ÜCRETLİ ÖĞRETMEN GERÇEĞİ
Hatta atanamayan meslektaşlarımızı da hesaba katınca durum daha da vahim olmaktadır. Eğitim fakültelerinden ve fen-edebiyat fakültelerinden mezun genç işsiz öğretmenlerimizin sayısı her sene artmakta buna rağmen her sene sınırlı atamalara bağlanan öğretmen umutları ise atanamayan meslektaşlarımız için hayati bir durum arz eder olmuştur. Her sene KPSS’ye girip atanamayan ya da mülakatta (!) elenen öğretmen sayısı ise çığ gibi yükselmektedir. Bir yanda çalışan öğretmenin emeği değersizleştirilirken öte yandan da işsiz öğretmen kuşatması arttırılmaktadır. O kadar çeşit öğretmenlik türü bulunmaktadır ki; kadrolu öğretmen, ücretli öğretmen, sözleşmeli öğretmen, özel sektörde çalışan öğretmenler ve daha niceleri... Her biri ayrı bir konu elbette. Bu yazımız ise ücretli olarak çalışan öğretmenlerimiz için. Malumunuz ücretli öğretmen, kadrolu öğretmenin bulunmadığı ve öğretmen kadrolarının yetersiz olduğu yerlerde ek ders ücreti karşılığı görev yapan öğretmenlerimizdir. 45 bin ücretli öğretmenimizin MEB kadrolarında çalıştığı bilinmektedir. Bu durum göstermektedir ki, Bakanlığın acilen 45 bin öğretmene ihtiyacı vardır. Lakin ne yazık ki öğretmen ihtiyacı olmasına rağmen yeterli atama olmaması ve dersanelerin kapanması nedeniyle özel sektörde iş bulamayan veya devlet okulunda görev yapmak durumunda olan öğretmenlerimiz için “Ücretli Öğretmenlik” gerçeğini ortaya çıkarmaktadır.

Özel sektörde ya da Milli Eğitim kadrolarında ücretli öğretmen  olarak çalışmak durumunda olan öğretmenlerimiz her sene iş arama endişesi ile karşı karşıya kalmakta ve genellikle de yaz mevsiminde işsiz kalmanın stresini yaşamaktadırlar. Elinde CV (özgeçmişi) ile kapı kapı iş aramak durumunda kalan meslektaşlarımızın iş garantisi ve gelecek güvencesi yoktur. Özel sektörde iş bulamayan öğretmenlerimizin ise devlet okullarında ücretli öğretmen olmak için araya birilerini sokmak zorunda bırakılması ise üzücü bir durumdur. Ücretli öğretmenlik için il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerine başvurular yapılmakta ve bazı yerlerde yaşanan torpil vb. olaylar ne yazık ki duyulup bilinmektedir. Özel sektörde her sene yenilenen sözleşmeler Eylül ayından Mayıs ya da Haziran ayına kadar olup genellikle 9-10 aylık bir süreyle yapılmaktadır. Ücretli öğretmenlerimizde özel sektörde çalışan diğer öğretmenlerimiz gibi sadece 8-9 ay okula gidebilmekte, Mayıs ayı sonu itibarıyla ilişiği kesilmektedir. Bu durum öğretmenlerin tazminat hakkını ortadan kaldırmakla birlikte yaz aylarında ücret almadan yaşamayı dayatmaktadır. Hatta özel sektördeki öğretmenlerimizin Ağustos ayında da “Tanıtım Dersleri” kapsamında çoğu zaman ücretsiz şekilde çalışmak durumunda kaldıkları bilinmektedir. Söz konusu öğretmenlerimizin her yıl neredeyse 15 günlük emekleri gasp edilmektedir

Mezunlar çoğalmakta ve buna bağlı olarak işsiz öğretmen sayısı her geçen yıl adeta binleri bulan sayılarla artmaya devam etmektedir. Atama sayısı oldukça yetersiz iken üstüne bir de sürekli yeni mezun sayısı eklenince süreç içinden çıkılmaz bir hal almaktadır. Atama talebine ilişkin sayıyı yükseltmek önümüzde acil bir görev olarak durmaktadır. Ancak bununla birlikte özel öğretim kurumları gerçeği var olduğu sürece burada çalışanlar da olacaktır. Dolayısıyla özel öğretim kurumlarında çalışan on binlerce eğitim çalışanlarının çalışma koşullarının insani bir düzeyde olması için; daha adil bir ücret, iş güvencesi, hastalık izni, onur kırıcı çalışma şartlarının ortadan kaldırılması için bir çalışma standardının oluşturulması, MEB’nın bu isteklerin gerçekleştirilmesi için gerekli düzenlemeleri yapması ve sonrasında da bunun denetimini düzenli yapması gerekmektedir. Bu durum özel sektörde çalışan öğretmenlerimiz kadar ücretli öğretmenlerimizin de acı bir gerçeğidir. Girdiği ders saatine göre maaş alan ücretli öğretmenimiz için izin ve rapor hakkının bulunmaması da ayrı bir sorundur. Kadrolu öğretmen gelene kadar görev yapan ücretli öğretmen, herhangi bir atama sonrasında hiç bir tazminat almadan işten ayrılmak durumunda kalabilmektedir. En fazla 1000 lira civarında maaş alabilecek durumda olan bir ücretli öğretmen, 4 yıl fakülte okuyarak öğretmen diploması almış olmasına rağmen hiçbir özlük hakkına sahip olmadan çalışmak durumunda bırakılmaktadır. Bu durum, çağımız çalışma koşullarına uygun değildir. “Öğretmen” kimliğine sahip bir eğitimciye reva görülen ücret ve özlük hakları ise kabul edilebilir değildir. Nitekim bu öğretmen, öğretmen olma yeterliliğine sahip değilse o diplomayı nasıl almıştır? Yine bahse konu ücretli öğretmenimize ihtiyaç varsa niye atamaları yapılıp kadroya alınmamaktadırlar? Eğer ki, kadroya alınma konusunda yetersiz ise o diplomayı nasıl almıştır? Diplomayı bir şekilde aldığı varsayılsa bile bu durumda MEB öğretmen olma yeterliliğine sahip olmayan bir öğretmeni derse nasıl sokuyor? Tabi önce şu sorunun cevabının verilmiş olması gerekir: diploma almaya hak kazanarak öğretmen olmuş  birine “Sen öğretmen olma yeterliliğe sahip değilsin” demek saçma olmayacak mı? Nitekim elinde öğretmenlik diploması bulunmaktadır. Bu gibi sorular çoğaltılabilir, elbette. Marifet soruları çoğaltmakta değil, zira soruların tek bir cevabı bulunmaktadır. Tüm bu soruların cevabı, öğretmen yetiştirme sisteminin yeniden inşası ve mevcut ihtiyaca bağlı olarak ücretli öğretmenlerimizin kadroya alınmaları ile çözüleceği gerçeğidir. 

Son olarak sözleşmeli öğretmenlikle ilgili daha önce kaleme almış olduğum makalememi daha detaylı olarak yeniden kaleme alacağımı ifade eder, ücretli öğretmenlerimizin kadroya alınmalarını, o zamana kadar da birtakım özlük haklarının iyileştirilmesini temmenni ediyorum. 

Mehmet GÜLEÇ
Eğitimci-Yazar
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Eğitim ve Ögretim Eğitim ve Ögretim