Bu haber kez okundu.

ZORUNLU GÜNDEM ÖĞRETMENLER GÜNÜ

                               

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Öğretmenler, bir toplumun doğru ve sağlıklı şekillenmesinde, bilinçlenmesinde ve gelişmesinde en önemli temel taştırlar. Zira öğretmenlerin önemine vurgu yapmak için lafı uzatmaya hiç lüzum yoktur Takdir edersiniz ki şuan bile bu yazıyı, öğretmenlerinizin sayesinde okuyabiliyorsunuz. 

Ancak gel gör ki, her yıl 24 Kasımda yetkililer, 24 Kasım öğretmenler gününü bile sırf ayıp olmasın diye “duygusuz” bir şekilde kutlayıp dururlar… Artık bir dejavudan ibaret olan öğretmenler günü, eminim ki; bu sene de yine evvel ki senelerden hiç farklı olmayacaktır.  

Yani yine yetkililer kameraların karşısına geçip, bütün mahirlikleriyle en retorik sözcükler ve klişeleşmiş cümleler sarf edecekler.  

Hem de “sembolik” bir şekilde ve samimiyetsiz bir edayla… 

İşte bu durum öğretmenlere daha doğrusu eğitime gereken önemin verilmemesinin en aleni halidir. 

Dolayısıyla öğretmenlere değer verilmeyen bu ülkedeöğretmenler günü, tam trajikomik bir manzaraya dönüşüyor. Çünkü “yetkililer” için öğretmenler günü sadece zorunlu bir gündemden ibarettir. Zira bu zorunlu gündemle öğretmenlere verilen değerin, pratikteki durumu ile teorideki durumu arasındaki paradoksal vaziyete her yıl tanıklık ediyoruz. 

Hani derler ya, bayram gelmiş neyime… İşte öğretmenler günü de, öğretmenler için maalesef böyle 

Çünkü tek kelime ile bu ülkenin öğretmenleri “mutlu” değiller… 

Ayrıca gelinen noktada toplumda var olan paradigma maalesef şöyle: “Hiç bir şey olamasan, bari öğretmen ol”!  

Böylesi itibarsızlaştırılmış bir mesleği icra edenlerin, “öğretmenler günü” neylerine…? Dahası, öğrenciler için bir bilge, rehber ve lider kişi olmaktan çok öğrencilerin başına verilmiş bir bekçi olarak bakılıyor, öğretmenlere. 

 İşte böylesi bir mantaliteyle öğretmenler nasıl “mutlu” olabilsinler ki? 

Esasında bu durumdan esas zarar gören ise toplumdur, dolayısıyla devlettir.  

Çünkü itibarsızlaştırılmış ve dolayısıyla gönülsüzleştirilmiş bir öğretmenin, öğrencilerine faydası istenilen düzeyde olması mümkün değildir.  

İşte bu irrasyonel yaklaşım, topluma ve devlete zarar olarak dönmektedir. Zira öğretmen sorunu, özünde bir eğitim sorunudur. Daha da doğrusu, devlet okul sıralarında yetiştiremediği öğrenciyi, cezaevinde mahkûm olarak bakmak zorunda kalıyor. 

Ayrıca bir ülke düşünün, öğretmen açığını ücretli öğretmenle kapatmaya çalışıyor..Geçici çalışan yani ücretli çalışan bir öğretmenin gönülsüzlüğü, memnuniyetsizliği ve mutsuzluğu, hangi öğrenciyi motive edebilir ve topluma kazandırabilir ki Esasında bu, “devlet politikasının eğitime, dolayısıyla öğrenciye verdiği değeri, ziyadesiyle izah etmektedir. 

Oysa “öğretmen bir kandile benzer, kendini tüketerek başkalarına ışık verir. der. Ruffın Dahası, ailelerden sonra öğretmenler, toplumu inşa eden en ulvi insanlardır. Bilinçlenmenin, okumanın, yazmanın ve hayatı doğru okumanın biricik mimarlarıdırlar, öğretmenler.  

Kutsal olan bu mesleği icra eden öğretmenlerin, diğer bütün memurlardan bir farkı da, mesaileridir. 

Çünkü öğretmenlerin mesai saati okulla sınırlı değil. Bu kutsal mesleği icra edenlerin mesaisi, insanların olduğu her yerdir. 

Bu, bazen şehirlerarası yaptığı yolculukta yanında oturduğu kişinin, ben açık öğretime, nasıl yazılabilirimden başlar; oğlumun, kızımın tercihlerini nasıl yapalım şeklinde devam eder, gider. Kısacası, öğretmenlerle vatandaşlar arasında spontane gelişen bu durumyer ve zaman tanımamaktadır. 

Hatta ansızın arkadaşları ile koyu bir sohbet esnasında ya da tatilde iken telefondaki ses: Hocam, çocuğumu hangi dershane yazdırayım diye soran yakınlarına yardımcı olmak ve rehberlik etmek için tatili o anda askıya alıp mesaiye koyulmaktır, öğretmenlik. 

Hele okullarda 10 dakikalık dinlemelerde bile kavga eden öğrencileri ayırmaktır, çoğu zaman öğretmenlik. Çoğu zaman da tuvalete gidemeyen öğrencilere, bir anne ve baba şefkatiyle yardımcı olmaktır.  

Herhangi yol geçmez, kervan geçmez ücra bir köy okulunda hem öğretmen” hem hizmetli, olmaktır, öğretmenlik. Sobanın ısıtamadığı öğrencileri, sevgisiyle, şefkatiyle ısıtmaktır… Hatta öğrencilerine umut olmak ve ışık olmaktır, öğretmenlik. 

Sabah erken derse yetişmek için çoğu zaman aç kalmaktır, öğretmenlik. Akşam eve gelince de yazılı kâğıtlarıyla boğuşmaktır. Çocuklarına, ailesine zaman ayıramamaktır, öğretmenlik. Diğer memurlar gibi vatandaşa, bi saniye bekle deyip, yarım saat kahvaltı yapmak değildir, öğretmenlik. Hatta mesai bitti, bağlantı kesildi ya da sistem çalışmıyor anlayışında değiller. 

Kısacası öğretmelerin mesaisi 24 saattir. 

Bütün bunlara mukabil öğretmenlik, hiç hak etmediği bir anda edep bilmez bir öğrencinin ya da velinin ve hatta yöneticinin hakaretine maruz kalmaktırDaha acısı, kendini bilmez bir öğrenciden veya veliden şiddet görmektir 

*** 

Evet, son olarak dilerim ki peygamber efendimizin önemsediği manada, hani peygamber efendimiz, 10 kişiye okuma yazma öğretme karşılığında esirleri azat ediyor ya, işte tam da bu manada ki derinliğiyle ve Hz Alinin; bana bir harf öğretenin, kırk yıl kölesi olurum” ruhunun öğretmenler için anlaşılması ve fark edilmesi dileğiyle… Bu arada bütün öğretmenlere, iyi mesailer dilerim! Çünkü biliyorum kişuan hepiniz mesaidesiniz 

Mehmet Şah MARHAN 

BİTLİS/TATVAN

 

 

Haber Kaynağı: http://www.ogretmendiyari.com

 

 

 

 

 

 

 

 

"Aktif kaynak göstermeden yayınlamak yasaktır"

 

 

 

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber