Bu haber kez okundu.

UYUMSUZ ÇOCUKLAR

Uyumsuzluk, bireyin kendisi ve çevresiyle sağlıklı ve dengeli ilişkiler kurma ve

devam ettirmede zorluk çekmesi şeklinde açıklanabilir. Çevremizde uyumsuz davranışlar

gösteren çocuklar genellikle yaramaz, huysuz, sinirli, geçimsiz olarak adlandırılırlar. Oysa

çocuğun gösterdiği olumsuz her davranış uyumsuzluk göstergesi değildir. Hızlı büyüme ve

gelişme içinde olan çocukta, her yeni gelişmeyle birlikte değişik şartlar ve güçlükler yeni bir

uyum çabası gerektirir. Bu dönemde de geçici uyum bozuklukları görülebilir

 

Belirli dönemlerde

gelişimsel özellik olarak yaşanan olumsuz davranışlar uyumsuzluk olarak algılanmamalıdır.

Örneğin, 2-4 yaş arası inatçılık genel olarak çocuklarda görülen gelişimsel bir özelliktir.

Yine 3-6 yaş arasındaki cinsel kimlik ve özdeşimle ilgili sorunları geçici olabilir ve tek

başına uyum problemi olarak düşünülmemelidir

Okul öncesi dönemde, zaman zaman çocuklar hayali yalanlar söylerler, bu normal bir

davranıştır. Fakat ileri ki yaşlarda çocukların sürekli olarak yalan söylemesi, çocukta bir

uyum sorunu olduğunun bir göstergesi olarak dikkate alınmalıdır. Bunun gibi çocuğun

tuvalet alışkanlığını kazandıktan sonra, sık sık altını ıslatması, saldırgan davranışlarının

süreklilik göstermesi uyum sorunlarına örneklerdir. Yine örneğin 5-6 yaşlarında bir çocuğun

yeni bir kardeşi olduğunda ilk günlerde kıskançlık, huysuzluk gibi davranışlar göstermesi

normal sayılabilir. Fakat bu davranışların sürekli olması uyumsuzluk olarak nitelenebilir

 

Uyumsuzluk Sebepleri

Çocuğun doğuştan getirdiği özellikleri ve çevresel etmenler uyumlu içinde olması için

önemlidir. Uyum, başarıyı, hayattan zevk almayı, problem çözebilme yeteneğini, doğru karar

verme gücünü artırmaktadır. İşte bu olumlu sonuçlara ulaşabilmek için çocuğun yaşadığı

uyumsuzluk nedenleri araştırılıp, kontrol altına alınmalıdır. Uyumsuzluk nedenlerini

açıklamadaki problemlerden biri, insan davranışlarının tek bir nedeninin olmamasıdır

Örneğin; saldırgan davranışlar gösteren bir çocuğun bu davranışının nedeni, arkadaşları ile

yaşadığı olumsuz yaşantılar ya da daha önce temel ihtiyaçlarının zamanında karşılanmaması

olabilir.

 

Uyum sorunlarının ortaya çıkmasına sebep olan etmenler şunlardır:

· Kalıtım

· Bedensel nedenler ve hastalıklar

· Temel ihtiyaçların karşılanmaması

· Çevre ve sosyoekonomik nedenler

· Yanlış Eğitim

 

Kalıtım

Anne babadan genler yoluyla çocuğa geçen özelliklere kalıtım denir. Örneğin; Altını

ıslatma, inatçılık gibi problemler bireye kalıtsal olarak geçebilir. Fakat olumlu çevre

koşulları ve eğitim yolu ile bu gibi olumsuzluklar ortadan kalkabilmektedir.

 

Bedensel Problemlere Bağlı Nedenler

Bedensel nedenler, uyumsuz davranışlar sergilenmesinde etkilidir. Görme, işitme

bozukluğu, yürüme problemleri, ruhsal bozukluklar, iç salgı bezi bozuklukları süreğen hastalıklar, kazalar ve şoklar, şaşılık, kamburluk, aşırı şişmanlık bedensel uyumsuzluk

nedenleridir

 

Temel İhtiyaçların Doyurulmaması

. Solunum, yemek yeme, boşaltım, barınma, sıcak ve soğuktan korunma, vb.

Bu ihtiyaçların zamanında ve yeterli karşılanması çocukta güven duygusunu geliştirir.

Beslenme saati gecikmiş, uykusunu alamamış çocuk huzursuz, öfkeli ve saldırgan olur.

Sevme-sevilme, başarılı olma, kabul

görme, bir gruba dâhil olma gibi ihtiyaçlar psiko-sosyal ihtiyaçlardandır ve bireyin kendisini

iyi hissetmesi için önemlidir.

 

Çevre ve Sosyoekonomik Nedenler

Sosyal bir varlık olan birey, doğduğu günden itibaren öncelikle ailesinden ve yakın

çevresinden daha sonra da komşuları, arkadaşları gibi değişik gruplardan etkilenerek büyür.

Bireyin dâhil olduğu grubun davranışları uyumsuz davranışlar sergiliyorsa birey de bunun

etkisi altında kalır

 

Yanlış Eğitim

Eğitim, bireyin istenilen, olumlu davranışlar kazanmasını amaçlar. Yanlış eğitim ise,

çocuklarda uyumsuz davranışların oluşmasında önemli rol oynar. Çocuğun gelişimsel

özelliklerini bilmeyen, bireysel farklılıkları görmezden gelen, baskılı, otoriter ya da tutarsız

davranışlar gösteren anne-baba tutumları çocuklarda geçici olabilecek olumsuz davranışları

pekiştirir ve yerleşmesine yol açar.

 

ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE UYUM

SORUNLARI

 

Duygusal Gelişimle İlgili Problemler

 

Kaygı

Kaygılar genellikle nedeni belli olmayan korkular şeklinde açıklanır. Kaygı “korku

verici durumun çıkma ihtimaline karşı verilen tepki” olarak da tanımlanmaktadır. Kaygılı

çocuk çabuk heyecanlanıp, çabuk üzülen, tedirgin ve gergin çocuktur. Örneğin “sınavlarda

çok heyecanlanır, yapamazsam, öğretmenime, aileme nasıl açıklarım” diye

düşünür.Kurallara uymaya özen gösterir. Kendisine kızılmasından, eleştirilmekten kaçınır

Okul Öncesi ve ilköğretimin ilk yıllarında en sık karşılaşılan kaygı türü ayrılık

kaygısıdır. Sevdiği kişinin ya da kendisinin başına bir şey geleceği korkusu ayrılık

kaygısının temelini oluşturur. Bu kaygıyı taşıyan çocuklar anneden ayrılmak istememe, okula gitmekten çekinme ve tek başına uyumakta güçlük çekme gibi davranışlar

sergileyebilir.

 

 

Korku

Korku, canlı varlıkların, bilinen ve bilinmeyen tehlikeler karşısında gösterdikleri en

doğal tepkilerdir. Korku “bir durum karşısında durumla ilgili algılanan tehlike düşüncesi

sonunda gösterilen tepki” olarak tanımlanmaktadır. Kimi insanlar karanlıktan korkarlar,

kimileri yalnız kalmaktan, kimileri ise, gök gürültüsünden, ölümden, böceklerden vb.

korkabilirler.

Çocukların korktuğu şeyler yaş ve gelişim düzeylerine göre değişiklik gösterir. İki-üç

yaşındaki bir çocuk gök gürültüsünden, elektrik süpürgesi sesinden; üç-dört yaşındaki bir

çocuk ise karanlıktan, öcüden, altı yaşındaki bir çocuk ise hayaletten, yangından korkabilir

Diğer bir örnek; çocukların eğitiminde korkunun bir disiplin aracı olarak kullanması

bir şeyler yaptırılmaya çalışılması da çocukta korku oluşumuna neden olur. “Yaramazlık

yaparsan seni dilenciye veririm, beni üzme yoksa seni köpeğe veririm” gibi korkutmalar

anne-babaya kolay gelir, hem de çocuğun bedensel bir zarara uğramadığını düşünerek içleri

rahat eder.

Aşırı koruyucu ailelerin çocuklarında korkular çoğalır. “Parkta kaydırağa binme

düşersin, o çocukların yanına gitme seni döverler” gibi sözlerle çocuğu korumaya çalışmak

onu girişkenlikten, deneyim kazanmaktan, dayanıklı olmaktan alıkoyar.

 

Öfke Nöbetleri

Öfke, çocuğun isteklerinin engellenmesi veya anlaşılmadığını düşünmesi sonucu

ortaya çıkan olumsuz tepkilerdir. Bebeklik çağında beslenme, temizlik, uyku gibi temel

ihtiyaçlarının zamanında karşılanmaması bebekte ağlama çırpınma gibi öfke belirtilerine

sebep olur.

Çocuğun kendisine model aldığı yetişkinler olaylar karşısında

öfkeli, yıkıcı, abartılı davranışlar sergilerse çoğu kez çocuklar da benzer davranışlar

gösterirler. Anne-babalar çok sabırlı, tutarlı olmalı, baskılı, aşırı kuralcı olmamalıdır. Eğer,

çocukla aile arasında sevgi ve disiplin ilişkisi dengede ise ve tüm aile bireyleri konulan

kuralları tutarlı bir şekilde uygulayabiliyor ise çocuk önüne konulan engelleri kabullenecek

ve öfke nöbetlerinin uygun bir yol olmadığını anlayacaktır

 

İnatçılık

 

İnatçılık, çocuğun gelişiminin bazı dönemlerinde ortaya çıkan bir özelliktir. İnatçılık,

“çocuğun anlamlı bir nedeni olmaksızın bir harekette ısrar etmesi, davranışını, düşüncesini,

durumunu değiştirmeye direnmesi” olarak tanımlanmaktadır Çocukla ilgilenen

yetişkinlerin de çocuğun gösterdiği inat davranışına inatla karşılık verip, çocuğun direnme

gücünü kırmaya çalışmaları yanlıştır. Bu tutum çocukta normal bir gelişimsel özellik olan

inatçılığın kişilik özelliği olarak yerleşmesine neden olabilir.

Kabul edilmesi gereken çok önemli noktalardan biri, çocuğun aile

büyüğünden farklı duyup, farklı görüp, farklı algılayıp, farklı düşündüğüdür. Bu yüzden

çocuğun yetişkinlerden farklı olan düşüncelerine saygı göstermeli gereksiz inat davranışları

göstererek çocuğa yanlış model olunmamalıdır  Çocuğun her davranışına müdahale etmek, çok söylenmek, “Halası, teyzesi gibi

inatçı.” diyerek etiketlemek, kardeşler arasında ayrım yapmak da inatçılığa yol açacağından

bu tür davranışlardan uzak durmak gerekir

 

 

Saldırganlık

 Saldırganlık genelde engellenme sonucunda oluşan bir davranıştır

Bazı çocuklar kalıtımsal kişilik özelliklerinden dolayı saldırganlığa daha yatkındırlar.

Anne-baba; problemlerini konuşarak halledemiyor, sürekli kavga ediyorsa, birbirlerine

ve çocuklarına karşı saldırgan davranıyorlarsa, böyle bir ailede yetişen çocuğun saldırgan

davranışlar göstermesi de doğaldır. Kendini anne-baba karşısında güçsüz bulan çocuk,

tepkisini başkalarına yöneltir. Evde kardeşlerine, sokakta ve okulda arkadaşlarına karşı

saldırgan davranışlar gösterir. Fiziksel cezalar çocuğun olumsuz duygularını denetim altına

almayı öğrenmesine yardımcı olmaz; aksine öfkeli olduğunda, saldırgan olmayı öğretir.

 

Erkeklerde saldırganlık problemi kızlara göre daha çok görülür. Bazı anne-babaların,

çocuklarının erkek olmalarını bir üstünlük gibi göstermeye çalışması “Erkek adamsın, sana

vurana sen de vur.”, “Senin elin armut mu topluyor.”, “Yanıma sakın beni dövdüler diye

gelme.” gibi kavgayı destekleyici sözleri çocuğu saldırganlığa yöneltir

Çocuklara sık sık ceza vermek, onların isteklerini eleştirmek ve alay etmek “Ne biçim

giyinmişsin, sen ne anlarsın.” gibi sözler söylemek çocuğun saldırgan davranışlar

göstermesine neden olacağından bu tür davranışlardan uzak kalmak gerekir.

Çocuk saldırganlaşıyor diye her isteği yapılmamalıdır. Kesinlikle saldırganlığa

saldırganlıkla cevap vermemelidir

 

Utangaçlık

 

Utangaç çocuklar, dışarıdan bakıldığında yaramazlık yapmadıkları için uyum

sorununa sahip oldukları düşünülmez. Çoğunlukla bu çocuklar ‘mükemmel çocuk’ olarak

değerlendirilirler. Ama bu çocuklar etkinliklere katılmaz, sadece izlemeyi tercih eder.

Genellikle tek başlarına oynarlar ve diğer insanların yanında fazla rahat değillerdir.

Utangaç çocuklar, öz güveni yeterince gelişmemiş çocuklardır. Yanlış bir şey

yapmaktan ve söylemekten çekinirler. Yardım istemekten utandığı ya da kendini çok yalnız

hissettiği için okulda başarısız olabilirler. Sakin ve çekingen olarak düşünülen bu çocuğun

uyumsuzluğu geç fark edilir.

 

Çocuklara sürekli “Akıllı çocukları herkes sever”, “Uslu ol herkes sana aferin desin”,

Sen diğer çocuklar gibi yaramaz olma.” telkinlerinde bulunmak çocuğun utangaç olmasına

sebep olabilir.

“Sakın başkalarının yanına çok yaklaşma, kimseyle konuşma.” gibi sözlerle çocuğa öz

güvenini kazandıracak olan ortamları ve olayları engellemek de utangaçlığa sebep olabilir

 

Kıskançlık

 

Kıskançlık “sevilen bir kişinin bir başkasıyla paylaşılması veya paylaşılıyor

zannedilmesi sonucu oluşan bir tepki” olarak tanımlanmaktadır. Kıskançlık normal olarak

ortaya çıkan bir durumdur bu yüzden kıskançlığı tümüyle yok etmek yerine onu kontrol

altına almayı sağlamak önemlidir. Çocuk zamanla bu duygusunu kontrol ederek dengeli

yaşamayı öğrenir.

Kıskançlık, çocukların kendisi ve çevresindeki insanlarla olumlu ve dengeli ilişkiler

kurmasına engel olan, çocuğu yaşanılması zor, mutsuz duruma düşüren bir durumdur.

Kıskançlığı çok yoğun yaşayan çocuklar, kendisine olan ilgi ve sevginin başkasına

yönelmesi sonucunda kendini terk edilmiş, güvensiz hissederler. İstediği ilgiyi elinden alan

kişiye karşı öfke, nefret, öç alma duygularıyla dolar. İlgiyi yeniden üzerine çekmek için

kurallara uymaz, söz dinlemez, okulunda başarısız olur. Tek isteği kaybettiği sevgiyi ve

ilgiyi yeniden kazanmaktır.

Kıskançlık duygularının ilk belirtileri yeni bir kardeşin dünyaya gelmesi ile başlar

 

Kaynak: filintahaber.com

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Anahtar Kelimeler:
uyumsuz çocuklar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber