynadıkları Eğitim Merkezi’ne park etti.

Kulağına walkman taktı. Ve… Pikabın egzosunu, oturduğu yere vererek intihar etti.

Arkasından şu mektubu bıraktı:

“Ben gerçekten, gerçekten üzgünüm. Yaşamın acı nafaka … … para için sevinç kiralık … telefon olmadan … … para depresif yok noktaya parayı sevinç geçersiz kılar Borçlar … para !!! … ben katil cellatların sorumsuz deliler, sık sık polisin, açlıktan ya da yaralanan çocukların … cinayetleri ve cesetler ve öfke ve acı anıları canlı peşindeyim ben .. . Ben katılmak için gitti Ken Ben şanslı olduğunu olursam.”

“Şanslı” bulduğu Ken; Ken Oosterbroek idi; foto muhabiriydi ve 18 Nisan 1994’te bir çatışmayı görüntülerken öldürülmüştü. Aralarında Kevin Carter’ın bulunduğu gazetecilerin kurduğu “Bang Bang Kulübü” üyesiydi…

Kevin Carter’ın ardından…

Savatage ve Manic Street Preachers gibi müzik grupları şarkılar yaptı.

Amerikalı yazar Mark Z. Danielewski, “House of Leaves” adlı romanını yazdı.

Yazar Masha Hamilton bir kitabını ona ithaf etti.

Taylor Kitsch’in oynadığı “Bang Bang Kulübü” film oldu.

Sonuçta…

Bugün hâlâ Kevin Carter’ın fotoğrafı, “etik mi değil mi?” diye tartışılıyor.

Ama kimse…

Sudan’da petrol için kimlerin iç savaş çıkardığını; ülkeyi kimlerin böldüğünü ve insanları kimlerin açlığa mahkum ettiğini yazmıyor-tartışmıyor!

NAGAZAKİ’NİN UNUTULMAZ ACI YÜZÜ

– Adı, Joseph (Joe) Roger O’Donnell…

Foto muhabiriydi.

7 Mayıs 1922 yılında Johsontown/Pensilvanya’da doğdu.

İkinci Dünya Savaşı’nda çektiği fotoğraflar ile ödüller kazandı.

Bunlardan birini 1 Aralık 1943’te çekti: Bu, Stalin, Roosevelt ve Churchill’in Tahran’daki görüşmelerinin fotoğrafıydı.

Fakat…

Bunları değil…

Savaş yıllarında çektiği bir fotoğrafı ölene kadar unutamadı…

ABD’nin Nagazaki’ye 9 Ağustos 1945’te attığı atom bombası sonucu 143 bin 124 kişihayatını kaybetti.

Ölenlerden biri, isimsiz küçük Japon çocuktu…

Joe O’Donnel atom bombası sonrasında Nagazaki’ye ilk girenlerden oldu.

Ölen kardeşini yakılması için krematoryum önüne getiren ve bir asker gibi duran Japon çocuğunun yüz ifadesi unutulacak gibi değildi.

Joe O’Donnel defterine şu notu düşecekti:

“Nagazaki, 1945. On yaşlarında bir çocuk gördüm sessizce yürüyen. Sırtında bir bebek taşıyordu. Japonya’da o günlerde, çok sık görülürdü sırtlarında kendi küçük kardeşlerine sahip çıkan çocuklar, ama bu çocuk açıkça diğerlerinden farklıydı.

Yüzündeki ifadeden ciddi bir nedenle buraya gelmiş olduğu görülebiliyordu. Ayağında ayakkabısı yoktu. Yüzü kaya gibi sertti.

Bebek ise uyuyor gibiydi.

Çocuk beş ya da on dakika durdu.

Joseph (Joe) Roger O’Donnell

Beyaz maskeli adamlar ona doğru yürüdü ve sessizce bebeği tutan ipi çıkarmaya başladılar. O zaman bebeğin ölmüş olduğunu gördüm.

Adamlar bebeği el ve ayaklarından tutarak ateşin üzerine yerleştirdiler.

Çocuk, alevleri izlerken, dimdik ve hareket etmeden duruyordu. Dudağını o kadar kuvvetli ısırıyordu ki alt dudağına kan oturmuştu.

Ateş güneş batımı gibi hafif hafif yandı ve bitti.

Çocuk arkasını döndü ve sessizce uzaklaştı.”

Ne ilginç rastlantıdır…

Joe O’Donnell…

Nagazaki’ye atılan atom bombasının yıldönümünde, 9 Ağustos 2007’de hayata gözlerini kapadı…

MÜLTECİ AFGAN KIZININ SON YOLCULUĞU

– Adı, Erik Refner…

Danimarka/Kopenhag’da 1971 yılında doğdu.

Maceracı bir ruhu vardı; gençliğinde dünyayı dolaştı. Örneğin, İsrail Kibbutz’da 3 ay geçirdi. Şili’de yaşamak istedi ama ülkesine dönüp Danimarka Ordusu’nda çavuş oldu!

Fotoğrafçılığa merak sardı. Sonra foto muhabiri oldu.

Halen Danimarka’da, Berlingske Tidende gazetesinde foto muhabiri olarak çalışıyor.

2001 yılında Pakistan’da çektiği fotoğraf ile dünyaca tanındı ve “Yılın Dünya Basın Fotoğrafı” gibi çeşitli çok önemli ödüller kazandı…

Tarih: 7 Ekim 2001.

11 Eylül saldırılarını gerekçe gösteren ABD, Afganistan’ı bombalamaya başladı.

Başta Kabil olmak üzere binlerce insan komşu Pakistan’a kaçtı.

Afganlı mültecileri komşu ülkeleri kabul etmedi.

Afganlılar sınırlara yığıldı. Açlık-susuzluk özellikle çocuk ölümlerine sebep oldu.

Erik Refner, çocuk ölümlerinden birini çektiği fotoğrafla ölümsüzleştirdi.

2001 yılında Pakistan sınırındaki mülteci kampında hayata veda eden bir minik çocuğun fotoğrafıydı bu…

Yakınları, yaşamının daha başlangıcındaki kız çocuğunu son yolculuğuna hazırlarken, gazeteci Erik Refner, fotoğraf makinesinin deklanşörüne bastı…

Erik Refner

Fotoğraf dünyanın birçok gazetesinde yayınlandı.

Batılılar çok üzüldü ama o kadar!

Mülteci sorunu hâlâ sürüyor.

Ve hâlâ bizlere sürekli “ etik mi değil mi” tartışması yaptırılıyor!

Peki…

Hırsızın hiç mi suçu yok arkadaş?
Savaşların, mültecilerin sorumlusu kim; belli değil mi?
Demek çok üzülmüşler öyle mi?
Hep üzülüyorlar.
Ve hep öldürüyorlar…

odatv.com

 

http://www.yorgoderki.com

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber