Öğretmen Diyarı
Sene 1928.
İstanbul Sarayburnu Parkı.
9 Ağustos gecesine dek gelen bir şölen.
Halka hitap eden bir lider ve harflerde gerçekleştirilen bir evrim, aslında bir devrim ilanı.
Peki ya sonra?
Evet tartışmamız gereken nokta bu, kim yapmış?, neden yapmış?, nasıl yapmış?, iyi mi yapmış?, kötü mü yapmış?, DEĞİL.
Gerekli görülmüş ve yapılmış kardeşim bitti.
Sen ne yaptın?, daha gerekli bir soru kanaatimce. 
Harflerden başlıyoruz, zira eğitimin ilk adımını onunla atacağız. 
Bir devrim yaptık ve ardından milli mektepler hizmete girdi. 
Dönemin Maarif Vekili Mustafa Necati öğretmen okulu son sınıf öğrencilerine mektubunda şöyle seslendi: " ... Bilhassa bu sene yeni Türk harflerini yayma gibi şerefli bir vazifen daha vardır. Bütün memleket evlatlarını bir an evvel yeni harflerle okutarak Türkiye’de okuma-yazma bilmeyen bir fert bırakmayacak kadar geniş bir azimle çalışmak mecburiyetindesin. Bunun için yeni Türk harflerini çabuk öğren ve hemen herkese öğretmeye başla. Bu hedefe varmak için kürsü, mektep lazım değildir. Her yerde, her gördüğüne, kadın, erkek, fakir, zengin, çiftçi, tüccar, köylü ve şehirli ayırmayarak derhal öğreteceksin. Milletimize yeni bir yükselme alanı yaratacak olan bu büyük zaferi kısa bir zamanda kazanacağına inanarak vazifelerinde muvaffakiyet dilerim aziz meslektaşım.”
İşte bir mesleğin miladı böyle atıldı. Sayısını bilmediğimiz onlarca öğretmen gündelik hayatın gizli kahramanları olarak zihinlerinde yeni alfabeler bir seferberliğin öncüsü oldular. Mustafa Necati Bey'in mektubundan anladığımız üzere bu öğretmenler mezun olduklarında yeni alfabeye vakıf değil idiler. Fakat şu bir gerçek ki millet mektepleri sayesinde binlerce insan okuma-yazma yanı sıra matematik, sağlık bilgisi ve yurt bilgisi derslerini alarak diploma aldı.
Günü kurtardık hocam.
Ve biz o günden sonra da hep günü kurtardık. Biz yani öğretmenler. 
Halk o gün okuma-yazma bilmiyordu bunun bir tık üzeri seviye bizler okuma-yazma bildiğimiz için öğretmen olduk.
Halkın lise eğitimine yanaşmadığı dönemlerde lise mezunu olduğumuz için öğretmen olduk.
Halkın üniversite eğitimine yanaşmadığı dönemlerde üniversite mezunu olduğumuz için öğretmen olduk.
Zaman değişti sokak başı üniversiteli işsiz olduğundan üniversite mezunu olmamız öğretmen olmamıza yetmedi.
Kpssli olduk.
Sokak KPSSli yüzbinlerce işsiz olduğundan oda yetmedi ÖABTli öğretmen olduk. Afedersiniz öğretmen adayı olduk. Zira 17 senelik eğitim sonucu geldiğimiz noktada devlet memuru vasfına erişmek bile yetmedi bize öğretmen demeye. Eğitim Fakültesi’ne girerken bize kimse necisin dememişti ama elimizde öğretmen olabilir belgeleri varken sadece aday olabildik. Aday sınavı mülakat süreci hepimizin yaşadığı sıkıntılar haline geldi.
Şunu şuraya not düşmek istiyorum: “ Daha zor olunca daha kaliteli olmuyor”
Bugün geldiğimiz noktada devletimizin her bünyesinde türemiş bir kanseri tespit ettik ve her geçen gün pisliği kusar gibi kanser hücrelerini ihraç ediyoruz.  On binlerce öğretmen sıfatlı fetö üyesi meslekten ihraç ediliyor.
Ve kadrolu öğretmenlik yerine sözleşmeli öğretmen tanımıyla karşı karşıya kalıyoruz. 657 koruması ile kanser hücresi kusmanın zor olduğunu gören yetkili riske girmek istemiyor haliyle. Artık elini kolunu sallayan devlet memuru olamaz diyor.
Önce mülakat sonra sözleşme.. Artık öğretmen olmak bir gençliği harcamak kadar kolay.
Sorun değil bugün de günü kurtaralım.
Fakat zaman şimdiden ibaret değil o ne olacak? Yarın eğitim fakültesi mezunu işsiz sayısının artmasıyla günü kurtarması gerekenler de muhtemelen eğitim fakültelerine giriş öncesi mülakat yapacaklardır ve herkes öğretmenlik yoluna giremeyecektir. Bu belki öğretmen olacaklar  ve öğretmenlik yapacaklar arasındaki farkı ve ayrımı yapmaya yardımcı olabilir. Keşke olsun.
Peki ya sonra?
Tüm bunlar öğretmenlik mesleğinin faydasına, gelişimine ve kalitesine mi yaşandı, yaşanıyor, yaşanacak?
Peki ya sonra?
 
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol