Bu haber kez okundu.

ZAVALLI MATEMATİK
Yazar: Sınıf Öğretmeni Dilek KARAÇELİK

 Matematiğin insanlar ile olan bağı milattan önceki çağlara, Mısır ve Mezopotamya topraklarına dayanır. Örneğin, Mısırlılar topraklarının büyüklüğüne göre vergi veriyordu. Taşan Nil nehrinin sahip oldukları toprakların alanlarını sürekli değiştirmesinden dolayı her yıl hesap ve ölçüm yapmak zorundaydılar. Yine eski çağlarda insanlar satranç gibi birçok oyunu icat ederek matematiği geliştirmişlerdi.
Önceleri her şey iyi gidiyordu; matematiğin insanlar ile olan ilişkisi oldukça iyiydi. Hayatlarını idame edebilmek ve ihtiyaçlarını giderirken doğal bir şekilde matematiği keşfeden insanlar gün geçtikçe onu geliştirmişlerdi.

Matematik Nasıl Doğdu?
Dini bayram günlerinin, ibadet saatlerinin belirlenmesi, tarım yapılacak en uygun günlerin belirlenmesi gibi işler için takvim yapma ihtiyacı yine matematiği doğurmuştu. Çünkü bu işler için uzun süreli gözlem ve hesap yapmak zorundaydılar. Günlük yaşam içerisinde alışveriş yaparken de yine matematiğe ihtiyaç duymuşlardı. Matematik hayatın ta kendisiydi. Adı zikredilmese de o yaşamdı, tabiattı, evrendi.

Matematik geliştikçe insanlar onu çok sevdi. Zira onsuz hayatın olamayacağını, tüm bilim dallarının temeli olduğunu anlamışlardı. Kimse ondan korkmuyor, çekinmiyordu. Zaman geçtikçe onu geliştirmek için ellerinden geleni yapıyorlardı.

Peki, ne olmuştu da insanlar ve matematik arasında soğuk yeller esmeye başlamış, ondan herkes çekinir olmuştu. Artık matematik en korkulan haline gelmişti.
Okullarda okutulan bir ders olarak matematik anlatılmaya çalışıldıkça her şey daha da kötüye gider olmuştu. İnsanlar olumsuz bir algıya varmıştı; bu anlaşılmaz, kurallarla dolu karmaşık dersi ancak zekiler anlayabilirdi ve zekânın doğuştan olduğuna inanan insanlar için yapılacak bir şey yoktu. Matematik dersini anlamayan kişiler zaten sözel zekalıdır inanışı hâkim olmuştu. Oysa yıllar sonra bilim adamları birçok zekâ tipinin olduğunu ve zekanın geliştirilebilir olduğunu söyledilerse de bu inanış hiç değişmedi: ancak sayısal zekaya sahip olan insanların matematiği anlayabileceği varsayılmaya devam etti.

İnsanlar ondan korkmaya devam ediyor olsa da öğrenmeye çalışmaktan vazgeçmiyorlardı. Ancak matematiği okul kitaplarına hapsetmeye devam ediyorlardı. Matematik ise gerçeği biliyordu: o sadece ders kitaplarında, soruların içinde değil her yerdeydi.

Matematik, başına gelenin farkındaydı. İnsanların, özellikle öğrencilerin ondan çekinmesine ve özellikle onu anlamaya çalışmak yerine ezbere dayalı bir ders olarak görülmesine dayanamıyordu. Peki, neden böyle olmuştu? O hâlâ aynıydı ve her yerdeydi; insanlardan, hayattan kısacası dünyadan hiç ayrılmamıştı. Derinlerde bir yerlerde karanlıklar içinde değildi, anlaşılabilirdi.
Zaman zaman şunları söylemek geçiyordu içinden;

Köy çocuklarına bir bakın, nasıl da sürüyü uzak yerlere götürüp sayıp geri getiriyorlar; mevsimlere, geceye ve gündüze bakın. Nasıl da sıralarını şaşırmadan gidip geliyorlar. Şu Güneş’e bakın dik ışığıyla nasıl da yakıyor sizi. Ya şu bahçede gruplar oluşturarak kurallar altında oyunlarını oynayan çocuklar; okul kantininde harçlığı ile alış veriş yapmaya çalışan öğrenciler; evde Legolarıyla oynayan çocuk, pazarda parayla meyve sebze almaya çalışan anne, kaç çikolata yedin sorusunu cevaplayan minik çocuk… Gördünüz mü, bunların hepsi benim, her an sizinleyim. Ben sizinle yaşıyorum.

En çok da anne ve babalara haykırmak istiyordu;

Yeni doğan bebeğinizin her şeyiyle ilgileniyor ona yemek yemeyi, konuşmayı, yürümeyi öğretiyorsunuz. Zaman geçtikçe sıra sıra cümleler kuran sevimli çocuğunuzun kullandığı kelime sayısı arttıkça ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz. Konuşkan ve hazır cevap çocuğunuz sizi çok mutlu ediyor. İstediğiniz gibi konuşkan, zeki bir çocuğunuz var artık. Peki ya ben? Beni çocuğunuzun dünyasının neresine koyuyorsunuz? Ezbere elliye yüze kadar ikişer üçer sayabilen çocuğunuzun dünyasına girdiğimi mi zannediyorsunuz. Hepsi bu değil mi? Beni ezberci bir sistemin içinde var olmaya iten ilk güç siz anne ve babalarsınız.

Oysa matematik; anne ve babalara şöyle önerilerde bulunmak istiyordu.
Çocuğunuz daha okula başlamadan yaptığınız pudingleri onunla beraber ikişerli üçerli gruplayarak masaya dizip beraber saysaydınız; onunla alışverişe gidip bütçenize göre ne kadar alışveriş yapabileceğinize birlikte karar verseydiniz; eline verdiğiniz bir grup elmayı aile bireylerine dağıtmasını isteseydiniz ve sonucun ne olduğunu sorsaydınız; odasındaki oyuncakları büyükten küçüğe dizmesini isteseydiniz; saate bakıp akrep ve yelkovanın ilerleyişini izleseydiniz; çocuğunuzun yemeğini yedikçe tabağındaki yiyeceklerin giderek azaldığını söyleseydiniz…

Kısacası matematik öğreniminin çocuğunuz okula başlayınca başladığını düşünmeseydiniz ben yine kimsenin korkulu rüyası olmayacak, yine sevilen, araştırılan, merak edilen ve anlaşılan olacaktım. Sevgili anne ve babalar artık biliniz ki Zavallı Matematik, günümüzde akıllarda ve kalplerde kalma, anlaşılabilme ve sevilebilme savaşı veriyor.

Kısa Bağlantı : http://clss.link/1U9ou5c

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Anahtar Kelimeler:
zavallı matematik

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber