Bu haber kez okundu.

4 İşsizden Biri Üniversite Mezunu

Toplamda işsizlik, Türkiye İstatistik Kurumu ( TÜİK) ‘na göre %10 civarında.

 

Bu daha açık ifade ile 3-4 milyon kişiye tekabül ediyor. Çocuk, yaşlı, emekli gibi gibi iş hayatı içinde olmayan kesimi çıkardığımızda, rakamın büyüklüğü biraz daha fark edilebilir.

 

Genel işsizlik oranı içerisindeki, genç nüfusun işsizlik oranı %20 ye yakın. (Üstelik bu rakamlara kayıt dışı ve gündelik çalışanlar dahil değil.)

 

Her 4 işsizden biri ise üniversite mezunu.

 

Çalışan kesime gelince;

 

-Birçok genç niteliklerine uygun olmayan işlerde çalışıyor.

 

-Birçok genç aslında okuduğu bölümle alakası olmayan sektörlerde çalışıyor.

 

-Birçok genç sınav mülakat, yeterlilik  vs gibi sistemleri geçemediği için beklemede ya da geçici işlerde çalışıyor.

 

-Birçok genç,  önemli yerlerde tanıdıkları olmadığı için sıradan işlerde çalışıyor veya öyle düşünüyor. Sisteme ve kendine güvensiz ve durumu kabulleniyor.

 

-Birçok genç, ya neredeyse modern köleliğe dönüşen özel sektöre girmek için uğraşıyor,  ya da hala bürokrasi ve adam kayırmanın dibine vuran Kamu’ ya kapak atmaya çalışıyor.

 

-Çok azı ise, iş kurma hayalleri peşinde. Eğer başarırsa zaten istediği yaşam tarzına kavuşuyor. Başaramazsa, asgari ücret çarkına takılıyor, Olmadı, işsizler sınıfına katılıyor.

 

415913-3-4-8fdd4İşsizliğin Psikoloji:

 

Sistemdi, ekonomiydi, siyasetti bunlar ayrı bir tartışma konusu elbette. Fakat önemli olan kişinin ne yaşadığına dikkat çekilmesidir.

 

Günün bitmesini bekleyerek zaman geçiren, -işe yaramama- duygusunu yoğun hisseden, odasına kapanmış ve kendini soyutlamış bir birey tipi vardır burada.

 

Tamda okulun bittiği idealist zamanlarında, niteliğine uygun çalışma alanı bulamamış savrulmaya başlamıştır. Bir taraftan araştırma devam ederken diğer taraftan günlük hayatını sürdürebilmek için, para kazanma zorunluluğu ile sıradan işlere girer. Ya da bekler.

 

Çevresel faktörlerin etkisi de çok net olarak gösterir kendini.  Hangi okulu bitirmiş olursa olsun, ne kadar güzel değerlere sahip olursa olsun, toplumun gözünde “işsiz” dir. Çevre nin gözünde bu etiketle bütünleşmiştir.Bakkalda, markette, arkadaşlarıyla gittiği ortamlarda ve her yerde karşılaşır.

 

Hayal kırıklığı, beklentilerini bulamama, seçim hakkına sahip olamama kendine güvenini sorgulamıştır öte yandan. Önemli kararlar veremez ve sürekli erteler. Zihin ise, sürekli kurmaya başlar.

 

“Boş zihin boş işler üretir.”

 

İç disiplin ve kendini yönetme becerisi güçlü değilse, hayat standartları giderek düşer. Hepten dibe vurur. Uzun süren bir işsizlik döneminin gerisinde, ortada yıpranan beden ve ağrılı bir psikoloji vardır. Toplumda ise, yasal olmayan işlerden para kazanma eğilimi artar.

 

Öyleyse, biraz düşünme zamanı;

 

Her yıl onlarca üniversite, mezun veriyor. Kaçı istediği işe girebiliyor ve ya sadece sıradan bir işe girebiliyor? Beş taneden biri mi?.

 

O bir ‘den yüzde kaçı istediği işte?  Ya diğer dördü?

 

Nasıl olacak? Sürekli sistemi ve şartları sorgulamanın bir yere vardırmayacağını az çok herkes biliyor olmalı artık.

 

Başta en büyük yol gösterici ebeveynler  olmalıdır. Fakat ailenin rolünün en etkin olduğu yer, çocuğun üniversiteye girme kararı ya da seçtiği bölüm falan değildir aslında; Üniversiteye gireceği zamanın uygun zaman olup olmadığıdır.

 

Yani başlangıçta çocuk neyi niçin istiyor? Yatkınlığı var mı?  Bunlar mı önemli? Yoksa bir an önce hangi bölüm olursa olsun üniversiteye girmesi mi?  Bu sorulara doğru cevap verilmesi gerekir.

 

Aksi halde ailenin sevinci, “benim çocuğum ilk yılda kazandı” sevincinden öteye geçemeyecektir.

 

Mevcut manzaraya bakılırsa çoğunlukla böyledir. Neden? Çünkü ilk yılda kazanmış ve sadece okumuştur. ( Buradaki itilen psikolojik güç, bir an önce okuyup iş hayatına atılması yönündedir.)

 

Sadece okuduğu için işe girmesi ve girse de mutlu olması inşallah maşallah ve şansa kalacaktır.

 

Sonuç: 4 işsizden biri üniversite mezunu.

 

Demek ki asıl önemli olan kazandıktan sonraki süreç? O halde daha en başında yönlendirme, doğru zamanda ve doğru hedef üzerine olmalıdır. Sonraki okuma sürecinde ise, kendisine katacağı her artı, mezun işsiz yığınlarına katılma riskini biraz daha aşağı çekecektir.

 

Kendi kişisel ve mesleki gelişimine destek verecek akademik ya da sosyal her alanda ufak adımlarla başlanabilir. Bilginin ve teknolojinin yayılma hızını düşünürsek yaşın ufak oluşu da artık bir neden değildir. ( Bugün 20 yaşın altında ki gençler fikirleriyle büyük işlere imza atabilmektedirler.)

 

Yani, ne istediğini bilen birey, sistemi değiştirmekle çırpınmak yerine geleceği görerek, kendine yatırım yapmanın önemini fark eden bireydir.

 

Yazan: Arzu AYTEKİN

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber