Sözleşmeli öğretmenlik çözüm müdür?
Fakat ne acıdır ki, topluma hizmet eden hakimi, polisi, doktoru, mühendisi hatta öyle ki ülkeyi yönetenleri dahi yetiştiren fakat kendisi hep aynı yerde sayan öğretmenlik gibi kutsal bir mesleğin bugün sözleşmelisi mecvut hale gelmiş ve ne yazık ki yürürlüğe girmiştir. Sözleşmeli öğretmen olarak atanan kişi 4 yıl süreyle her yıl İl/İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ile sözleşmesini yenileyecek olup bu süreç içerisinde bir nevi aday olarak görev yapacaklardır. 4 yıllık sürecin sonunda kadroya geçiş hakkı elde edecek olan öğretmenimiz bulunduğu yerde 2 yıl daha çalışması halinde kadroya geçerek özür grubu atamasına başvuru yapabilecektir. Sözleşmeli öğretmenlik ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın aile bütünlüğü ilkesi işlemeyecek ve 4 yıl boyunca o öğretmenimiz  malum BİR sendika dışındaki sendikalara üye olmaya çekinecek ve 4+2 şeklinde gittiği yerde 6 yıla mahkum edilecektir. Büyük çoğunluğu zorunlu hizmet alanı diye tabir edilen il ve ilçelerde hatta köylerde görev yapacak olan öğretmenlerimizin bu hizmeti nasıl bir psikoloji ile yerine getireceklerini düşünmenizi isteriz. Yıllarca atanmayı bekleyen yıllarca okuyup bir yerlere gelmenin mücadelesini verip dirsek çürüten öğretmen meslektaşlarımız şimdi de atanıp ailesinden, eşinden ya da çocuğundan ayrı kalmayı göze almaya zorlanmaktadır. Bu uygulamanın, uygulanabilir olmaktan uzak olduğu beyan ediyor, bu durumu kamuoyunun vicdanına bırakıyoruz. 

668 Sayılı KHK ile yaşama geçirilen sözleşmeli öğretmenlik uygulamasının ilki geçen yıl gerçekleşmiştir. Sözleşmeli çalışma sistemi, güvencesiz çalışma biçimi olup başarı sağlamaktan uzak bir görüntü vermektedir. Hatta KPSS gibi toplumun genel olarak güvenilir kabul ettiği ve toplum vicdanında genel anlamda kabul gören böylesi bir sınavın yanına sübjektif değerlendirmelerle adaletsizliklere yol açan mülakat sistemi getirilmiştir. Sözlü bir sınav olan mülakat, sübjektif kriterler içerebileceği gibi bu sürecin tekrarı mevcut olamayacağı için itirazı da neredeyse mümkün olamamaktadır. Ayrıca diplomasında “Öğretmen” yazan birini de mülakata tabi tutmak ne derece doğrudur, tartışılır. Netice de üniversite kurumu o kişiye yeterli kriterleri karşıladığı için “Öğretmen” diploması vermeyi uygun görmüştür. Eğer ki “öğretmen” olan birinin öğretmenliğini sorgulamaya kalkarsak bu durum eğitim sistemini sorgulamak olur ki, bu durum öğretmen diploması alan kişiyi değil sistemi sorgulamaktır. Sübjektif kriterlere ya da yorumlara dayalı olarak yapılan mülakat elbetteki birçok tartışmayı da beraberinde getirmektedir. Bütün bu sonuçlar eğitimin siyasallaşmasına yol açabileceği gibi yazılı/görsel medyada gördüğümüz mülakata dair haberler gerçekten üzücü ve endişe verici bir boyutta her yıl artarak devam edecek ve toplum vicdanını rahatsız edecektir. Toplum vicdanının rahatlatılması için MEB, mülakat uygulamasından geri dönmelidir. Mülakat uygulaması genel olarak tarafsız olmaktan uzak bir değerlendirme sistemidir. Mülakat sisteminin kaldırılması ve sözleşmeli öğretmenlik sisteminden dönülmesi gerekmektedir. Zira eğitimin ve eğitimcinin sözleşmelisi olmamalıdır. Öncelikli kalkınma bölgeleri diye tabir edilen yerler zaten zorunlu hizmet bölgeleri olup bu bölgelerde öğretmenlerin kalıcı olmasını sözleşmeli sistem ile çözmek yerine söz konusu bölgelere teşvik sunulsa sorun hem eğitimcilerimiz için hem de eğitim sisteminin istikrarını yükselterek bunun devamlılığını sağlamak adına daha iyi olacaktır. Zira sözleşmeli diye tabir etmek durumunda kaldığımız eğitimcilerimizi, ailelerinden 4+2 yıl süreyle mahrum etmek, işlerini güçleştirmek, motivasyonlarını düşürecek bu da eğitim sistemimiz için yine bir kayıp olacaktır. Çözüm sözleşmeli öğretmenlik değil, öncelikle kalkınma bölgelerine teşvik sunulmasıdır. 

Mehmet GÜLEÇ
Eğitimci-Yazar
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Eğitim ve Ögretim Eğitim ve Ögretim