Bu haber kez okundu.

Veli Okul Öğrenci İlişkisi
 Eğitimpedia Yazarı – Müjdat Ataman
“Çocuk, okul, aile bir bütündür. Bu ilişkiyi iyi yapılandırırsak çocuğun gelişimi sağlıklı olacaktır.” Okulların vazgeçilmez söylemlerinden biridir bu cümle. Üçlü ilişkiyi yapılandırmak ve düzenlemek hiç de kolay değildir. Özellikle beklentileri, öncelikleri, istekleri farklı olan bu ilişki dinamiğinin sağlıklı yürütülebilmesinin zor olduğunu bilmemiz gerekiyor. Bu memlekette eğitimci olmak ne kadar zorsa veli olmak da bir o kadar zordur. “Çocuk olmak” konusuna girmiyorum bile… Bazı özel okulların kayıt bölümlerinin bulunduğu odaların üstünde “satış” ofisi yazıldığı günlerdeyiz. Ticari bir ilişkiye dönmüş bu sistemde, ürünün(?), satıcının, müşterinin aynı anda mutlu olmasını bekliyoruz. Bu tür ticari ilişkilerde toplu mutluluk beklemek hayaldir.

Özellikle özel okulculuğun devlet desteğiyle hızla yükselişi, devlet okullarının ödenek bulamaması, her bütçeye uygun okulların ortaya çıkması nedeniyle veliler, öngöremedikleri geleceğin seçimlerinde zorlanıyor. İyi okul hangisidir, hangi okul çocuğum için uygundur, sosyal okul mu, akademik okul mu, alternatif okul mu soruları zihinlerde geziyor.

Okul seçimiyle de iş bitmiyor, aile okulla beraber yaşamaya başlıyor. Çoğu özel okul farklı gibi görünen ama birbirinin benzeri olan,  “Bizim neyimiz eksik” etkinlikleriyle aileleri bir araya getiriyor. Ortak çevre, ortak paylaşımlar, iş bağlantılarının yanında okul, öğretmen dedikoduları da bu buluşmaların gündemi olabiliyor. Telefon rehberleri o günlerde çocuk adlarının yanına eklenen “…… annesi” kayıtlarıyla doluyor. Hemen üstüne whatsApp grupları kuruluyor. Bu grupların kendi içinde sosyolojik inceleme gerektiren bir yapısı da var. İsim hazır, “4C Anneleri”. Gruplarda konuşulanları tahmin etmek zor olmasa gerek. Kendi çocuğuyla aynı okulda öğretmenlik yapanlar da bu whatsApp grubuna ne yazık ki dahil oluyor. O öğretmen genelde gruba yazmıyor, doğal olarak kendini ateşe atmıyor. Grupta konuşulan konular özet olarak farklı kaynaklardan okul yönetimine iletiliyor.

Bazı okullar da bu gruplarda yapılan dedikodular ışığında eylem planı yaparak okul yönetiyor. Bu, işin okul tarafıyken işin veli boyutu daha zor. “Yok hayır, ben gruba girmek istemiyorum” anlayışı sizi marjinal yapabilir ve hatta çocuğunuzun sosyal çevre kurmasının önünde engel olabilirsiniz çünkü bütün planlamalar orada yapılıyor. Gruba girdiniz diyelim, bu sefer de ‘kaygı’ düzeyinizin artması için gerekli malzemelerin hepsine ulaştınız demektir. “Bizim çocuk kesirleri hiç anlamamış”, “bizimki de”, “sınıfta konuyu anlayan yok”, “ben eşime sordum zaten bu öğretmenle çocuklar matematikte hiçbir şey öğrenmiyorlarmış…” Böyle bir örnek yazışmanın içinde olan bir veli doğal olarak akşam soluğu zor alacak ve çocuğuna; “hangi sayının dörtte üçünün iki katı…” ile başlayan bir problem soracaktır. “Benimki de öğrenmemiş kesirleri!” Tam o an arkada dramatik bir müzik ve dünyanın sonuna hızla yaklaşma…

Veli olarak beklentilerimizi doğru yere konumlandırırsak, çocuğumuz için almak zorunda olduğumuz kararlardan dolayı pişman olmayız. Bu konuda öncelikli olarak okul yolunda yürüyenin biz olmadığımızı, çocuğumuz olduğunu bilmemiz gerekiyor. Bu yolculukta belirli engellerle karşılaşacaksınız. Bu engelleri nasıl aşacağınız önemli. Peki, ne yapmalı, nasıl yapmalı?

1-Çocuğunuzu kaydettirdiğiniz okula güvenin. Güven temelli bir ilişki sağlıklıdır. Güven, hemen yıkılacak bir şey değildir, o okulu seçmenizin nedeni zaten inancınızdır. Güvenmediğiniz okula  çocuğunuzu göndermeyin.

2-Çocuklar sosyal yaşamın kurallarını okullarda yaşayarak öğrenirler. Kırılırlar, kızarlar, üzülürler. Yaşayarak öğrenmelerine izin verin.

3-Okullar da en az sizler kadar çocuğunuzun güvenliğine önem verir. Bahçede çocuğunuzun düşmesi, okulun ya da nöbetçi öğretmenin hatası değildir. Öncelikle çocuğun düşmesi hata değildir. Okuldan gelen her aramada yüreğiniz güp güp atmasın, yaralanma haberi ile karşılaştığınızda okulu suçlamayın (Elbette ki görünür bir güvenlik açığına sessiz kalmayın).

4-Nasıl ki okul yöneticisi ya da öğretmeni sizin evinizde gezmiyor, mutfağınızda iş yapmıyorsa, siz de okuldaki gereksiz gezmelerden uzak durun. Hele ki sınıfın penceresinden içeriyi izlemeyin, orası sizin değil çocuğunuzun özel alanıdır.

5-Sadece kendi çocuğunuzu düşünerek hareket etmeyin. Sınıftaki her çocuğun değerli olduğunu göz ardı etmeyin. Sizin çocuğunuz ve sınıfta herkes tarafından şikayet edilen çocuğa yüklenmek için okula gitmeyin. Her çocuk özeldir, tıpkı sizin çocuğunuz gibi.

6-Okulunuzu eleştirmek en doğal hakkınızdır ve hatta dış göz olarak okulla ilgili görüşlerinizi sunmanız okul için yararlıdır. Sadece bu eleştirilerde yargılayıcı olmayın. Yapıcı olun, bu tutumunuz okulunuzun daha iyiye gitmesine destek olacaktır.

7-Okulunuzu her anlamda şeffaflığa davet edin, bu sizin en doğal hakkınızdır. Şeffaf okul ve yönetim anlayışı sorunların aşılmasına yardımcı olacaktır.

8-Çocuğunuzun hakları kadar, öğretmenlerin hakkını da koruyun. Özellikle sizden alınan okul ücreti ile öğretmen maaşlarındaki tutarlılığı göz ardı etmeyin. Unutmayın mutlu ebeveynlerin çocukları mutlu olduğu gibi, mutlu öğretmenlerin de çocukları mutludur.

9-Okulun niye yüzme havuzu yok, niye at binmiyorlar, niye sabah kahvaltısı dört çeşit değil demenin hiçbir anlamı yok. Okullar beş yıldızlı dinleme tesisleri değildir, çocuğunuzun tatilde değil okulda olduğunu unutmayın.

10-”Bu konu niye böyle işlenmiyor, başka okulda matematikte şurdalar, daha hala bizimkiler çarpmada” gibi bambaşka değişkenleri olan öğretim konusuna müdahale etmeyin, unutmayın ki çocuklarınızın bulunduğu okullardaki kişiler bu işin profosyonelleri. “Dur bak, bu çocuklara da şu konuyu hiç öğretmeyelim de ilerde darmadağın olsunlar” düşüncesinde değil hiç kimse merak etmeyin.

11-Çocuğunuzun okulda yaşadığı sorunları siz çözmeye çalışmayın. Unutmayın okulda yaşanan sorunlar okulda çözülür ve sorunu yaşayan kişi sorunu çözmek için uğraş vermelidir. Siz çocuğunuz adına okul problemlerini çözdükçe, çocuğunuza alt mesaj olarak, sen hiç emek verme ben senin için her şeyi çözerim mesajı verirsiniz (Bu cümle, okulda çocuğunuzun yaşadığı proplemlere kayıtsız kalın demek değildir. Elbette dinleyin, yanında olduğunuzu hissettirin. Durum akran istismarıysa ve çocuğunuz içinden çıkamıyorsa tabi ki mutlaka okul idaresi ile görüşün, sadece çözüm için çocuğunuza şans verin).

12-Asla bir yetişkin olarak çocuğunuzun okulda ya da serviste tartıştığı bir arkadaşına müdahale etmeyin. Bu ilişki biçimi tehlikelidir ve aşılamayacak sorunlar ortaya çıkmasına neden olabilir.

13-“Babası hiç ilgilenmiyor, bütün sorumluluk bende, siz babasını da bir görüşmeye çağırın da derslerinin kötü gittiğini söyleyin.” Aile içi anlaşmalıklarınızı, okula yansıtmayın; okulun bu ilişkiye müdahil olmasına fırsat vermeyin.

14-Okul sizi dinlemek zorundadır, size randevu verilmemesini asla kabul etmeyin. Sadece çalışma süreçlerini göz önüne alarak verilen randevu saatlerine uyun. Öğretmeniyle yapacağınız hiçbir görüşmeyi ayaküstü yapmayın. Geçiştirilecek bir konuşmanın önünü açan taraf olmayın.

15-Çocuğunuzla ilgili yapacağınız görüşmelerde, bir başka öğrencinin durumu ya da sınıfın genel akademik durumu ile ilgilenmeyin. Unutmayın, siz kendi çocuğunuz için oradasınız. Karşılaştırma yapmanın çocuğunuza hiçbir yararı olmayacağı gibi zararı olacaktır.

16-Siz evde kitap okumuyorsanız, öğretmenine “evde hiç kitap okumuyor” serzenişinde bulunmayın. Bu sorumluluğun rol model olarak önce kendi sorumluluğunuz olduğunu unutmayın.

17-Duyumlar üstüne okulla görüşmeye gitmeyin, dedikodu gereksiz ve anlamsızdır. Verilerle yola çıkarak hareket edin.

18-Sosyal medya okul içi bir iletişim aracı değildir. Çocuğunuzun öğretmenine Facebooktan mesaj atmayın.

19-Çantasını siz  hazırlamayın, gezi bavulunu siz hazırlamayın, ödevinin peşine siz düşmeyin. Bırakın öğrenme sorumluluğunu çocuğunuz alsın. Unutmayın öğrenci olan siz değilsiniz. Ve bilin ki kısa vadede iyilik yaptığınızı düşünürken uzun vadede çocuğunuza kötülük yapıyorsunuz.

20-Okulla ilgili yaşadığı sorunlarda, “ben de yaşamıştım bu problemi, şöyle de güzel çözmüştüm” şeklinde akıl veren olmayın. Sadece dinleyin yanındayım mesajı verin, çözümü onların bulmasına ya da denemelerine izin verin.

21-Çocuğunuzun akademik durumuna değil, duygusuna odaklanın. Akademik durumu süreç içinde çok değişecektir. Notları değil, duygusudur değerli olan.

22-Kaygı bulaşıcı bir hastalıktır. Akademik durum, dersler, sınavlarla ilgili kaygınızı sıklıkla dile getirip kaygınızın çocuğunuza bulaşmasına neden olmayın.

23-“Beni iyi dinle, başarılı olmak istiyorsan…” benzeri öğüt veren cümlelerinizin çocuğunuza hiçbir katkısı olmayacaktır. Evet bir kulağından girip, bir kulağından çıkacaktır. Bu şekilde bir öğrenme yoktur.

24-Çocuğunuzun kullandığı kötü söz ile ilgili, “vallahi okulda öğreniyor, biz hiç evde kötü sözcük kullanmayız” cümleniz kesinlikle doğru olabilir. Ama bu çok normaldir. Çocuklar arası oyunlar nasıl yayılıyorsa, o sözcükler de aynı biçimde yayılıyor. Yaş gelişim özelliğine bağlı olarak süreç içinde tüm kötü sözcükleri öğrenecekler, aynı biz gibi, endişelenecek bir şey yok. Nerede kullanıp, nerede kullanmamaları gerektiğini de yaşayarak öğrenecekler.

25-Çocuğunuzla yapacağınız okulla ilgili sohbetlerinizde “bugün okulda ne yaptın, ne öğrendin?” gibi sorulardan uzak durun,  yapacağınız paylaşımları çeşitlendirin.

26-Okulun size, farklı söylemlerle öğretmenlik rolü vermesine asla izin vermeyin (Ödevine yardım edebilirsiniz, anlamadığı konularda tekrar çalışmaları yapabilirsiniz, ödevi bitince kontrol edebilirsiniz, kaç sayfa okuduğunu kontrol edebilirsiniz, okuduğu sayfa sayısını yazdığında imza atabilirsiniz vb.). Unutmayın öğretmenlik rolü ile anne-babalık rolü çocuğunuzla ilişkinizi zedeleyecektir.

27-Öğretmenlerin çocuğunuzla ilgili vereceği geri bildirimler değerlidir ama doktor reçetesi değildir. Çocuğunuzu en iyi tanıyanın siz olduğunu biliyorsunuz, buna göre hareket edin.

28-Tanılama okulların işi değildir. Gözlem aktarımını dinleyebilirsiniz ama çocuğunuzla ilgili tanı konulmasını kabul etmeyin. Okuldan isim verilerek, “çocuğunuzu şu psikolog ya da şu  psikayatrist görse iyi olur” yaklaşımı yanlıştır. Okuldan gelen geri bildirimler ve sizin gözlemleriniz aynı yöndeyse bu kararı siz verebilirsiniz.

29- “Çocuğunuz şu derste iyi değil, desteğe ihtiyacı var, özel ders alsa iyi olur” deniliyorsa çocuğunuzun değil okulun desteğe ihtiyacı vardır.

30-Çocuğunuzun yanında bir başkasıyla sohbet ederken okul ve öğretmenleri ile ilgili olumsuz söylemlerde bulunmayın. Çocuğunuzun sizin duygu ve düşüncelerinizden olumsuz etkilenmesine izin vermeyin.

31-“Biz seni ne zorluklarla okutuyoruz farkında mısın?” gibi cümlelerle çocuğunuzun üstünde duygusal bir yük oluşturmayın. Bu sizin tercihiniz, çocuğunuzun değil.

32-Akademik başarısızlık sonrası çocuğunuzu okuldan alıp başka bir okula vermekle tehdit etmeyin. Yeri gelmişken, çocuğunuza hiçbir konuda tehditte bulunmayın.

33- Başarıyı ödüle bağlamayın, her başarısı sonrası ödüllendirilen çocuklar buna alışacaktır ve çalışmayı sadece ödül odaklı yapmaya başlayacaktır.

34-“Okuldan sonra etkinlik olsun, hafta sonu okulda etkinlik olsun, okulun farklı kursları olsun” beklentisine girmeyin. Çocuğunuzun bütün etkinliklerini okulda yapması, aynı sosyal ilişkiler içinde kalmasına neden olacaktır. Çocuğunuzun farklı sosyal gruplarla çalışmasına olanak verin, yeni ilişkiler kurması ve geliştirmesi onu sosyal açıdan güçlendirecektir.

Unutmayın okul ya da öğretmenlerin çocuğunuzu şekillendirmesi diye bir durum yoktur. Çocuklar için ilk ve en kalıcı rol model anne ve babadır. Sizin davranış ve tutumlarınız, okulda çocuğunuza rol model olan öğretmenin tutumundan daha değerli ve önemlidir.

[email protected]

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber