Bu haber kez okundu.

Üniversite tercihleri görücü usulü evlenmeye benziyor… Üniversite mi, bölüm mü?

Üniversite tercihleri görücü usulü evlenmeye benziyor… Üniversite mi, bölüm mü?


1970’li yıllarda ne rehberlik servisi vardı ne de danışmanlık biliniyordu. İnsanlar yeteneklerinin farkında mıydı bilmem ama üniversiteye giriş için kurulmuş büyük sistemler yoktu. Gerçi bugünkü kadar üniversite de yoktu ya neyse… 


1980’li yıllarda da durum çok değişmemişti; üniversite sınavına girenler tercihlerini kılavuz ellerine ulaşınca yaparlardı. Önce en iyi üniversiteler ve elbette kulağa hoş gelen bölümler başa yazılırdı. Sonrası Allah kerim…


Üniversite tercihleri görücü usulü ile evlenmeye benziyordu. Hele üniversiteye bir kapak atılsın nasıl olsa alışılırdı. Evlilikten keramet beklendiği gibi üniversiteye girdikten sonra da bir keramet beklenirdi. 


Aradan 30 yıl geçti ve şartlar çok değişti ama usul pek değişmedi. Devlet üniversitesi sayısı ve kontenjanları arttırıldı, vakıf üniversiteleri açıldı. Puan hesaplama motorları, tanıtıcı kitaplar, broşürler, üniversite tanıtım günleri, burs olanakları, “Yeter ki kontenjanlar boş kalmasın.” çalışmaları... Çok manidar! 


Özel üniversitelerin neredeyse her “mahallede” açılmaya başlamasıyla “piyasa” hareketlendi. Artık tercih dönemlerinde vapur iskelelerine bile panayır çadırı gibi tercih çadırları kurulan zamanlara geldik. Aman çocuklarımız yanlış tercih yapmasın, bilinçli seçimler yapsınlar diye herkes seferber oldu. Bu iyi niyet “vitrinli”, özel üniversite reklam çalışmaları çeşit çeşit… 


Peki, tercih ne demek? Nasıl yapılmalı?


Bu konuda herkes uzman, herkes rehber olmuş. Konu komşu, dost arkadaş, dershane, okul velhasıl bu konuda düşüncesi olanın da olmayanın da bir fikri var artık…


Yıllar içinde üniversite mezunu sayısı arttıkça, bir şekilde deneyim sahibi olanların doğru ya da yanlış deneyimlerini paylaşma isteği de artmıştır. 


“Çok şükür, çok şükür, bugünü de gördük.” demiş şair…


Kendi kariyer planlamasını yanlış yapmış insanlar bile sınavlar yaklaşınca (veya öncesinde) yaşam koçu oluyorlar. İktisat, mühendislik ya da işletme okumuş insanların yaşam koçluğu veya kariyer danışmanlığı yapmalarına bir diyeceğim yok ama bu bana biraz ironik geliyor.


Son 20 yıldır yanlış meslek seçimi yapmış o kadar çok insanla tanıştım ki neredeyse doğru tercih yapana rastlamadım desem yalan olmaz. Veliler, öğretmenler, dershaneler için tercihte öncelik “iyi” üniversiteler olmaktadır. Öğrencilerin yeteneklerine bakan, onlarla ilgilenen maalesef yoktur. Başarılı olmak için “iyi” bir üniversiteden mezun olmanın yeterli olacağı algısı oluşmuştur.


Bundan birkaç gün önce Türkiye’nin sayılı üniversitelerinden birinin Fizik Öğretmenliği Bölümü son sınıfında okuyan iki kız öğrenci ile konuştum. Öğretmenlik yapmak istemediklerini duyunca ne yapmak istediklerini sordum. Bana yanıt veremedikleri gibi kendileri de ne yapmak istediklerini bilmiyorlardı. Yeteneklerinizi biliyor musunuz, diye sordum ama onu da bilmiyorlardı. Gençlerin bir suçu yoktu çünkü ortaöğretim hayatları boyunca sadece derslere girip çıkmışlar, en yüksek notları almayı hedeflemişler, üniversite sınavında da yüksek puan alınca “boşa” gitmesin diye kendilerine göre en yüksek üniversite ve bölümü seçmişlerdi. 12 yıl boyunca yeteneklerini keşfedecek zamanları olmamış, bunu büyük bir zaman kaybı olarak görmüşlerdi! Ne yazık! Şimdi, en “iyi” üniversitelerden birinden mezun olacaklar ama hepsi o kadar…


Eğitim öğretim sistemi ters yüz edilirse elbette olacağı budur! 


Çocuklar okula neden gittiklerini bilmezse, ağır öğretim programları, öğrenmeye incelemeye fırsat bulamadan hızla ilerlenir ve amaç sadece bunları yıl sonuna kadar yetiştirme telaşı olursa olacağı budur! 


Okullarda sanat ve spor dersleri gereksiz görülürse, çocukların yeteneklerini keşfedecek fırsatları olmazsa ve zamanla yaratıcılık el birliği ile ortadan kaldırılırsa olacağı budur! 


Yönetici, öğretmen, anne ve baba için tek amaç öğrencilerin sınavlara hazırlanması olursa, yani sınav araç olmaktan çıkıp amaç olursa olacağı budur!


Öğrenciler okulu sevmeli, “okul” okul gibi olmalı…


Sanat, spor, kültürel çalışmalar yapılmalı, öğrencilerin tam öğrenmesi için meraklarının canlı tutulması sağlanmalı. Tercihler sadece “vapur iskeleleri”ne bırakılmamalı, yıllar içerisinde öğrencilerin güçlü yanlarını bulmaları için çalışmalar yapılmalı ve üniversite bölümleri incelenmelidir. Bölümleri bitirenler ne iş yapar, nerede yapar, bu bölüm için hangi dersler okutulur gibi onlarca soru çok önceden sorulmaya başlanmalıdır.


Sonra mı? Sonrasında seçilen bölüm/bölümler hangi üniversitelerde var ona bakılır.


Her şeyden önce tercih konusunda samimi olmalıyız. Okulların kontenjanları dolsun, aman çocuklar bir yere yerleşsin de yerleşme oranımız yüksek olsun, öğrenciler açıkta kalmasın düşüncelerinden ve baskılarından kurtulmak gerekir.


Mutlu bir gelecek için insan, hayallerinin peşini bırakmamalıdır… 

 

Kaynak: Ömer Orhan

egitimajansi.com

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber