Bu haber kez okundu.

TÜRKİYE, YABANCI DİL EĞİTİMİNDE HANGİ NOKTADA?
 Türkiye, yabancı dil eğitimine başlama yaşı açısından AB ülkelerini yakaladı ancak bu eğitimi nasıl yaptığınız çok önemli. Devlet okullarında haftada sadece iki saat yabancı dil dersi ile yabancı dil eğitimi konusunda hiçbir yere varmak mümkün değil.

Dil Eğitimi Süreklilik Gerektirir
Dil öğrenimi süreklilik gerektirir, 7-8 yaşındaki bir ilkokul öğrencisinin haftada sadece 2 saat süreyle maruz kaldığı ve çevresinde kullanma olanağının olmadığı bir dil sistemini çözümlemesi mümkün değildir. Türkiye’de devlet okullarında yabancı dil eğitimi haftada iki saatlik süreyle AB eğitim kriterlerinin çok altında kalmaktadır. Yabancı bir dilin akademik anlamda etkin bir biçimde doğru konuşulması ve kullanılması için gereken yoğun öğrenme süresi 5-7 yıl sürmektedir.

Dil Eğitiminde Materyal Seçimi Önemli
Yabancı dil derslerinin nasıl yapıldığı, içeriğin nelerle doldurulduğu ve kullanılan eğitim materyallerinin durumu, dil öğreniminde kritik bir konu. Devlet okullarında şu anda 2. sınıflarda kullanılan İngilizce kitabını incelediğimizde, kitapta yer verilen tematik başlıklar arasında herhangi bir mantıksal ilişki olmadığını görüyoruz.

Örneğin, bir ünitede çocuklar parkta başlığı yer alırken, diğerinde sayılar ve renkler, bir diğerinde vücudun bölümleri birbirleriyle ilişkilendirilmeden ve izole konular halinde ele alınıyor. Oysa gerçek yaşamda dili kullandığımız her durumda, söylediğimiz her cümle önceki cümleyle ve sonraki cümleyle anlamsal olarak ilişkilidir.

Elbette teknolojinin hızla geliştiği günümüzde tek kullanılan öğretim malzemesi kitap olamaz. Ancak, ilkokul öğretmenleriyle yaptığımız araştırmalarda ders kitaplarının öğretmenlerin yüzde 85’inin düzenli olarak kullandığı kaynaklar olduğunu görüyoruz. Bu nedenle, bu kadar yoğun kullanılan kitapların seçiminin son derece önemli olduğu ve titizlikle yapılması gerektiği göz ardı edilmemeli.

Dil öğreniminde çocuğa sunulan her malzemenin anlamlı ve temaların birbirleriyle ve gerektiğinde çocuğun diğer derslerde öğrendikleri ile ilişkilendirilmesi gerekir. Dil öğretimi boşlukta gerçekleşmez. Sınıfa giren her çocuğun kendi deneyimlerini ve yaşantılarını öğretimin içine katmak ve ilişkilendirmek gerekir. Çocuk sınıfa boş bir kafa ile girmez. Bu konuda, içerik temelli öğretim modelinden ve çocuğun bilişsel, dilsel ve sosyal gelişimine uygun öyküler, şarkılar ve kendisinin yaparak aktif biçimde yer aldığı etkinliklerden yararlanılması gerekir.

İstanbul’da 39 ilçenin yanı sıra Erzurum, Bursa ve Mersin gibi büyük kentlerde 1000’i aşkın İngilizce öğretmeniyle tamamladığımız bir TÜBiTAK projesinde ulaştığımız sonuçlara göre; İngilizce öğretmenlerinin %63 oranında sınıfta ağırlıklı olarak hala geleneksel anlamda dil bilgisel kuralları öne çıkardığını görmekteyiz. Oysa, 7-8 yaşındaki çocukların dilbilgisi kurallarını analiz etmeleri mümkün değildir.
Günümüzde Tek Dilli Bir Toplum Bulmak Neredeyse İmkansız
Dünya nüfusunun yarısından çoğu iki dillidir. Günümüzde tek dilli bir toplum veya ülke bulmak neredeyse imkânsızdır. Pek çok ülkede hala dil politikaları tek dilli olduğu için, bizim tek dilli olarak bildiğimiz toplumlarda da aslında birden fazla dil konuşulduğu göz ardı edilmektedir. Eskiden iki dillilik özellikle sömürge geçmişi olan Afrika ülkeleri ile özdeşleştirilirdi. Oysa, günümüzde çok uzağa gitmeden kendi ülkemiz de dahil, neredeyse tüm komşu ülkelerde ve Avrupa ülkelerinde en az iki, çoğu zaman ikiden fazla dil yaygın bir biçimde kullanılmakta.

İki Dillilik Zekayla İlgili Değildir, Çocuk Kaç Dile Maruz Kalırsa O Kadar Dil Öğrenebilir
Normal gelişim gösteren bir çocuk, çevresinde maruz kaldığı her dili öğrenme kapasitesine sahiptir. Yaygın kanının aksine iki dilliğin zekâyla fazla ilgisi bulunmamaktadır ve dil öğrenme konusunda beynin koyduğu hiçbir kısıtlama yoktur. Çocuk büyüdüğü ortamda kaç dile maruz kalırsa, o kadar dili öğrenebilir.

İki dilli bireylerde diller her zaman etkileşim halindedir ve bir dil diğerini etkileyebilir. İki dillilik, sosyal gelişim ve ekonomik kazançlarının ötesinde çocuğa bilgiyi algılamada, işlemede, kullanmada ve kavram geliştirmede zihinsel esneklik sağlıyor ve biliş-üstü becerilerin gelişmesine katkıda bulunuyor. Eş zamanlı iki ayrı dil sistemine maruz kalan çocuklarda, annenin başka, babanın ise başka bir dil konuştuğu ortamlarda çocuk bu iki dil arasındaki farkı 2’li yaşında iken rahatlıkla ayırt edebiliyor, saniyeler için bir dilden diğerine geçebiliyor.

Son yıllarda yaşlılarla yapılan çalışmalar, iki dilliliğin olumlu etkilerinin ileri yaşlarda da görüldüğünü göstermektedir. Ancak iki dilli bireylerin iki dilliliğin avantajlarından yararlanması için her iki dilini de etkin bir biçimde kullanması gerekir. Dolayısıyla, dil ve eğitim politikaları açısından sağlıklı olan, her iki dilin de desteklenmesidir.
Kısa Bağlantı : http://clss.link/29YT7ut

Yazar: Prof. Dr. Belma HAZNEDAR
BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

öğretmen, eğitim, haber, meb, kamu, e okul, öğretmenler, sendika, psikoloji, sağlık, ekonomi, kamuhaber, meb haber, öğretmen haber, eğitim haberleri, öğretmen sorunları, eğitim psikolojisi, milli eğitim, kamu haber