Bu haber kez okundu.

Bu Tip Ebeveynlerin Çocukları Üniversitede Psikolojik Problemler Yaşıyor

Güncel araştırmalar aşırı müdahaleci ebeveynleri olan ve katı bir şekilde yapılandırılmış bir çocukluk geçiren çocukların üniversitede ciddi psikolojik ‘patlamalardan’ muzdarip olduklarını söylüyor.

“Akademik anlamda aşırı baskıcı aileler çocuklarına büyük zararlar veriyor.” 2014 yılında yayınladığı çığır açan manifestosu Mükemmel Koyun: Amerikan Elitlerinin Yanlış Eğitimi ve Anlamlı Bir Hayata Giden Yol‘da böyle diyor Bill Deresiewicz. “Bütün hayatları başarısızlık korkusu kabusuyla geçen öğrenciler için söz konusu olan genellikle aslında kendi ebeveynlerinin başarısızlık korkusudur. Başarıya ulaşamamanın (geçici olarak bile olsa) bedeli, sadece pratik değil, varoluşsaldır da” diye yazıyor Deresiewicz.

Deresiewicz’in “mükemmel koyun” dediklerine ben “varoluşsal olarak güçsüz” diyorum. 2006 yılından 2008’e kadar Stanford Üniversitesi’nde öğrenci depresyonu problemini araştıran ve fakülteye, personele ve öğrencilere zihinsel sağlık problemlerini daha iyi anlamaları, fark etmeleri ve konuya daha iyi yaklaşmaları için eğitim yolları öneren zihinsel sağlık ekibi ile çalıştım. Bir dekan olarak kapalı kapılar ardında olan şeyin entelektüel ve duygusal özgürlük eksikliği olduğunu – bahsettiğim varoluşsal güçsüzlüğü – gördüm. “Mükemmel koyunlar” odama geliyordu. Genellikle parlak ve her zaman başarılı olan bu öğrenciler, görünüşteki tüm bu başarıların aslında zavallı hayatları olduğu gerçeğine boyun eğmiş bir şekilde odamdaki koltukta kırılganlıklarını göstermemeye çalışarak oturuyorlardı.

Dekan olarak geçirdiğim yıllar boyunca fen bilimleri (ya da tıp ya da mühendislik) okumak zorunda olduğuna inanan ve aynı zamanda piyano çalmak, Afrika için gönüllü işler yapmak ve daha pek çok şey yapmak zorunda olduğuna inanan üniversite öğrencileri ile ilgili sayısız hikaye dinledim. Kendi özgeçmişlerindeki maddelere en ufak bir ilgi duymayan çocuklarla konuştum. Bazıları bundan hiç rahatsız olmaksızın omuzlarını silkip “Ebeveynlerim benim için en iyisinin ne olduğunu bilirler” dedi.

Mesela bir çocuğun babası onu, ekonomi alanında eğitim almazsa annesinden boşanmakla tehdit etti. Bu çocuğun normalde dört yıl süren eğitimini bitirmesi toplam yedi yılını aldı. Ve bu sürece boyunca babası kızının her hareketini en küçük ayrıntısına kadar kontrol etti. Her hafta sonu kampüsün dışına çıkıp amcasının evinde ders çalışmaya gittiği zamanlar da dahil. Babasının ısrarıyla bir gün ekonomi hocalarından biri ile odasında görüşme yaptı. Bu görüşmenin nasıl geçtiği konusunda babasına haber vermeyi unuttu. O akşam yatakhanesine geri döndüğünde girişte babasını arayıp bilgilendirmesi için onu “zorlamak” zorunda kalan ve durumdan oldukça rahatsız olan amcasını gördü. Daha sonra bu öğrenci bana şöyle dedi: “Hayatımdaki kontrol eksikliğinden dolayı panik atak yaşıyorum.” Ama yine de ekonomi eğitimi alıyordu. Ve ebeveynleri yine de boşandı.

2013 yılında haberler, üniversite kampüslerindeki zihin sağlığı krizleriyle ilgili endişeli istatistiklerden geçilmiyordu. Özellikle de depresyonla ilgili ilaç tedavisi gören öğrencilerin sayısı ile ilgili haberlerin ardı arkası kesilmiyordu. Chicago’daki 1,100 öğrencilik özel bir okulun emekli yönetim kurulu başkanı Charlie Gofen, bu istatistikleri başka bir okuldaki meslektaşına mail olarak gönderdi ve ona şunu sordu: “Sence okulundaki ebeveynler çocuklarının Yale’de depresyonda olmalarını mı yoksa Arizona Üniversitesi’nde mutlu olmalarını mı isterler?” Meslektaşı hemen cevap yazdı: “Benim tahminime göre ebeveynlerin yüzde 75’i çocuklarının Yale’de depresif olmalarını görmeyi tercih eder. Çocuk, 20’li yaşlarında duygusal konularda kendini nasılsa toparlar, ama kimse geri dönüp Yale’den mezun olamaz diye düşünürler.”

İşte Charlie Gofen’in bahsettiği o istatistikler:

Üniversite danışma merkezi müdürlerinin  2013 yılında yaptıkları ankete göre katılımcıların yüzde 95’i, belirgin bir psikolojik problemi olan öğrencilerin sayısındaki artışın kampüslerinde giderek büyüyen bir sorun haline geldiğini söyledi. Katılımcıların yüzde 70’ine göre kampüslerinde yaşanan ağır psikolojik problemler geçtiğimiz yıl artış gösterdi. Öğrencilerinse yüzde 24.5’i ilaç tedavisi görüyor.

2013 yılında Amerikan Üniversite Sağlığı Birliği, 153 farklı kampüsten 100 bine yakın üniversite öğrencisi üzerinde sağlıkla ilgili çok geniş çaplı bir anket düzenledi. Öğrencilere son 12 ay içinde yaşadıkları deneyimler sorulduğunda şu sarsıcı cevaplar alındı:

Öğrencilerin yüzde 84.3’ü yapmak zorunda olduklarından dolayı aşırı yorgunluk hissediyor
Öğrencilerin yüzde 60.5’i kendini çok üzgün hissediyor
Öğrencilerin yüzde 57’si kendini çok yalnız hissediyor
Öğrencilerin yüzde 51.3’ü yorucu bir şekilde anksiyete hissediyor
Öğrencilerin yüzde 8’i ciddi olarak intiharı düşünüyor
Ankete katılan 153 okul, Amerika’nın tüm eyaletlerindeki kampüsleri kapsıyor: Küçük güzel sanatlar fakülteleri, büyük araştırma üniversiteleri, dini ve dini olmayan enstitüler dahil en küçükten orta ölçeğe ve en büyük okullara kadar bütün okulları içine alıyor. Zihin sağlığı problemi sadece Yale (ya da Harvard) ile ilgili bir problem değil. Zihinsel sağlığa yönelik bu vahim sonuçlar her yerdeki çocuklar için geçerli. Üniversite öğrencileri arasındaki zihin sağlığı problemlerindeki artış, çocuklara akademik başarı konusunda yaptığımız aşırı baskılara kadar uzanıyor. Ancak bu, her aşamadaki yüzlerce okula girmeyi başaran çocukların başına geldiğine göre bu durum çocukları en elit okullara girmeyi başarmaktan değil, çocukluğun bazı yönlerinden alıkoyuyor.

Ebeveynler olarak niyetlerimizi dile getiririz. Ama bunları dile getirmekten daha çok çocuklarımızı güçlü bir şekilde severiz ve onlar için sadece en iyi olanı isteriz. Ancak güvenlik korkularına ve bir üniversiteye ‘kapak atma’ savaşına yenik düşeriz. Ve belki de bizim kendi ‘muhtaç’ egomuz, çocuklarımız için ‘en iyi’nin ne olduğuna yönelik anlayışımız tamamen ‘ayarsızdır’ ve bunun farkında bile olmayabiliriz. Çocuklarımızın sorunlar yaşamalarını ya da duygularının incinmesini istemeyiz, ama zihin sağlıklarıyla ilgili gerçek bir riske girmeyi de istiyoruz.

Haklı olarak şöyle düşünüyor olabilirsiniz: Evet, ama zihin sağlığı problemlerindeki artışın sebebinin aşırı korumacı ve müdahaleci helikopter ebeveynlikle ilgili olup olmadığını biliyor muyuz? Size cevabım şu olur: Belki elimizde sebep olduğunu kanıtlayacak araştırmalar yok ama aradaki ilişkiyi gösteren çok sayıda çalışma var.

Kaynak: http://www.slate.com/articles/double_x/doublex/2015/07/helicopter_parenting_is_increasingly_correlated_with_college_age_depression.html

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber