Bu haber kez okundu.

Boşanmayı algılama şekillerimiz.


Boşanma evliliklerini iyi olarak değerlendirenler için bir kriz, evliliklerini kötü olarak görenler için ise yeni bir yaşam düzeni kurma fırsatıdır. Boşanmanın eşlerin fiziksel ayrılıklarından önce başlayan ve yasal boşanma sonrasından da süren potansiyel olarak stresli bir süreç olduğu; bu nedenle boşanma için bir uyum süreci , adaptasyon gerektiği gözden kaçırılmaması gereken bir olgudur.


Aile içinde birçok tartışma ve kavgaya tanık olarak büyüyen çocuklar, ebeveyn boşanmasıyla ruhsal olarak rahatlayabilirken bunun aksine anne baba geçimsizliğine tanık olmamış çocuklar, onların boşanmasıyla ruhsal olarak daha ağır tepkiler verebilirler. Burdan hareketle bazı evlilikler vardır ki çocuklar için devam ettirilir ama aslolan çocuklar için bitirmektir. Yapılan araştırmalarda ebeveynleri boşanmış çocukların saldırganlık ,düşmanlık ve kaygı düzeyi yüksektir. Ancak evlilik içi bir çok çatışmaya tanık olarak yaşayan çocuklarda düşmanlık,saldırganlık ve kaygı boşanmış aile çocuklarınınkiyle karşılaştırıldığında daha yüksektir. Hatta aile içi çatışma yaşayan çocuklarda sosyal uyum bozukluğu, depresyon ve suça eğilim daha sık görülmektedir.


Aslında her boşanma iki yetişkin arasındaki ölmüş bir arzunun sonucudur. Boşanmanın yarattığı acılar ve tahribat düşünülünce, herkesin boşanmayı saklaması ve çektiği acılar konusunda suskun kalması insanlara boşanmanın büyük bir başarısızlık olduğu mesajını verir. Aslında boşanma da evlilik kadar saygıdeğer bir olgudur. Evlenmek ne kadar gerçeklikse boşanmak da bir o kadar gerçektir. ‘’Bacağı kırılınca insan elbette acı çeker ama bunu bir başarısızlıkmış gibi başkalarından saklamaya kalkışmaz. Boşanma da böyle bir şeydir, çekilen acıları saklamak gerekmez.’’ der Fransız Françoise Dolto.


Yine de neden boşanmaktan bu kadar korkuyor insan? Bu korkular yalnız hissetmekle mi, yalnız görülmekle mi yoksa yalnız bırakılmakla mı ilgili dersiniz? Aslında hepsiyle ilgili. Boşanmanın neden olduğu kayıp o kadar çoktur ki, boşanan kadın yada erkek hem kendini hem de hayatını bomboş ve yoksul hisseder. Bu boşluk ve yoksullukla yaşamanın getirdiği yalnızlık ve depresyon çoğu zaman bir vurgun gibidir. Ne yapacağımızı bilemezsek içimizdeki karanlık büyüyüp yolumuzu kaybettirir bize.


Boşanma, korkulacak bir süreç değil sadece zor ve sancılı bir süreçtir. Hani ailemizden birini kaybettiğimizde bir aile olarak ölürüz ve dirilmemiz için yeniden yapılanmamız gerekir ya; boşanmakta tam böyle bir süreç ruhsal bir ölümdür aslında ve insanın hayata tekrar tutunması için yitirdikleriyle yüzleşmesini gerektirir. Boşanmanın yarattığı tüm bu kayıplar ve acılar nedeniyle boşanma duygusal ve zihinsel cesaret ve dayanıklılık gerektirir ve bundan dolayıdır ki boşanan her insan saygıyı hak etmektedir.


Yeni Bir Yaşam Evresi Olarak Boşanma


Bireyin psikososyal gelişimini dönemler halinde ele alan Ericsson, 11 yaşına kadar çocukluk dönemi, 11-20 yaşlar arasını ergenlik dönemi sonraki 20-40 yaşları arasını da genç erişkinlik dönemi olarak tanımlamaktadır. Ergenlik döneminde ‘’Birey’’ bir başka bireyle yakınlaşma eğiliminde olur ve flört dönemiyle birlikte ‘’Sevgili’’ olurlar. Bu yakınlaşmalar sonrası dönem çoğu zaman evlilik ile sonlanır. Hukuksal olarak taraflar arası sözleşme (evlilik) sonucu bireyler ‘’Eş/Karı-Koca’’ statüsünü kazanır. Bir sonraki dönemde eşler evlilik birliğini pekiştirerek, toplumda saygın bir AİLE olmayı hedefler ve ‘’Anne-Baba’’ olmaya doğru yol alırlar. Amaç toplumda daha iyi bir statü elde etmek, çocuk sahibi olmak,çocuğu yetiştirmek ve evliliğe yeni bir boyut kazandırmaktır. Yasal-hukuksal, kültürel, ekonomik, sosyal ve psikolojik birliktelik olarak evlilik, yaşam boyu sürmesi beklentisi ile başlatılmış olmaktadır.


Yaşam Evreleri:


-Birey,


-Sevgili,


-Karı-Koca/Eş,


-Anne-Baba,


-Boşanma,


Evliliğe ilişkin bu beklenti ve çabalar her zaman başarı ile sürmeyebilmektedir. Yaşanmakta olan sorunlar, tartışmalar, kavgalar, iletişim sorunları, kültürel anlaşmazlıklar, uyuşmazlıklar eş/ler açısından yeni süreci başlatabilmektedir. Bu dönemde “Boşanma” olarak tanımlanan ve eşler arasındaki duygusal ve kişisel birlikteliğin yasal bir süreçle sonlandırılmasıdır. Boşanma da doğal bir yaşam evresidir tıpkı annebaba olmak gibi. Herkes bunu yaşamaz, herkes annebaba da olmaz, herkes evlenmezde ama boşanma da normal bir süreçtir, yalan söylemek gibi. İnsanlar yalan söylerler,bu gerçekliğin varlığını normal kabul ettiğimiz gibi.


Çok boyutlu Bir Süreçtir,Profesyonel Yardım Gerektirir


Bu süreç de tıpkı evlilikte olduğu gibi basit bir süreç olmamakta ve boşanma süreci ile bireyler açısından yeniden kimliklenme , sosyalleşme başlamaktadır.


Boşanma hukuksal bir durum olarak tanımlanmakta olmasına karşın, tıpkı evlilikte olduğu gibi, hukuksal olduğu kadar, psikososyal, ekonomik ve kültürel bir olgudur.


Boşanmak;


Yasal bir olgudur. Hukuki sorunlarla (velayet,nafaka) ilgili,


Duygusal bir olgudur. Çiftin birbirine yabancılaşmasıyla ilgili,


Ekonomik bir olgudur. Para ve mal ile ilgili,


Sosyal bir olgudur. Arkadaşlıklar ve sosyal faaliyetlerde meydana gelen değişikliklerle ilgili


Psikolojik bir olgudur. Yeniden bağımsızlık kazanarak kendini bulma sorunlarıyla ilgili olan bir olaydır. Bu kadar olgunun bir arada olduğu bir süreçte tek başınıza bir şeyleri aşmaya çalışmak, dönüşü olmayan bir yolda tek başına ilerlemektir.Üzerinde epey düşünülerek verilmesi gereken bir karardır.


Boşanmanın Psiko -Sosyal Etkileri


Evlilik bireyler açısından toplumsal kabul gören ve statü arttırıcı (eş olmak, karı- koca olmak, anne-baba olmak vb.) bir etki yaratmakta iken, boşanma açıkça ifade edilmese de başarısızlık, dayanıksızlık, öngörüsüzlük gibi yükleri olan dul/boşanmış kadın ve dul/boşanmış erkek statülerine düşürür eşleri. Eşlerin kişilik yapıları, yaşları, çocuk olup olmaması, bir mesleğe, gelire ve sosyal desteğe sahip olup olmaması bu sürecin nasıl yaşanacağın doğrudan etkilemektedir.


Hemen hemen bütün boşanmalarda, kadın da erkek de duygusal bir çöküntü yaşarlar. Boşanmaya karar verene kadar uzanan süreçte çoğu kez kadın ve erkek birbirlerini karşılıklı olarak incitirler. Bu nedenle her iki taraf da birbirlerini istenilmeyen taraf olarak algılarlar.Bağımlı, Borderline, Histronik, Paranoid, Çekingen ve Narsistik özellikler taşıyan bireyler bu süreci kabullenmekte en çok zorlanacak bireyler olacaklardır.


Boşanma, yaşam olayları sıralamasında eşin ölümünden sonra, en yüksek stres puanına sahip bir olgudur. Bu bağlamda boşanma “Yas kuramı” açısından bir aile bireyinin ölümünü izleyen bir süreç gibi, kayıp olarak yaşanabilir. Şok ve İnkâr, Sıkıntı, Huzursuzluk ve Geri Çekilme, Yeniden Yapılanma aşamalarını içeren bu süreç her zaman bu sırada tamamlanmayabilir. Kabul aşaması sayılan “yeniden yapılanma” aşamasına gelemeyen birey çeşitli yoğunluk ve sıklıkta psiko-sosyal sorunlar yaşayabilir. İntihar, boşluk hissi bu sürecin en ciddi sorunlarından biridir.


Boşanma ve Çocuk


Çocuk sahibi olan eşler artık bir arada olmaksızın ebeveynlik rollerini sürdürmek zorunda kalacaklardır.Eş olmaktan kaynaklanan “ebeveynlik” rolü artık eş olunmaksızın sürdürülecektir.Bu durumu çocuklara anlatmak,kavramalarını ve kabullenmelerini sağlamak çok kolay olmayacaktır.Farklı cinsiyetteki ve yaş gruplarındaki çocuklar anne-babanın boşanmasına farklı tepkiler vermektedirler.Boşanmayı inkâr etmekten, kendini sorumlu tutmak ve suçlamaya, giderek ebeveynini suçlamaya; içine kapanma, ilgisizlik, saldırganlık, öfke patlamaları, dengesizlik, akademik başarıda hızlı düşüşler, madde ve anti sosyal davranışlara yönelme vb. psikososyal sorunlar görülmeye başlanır.


Boşanmanın eşlerle ve çocuklarla ilgili “uyuyan etkisi”ni dikkatle izlemekte yarar bulunmaktadır. Boşanmış olan eşler, önce ani bir rahatlama, başarma özgürlük duygusu içinde yaşamlarını sürdürmeyi tasarlarken, özellikle erkeklerde yaşam kalitesi ve konforunda düşüş gözlenebilir. Bu dönemde profesyonele başvuru, öfke, kayıp ve depresyon duyguları, boşluk hissi ile başa çıkmak için yararlı olur.


Bir takım nedenlerle anlaşamadan ayrılan çiftlerin ayrıldıktan sonra da çatışma içinde olduklarını ele alırsak, çocuklarıyla ilgili konularda bir şekilde iletişim içinde olmaları gereklidir. Ebeveynlerin uzlaşması önemlidir; çünkü ebeveynler arasında oluşan ve çözümlenmemiş her çatışma , çocukların bu ayrılığa uyum sağlamaları zorlaştırır. Çocuk açısından fazlasıyla önemli bir konu olduğu için, ebeveynlerin boşanma sonrası süreçte, bu noktayı gözden kaçırmamalarını vurgulamak isterim.


Ayrıca boşanma sürecinin her bir aşaması ayrı bir sancı verir, bu noktada zorlanıyorsanız profesyonel yardım alarak bu süreci kendiniz ve çocuklarınız için kolaylaştırabilirsiniz. Boşanmaya karar vermiş ailelere bu karmaşık ve zorlu süreçte destek ve yardım her evrede ciddi bir önem taşır. Boşanma gerçekleştikten sonraki süreçte; yeni hayata geçişte, onu doyumlu bir şekilde yaşamakta , size şifa vereceğini düşündüğünüz bir ilişkiyi sürdürmekte zorluk yaşıyorsanız da boşanma adaptasonu terapisi almanızı mutlak tavsiye ediyorum.


Sevgiyle..


Uzm.Psk.Dan.Eyüp SARI


Çift ve Evlilik Terapisti


Kaynakça:

-Boşanma Psikolojisi –Remzi OTO


-Kadınlar , Erkekler ve Çocuklar İçin Boşanma Terapisi-Ayten ZARA

 

http://www.doktorsitesi.com

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber