Bu haber kez okundu.

Boşanma evresini drama dönüştürmemek elimizde!

Bir kurum olarak ailenin insan yaşamı üzerindeki etkisi, doğumdan önce başlar ve ilk gelişim yıllarından ömrünün sonuna değin etkisini sürdürür. Aile ayrıca, fizyolojik olduğu kadar ekonomik ve sosyal yönleriyle de, bireyin ruhsal gelişimini ve davranışlarını biçimlendirip yönlendirir. Toplumun kültürel değerlerinin bir kuşaktan diğerine aktarılması gibi eğitimsel işlevinin yanında aile, çocuğun yaşamında da etkin bir sosyalleşme kurumudur. Aile ortamında sevgi, saygı ve hoşgörüyle büyüyen çocuk, gelişebilmek için gerekli deneyimleri elde edebilir. Sevilerek sevmeyi, desteklenerek kendine güvenmeyi öğrenir. Çocuk, anne-babanın davranışlarını kendine örnek alarak, toplum tarafından onaylanan davranışları benimseyebilir. Ancak ailenin; anne-babadan birinin ya da her ikisinin ölümü ya da ayrılık gibi nedenlerle dağılması, çocuğun sağlıklı aile ilişkilerinden yoksun kalmasının yanında, çocuğun duygusal, bedensel ve zihinsel gelişimini de olumsuz etkilemektedir.


Boşanma, evlilik kurumunun ortaya çıkışından bu yana var olan bir olgudur. Hukuksal yönden boşanma, evlilik sözleşmesinin mahkeme kararıyla sona ermesi olarak kabul edilir. Boşanmanın özellikle endüstrileşmiş toplumlarda giderek arttığı dikkati çekmektedir. Ancak, ülkemizdeki boşanma oranının, özellikle batı ülkelerine göre oldukça düşük olduğu görülmektedir.


Günümüzde endüstrileşmiş pek çok batı ülkesinde ve ülkemizin bazı kesimlerinde evlilik dostluğa, sevgiye, saygıya dayalı bir kurum özelliğine sahiptir. Biyolojik, psikolojik ve toplumsal gereksinimlerin doyumuna yönelik olan, eşitlik ilkesine dayanan ve ortak gereksinimlerin giderildiği bu kurumda, samimi ilişkiler olduğu sürece sürekliliğini ve önemini korumaktadır. Ancak bu ilişki kaybolursa, eşlerin evliliği bir anlam taşımamakta ve aile üyelerini yıpratmaktadır. Böyle bir durumda kimi ailelerde, eşler ayrı yaşamanın kendileri için uygun olduğu sonucuna vararak boşanmayı tercih etmektedirler. Ancak boşanma, bozuk olan aile ilişkilerinden kurtulma yolunda bir çözüm olmakla birlikte, yine de eşlerin ve çocukların psikolojik sağlığında, ölüm nedeniyle parçalanmaya oranla daha fazla olumsuz etkiler yaratmaktadır.


Boşanmanın Çocuk Üzerindeki Etkileri


Boşanmanın sonrasında yaşanılan ortama uyum sağlama için geçen zaman periyodu, ölüme göre daha uzun olmaktadır. Araştırmacılara göre, bu süreç içerisinde çocuk beş evreden geçmektedir. Bu evreler; boşanmayı reddetme, bu durumu oluşturan nedene kızma, anne ve babayı bir araya getirmek için çaba harcama, depresyon ve boşanmayı kabullenme biçiminde sıralanmaktadır.


Boşanma, çocukların çoğu için güç bir geçiş dönemidir. Anne ya da babadan biriyle birlikte yaşamak, hem çocuk hem de birlikte yaşadığı anne ya da baba için bir risk rtamı olarak algılanmaktadır. Boşanmış anne-babaların çocuklarına, anne ve babalarının ayrı olmalarıyla ilgili sorular sorulduğunda, genellikle utanıp üzülmekteler; ayrı olan anne ve babayla güzel vakit geçirdiklerinde ya da ayrı olan anne-babanın yanında kalmak istediklerindeyse, kendilerini suçlu hissedebilmektedirler.


Çocuklarda anne ve baba ayrılığının ardından ortaya çıkan ruhsal belirtiler çok çeşitlidir. Bunlar arasında, huysuzluk, hırçınlık, tedirginlik, saldırganlık ve bağımlılık en sık görülen davranışlardır. Çocuktaki uyumsuzluk belirtileri, çocuğun yaşma, anne ve babayla olan ilişkisine ve cinsiyetine göre değişiklik göstermektedir. Ancak her boşanmanın ardından çocuk olumsuz yönde etkilenmeyebilir. Tek çatı altında yaşamasalar da, anne ve baba sevgisinden yoksun kalmayan bir çocuğun ruh sağlığı bozulmayabilir.

Boşanma olayının etkileri çocuğun yaşına göre değişiklik gösterir: Süt çocuğunun, boşanmadan önceki aile çatışmalarını anlamaması, taraf tutmak zorunda kalmaması ve genellikle anneye bırakılması nedeniyle boşanma olayından fazla zarar görmediği savunulmaktadır. Ancak bu çağda ve okulöncesi döneme kadar olan süre boyunca, anne boşanmanın etkisinde kalarak bunu çocuğa yansıtırsa, çocukta korku, inatçılık, uyku ve beslenme bozuklukları, yatak ıslatma gibi olumsuz davranışlar görülebilmektedir. İki-üç yaşlarına rastlayan boşanmalarda, çocukta terk edilme korkusu görülmektedir. Bu korku anne-baba arasındaki anlaşmazlıkların boşanmadan sonra da sürdüğü durumlarda artmaktadır.


Boşanma, çocuk üç-dört buçuk yaşlarındayken ortaya çıktıysa, çocukta saldırganlık ve çekingenlik davranışı, çocuğun kendini suçlu hissetmesi sonucu özgüveninin zedelenmesi ve hayal gücünde azalma görülmesinin yanı sıra, çocuğun diğer kişilerle ve çevreyle iletişim yollan da kapanabilir.


Beş-altı yaşlan arasında bu tepkilere ek olarak endişe, rahatsızlık ve abartılmış korkular görülebilir. Sosyal gelişimlerinde gecikmeler oluşabilir. Kekemelik, altını ıslatma ve dışkı kaçırma gibi sorunlar da görülmektedir.


Okulöncesi döneme rastlayan boşanmalarda, çocuk olayı tam olarak kavrayamamakta ve kendinin annesinin mi yoksa babasının ailesine mı ait olduğu konusunu çözümleyememektedir. Çocuk, anne ve babanın eş olmadıkları halde, nasıl anne-baba olduklarını anlayamamaktadır.


Yapılan çalışmalar sonucunda, ilk beş yaş içinde anneden ayrı kalan çocukların suçlu davranış yapısı geliştirdikleri saptanırken, suçlu çocukların %40'ının parçalanmış aileden geldikleri saptanmıştır.


İlkokul dönemindeki çocuklarsa, boşanma olayı karşısında şiddetli üzüntü, korku ve kaygı gibi tepkiler verebilmekte; bu korku ve kaygılara karşı benliklerini korumak amacıyla, reddetme ve karşıt tepki verme mekanizmalarını kullanmaktadırlar.


Boşanmanın Çocuk Üzerindeki Etkileri Nasıl Azaltılabilir?


Boşanma, istenilmeyen ve zor bir durumdur. Hiçbir zaman çocuğun yaşamını olumsuz biçimde etkileyerek onu hayal kırıklığına uğratmamalıdır. Çocukların böylesine üzücü olaylardan etkilenmemeleri ya da etkilenmelerinin en az düzeyde tutulabilmesi için, anne ve babaların hatalı davranışlardan kaçınmaları ve bazı sorumlulukları yerine getirmeleri gerekmektedir.


Boşanmadan sonra, ilişkilerini uygar bir biçimde sürdürerek, çocuğa her zaman sevildiği ve istenildiği duygusu hissettirilmelidir.


Boşanmanın anlamı çocuğa açık ve kesin dille anlatılmalı, birleşme ve barışma umudu verilmemelidir.


Anne ve babalar çocuğa boşanmanın bir süre onu mutsuz edeceğini bildiklerim söyleyerek boşanmada onun bir suçu olmadığını belirtmelidirler.

Boşanma olayından sonra anne ya da babadan biri, diğerinden öç almak için çocuğu araç olarak kullanmamalıdır. Çocuğu yanına alan anne ya da babanın onu diğer ebeveyne göstermeyip, karşı tarafı cezalandırması, çocukta ciddi sorunlara neden olmaktadır.


Anne-babalar çocuğu karşı tarafa göndermekle tehdit etmemelidir. Çok zararlı olan bu tutum sonucunda, çocuk kendini yalnız hissederek, kendisine ve çevresine güvenini kaybedebilir. Bunun yanı sıra, çocuğun kötü özelliklerinin diğer ebeveyne benzetilmesi de çok sakıncalıdır.


Çocuğun yaşadığı yer sabit kalmalı, değişmemelidir. Çocukta bir mekana ait olma duygusu bulunmaktadır. Boşanma sonrası, çocuk sahip olduğu mekanı kaybetme korkusu yaşayabilir. Bu nedenle anne ve babalar, çocuğun yerini sık sık değiştirmekten kaçınmalıdırlar.


Boşanmış ebeveynlerin çocuğuna "bundan sonra benim hayat arkadaşım, tüm varlığım sensin" gibi yüklemeler yapmamalıdır ve çocuğa taşıyabileceği daha fazla sorumluluk yüklememelidirler.


Anne-babalar, çocuğa acıma duygusuyla ya da şımartacak biçimde yaklaşmamalıdırlar. Çocuklar bu durumu isteklerini gerçekleştirmek için koz olarak kullanabilirler. Anne ve babaların buna karşı dikkatli olmaları gerekmektedir.


Anne ve babalar, çocuklarını haber taşıma aracı olarak görmemeli; birbirlerine iletecekleri mesajlar için asla çocuğu kullanmamalıdırlar.


Anne-babalar, boşanmadan dolayı mutlu olsalar bile, çocuklarının yitirme duygusu yaşadıklarını unutmayıp, üzüntülü ve kederli günlerinde onlara yardımcı olmalıdırlar.

Anne-babalar için yerine getirilmesi çok zor olan sorumluluklardan birisi de, çocuklarla olgun, paylaşımcı ve iyi bir ilişki sürdürebilmeleridir. Çocuklarını ilgili bir biçimde dinlemelidirler. Eğer çocuk boşanmanın etkisinde kalarak, sonuçtan olumsuz yönde etkilenirse, anne-babalar çocukları için profesyonel yardım olanağı sağlamalıdırlar.

Hem toplumların gelecekteki başarısı, hem de kültürel mirasın devamlılığının her yönden iyi yetiştirilmiş çocuklarla mümkün olduğu unutulmamalı ve çocuklara önem vererek, sevgiye layık oldukları onlara hissettirilmelidir.

 

http://www.doktorsitesi.com

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber