Bu haber kez okundu.

Bir diplomalı ile diplomasızın farkı
Gündelik hayatın rutinleri bizi gerçek benliğimizden uzaklaştırıyor. Rutinlere kapıldıkça hayata dair düşünmeye  yeterince zaman ayıramıyoruz. Çünkü sistem "düşünmeye" pek sıcak bakmıyor, eğer kendi sistemini kurmazsan eğer! İşte gerçekleri görmek ve insanları anlayabilmek  üzerine güzel bir hikaye...

Diplomalı İle Diplomasız Falcı

Bir varmış bir de yokmuş. Birinin diploması, yıllarını verdiği eğitimi varmış, birinin ise yokmuş. Birinin çocukluğundan beri sahip olduğu bazı yetenekleri, bilgileri varmış, birinin ise yokmuş.

Diplomalı falcı çocukluğundan beri benim çocuğum okuyup büyük büyük adam olacak lafları arasında büyümüş. Her taktir belgesi aldığında karne ve belgeler baş köşeye konur, doktor olacak hepimizi iyileştirecek cümleleri ailesinde havalarda uçuşurmuş. O da bu duruma kulak misafiri olur, omuzları dikleşir sevinç dolarmış. Bir süre sonra bu his arzuya dönüşmüş. Okullar, dershaneler, test kitapları vb içinde yüzmüş drmuş. Gelmiş çatmış o büyük sınav

Ona kim olduğunu öğretecek bir sınavmıymış yoksa kim olmadığını mı? Bunları düşünmek bir kenara dursun soruları düşünmekten, düşünmeyi unutmuş mu acaba? Düşünmeyi bilmediğinden aklına bile gelmemiş bu sorular. Ne gerek varmış ki düşünmeye, bilse yetermiş. Soruları çözüp, iyi sonuç aldığında alıyormuş herkesten övgüyü. Çevresinden aldığı övgüler yetermiş ona, kim olmak istediğini ya da neyle mutlu olacağına düşünmeye ne gerekmiş…

Kazanmış! Doktor olacakmış artık. En iyi bölümmüş, tıp okuyormuş o. Üniversitenin en havalı bölümü. Sabahlara kadar çalış dur. Diğer bölümdekiler ise gezip duruyormuş, bölüm müymüş sanki onların ki, sınav dönemi çalış sonra yat. Özelmiş kendisi, bitirip doktor olacak. Ailenin vedari iftiharı.

Sonra Tus’u kazanmış. Artık kendisi psikiyatri asistanı. Ruh Bilimi! Bilgiler yetermiş ona…

Bir sürü hasta bakmış, neler öğrenmiş neler hocalarından. Uzmanlığa ulaşmış artık. Bir de ofis açmış kendisine, kapıda kocaman uzman psikiyatrist Tarık … yazıyor. Zaten 6 yıl, bedenin a’dan z’ye herşeyini öğrenmiş, üstüne birde psikoloji hakkında birsürü şey, tecrübeli hocalardan aldığı bilgiler, bir sürü hasta görmüş. Hastanede olduğu bazı günler kaç hasta baktığının hesabını bile tutamaz olmuş. Ama o iyiymiş, dürüstmüşte. Öyle ilaç firmalarıyla falan asla görüşmüyormuş. İlaçları sadece faydasına göre yazıyormuş. Böyle geçip gidiyormuş günler, geceler. Ama…

Bir gün ofisine giderken bir hastasıyla karşılaşmış, gülümseyerek merhaba nasılsınız demiş kadın. Tarık şaşkınlık içinde cevap verirken seansta konuştukları ve kadının ne kadar ağır depresyonda olduğu gelmiş aklına. Kadın sanki aklından geçenleri okumuş gibi. Biliyorum şaşırdınız ama mutluluktan uçuyorum Tarık bey. Zihnimi susturmayı öğrendim, esas benliğimi buldum. Yazdığınız ilaçlarıda bir günde bıraktım. Kardeşim kolumdan tutup Leyla hanım diye birine götürdü beni. Ümitsizce gittim, öyle sizin gibi uzman falanda değildi yani. Ama daha kapıdan girince herşeyi anladı sanki ama sessizce dinledi beni. Sonrada söylediği 2-3 cümleyle sanki dünyamı değiştirdi, beni okudu sanki. Artık ona gidiyorum, depresyondan çıkmak yetmez artık bana, onunla bu dünyada nasıl huzurla yaşayacağımı öğreniyorum. Zaten yeride sizin üst katınızda. Bence yöntemini sizde öğrenin ilaçlardan kurtarın milleti diye anlatıp durmuş kadın.

Tarık belli etmesede hızlı adımlarla yürümeye başlamıştı, güvenliğe soracaktı kimdi bu kadın? Nasıl onun kadar eğitime sahip olmayan birisi bu övgüleri alabilirdi. En üstte kendisi olmalıydı, öyle öğrenmiş hep. Kutsal meslek onunkisi.

Güvenlik başladı anlatmaya, kendisinin 3. gözü çok açıktır vallahi, prensipleri var hergün sadece 4 kişi alır o kadar. Ama her gelen bir daha gelir, ilginçtir ama başlarda her gelen suratsız bir şekilde selamsız sabahsız gelir sonra bir bakarsın yüzünde güller açarak bir sürü iyi dilek dileye dileye gider.

Güvenlik görevlisinin her cümlesinde daha da sinirlenmeye başlamıştı, kendisinden belkide daha fazla para kazanan birisi. Hemde onun gibi yıllarını kitaplarda okullarda harcamayan. Ona 10 gelenden sadece ikisi sürekli gelmeye devam ediyordu. Çıldırmıştı, birşeyler yapmalıydı, o kadar okumuştu. Ne olduğu belirsiz bir kadın çıkmıştı ortaya. İsyan etti bu duruma. Diplomasız falcı bunlar dedi öfkeden çıldırarak. Hergün takip etmeye başladı. Güvenlik görevlisin dediği doğruydu sadece 4 kişi geliyordu ama sürekli geliyordu.

O gün aklına geldi, arayıp randevu alacak ve tüm öfkesini kusacaktı Leyla denen kadına. Sekreterinden duydugu şey karşısında daha da deliye döndü, en erken randevuyu 2 ay sonraya verebilirdi ama yardımcı olmaya çalışırım mutlaka yer açılırsa demişti mutlulukla sekreter. Bu onu daha da şok etmişti.

Yerinden hızla kalktı ve koşar adımlarla üst kata çıktı. Kapıyı açan sekretere acilen Leyla hanımı çağır diye bağırdı. Sekreter yüzünde ki içten gülümseme ile durdurmaya çalışsada olmuyordu, o sırada odasından çıkan Leyla hanım beyazlar içinde ki elbisesi ile huzurla gülümseyerek merhaba sizin için ne yapabilirim dedi.

Diplomalı Tarık bağırmaya başladı, siz şarlatanlar insanlara zarar veriyorsunuz, falcısınız hepiniz, insanları kandırıp paralarını alıyorsunuz. Yok 3. gözün açıkmışmışta, yok huzuru biliyormuşsunda, yok herkes değişiyormuşta, şarlatansınız hepiniz dedi öfkesinin içinde boğularak. Leyla, gülümseyen suratıyla buyrun oturun diye koltuğu gösteriyordu, bu huzura karşılık iyice canı sıkıldı Tarık’ın, işiniz gücünüz oyun, insanlarıda bu sözde huzurla kandırıyorsunuz diye devam etti. Leylanın yüzünden huzur dolu tebessümü hiç eksik olmamıştı yine aynı ifadeyle karşısına oturdu Tarık’ın.

Siz kalkmış sözde insanların problemlerini çözüyorsunuz. Falcılık yapıyorsunuz diye bağırmaya devam ediyordu Tarık.

Leyla ise artık dur denmesi gerektiğini hissediyordu. Bakın Tarık bey öncelikle size birşey açıklamak zorunda değilim ancak bir insanı bu kadar çok öfkelendirdiysem bunun olması hoşuma gitmez o yüzden izninizle düşüncelerimi açıklayacağım. Bir sürü eğitimden geçip psikyatrist oldunuz sonra hastanelerde nöbetler, koşuşturmacalar yaşadınız, insanlara yardım etmeyi bir amaç olarak belirlediniz. Size herşey bilim ve kanıt olarak öğretildi.
“Günde kaç hasta bakıyorsunuz?” Size ne bunlardan dedi yine Tarık.
Leyla sanki Tarık’ın söylediklerini umursamamış gibi sorularına devam etti.

Peki siz bir psikiyatrist olarak kişinin problemini nasıl anlarsınız? Neleri dikkate alırsınız?
Artık otururken bile bazı şeylerinin anlıyorum, sonra konuşmaya başlıyorlar o zaman iyice anlıyorum. Analiz ediyorum sonra da ona göre tedavi yöntemi belirliyorum.
Peki ben size hastaneye geliyorum, gün içerisinde ki 15 dakika ayırabileceğiz hastalarınızdan biri olarak. O gün inanılmaz kötü bir olay yaşadım ve hayattan bezmiş bir halde size geliyorum 15 dk zamanımız var otuyorum ve hayatın ne kadar berbat olduğunu anlatıyorum ve bunun gibi bir sürü veri veriyorum size. Siz ne yapıyorsunuz tedavi yöntemi belirliyor, hatta büyük ihtimalde bana ilaç yazıyorsunuz degil mi?

Evet dedi Tarık düşünceli halde…

Peki siz beni 15 dakika için, benim kendimce size verdiğim verilerle çözdünüz ve sonuç çıkartıp teşhiş koyup ilaç yazabildiniz değil mi?
Tarık bey esas bu bir falcılıktır. Hatta falcıların yaptığından daha da büyük falcılıktır. Siz insan bedenine net verilerle teşhiş koyabilirsiniz de ruhuna nasıl? Ben asla falcılık yapmıyorum, kimseyede teşhiş koymuyorum. Teşhiş koymak bence doktorun bile haddine değildir.

İnsan bedenini geçici şeylerle iyileştirebilirsiniz ama insan ruhunu nasıl?
Sen kalk git kendini bul, ruhunu bul, seni bul.
Sonrada bu müthiş eğitimin ile başkalarını buldurmaya yardım et.
Önce sen duygularını tanıyıp, duygularını kullanmayı öğren, ögren ki burayı bu şekilde basamayasın, sonra eğitimin ne olduğunu ögren.
6 yıl ruh için çok uzun süre, ruh bilenler için çok uzun süre.
Bedeni bilinci bilenler içindir bu diplomalar, eğitimler, anca öğrenir anca sınavı geçersin.
Ruhla yaşayanlar veremez 6 yılını sadece bedene sadece başkalarının yazdıkları kitaplardaki bilgilere. Deney yapıp, araştırma yapıp, doğru bu diye söylenip, 2 yıl sonra başka bir veriyle değişiklik yapılan sözde kesin sonuçlara, ilaçlara…

Ben sizin gibi madde ve beden doktoru değilim Tarık bey. Hiçbir zamanda olmayacağım. Siz bedenle, maddeyle hayatlarını geçici iyileştirenlerle çalışırsınız, ben ise; özüne ulaşıp herşeyin cevabını kendilerinden alacaklarla. Düşünün Tarık bey, çıkın verilerden sözde kitaplardan.

Şems, Mevlananın kitaplarını neden yok etmiştir bilir misiniz? O’nu, Öz’ü hiçbir kitap anlatamaz diye mi acaba? Düşün, belki bir gün cevap kendiliğinden gelir.

Bakın ne demiş Mevlana;

Beden doktorları doktorluğu yeni öğrenmiştir zaten…Onlar, hastalığı teşhiş etmek için idrara vesaireye muhtaçtır. Fakat kamil, Allah doktorları, uzaktan adını duydular mı varlığının ta derinlerine kadar girerler! Hatta sen doğmadan yıllarca evvelki hallerini bile görürler.

 

Yazar: Evrim Kayabaş
Kaynak: http://www.indigodergisi.com

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber